bugün
- yasakçı zihniyet15
- 35 yaş üstü kadın kontenjanı5
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız10
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- başınıza gelen enteresan vakalar5
- mutlu ama uzak olsun10
- biz sakal gibiyiz kestikçe uzarız4
- sözlükte aşk yaşayacak kadın olmaması sorunsalı6
- ekşi sözlük19
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- ismail kartal13
- avanoslu insanlar3
- bir çomarla finoyu çiftleştirmek4
- bugün ne yapsam6
- fazla araştırmak kötü müdür2
- güllünün roman havası oynarken balkondan düşmesi4
- felsefe9
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması4
- alamancı akraba klişeleri3
- şarapçı koala'nın ulusalcı nefreti4
- halit ergenç olması ama halit eryaşlı olmaması2
- seri eksiciyi yemleyip asıl mevzuda kilitlemek3
- avrupa'nın zengin olması afrika'nın fakir olması3
- ruh eşinizin sizi beğenmemesi2
- kadın öğretmenler4
- alparslan kuytul8
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması5
- alaman finosu2
- apo orospu çocuğu değildir demek9
- 15 mayıs2
- görür görmez eksi oy verilen yazarlar2
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı30
- içki içen akp li6
- burayı bilen var mı2
- tarikatlar ve cemaatler5
- yahudilerin istihbaratta cinnileri kullanması6
- metal müzik dinleyen imam3
- bahçeliden gündem yaratacak seçim sistemi çıkışı6
- enayimiknatisi ile kavga etmek11
- vatan sevgisi imandandır2
- habaş'ın yerli otomobil projesi5
- sözlükte kavga çıkmasının sebebi10
- evde lahmacun yapmak6
- açlıktan karnına taş bağlayan peygamber4
- osuruktan şiirler47
- zorunlu eğitim10
- cristiano ronaldo4
- tulumba tatlısı9
- okul formalarının dayatılması3
- rüzgar2
dünyayı tek bir çerçeveye sığdırmaya çalışan büyük hikâyeler. sana baştan bir anlam paketi sunuyor tarih şöyle akar, ilerleme böyledir, özgürlük şudur gibi. jean françois lyotard tam burada frene basanlardan. diyor ki, bu büyük hikâyeler aslında sandığımız kadar evrensel ya da “doğru” değil. daha çok, bize uzun zamandır anlatılagelen, kabul edilmiş paketler. aydınlanma, marksizm, tarihin sonu, ilerleme… hepsi “işte gerçek bu” diye konuşuyor ama gerçek hayat o kadar düzgün, tek çizgili değil ki. hayat daha çok parçalı, yerel, küçük hikâyelerden oluşuyor. bir yerden sonra o büyük çerçeveler çatırdamaya başlıyor.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar. descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar. descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
dünyayı tek bir anlatımda açıklamaya çalışan hikayeleri temsil eder ve bunlar bize söylenen yalanlar olarak görür Lyotard.
Bunlara Grand-narratives de demiştir.
Tarih
ilerleme
Aydınlanda
Özgürlük
marxism
gibi şeyleri meta-narrative olarak görmüş ve sorgulamıştır. ben Burada kendisini Descartes akımından görüyorum zira kendisinden önce var olan her düşünceyi tekrar bağımsız bir şekilde ele alıp yorumlamaya çalışmıştır ( şu an bu akımın adını hatırlayamıyorum). Kendisi burjuvazinin bir MiT olduğunu dahi iddia etmiştir.
Bunlara Grand-narratives de demiştir.
Tarih
ilerleme
Aydınlanda
Özgürlük
marxism
gibi şeyleri meta-narrative olarak görmüş ve sorgulamıştır. ben Burada kendisini Descartes akımından görüyorum zira kendisinden önce var olan her düşünceyi tekrar bağımsız bir şekilde ele alıp yorumlamaya çalışmıştır ( şu an bu akımın adını hatırlayamıyorum). Kendisi burjuvazinin bir MiT olduğunu dahi iddia etmiştir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar