bugün
- türk vatandaşları türktür6
- iyi bir insanın kötü bir insana dönüşme süreci6
- ibadethanelerin ürkünç olması10
- sözlük yazarlarının kombinleri8
- ilk öpüştüğüm kız6
- eczacının sağlıklı günler demesi5
- canımın yubari kavunu çekmesi8
- true'nin acile kaldırılması5
- koreli ucube ile evlenen kadın3
- almanyada çok insan öldü haklı mıydı3
- haftanın gammazları listesi26
- burası instagram değil sözlük4
- uzaylılara açıklamakta zorlanacağımız şeyler2
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı20
- şu an sizi ne mutlu ederdi3
- ince memed3
- game of thrones taki kerhaneci4
- dünya asla vazgeçme günü4
- türkiyenin ukraynaya füze satışına putin uyardı3
- tulumba tatlısı6
- adana kebap10
- zeynep bastık'ın beyaz külodu2
- gece pencereyi açık unutup yatmak5
- bebek katili3
- devlet eliyle eğitim zorunluluğu2
- osuruktan şiirler41
- içimi dostuma döktüm umarım başkalarına anlatmaz2
- dünyanın sonunun fon müziği2
- arkadaşlar sizce bu balık mı rihanna mı3
- her şeyi hatırlayan insan2
- eyvah karakollara düştük2
- insanın ilkel olduğunu kanıtlayan hede2
- kimi yahudiler2
- türk kızı2
- başa dönüp aynı hataları yine ama daha iyi yapmak2
- irfan can kahveci4
- okul kıyafeti zorunluluğu4
- kanal ayarlama 1500 lira11
- gece sokaklarda dolaşıp kedi ve köpekleri sevmek3
- ben geldim kerkenezler18
- sözlükten soğuma nedenleri17
- claudian clouds22
- erdoğan ve trump'ın kritik görüşmesi2
- devletin temeli adalettir9
- iyi parti17
- açılım5
- herşeye x projesi diyip rahatlıyoruz2
- simko315
- hp omnibook 5 flip 143
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
trenlerde en önden gidip duman çıkararak yön gösteren şey.
genelde slav ülkelerin (rusya, bulgaristan, ukrayna v.s.) futbol takımlarında bu isim olur, mesela; lokomotif moskova, lokomotif sofya gibi.
(bkz: richard trevithick)
en şahane icad çeşididir. bunun sayesinde milyonlarca insan bir yerden, başka bir yere giderken zerre kadar zorluk çekmez çünkü güzergah bellidir ve kaybolma ihtimali de yoktur. lokomotif komünist icadı olması itibarıyle de son derece toplumsal bir ulaştırma aracının başıdır.
(bkz: du bist mein lokomotiv)
Komünizm ile özdeşleştirilen ulaşım aracı.
bir hayat hikayesinin kahramanıdır.
Günün birinde bu dünyaya gelmiş bir çocuk vardı. Bir yıldaki 365 günden birinde doğmuştu. Hangi gün doğduğu, şu an pek önemli değil. Yaşaması, hayata bir yerden tutunması gerekiyordu. Çünkü hayat, yakıtı bir süre sonra biten bir lokomotifti ve insanlar bu trene bir şekilde bağlıydılar. Kimisi ip ile, kimisi halat ile kimileri de ancak toplu iğne deliğinden geçebilen incecik dikiş ipliği ile bağlıydılar. Ve tren sürüklüyordu. Sıkı tutunup trende iyi bir yer bulabilen rahat yaşıyordu, koltuklarına oturabilen ise deyim yerindeyse 'kral gibi' idi. Trenden hiç beklenmedik zamanda erkenden düşenler oluyordu. Onlar için geçmiş olsun. 'Hayat Devam Ediyor' derler ve gülüşmeye, eğlenmeye devam ederlerdi.
Trenden eninde sonunda düşülecekti ve bu yolculuk boyunca sürekli ipin ucunda sürüklenmek de vardı. Hızı sabit değil ve nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz. Sürekli bir bilmece.. Ne olacak? Ya rayların üzerinde bir taş varsa? Ama o taşlar da trenin hızıyla kaybolup gidiyordu. ipin ucunda sallananlar yol boyunca dışardan bir çok darbe alıyorlardı üstelik.
Herkes için sonu belli olan bir yolculuk..Tek bir taşıyan var gibi gözükse de herkesin taşıyanı ayrı..ikilem de burada başlıyor zaten..Sürekli seçim yapma zorluğu, sevdiklerinden vazgeçebilmek, istemediğin şeyleri yapmak zorunda kalmak..
Ve bu trene konuk olmuş bir çocuk..incecik ipliği var ve ufak olmasından kaynaklanan kuvvetsizliği ile sürüklenmeye başlıyor.. Çevresine bakıyor ama tanıdğı kimse yok. Yalnızlığı hissediyor. Bağırıp çağıranlar, ağlayanlar, gülenler var. Herkesin farklı bir yolculuğu var, olması gerekir. 'Niye rüzgar esiyor?' diye soruyor kendi kendine..Çünkü tren sürekli hareket halinde ve kendisi doğa ile başbaşa..Vücuduna ağaç dalları çarpıyor ve acıtıyor. Bir ara tren yavaşlıyor ve duruyor. Çocuk bu yolculuktan sıkılmış osa gerek, inmek için hamle yapıyor ama ellerinden trene bağlı. Serbest olan ayaklarıyla yere temas edebiliyor sadece.. Yerkürenin varlığını o zaman anlıyor. Ellerinin neden bağlı olduğunu düşünürken ön taraflardan bir ses geliyor. Kapı açılıyor. Hayatta yeni olan bu çocuk, kapıyı da tanıyor. ilginç bir sesi var. Paslanmış gibi..Gerçi paslanmanın da ne olduğunu bilmiyor ama.. Açılan bir kapıdan yaşlı bir insan düşüyor ya da atılıyor. 'pat'. Ellerine bağlı bir halat var. Çok kalın. Çocuk 'Benim ipim neden bu kadar ince?' diye kendine sorarken bir taraftan da yere düşen kişiye bakıyor. Hareketsiz ve sessiz. O gitmiş, yolcuğunun sonuna gelmiş. 'Niye atıldı ki?' Kendi yüzü pürüzsüz iken yerdekinin suratı çizgi içinde kalmış. 'Ben de mi böyle olacağım yoksa?' içini bir korku kaplıyor. 'Korku ne demek?'
Treni incelemeye başlıyor. Metaldan yapılmış bir kutuya bağlı. Nasıl geldiğini bilmiyor. Bir çok parçadan oluşan bir tren. Adını da bilmiyor. Parçalar birbirlerine demir kaynaklarla bağlanmış, çok sağlam. Bunları göremiyor tabi ama hızla giden bir şeyin onca yol boyunca savrulmadığını düşününce bu sonua ulaşıyor. Parçalar 'vagon' olarak biliniyor. Acaba içlerinde neler var? Kendisine benzeyen bir çok insan var tabi. Dışarıda kendisi ile birlikte sürüklenenlerden sayıca az, çünkü koltuk sayısı az.
Tren hızlanırken çocuğun gözü vagonların pencerelerine takılıyor. Gün ışığının cama vurması sayesinde içeriyi net olarak göremiyor ama kıpırtılar var. Belki de ona bakıyorlar, gülüyorlar. Çocuk amaçsızca içeri bakarken sürgülü pencere hafifçe aralanıyor: 'Buraya oturabilmen için bizim yaşadıklarımızı yaşaman gerekiyor çocuk.' Gülüşmeler geliyor içerden ve pencere kapanıyor. Yine rüzgar ile başbaşa kalıyor. Ellerindeki ipliğin biraz kalınlaştığını fark ediyor. Çevreye uyum sağlıyor yavaş yavaş. Elleri nasır tutmuş, kıyafetleri eskimiş, parçalanmş.. içerideki insanlara takılıyor aklı. 'Onlar da bu yollardan geçmişler midir acaba?' 'Ben neden yalnızım öyleyse?' Sorduğu soruların cevabını yakında alacak.
Hemen yan tarafında bir tane daha çocuk var, neredeyse onun gibi..Biraz konuşuyorlar. içinde bulundukları durumu tartışıyorlar ama bir sonuca ulaşamıyorlar. Tren hızla giderken oluşturduğu merkezkaç kuvvetinin etkisiyle çocuklar neredeyse yere paralel konuma geliyorlar. Tam bu sırada çocuklardan birine bir şey çarpıyor. Çocuk yaralanıyor. Elleri bağlı olduğu için çaresizdi, ufak bir yarayı tedavi edecek gücü bile yoktu. Çocuk bu zorluğun içinde acı çekerken bağlı olduğu vagonun penceresi açılıyor ve bir el uzanıyor kendisine.. iplerini kesip onu içeri çekiyor ama bileklerinin bağlı olduğu ipi kesemiyor. 'Kimse ama hiçkimse, senin başına bir zorluk gelmediği sürece seni düşünmez, çocuk. Bu trenin kuralı budur.' 'Peki, neden ben soğuk içinde kıvranırken buradan bana bakıp güldünüz?' 'Bazı şeyleri yaşamadan bilemezsin, yaşaman gerekiyordu. Özür dilerim.' Adamı sevmişti ama yine de içten içe buruktu ona karşı. Onunla arkadaş oldular. ilk arkadaşıydı. Aslında adam ondan çok büyüktü ama arkadaş olmak zorundaydı, öyle hissediyordu.
Vagonun içi dışardan çok daha iyiydi ve sıcak. Muhabbet ediliyor, oyunlar oynanıyor yeni arkadaşlıklar doğuyor. Tabii iyi olaylar olduğu gibi buna karşı olması gereken kötü olaylar da mutlaka var. Düşünce farklılıkları sebebiyle çıkan anlaşmazlıklar, kavgalar, sataşmalar, üstünlük mücadeleleri..
Trenden rutin atılmalar devam ediyor. Bazen içerden, bazen de dışardan. Çocuk bunu kabul edemiyor. 'Neden böyle oluyor?' insanlar atılmamalıydı ona göre ama trenin de bir kapasitesi vardı ve zaman gelince bazılarının dışlanması gerekiyordu. işte, çocuk o anda birşey fark etti. 'Madem ki ben de atılacağım buradan, yere düşen suratı çizgiler içindeki insan gibi hareketsiz kalacağım, o zaman güzel bir şey yapmalıyım bu trende.' Ama ne yapacağını, ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
Artık büyümüş ve pencere kenarından dışarıyı seyredip yeni gelenlere gülme vakti gelmişti. Oturduğu koltuğun tam karşısında bir kadın vardı. Aylarını sürüklenerek geçirdiği bu trende ilk kez kalbinin içinde birşeyler hissetti. Farklıydı. Güneş kadar sıcak bir gülümseme tam karşısında duruyordu. 'Sevmek neydi?' Nasıl bir şeydi? Yemek miydi, su muydu? Bir tarafta da akciğerinde bir hastalık çıkmıştı yaşlılıktan. Öksürüyordu. Sevgiyi yaşamadan mı gidecekti bu trenden? Yaşamalıydı.
'Seni seviyorum.'
Ve son gelmişti. Oturduğu bölmenin kapısında biri belirdi. 'Gitme vakti'. Yerinden kalktı. ilk bakışta anlamsızca sevdiği kadına baktı. Yürüdü ve onu geride bıraktı.
Tren hızla gidiyordu. Durmaya niyeti yoktu ama artık onun için harcayacağı yakıtı tükenmişti. Yeniler gelmeliydi. Kapı açıldı. Rüzgar göğsünden içeri hücum etti. Öksürük bastırdı yeniden. Ve düştü.
Tam o sırada arka vagonlardan birinde niye burada ellerinin bağlı olduğunu anlamaya uğraşan bir çocuk bu düşüşü gördü: 'Niye atıldı ki?, 'Ben de mi böyle olacağım yoksa?' Henüz bilmedikleri vardı ve lokomotif ilerliyordu sonsuza...
Günün birinde bu dünyaya gelmiş bir çocuk vardı. Bir yıldaki 365 günden birinde doğmuştu. Hangi gün doğduğu, şu an pek önemli değil. Yaşaması, hayata bir yerden tutunması gerekiyordu. Çünkü hayat, yakıtı bir süre sonra biten bir lokomotifti ve insanlar bu trene bir şekilde bağlıydılar. Kimisi ip ile, kimisi halat ile kimileri de ancak toplu iğne deliğinden geçebilen incecik dikiş ipliği ile bağlıydılar. Ve tren sürüklüyordu. Sıkı tutunup trende iyi bir yer bulabilen rahat yaşıyordu, koltuklarına oturabilen ise deyim yerindeyse 'kral gibi' idi. Trenden hiç beklenmedik zamanda erkenden düşenler oluyordu. Onlar için geçmiş olsun. 'Hayat Devam Ediyor' derler ve gülüşmeye, eğlenmeye devam ederlerdi.
Trenden eninde sonunda düşülecekti ve bu yolculuk boyunca sürekli ipin ucunda sürüklenmek de vardı. Hızı sabit değil ve nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz. Sürekli bir bilmece.. Ne olacak? Ya rayların üzerinde bir taş varsa? Ama o taşlar da trenin hızıyla kaybolup gidiyordu. ipin ucunda sallananlar yol boyunca dışardan bir çok darbe alıyorlardı üstelik.
Herkes için sonu belli olan bir yolculuk..Tek bir taşıyan var gibi gözükse de herkesin taşıyanı ayrı..ikilem de burada başlıyor zaten..Sürekli seçim yapma zorluğu, sevdiklerinden vazgeçebilmek, istemediğin şeyleri yapmak zorunda kalmak..
Ve bu trene konuk olmuş bir çocuk..incecik ipliği var ve ufak olmasından kaynaklanan kuvvetsizliği ile sürüklenmeye başlıyor.. Çevresine bakıyor ama tanıdğı kimse yok. Yalnızlığı hissediyor. Bağırıp çağıranlar, ağlayanlar, gülenler var. Herkesin farklı bir yolculuğu var, olması gerekir. 'Niye rüzgar esiyor?' diye soruyor kendi kendine..Çünkü tren sürekli hareket halinde ve kendisi doğa ile başbaşa..Vücuduna ağaç dalları çarpıyor ve acıtıyor. Bir ara tren yavaşlıyor ve duruyor. Çocuk bu yolculuktan sıkılmış osa gerek, inmek için hamle yapıyor ama ellerinden trene bağlı. Serbest olan ayaklarıyla yere temas edebiliyor sadece.. Yerkürenin varlığını o zaman anlıyor. Ellerinin neden bağlı olduğunu düşünürken ön taraflardan bir ses geliyor. Kapı açılıyor. Hayatta yeni olan bu çocuk, kapıyı da tanıyor. ilginç bir sesi var. Paslanmış gibi..Gerçi paslanmanın da ne olduğunu bilmiyor ama.. Açılan bir kapıdan yaşlı bir insan düşüyor ya da atılıyor. 'pat'. Ellerine bağlı bir halat var. Çok kalın. Çocuk 'Benim ipim neden bu kadar ince?' diye kendine sorarken bir taraftan da yere düşen kişiye bakıyor. Hareketsiz ve sessiz. O gitmiş, yolcuğunun sonuna gelmiş. 'Niye atıldı ki?' Kendi yüzü pürüzsüz iken yerdekinin suratı çizgi içinde kalmış. 'Ben de mi böyle olacağım yoksa?' içini bir korku kaplıyor. 'Korku ne demek?'
Treni incelemeye başlıyor. Metaldan yapılmış bir kutuya bağlı. Nasıl geldiğini bilmiyor. Bir çok parçadan oluşan bir tren. Adını da bilmiyor. Parçalar birbirlerine demir kaynaklarla bağlanmış, çok sağlam. Bunları göremiyor tabi ama hızla giden bir şeyin onca yol boyunca savrulmadığını düşününce bu sonua ulaşıyor. Parçalar 'vagon' olarak biliniyor. Acaba içlerinde neler var? Kendisine benzeyen bir çok insan var tabi. Dışarıda kendisi ile birlikte sürüklenenlerden sayıca az, çünkü koltuk sayısı az.
Tren hızlanırken çocuğun gözü vagonların pencerelerine takılıyor. Gün ışığının cama vurması sayesinde içeriyi net olarak göremiyor ama kıpırtılar var. Belki de ona bakıyorlar, gülüyorlar. Çocuk amaçsızca içeri bakarken sürgülü pencere hafifçe aralanıyor: 'Buraya oturabilmen için bizim yaşadıklarımızı yaşaman gerekiyor çocuk.' Gülüşmeler geliyor içerden ve pencere kapanıyor. Yine rüzgar ile başbaşa kalıyor. Ellerindeki ipliğin biraz kalınlaştığını fark ediyor. Çevreye uyum sağlıyor yavaş yavaş. Elleri nasır tutmuş, kıyafetleri eskimiş, parçalanmş.. içerideki insanlara takılıyor aklı. 'Onlar da bu yollardan geçmişler midir acaba?' 'Ben neden yalnızım öyleyse?' Sorduğu soruların cevabını yakında alacak.
Hemen yan tarafında bir tane daha çocuk var, neredeyse onun gibi..Biraz konuşuyorlar. içinde bulundukları durumu tartışıyorlar ama bir sonuca ulaşamıyorlar. Tren hızla giderken oluşturduğu merkezkaç kuvvetinin etkisiyle çocuklar neredeyse yere paralel konuma geliyorlar. Tam bu sırada çocuklardan birine bir şey çarpıyor. Çocuk yaralanıyor. Elleri bağlı olduğu için çaresizdi, ufak bir yarayı tedavi edecek gücü bile yoktu. Çocuk bu zorluğun içinde acı çekerken bağlı olduğu vagonun penceresi açılıyor ve bir el uzanıyor kendisine.. iplerini kesip onu içeri çekiyor ama bileklerinin bağlı olduğu ipi kesemiyor. 'Kimse ama hiçkimse, senin başına bir zorluk gelmediği sürece seni düşünmez, çocuk. Bu trenin kuralı budur.' 'Peki, neden ben soğuk içinde kıvranırken buradan bana bakıp güldünüz?' 'Bazı şeyleri yaşamadan bilemezsin, yaşaman gerekiyordu. Özür dilerim.' Adamı sevmişti ama yine de içten içe buruktu ona karşı. Onunla arkadaş oldular. ilk arkadaşıydı. Aslında adam ondan çok büyüktü ama arkadaş olmak zorundaydı, öyle hissediyordu.
Vagonun içi dışardan çok daha iyiydi ve sıcak. Muhabbet ediliyor, oyunlar oynanıyor yeni arkadaşlıklar doğuyor. Tabii iyi olaylar olduğu gibi buna karşı olması gereken kötü olaylar da mutlaka var. Düşünce farklılıkları sebebiyle çıkan anlaşmazlıklar, kavgalar, sataşmalar, üstünlük mücadeleleri..
Trenden rutin atılmalar devam ediyor. Bazen içerden, bazen de dışardan. Çocuk bunu kabul edemiyor. 'Neden böyle oluyor?' insanlar atılmamalıydı ona göre ama trenin de bir kapasitesi vardı ve zaman gelince bazılarının dışlanması gerekiyordu. işte, çocuk o anda birşey fark etti. 'Madem ki ben de atılacağım buradan, yere düşen suratı çizgiler içindeki insan gibi hareketsiz kalacağım, o zaman güzel bir şey yapmalıyım bu trende.' Ama ne yapacağını, ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
Artık büyümüş ve pencere kenarından dışarıyı seyredip yeni gelenlere gülme vakti gelmişti. Oturduğu koltuğun tam karşısında bir kadın vardı. Aylarını sürüklenerek geçirdiği bu trende ilk kez kalbinin içinde birşeyler hissetti. Farklıydı. Güneş kadar sıcak bir gülümseme tam karşısında duruyordu. 'Sevmek neydi?' Nasıl bir şeydi? Yemek miydi, su muydu? Bir tarafta da akciğerinde bir hastalık çıkmıştı yaşlılıktan. Öksürüyordu. Sevgiyi yaşamadan mı gidecekti bu trenden? Yaşamalıydı.
'Seni seviyorum.'
Ve son gelmişti. Oturduğu bölmenin kapısında biri belirdi. 'Gitme vakti'. Yerinden kalktı. ilk bakışta anlamsızca sevdiği kadına baktı. Yürüdü ve onu geride bıraktı.
Tren hızla gidiyordu. Durmaya niyeti yoktu ama artık onun için harcayacağı yakıtı tükenmişti. Yeniler gelmeliydi. Kapı açıldı. Rüzgar göğsünden içeri hücum etti. Öksürük bastırdı yeniden. Ve düştü.
Tam o sırada arka vagonlardan birinde niye burada ellerinin bağlı olduğunu anlamaya uğraşan bir çocuk bu düşüşü gördü: 'Niye atıldı ki?, 'Ben de mi böyle olacağım yoksa?' Henüz bilmedikleri vardı ve lokomotif ilerliyordu sonsuza...
istanbul Moda'da her yıl düzenledikleri "Burunda Sanat Festivali" ile tanınıyorlar. Sokak sanat sergileri, açık hava etkinlikleri düzenleyen ve imkansız çocuklara sanat atölyeleri götüren Lokomotif Kültür ve Sanat Derneği gönüllülük ve imece esasıyla çalışıyor. Üyeleri arasında Seydi Murat Koç, Kerem Ağralıgil, Serhat Koçak, Emine Akbucak, Uğur Ataç, Zafer Erkan, Justin Eccles, Sophie Cohen, Feride Dayanç, Esra Kizir Gökçen, Merih Yıldız, Evren Gül, Ayşenur Artar, Ayşe Güldiz gibi sanatçılar var. Başkanlığını Jülide Bigat, Başkan Yardımcılığını Ayşe Gülay Hakyemez yapıyor. (bkz: )http://lokomotif-art.com
Türkiye'de var mı bilmiyorum. Avrupa'da ciddi ciddi lokomotiflere hayran, lokomotif avcısı diyebileceğimiz, ülke ülke gezip lokomotiflerin resimlerini, videolarını çeken tipler vardır.
Link1: http://www.loco-photos.net/
Link2: https://www.flickr.com/photos/69838920@N04/
Link3: http://www.bahn-traktion.de/
Link4: http://bazzer65.piwigo.com/
Link5: https://www.flickr.com/ph...ons_linesidephotos-europe
Link6: http://davidcable.smugmug.com/
Link7: https://www.flickr.com/photos/world_railways/
Link8: http://hellenictrainspotters.piwigo.com/
Link9: http://iansrailphotos.piwigo.com/
Link10: http://jandjcottrell.zenfolio.com/
Link11: http://mark5812.smugmug.com/
Link12: http://padders.smugmug.com/
1. linkte Türkiye'den de bayağı bir çalışma var.
Link1: http://www.loco-photos.net/
Link2: https://www.flickr.com/photos/69838920@N04/
Link3: http://www.bahn-traktion.de/
Link4: http://bazzer65.piwigo.com/
Link5: https://www.flickr.com/ph...ons_linesidephotos-europe
Link6: http://davidcable.smugmug.com/
Link7: https://www.flickr.com/photos/world_railways/
Link8: http://hellenictrainspotters.piwigo.com/
Link9: http://iansrailphotos.piwigo.com/
Link10: http://jandjcottrell.zenfolio.com/
Link11: http://mark5812.smugmug.com/
Link12: http://padders.smugmug.com/
1. linkte Türkiye'den de bayağı bir çalışma var.
(bkz: ilginç tren videoları)
cufcuftur. güzeldir.
cufcuftur. güzeldir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar