bugün
- göçmen karşıtı din düşmanı sosyal demokratlar16
- game of thrones taki kerhaneci16
- ölümden korkuyor musunuz35
- sözlük kızları dertleşiyor14
- gençlik ve güzellik bitince kızlar ne yapıyor9
- kaçak sığınmacıları müslüman diye güzellemek3
- 128 milyar dolar nerede3
- platon'un mağarası2
- claudian clouds41
- arkadaşlar kova erkeğinden olur mu8
- şok market2
- sarı saç mavi göz5
- almanya da sol partiyi destekleyen gurbetçi5
- 21 eylül dünya barış günü2
- sözlükteki sessiz yazarlar7
- burçlara inanan kızdan olur mu3
- bilgisayar alacaklara tavsiyeler5
- bugün ne oldu10
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri25
- sözlüğe yön veren bayan sayısındaki azalma2
- son üç şifrenizle aynı olamaz2
- erkeklerin seks ihtiyacı bitmez bacım2
- sözlük yazarlarının normal kombinleri24
- işteyken entry girmek2
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı28
- tahammül etmek2
- mustafa kemal atatürk ün boyu8
- yok knk iyiyim2
- edinburgh3
- karton abi2
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi19
- melis sezen'in memeleri2
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı15
- hiç antidepresan kullanmayan insan6
- kimse seni sevmiyor4
- habire1220
- queen feristah16
- gurbetçilerin oy kullanma saçmalığı3
- burhan özfatura2
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
- hiçbir şey yapası gelmemek4
- londra2
- müslüman kardeşine dua etmek2
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- afd2
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- anın görüntüsü23
- kadın dövmek4
- verginin ahlaki meşruiyeti3
- öğrencinin kırtasiye masrafı 3 bin 335 lira2
dünyayı tek bir çerçeveye sığdırmaya çalışan büyük hikâyeler. sana baştan bir anlam paketi sunuyor tarih şöyle akar, ilerleme böyledir, özgürlük şudur gibi. jean françois lyotard tam burada frene basanlardan. diyor ki, bu büyük hikâyeler aslında sandığımız kadar evrensel ya da “doğru” değil. daha çok, bize uzun zamandır anlatılagelen, kabul edilmiş paketler. aydınlanma, marksizm, tarihin sonu, ilerleme… hepsi “işte gerçek bu” diye konuşuyor ama gerçek hayat o kadar düzgün, tek çizgili değil ki. hayat daha çok parçalı, yerel, küçük hikâyelerden oluşuyor. bir yerden sonra o büyük çerçeveler çatırdamaya başlıyor.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar. descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar. descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar