bugün
- ayrıldık21
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı57
- arkadaşlar çok sıkıcısınız8
- fenerbahçeli yazarlar14
- queen ravenna'ya açık teklif12
- evde çiçek yetiştiren erkek7
- ev boş gelsene diyen kızın amacı12
- sözlükte yasak aşk yaşadığına inandığımız yazarlar20
- seks neden ayıptır14
- uykusuzken sinirli olmak4
- arkadaşlar acıktım8
- bedevi arap vahşiliği6
- aston villa 6 fenerbahçe 07
- yağmur yağınca direkt nescafe yapan kezban kız14
- sevişirken beni tokatla diyen hatun6
- fenerbahçelilere özel yanık kremi5
- o saate orada niye karton topluyormuş2
- karton toplayan çocuğu aparta atmak6
- ismail kartal'dan mağlubiyet açıklaması3
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı86
- sözlük boş gelsene5
- f6n6rb6hç65
- sözlükte takılan evli barklı yazarların amacı28
- din bilime engel mi5
- aston villa'nın fenerbahçe'ye döşediği boru5
- küresini okşayan kadın3
- enayimiknatisii26
- ilkokul bebesine türbanı savunmak33
- 14 ekim 2026 fenerbahçe'nin ırzına geçilmesi6
- sözlük profiline vesikalık fotoğraf koymak2
- din gerekli midir sorunsalı7
- akrabaların içindeki en zengin insan16
- erkeğin orospusu tipler8
- 14 ekim 2026 istanbul yağmuru10
- çok güzel gök gürlüyor2
- kale3112'nin erik gibi hatun olması7
- ithal kürtler10
- aslolan ağladıysan bi duşa gir6
- uludağ sözlük acil ilgi hattı15
- royall stars8
- aston villa fc4
- fenerbahçe4
- sindirella'nın orospu olması8
- uludağ sözlükte yakışıklı erkek olmaması9
- 15 ekim 20262
- aston villa'nın fenerbahçe'ye döşeyeceği boru4
- arap yağı çok bulunca götüne sürermiş3
- hoffenheim beşiktaş maçı saat 22 de trt 1 de2
- insanı cinsel açıdan çekici yapan tuhaf ayrıntılar8
- yeeeaaaahhh kadıköy5
fransızcada değirmen anlamına gelen kelime,aynı zamanda amelie filminin soundtrack ablümünde yer alan yann tiersenin bir eseri.çok güzel bir piyano sonatına sahiptir.
hava kararmaya başlamış, gökyüzünde yıldızlar belirmiştir. her zamankinden daha yorgundur beden, feri kaçmış gözlerinin önünden film şeridi gibi geçmektedir hayal kırıklıkları, mutlulukları... yann tiersen'in bünyeyi melankolik yapan eseri.
yann tiersen'in bu parçası yanılmıyorsam amelie filminin de soundtrackleri arasındadır. dinledikçe dinlendiren şarkıdır, alır götürür.
(bkz: moulin rouge)
yann tiersen'e sormuslar 'neden eserlerinizde soz kullanmiyorsunuz?' diye, cevap veriyor : 'soze kimin ihtiyaci var? muzik, benim kendimi, duygularimi ifade etmem icin yeterli.'. muzigin gucu nasil bir seydir ki, hic tanimadigimiz bir adamin bu parcayi bestelerken, calarken icinde bulundugu halet-i ruhiye, her dinledigimizde bizi esir aliyor? hakarete, yalana, hor gormeye, kalp kirmaya araci ettigimiz insan sesinden, kelimelerden bagimsiz, en berrak sekliyle. dilimiz farkliymis, medeniyetimiz uymazmis, o ozgurlukle, ben oryantalizmle yogrulmusum, o fransizmis, ben turkmusum.
muzigin evrensel kudreti boyle bir sey iste, hepimizin insan oldugunu, bir oldugunu hatirlatmakta, dinlemeyi bilene tabi...
muzigin evrensel kudreti boyle bir sey iste, hepimizin insan oldugunu, bir oldugunu hatirlatmakta, dinlemeyi bilene tabi...
bir kere dinleyince, içinizdeki savaşa ara verecek müziklerden belki de en önemlisi. müjdat gezen "sanat insanı onarır" tanımına cuk oturan eser.
(bkz: acıtır)
fr. değirmen.
amelie filmi soundtrack'ini dinlemekteydim ve muhteşem bir piyano sonatına şahit olmak gayet güzel oldu.
uyanıyor kadın, kıyafet niyetine üzerine sardığı çarşafı sürükleyerek kapıya doğru yürüyor. geriye dönüp bakınca gördüğü manzara önce geçmişini, sonra Arthur'u anımsatıyor. başı öne eğik halde kapı kolunu sarıyor parmaklarıyla. hafifçe ittirince aralanıyor kapı, güneş ışığı kadının gözlerini yararak ilerliyor vücudunda. Kadın kendine gelmeye başlıyor:
"kendimi ne zaman kaybettim? ne zamandır kendimden geçmiş halde yatıyorum?"
Yeşil yapraklı bahçesine bakıyor, yere düşmüş portakallara, limonlara göz atıyor. Yere düşmüş olmalarına rağmen renklerini, canlılıklarını, parlaklıklarını kaybetmemeleri canını yakıyor kadının.
"Meyveler bile benden daha güçlü."
Diğerlerinin arasında zor seçilen çürük portakalı alıyor eline:
"neden güçsüzsün? neden yıkıldın? rengin... rengin neden solgun böylesine? hadi gel, seni baştan yaratalım!"
Bıçağı alıyor eline:
" şimdi biraz canın yanacak sevgili, kalbini alacağım çünkü. sonra onu toprağa gömeceğim, kim bilir belki bereketli bir ağaç doğurursun?.."
Çürük portakalın tek bir hücresi bile anlamazken olanları, kadın başlamıştır bile bıçağı kalbine yaklaştırmaya. Portakalın suyu kadının elinden sararmış çimlere akarken kadın elinde sıcak bir sıvı hisseder:
"belki kanımın damladığı yere ekmeliyim seni sevgili, ne dersin?"
sol elinde çekirdekler, sağ elinde toprak kalıntısı... başını kaldırır, kuyuyu görür.
"sadece kuyu..."
çekirdekleri, kendi kanıyla ısınmış toprakta açtığı oyuğa özenle yerleştirir. Kuyuya doğru yürümeye başlar:
"sadece kuyu..."
Kuyudan su çekip can vereceği portakal ağacına doğru adım atar, atar, atar... Yavaşça, sadece toprağı nemlendirecek kadar su döker kızarmış toprağa.
"ilk suyunu verdim sevgili. Herkes verir ilk suyu. ama bu senin için bir ilk, değil mi? korkma, susuz bırakmayacağım seni. ben başkaları gibi değilim, ben de yaşadım solmayı, çürümeyi, düşmeyi; güçlülerin arasında kaybolmayı..."
gülümseyerek odasına gider kadın. tekrar hatırlar geçmişi. gözünden damlamak için canını dişine takmış yaşlarla, boğazındaki acıyla savaşır kadın. kapıya doğru iki adım attıktan sonra başını kaldırıp kuyuya bakar.
"arthur! seni özlemiştim!"
koşa koşa gider kuyunun yanına. sarılır:
"seni seviyorum sevgilim... susamışsındır, su getireyim sana."
kuyudan su çeker, gidip arthur'un toprağına döker, bol bol.
--------------
şimdi diyeceksiniz "neden yazdın bu kısa hikayeyi?". çünkü bu şarkıyı ne zaman dinlesem, hayalimde canlanıyor bu hikaye. beğendiyseniz ne mutlu bana, beğenmediyseniz zamanınızı çaldığım için özür dilerim.
"kendimi ne zaman kaybettim? ne zamandır kendimden geçmiş halde yatıyorum?"
Yeşil yapraklı bahçesine bakıyor, yere düşmüş portakallara, limonlara göz atıyor. Yere düşmüş olmalarına rağmen renklerini, canlılıklarını, parlaklıklarını kaybetmemeleri canını yakıyor kadının.
"Meyveler bile benden daha güçlü."
Diğerlerinin arasında zor seçilen çürük portakalı alıyor eline:
"neden güçsüzsün? neden yıkıldın? rengin... rengin neden solgun böylesine? hadi gel, seni baştan yaratalım!"
Bıçağı alıyor eline:
" şimdi biraz canın yanacak sevgili, kalbini alacağım çünkü. sonra onu toprağa gömeceğim, kim bilir belki bereketli bir ağaç doğurursun?.."
Çürük portakalın tek bir hücresi bile anlamazken olanları, kadın başlamıştır bile bıçağı kalbine yaklaştırmaya. Portakalın suyu kadının elinden sararmış çimlere akarken kadın elinde sıcak bir sıvı hisseder:
"belki kanımın damladığı yere ekmeliyim seni sevgili, ne dersin?"
sol elinde çekirdekler, sağ elinde toprak kalıntısı... başını kaldırır, kuyuyu görür.
"sadece kuyu..."
çekirdekleri, kendi kanıyla ısınmış toprakta açtığı oyuğa özenle yerleştirir. Kuyuya doğru yürümeye başlar:
"sadece kuyu..."
Kuyudan su çekip can vereceği portakal ağacına doğru adım atar, atar, atar... Yavaşça, sadece toprağı nemlendirecek kadar su döker kızarmış toprağa.
"ilk suyunu verdim sevgili. Herkes verir ilk suyu. ama bu senin için bir ilk, değil mi? korkma, susuz bırakmayacağım seni. ben başkaları gibi değilim, ben de yaşadım solmayı, çürümeyi, düşmeyi; güçlülerin arasında kaybolmayı..."
gülümseyerek odasına gider kadın. tekrar hatırlar geçmişi. gözünden damlamak için canını dişine takmış yaşlarla, boğazındaki acıyla savaşır kadın. kapıya doğru iki adım attıktan sonra başını kaldırıp kuyuya bakar.
"arthur! seni özlemiştim!"
koşa koşa gider kuyunun yanına. sarılır:
"seni seviyorum sevgilim... susamışsındır, su getireyim sana."
kuyudan su çeker, gidip arthur'un toprağına döker, bol bol.
--------------
şimdi diyeceksiniz "neden yazdın bu kısa hikayeyi?". çünkü bu şarkıyı ne zaman dinlesem, hayalimde canlanıyor bu hikaye. beğendiyseniz ne mutlu bana, beğenmediyseniz zamanınızı çaldığım için özür dilerim.
moral bozukken dinlenmemesi gereken şarkılardan. o parmaklar piyanonun tuşlarına değil de insanın içine oturuyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar