bugün
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı40
- ölüm9
- iş kazasında ölen işçiye tali kusur2
- flört uygulaması eşleşme algoritması2
- enayimiknatisii36
- dansöz izleme keyfi12
- aziz yıldırım12
- kumral erkek2
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- insan olmaya ceyrek kala26
- yarın kpssye girecek yazarlar9
- hangi renksiniz17
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı13
- amerikada hasidik yahudi avı başlaması8
- serhat kılıç13
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek12
- yeğen4
- ne yazarsanız yazın anında gerçeğe dönüşseydi8
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- ölümün delilinin olmadığı gerçeği4
- ismail kartal9
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam14
- saraca finch house2
- online listesinden manita beğenmek7
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu21
- kerem aktürkoğlu8
- fusya semsiyeli yabanci8
- özledim mesajına verilecek cevaplar13
- uzak durulası insan modelleri5
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- gocu50
- tai lung42
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak6
- öylesine bir şeyler yaz3
- geceye bir söz bırak8
- sözlükteki şer çetesi12
- bik bik dondurma yapsın da görelim6
- geleneksel ciğer ısrmarlama şenlikleri9
- sözlükte herkesin avcı olması12
- sözlükteki zorbalar12
- anın görüntüsü24
- s'i l v'e r m'i s t29
- evde dondurma yapmak5
- sözlükteki fenerbahçeliler6
- flat white4
- 5 eylül 2026 köprülerin özelleştirilmesi13
- milan skriniar5
- ragnarın memeleri5
- sürekli ilgi bekleyen erkek9
- 5 eylül 2026 fenerbahçe'ye döşenen boru5
"iyiliğinizi isteyen bir dostunuz günün birinde şunu diyor: "Sen çok düzgün bir adamsın. Bu da insana hüzün veriyor..."
Şöyle cevaplıyorsunuz: "Hayatta hata yapma şansın olmayınca düzgün oluyorsun mecburen. Yoksa ben de saçmalamak isterdim. Yanlış kararlar vermek, zamanı boşa harcamak, Amsterdam'a gidip ot çekerek yerlerde yuvarlanmak emin ol pek hoşuma giderdi. Bunları yapma lüksüm olmadı ama. Çünkü tüm mesaimi hayatta kalmaya ve yeteneklerimi geliştirmeye harcamak zorundaydım."
O sırada kocaman köpeği gelip oturmuş oluyor yanına. Küçükken seyrettiğiniz Lassie dizilerinden fırlayıp gelmiş tatlı bir şey. Arkadaşınız bir sigara yakıyor, sadık dostunu okşayarak dinliyor sizi.
"En kötü tarafı da ne, biliyor musun?" diyor, elini altın sarısı tüylere bir kez daha daldırarak: "Kendini melek zannediyorsun. Melek olmaya çalışıyorsun. Bu da seni mahvediyor."
"Ne yapayım?" diyorsunuz.
"Kanatlarınla vedalaş." diyor.
Ne var ki zor iş insanın kanatlarına veda etmesi.
Kanatlarına ihtiyacının kalmadığını anlaması kolay değil. Ama her zaman daha zor bir şey var hayatta: O kanatları taşımak.
Mesele kanatların ağır olması değil sadece. O tuhaf ve tüylü şeyleri omuzlarımızda taşırken iki büklüm olmamız da değil. Asıl sorun, kanatların bizi melek yapması.
Yani haklı arkadaşınız.
Kanatlar meleğe dönüştürüyor sizi. Temiz, beyaz, masum varlıklar haline geliyorsunuz. ilk bakışta güzel görünüyor tabii; etrafınızdaki halenin herkesin gözünü kamaştırması hoşunuza gidiyor. Caddelerde kanatlarınızı hafif hafif kımıldatarak dolaşmaktan benzersiz bir zevk alıyorsunuz.
Sonra sonra anlıyorsunuz, bunun cendere olduğunu.
Çünkü melek olunca aşık olmaya, sevişmeye ya da intikam almaya hakkınız yok. Adı üstünde, meleksiniz çünkü. Bir melekten ne bekleniyorsa onu yerine getirmekle yükümlüsünüz. Başkalarının gözündeki melek imajına hizmet etmekle geçmeli hayatınız.
Tabii hayat geçip gitmeli bu arada.
"O salak kanatları omuzlarıma takanı bir bulursam yapacağımı biliyorum." diyorsunuz arkadaşınıza.
Kahkahayla gülüyor. "inşallah geç kalmamışsındır." diyor sonra.
Melek olmak bu yüzden biraz hüzünlü işte. Tatsız bir varoluş biçimi. Etrafınızdaki meleklere dikkatle bakın; başkaları için yaşadıklarını göreceksiniz.
Annemiz, öğretmenimiz, babamız ya da kardeşimiz onlar. Cinsiyetleri yok. Cinsellik onların yanında konuşulmaz bile. Başkalarının biçmiş olduğu melek rolünü çıt çıkarmadan oynayarak yuvarlanıp giderler.
Onları melek yapınca yücelttiğimizi sanırız. Oysa yaptığımız düpedüz aşağılamadır aslında. Bir insanı melek olmaya zorlamak kadar büyük bir şeytanlık düşünemiyorum.
ilahi hiyerarşide bile melek insandan sonra değil mi?
Melekler başka şansları olmadığı için iyi ve masum. insanoğluysa kendi seçimiyle iyi ya da kötü olabiliyor.
Onu yaradılış dekorunda başrole çıkaran da bu belki: Işığa olduğu kadar karanlığa da sahip olması. ikisinden de beslenerek bulması, evrenin muhteşem döngüsü içindeki yerini.
Yoksa o kadar büyüyor ki kanatlarınız, yürümenizi engelliyor artık.
Sürekli başkalarının ne diyeceğini, nasıl göründüğünüzü, töreye uyup uymadığınızı düşünmekten yaşamaya fırsatınız olmuyor ve bu mutsuz ediyor sizi.
Oysa mutsuz olmak istemiyorsunuz. Mutsuz bir baba ya da anne olmak istemiyorsunuz.
Mutluluk özlemi dolaşıyor damarlarınızda. Melek kanunlarına göre suç işlediğinizi düşünüyor ve suçluluk duyuyorsunuz. Meleklere özgü bu suçluluk duygunuzu kullanarak size istediklerini yaptırabilirler.
Suçluluk bir duygudur çünkü. Tıpkı aşk gibi.
Aşık oluyorsunuz bu arada. Böylece her şey kendiliğinden çözümlenmiş oluyor. Kanatlarınız derhal alınıyor elinizden. Meleklerin aşık olmaya hakları yok, biliyorsunuz. Aşık olmanın cezası, dünyaya kafa üstü düşmek.
Oysa bilmiyorlar: Uçmanızı engelleyen o ağır kanatlardı aslında.
Kanatlarınızdan kurtulunca hafifliyor ve özgürleşiyorsunuz. Kendi isteğinizle seviyorsunuz bir çocuğu, başkaları öyle istediği için değil. Kendi isteğinizle kokluyorsunuz bir kadını, kardeşinizin yardımına koşarken işinize yarayan başkalarının taktığı kanatlar değil, insan bacaklarınız oluyor.
Melek değilsiniz artık. Bu sizi insanlaştırıyor.
Hata yapabilir, saçmalayabilir, yanılabilirsiniz. Provası olmayan bu dünyada kusursuz olma mecburiyetinden kurtulabilirsiniz.
Kanatlarınızla vedalaşıyorsunuz. Özgürlüğe uçabilirsiniz artık."
tuna kiremitçi
Şöyle cevaplıyorsunuz: "Hayatta hata yapma şansın olmayınca düzgün oluyorsun mecburen. Yoksa ben de saçmalamak isterdim. Yanlış kararlar vermek, zamanı boşa harcamak, Amsterdam'a gidip ot çekerek yerlerde yuvarlanmak emin ol pek hoşuma giderdi. Bunları yapma lüksüm olmadı ama. Çünkü tüm mesaimi hayatta kalmaya ve yeteneklerimi geliştirmeye harcamak zorundaydım."
O sırada kocaman köpeği gelip oturmuş oluyor yanına. Küçükken seyrettiğiniz Lassie dizilerinden fırlayıp gelmiş tatlı bir şey. Arkadaşınız bir sigara yakıyor, sadık dostunu okşayarak dinliyor sizi.
"En kötü tarafı da ne, biliyor musun?" diyor, elini altın sarısı tüylere bir kez daha daldırarak: "Kendini melek zannediyorsun. Melek olmaya çalışıyorsun. Bu da seni mahvediyor."
"Ne yapayım?" diyorsunuz.
"Kanatlarınla vedalaş." diyor.
Ne var ki zor iş insanın kanatlarına veda etmesi.
Kanatlarına ihtiyacının kalmadığını anlaması kolay değil. Ama her zaman daha zor bir şey var hayatta: O kanatları taşımak.
Mesele kanatların ağır olması değil sadece. O tuhaf ve tüylü şeyleri omuzlarımızda taşırken iki büklüm olmamız da değil. Asıl sorun, kanatların bizi melek yapması.
Yani haklı arkadaşınız.
Kanatlar meleğe dönüştürüyor sizi. Temiz, beyaz, masum varlıklar haline geliyorsunuz. ilk bakışta güzel görünüyor tabii; etrafınızdaki halenin herkesin gözünü kamaştırması hoşunuza gidiyor. Caddelerde kanatlarınızı hafif hafif kımıldatarak dolaşmaktan benzersiz bir zevk alıyorsunuz.
Sonra sonra anlıyorsunuz, bunun cendere olduğunu.
Çünkü melek olunca aşık olmaya, sevişmeye ya da intikam almaya hakkınız yok. Adı üstünde, meleksiniz çünkü. Bir melekten ne bekleniyorsa onu yerine getirmekle yükümlüsünüz. Başkalarının gözündeki melek imajına hizmet etmekle geçmeli hayatınız.
Tabii hayat geçip gitmeli bu arada.
"O salak kanatları omuzlarıma takanı bir bulursam yapacağımı biliyorum." diyorsunuz arkadaşınıza.
Kahkahayla gülüyor. "inşallah geç kalmamışsındır." diyor sonra.
Melek olmak bu yüzden biraz hüzünlü işte. Tatsız bir varoluş biçimi. Etrafınızdaki meleklere dikkatle bakın; başkaları için yaşadıklarını göreceksiniz.
Annemiz, öğretmenimiz, babamız ya da kardeşimiz onlar. Cinsiyetleri yok. Cinsellik onların yanında konuşulmaz bile. Başkalarının biçmiş olduğu melek rolünü çıt çıkarmadan oynayarak yuvarlanıp giderler.
Onları melek yapınca yücelttiğimizi sanırız. Oysa yaptığımız düpedüz aşağılamadır aslında. Bir insanı melek olmaya zorlamak kadar büyük bir şeytanlık düşünemiyorum.
ilahi hiyerarşide bile melek insandan sonra değil mi?
Melekler başka şansları olmadığı için iyi ve masum. insanoğluysa kendi seçimiyle iyi ya da kötü olabiliyor.
Onu yaradılış dekorunda başrole çıkaran da bu belki: Işığa olduğu kadar karanlığa da sahip olması. ikisinden de beslenerek bulması, evrenin muhteşem döngüsü içindeki yerini.
Yoksa o kadar büyüyor ki kanatlarınız, yürümenizi engelliyor artık.
Sürekli başkalarının ne diyeceğini, nasıl göründüğünüzü, töreye uyup uymadığınızı düşünmekten yaşamaya fırsatınız olmuyor ve bu mutsuz ediyor sizi.
Oysa mutsuz olmak istemiyorsunuz. Mutsuz bir baba ya da anne olmak istemiyorsunuz.
Mutluluk özlemi dolaşıyor damarlarınızda. Melek kanunlarına göre suç işlediğinizi düşünüyor ve suçluluk duyuyorsunuz. Meleklere özgü bu suçluluk duygunuzu kullanarak size istediklerini yaptırabilirler.
Suçluluk bir duygudur çünkü. Tıpkı aşk gibi.
Aşık oluyorsunuz bu arada. Böylece her şey kendiliğinden çözümlenmiş oluyor. Kanatlarınız derhal alınıyor elinizden. Meleklerin aşık olmaya hakları yok, biliyorsunuz. Aşık olmanın cezası, dünyaya kafa üstü düşmek.
Oysa bilmiyorlar: Uçmanızı engelleyen o ağır kanatlardı aslında.
Kanatlarınızdan kurtulunca hafifliyor ve özgürleşiyorsunuz. Kendi isteğinizle seviyorsunuz bir çocuğu, başkaları öyle istediği için değil. Kendi isteğinizle kokluyorsunuz bir kadını, kardeşinizin yardımına koşarken işinize yarayan başkalarının taktığı kanatlar değil, insan bacaklarınız oluyor.
Melek değilsiniz artık. Bu sizi insanlaştırıyor.
Hata yapabilir, saçmalayabilir, yanılabilirsiniz. Provası olmayan bu dünyada kusursuz olma mecburiyetinden kurtulabilirsiniz.
Kanatlarınızla vedalaşıyorsunuz. Özgürlüğe uçabilirsiniz artık."
tuna kiremitçi
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar