bugün
- kadınların yüzlerine sürekli bir şeyler sürmesi6
- her haltı atatürkçü olanlar yiyor11
- demet evgar5
- kürtler 13 000 yıldır anadoluda yaşıyor4
- türkiye abd maçı saat 5 te trt 1 de2
- araplar puta taparken türkler tek tanrıya inanırdı2
- am okşama4
- vajinizm3
- hızlı para kazanmanın yolları12
- curaçao fildişi sahili maçı saat 23 te trt spor da2
- türk kızı egosu6
- türkiye abd maçını izleyecek misiniz8
- şu an ihtiyacım var dediğin şey3
- yazarların imza parfümleri14
- türk erkeği egosu4
- imdat arkadaşlar4
- evde kaş bıyık alımı2
- omuzda teyp ile dolaşılan karanlık yıllar2
- akla gelen her başlığı açamamak2
- m uludagsozluk com da görsel yüklenmeme sorunu4
- mehdi hayatta ama herkes tanımıyor7
- kürt mimarisi2
- güzel huylu kezo4
- erkekler neden az yaşar10
- fesli kadir'e üstat diyen islamcı2
- evlenmeden önce karıyı ekspertize sokmak3
- milletin anasına küfretmek2
- akp'ye katılan belediye başkanları11
- saygıdeğer birader yazarlar5
- futbol fanatiklerinin birer aptal olması4
- zaman baba zaman anne zaman çocuk3
- tramer kaydı olan kız4
- bir insanı sevmek12
- 2026 dünya kupası22
- uranyum ve roket2
- pkk nasıl biter5
- yobazla muhafazakar arasındaki fark3
- mutluluğun fark edilmemesi9
- biat kültürü3
- dünya11
- 24 haziran 2026 venezuela depremi7
- çırılçıplak şekilde ağlayarak ana haber seyretmek5
- magnum yemenin lüks sayıldığı yıllar5
- al kardeşim elimi verdim sana2
- futbol17
- halil ergün2
- yaratıcı çıkma teklifleri4
- kıskanmak7
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı13
- fakirin sevmesi hak mıdır13
dünyayı tek bir anlatımda açıklamaya çalışan hikayeleri temsil eder ve bunlar bize söylenen yalanlar olarak görür Lyotard.
Bunlara Grand-narratives de demiştir.
Tarih
ilerleme
Aydınlanda
Özgürlük
marxism
gibi şeyleri meta-narrative olarak görmüş ve sorgulamıştır. ben Burada kendisini Descartes akımından görüyorum zira kendisinden önce var olan her düşünceyi tekrar bağımsız bir şekilde ele alıp yorumlamaya çalışmıştır ( şu an bu akımın adını hatırlayamıyorum). Kendisi burjuvazinin bir MiT olduğunu dahi iddia etmiştir.
Bunlara Grand-narratives de demiştir.
Tarih
ilerleme
Aydınlanda
Özgürlük
marxism
gibi şeyleri meta-narrative olarak görmüş ve sorgulamıştır. ben Burada kendisini Descartes akımından görüyorum zira kendisinden önce var olan her düşünceyi tekrar bağımsız bir şekilde ele alıp yorumlamaya çalışmıştır ( şu an bu akımın adını hatırlayamıyorum). Kendisi burjuvazinin bir MiT olduğunu dahi iddia etmiştir.
dünyayı tek bir çerçeveye sığdırmaya çalışan büyük hikâyeler. sana baştan bir anlam paketi sunuyor tarih şöyle akar, ilerleme böyledir, özgürlük şudur gibi. jean françois lyotard tam burada frene basanlardan. diyor ki, bu büyük hikâyeler aslında sandığımız kadar evrensel ya da “doğru” değil. daha çok, bize uzun zamandır anlatılagelen, kabul edilmiş paketler. aydınlanma, marksizm, tarihin sonu, ilerleme… hepsi “işte gerçek bu” diye konuşuyor ama gerçek hayat o kadar düzgün, tek çizgili değil ki. hayat daha çok parçalı, yerel, küçük hikâyelerden oluşuyor. bir yerden sonra o büyük çerçeveler çatırdamaya başlıyor.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar. descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar. descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar