bugün
- sözlük kızları dertleşiyor10
- game of thrones taki kerhaneci9
- sözlükteki sessiz yazarlar7
- bilgisayar alacaklara tavsiyeler4
- claudian clouds39
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri25
- almanya da sol partiyi destekleyen gurbetçi3
- arkadaşlar kova erkeğinden olur mu6
- gurbetçilerin oy kullanma saçmalığı3
- sarı saç mavi göz2
- londra2
- mustafa kemal atatürk ün boyu8
- müslüman kardeşine dua etmek2
- kimse seni sevmiyor4
- afd2
- ölümden korkuyor musunuz30
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı28
- hiç antidepresan kullanmayan insan6
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi19
- hiçbir şey yapası gelmemek4
- habire1220
- verginin ahlaki meşruiyeti3
- öğrencinin kırtasiye masrafı 3 bin 335 lira2
- çağrı dayı2
- döner burger2
- kadın dövmek4
- atatürk diyor ki8
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
- yazılımcıların flört edememesi3
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- 2026 2027 uefa avrupa ligi şampiyonu3
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı14
- epoxis2
- tuba büyüküstün2
- iltica16
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi11
- hamburgerin içindeki domates4
- forex dolandırıcılığı soruşturmasında 191 gözaltı2
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- vedat muriqi6
- amedspor'un süper ligin lideri olması13
- meriç keskin4
- her biji amed8
- 0 0 719
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- sözlüğün canlandırılması için yapılması gerekenler7
- depresyon6
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması11
- tulumba tatlısı6
dünyayı tek bir anlatımda açıklamaya çalışan hikayeleri temsil eder ve bunlar bize söylenen yalanlar olarak görür Lyotard.
Bunlara Grand-narratives de demiştir.
Tarih
ilerleme
Aydınlanda
Özgürlük
marxism
gibi şeyleri meta-narrative olarak görmüş ve sorgulamıştır. ben Burada kendisini Descartes akımından görüyorum zira kendisinden önce var olan her düşünceyi tekrar bağımsız bir şekilde ele alıp yorumlamaya çalışmıştır ( şu an bu akımın adını hatırlayamıyorum). Kendisi burjuvazinin bir MiT olduğunu dahi iddia etmiştir.
Bunlara Grand-narratives de demiştir.
Tarih
ilerleme
Aydınlanda
Özgürlük
marxism
gibi şeyleri meta-narrative olarak görmüş ve sorgulamıştır. ben Burada kendisini Descartes akımından görüyorum zira kendisinden önce var olan her düşünceyi tekrar bağımsız bir şekilde ele alıp yorumlamaya çalışmıştır ( şu an bu akımın adını hatırlayamıyorum). Kendisi burjuvazinin bir MiT olduğunu dahi iddia etmiştir.
dünyayı tek bir çerçeveye sığdırmaya çalışan büyük hikâyeler. sana baştan bir anlam paketi sunuyor tarih şöyle akar, ilerleme böyledir, özgürlük şudur gibi. jean françois lyotard tam burada frene basanlardan. diyor ki, bu büyük hikâyeler aslında sandığımız kadar evrensel ya da “doğru” değil. daha çok, bize uzun zamandır anlatılagelen, kabul edilmiş paketler. aydınlanma, marksizm, tarihin sonu, ilerleme… hepsi “işte gerçek bu” diye konuşuyor ama gerçek hayat o kadar düzgün, tek çizgili değil ki. hayat daha çok parçalı, yerel, küçük hikâyelerden oluşuyor. bir yerden sonra o büyük çerçeveler çatırdamaya başlıyor.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar. descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar. descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar