bugün
- bir kadını taşımanın zorluğu8
- yemeğe bulyon koyan insan6
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- atatürk ü sevme zorunluluğu11
- hepiniz öleceksiniz5
- bu olaylar neden hep benim başıma geliyor5
- sözlüğün en masum yazarları16
- uludağ sözlük size ne kattı20
- tc'ye vatandaşlk bağıyla bağlı olan herkes türktür5
- tırnak pide4
- pandela 36
- mercimek çorbası içen kadın4
- kıçına kına yak3
- arkadaşlar larissa kim12
- türkiye10
- animasyon izlerken ağlamak3
- yeni gelen trolleri bik bik'e havale etmek5
- hoşçakal uludağ sözlük7
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- atatürk ün türk olmadığı gerçeği7
- mekanda patronu tanıdığını belli etme hevesi4
- fusya semsiyeli yabanci26
- recep tayyip erdoğan11
- atatürk ün çocuk yapmamasının sebepleri3
- bizimkiler dizisi dunkof halis2
- en iyi dizi film karakterleri4
- karton toplayan çingene6
- arnavut mehmet akif in şiirinin milli marş olması4
- sözlükteki gammazlar lobi si11
- atatürk 12 adayı ve musulu neden bıraktı sorunsalı4
- sözlüğün deli kaynaması4
- koca sözlüğün fusya'ya yenilmesi8
- dünyaya doymadan göçüp gideceğim2
- atatürk ü sevmediğini belirtme gereği4
- uludağ sözlüğün ikiye bölünmesi4
- nervio23
- türkiye vatandaşlığından çıkmak2
- larisalisa8
- bir sözlük kızıyla edebiyat hakkında konuşmak8
- türklerin soykırımdaki ustalığı4
- şarapçının birden tayyipçi olması10
- may parker4
- istiklal marşı nda türk kelimesinin geçmemesi2
- başka kırbaç yemek isteyen var mı5
- fetöcülerin sızmadıkları alanlar4
- her genç kızın rüyası zetina dikiş makinesi2
- sözlükte kendini sibel can diye tanıtan nineler9
- nissan altima2
- ay diyen lülüklü2
- namazlarınızın yaradan için hiçbir kıymeti yok12
(bkz: hadi len)
enfes kişiliği olan harika bi yazar. tecrübesiyle sözlüğe çok şey katıyor. insan haklarını esas tutan felsefi yaklaşımı ile beğenimi kazanmıştır. adaleti benimseyen ilkeli yaşam tarzı, kesinlikle takdiri hakediyor. geleceğimize huzur ve güven içerisinde bakabilmemizi sağlıyor bu idealist kardeşimiz. laik devlet anlayışının ilelebet savunucusu olacağından şüphem yok.
ayrıca çok sevdiğim kişiliktir. candır.
ayrıca çok sevdiğim kişiliktir. candır.
hoşgelmiş nesildaş yazar.
8.nesil yazar ve benim nesildaşımdır ben mi hoş gelmiştir.
çaylaklığı 1 günde atlatmış yazar. ben bir hafta beklemiştim oysa ki.
iskender porsiyonu gibi bir insanımsıdır. çok tatlıdır. tanınsa sevilir. göründüğünden daha fazla olduğunu iddia eder.
her yazısında entry ve nick uyumu aradığım yazar. niye bilmiyorum.*
hayvan sevgisi had safhada olan, hoş sohbet yazar.
http://www.kucukprens.org/kitap/images/1.jpg
altı yaşımdayken, bir gün "yaşanmış olaylar" adlı bir kitapta çok etkileyici bir resim gördüm: balta girmemiş ormanlarda bir boa yılanının bir hayvanı nasıl yuttuğunu gösteriyordu. işte, resmin kopyası yukarda.
kitapta şöyle deniyordu: "boa yılanları avlarını olduğu gibi, hiç çiğnemeden yutarlar. sonra da kımıldayamaz hale gelirler, yediklerini sindirmek için altı ay süreyle uyurlar."
o zamanlar, büyük balta girmemiş ormanlarda olup bitenler üstüne çok kafa yordum. sonra da renkli kalemlere sarılarak, hayatımın ilk resmini çizmeyi başardım. işte 1 numaralı resmim. şöyle idi:
http://www.kucukprens.org/kitap/images/2.jpg
bu şaheserimi büyüklere gösterdim, korkmuyor musunuz, diye sordum.
- niye korkalım? şapkadan korkulmaz ki! dediler.
oysa ben şapka çizmemiştim, yuttuğu fili sindiren bir boa yılanı çizmiştim. baktım ki büyükler resmimi anlamıyor, boa yılanının içini çizeyim de anlasınlar bari dedim. büyükler öyledir işte, anlatmazsan, anlamaz onlar. 2 numaralı resmim şöyle oldu:
http://www.kucukprens.org/kitap/images/3.jpg
büyükler bu kez, boa yılanını içten ve dıştan gösteren vazgeçmemi, coğrafya, tarih, matematik ve dilbilgisiyle uğraşmamı salık verdiler. böylece, başarılı bir ressam olmak yolunu tutmuşken, altı yaşında bu meslekten ayrılmak zorunda kaldım. ne yapayım? 1 ve 2 numaralı resimlerimin beğenilmemesi hevesimi kırmıştı. büyükler hiçbir şeyi kendi kendilerine anlayamazlar. onlara durmadan her şeyi anlatmak da çocuklar için yorucudur.
ben de ister istemez başka bir meslek seçtim. uçak kullanmasını öğrenip pilot oldum. dünyada birçok yerlere uçtum. evet, coğrafyanın bana çok faydası dokundu. bir bakışta çin'i arizona'dan ayırt edebiliyordum. gece karanlığında insan yolunun şaşırdı mı, çok işe yarar bu bilgi.
hayatım boyunca, aklı başında birçok insanla ilişki kurdum. büyükler arasında çok yaşadım. yakından tanıdım onları. ama görüşüm pek değişmedi, daha parlak olmadı.
kafası biraz işler görünen birine rastladım mı, ona, hep yanımda taşıdığım 1 numaralı resmi gösteriri, denerdim onu. dur bakalım, derdim kendi kendime, bu adam gerçekten anlayışlı mı, değil mi? ama ben "bu nedir?" deyince, her gören: "şapka" diyordu. o zaman da boa yılanlarından , balta girmemiş ormanlardan, yıldızlardan söz etmez, ona ayak uydururdum; briçten, golftan, politikadan, kravattan söz ederdim. o da , aman ne akıllı bir adam tanıdım , diye sevinirdi.
altı yaşımdayken, bir gün "yaşanmış olaylar" adlı bir kitapta çok etkileyici bir resim gördüm: balta girmemiş ormanlarda bir boa yılanının bir hayvanı nasıl yuttuğunu gösteriyordu. işte, resmin kopyası yukarda.
kitapta şöyle deniyordu: "boa yılanları avlarını olduğu gibi, hiç çiğnemeden yutarlar. sonra da kımıldayamaz hale gelirler, yediklerini sindirmek için altı ay süreyle uyurlar."
o zamanlar, büyük balta girmemiş ormanlarda olup bitenler üstüne çok kafa yordum. sonra da renkli kalemlere sarılarak, hayatımın ilk resmini çizmeyi başardım. işte 1 numaralı resmim. şöyle idi:
http://www.kucukprens.org/kitap/images/2.jpg
bu şaheserimi büyüklere gösterdim, korkmuyor musunuz, diye sordum.
- niye korkalım? şapkadan korkulmaz ki! dediler.
oysa ben şapka çizmemiştim, yuttuğu fili sindiren bir boa yılanı çizmiştim. baktım ki büyükler resmimi anlamıyor, boa yılanının içini çizeyim de anlasınlar bari dedim. büyükler öyledir işte, anlatmazsan, anlamaz onlar. 2 numaralı resmim şöyle oldu:
http://www.kucukprens.org/kitap/images/3.jpg
büyükler bu kez, boa yılanını içten ve dıştan gösteren vazgeçmemi, coğrafya, tarih, matematik ve dilbilgisiyle uğraşmamı salık verdiler. böylece, başarılı bir ressam olmak yolunu tutmuşken, altı yaşında bu meslekten ayrılmak zorunda kaldım. ne yapayım? 1 ve 2 numaralı resimlerimin beğenilmemesi hevesimi kırmıştı. büyükler hiçbir şeyi kendi kendilerine anlayamazlar. onlara durmadan her şeyi anlatmak da çocuklar için yorucudur.
ben de ister istemez başka bir meslek seçtim. uçak kullanmasını öğrenip pilot oldum. dünyada birçok yerlere uçtum. evet, coğrafyanın bana çok faydası dokundu. bir bakışta çin'i arizona'dan ayırt edebiliyordum. gece karanlığında insan yolunun şaşırdı mı, çok işe yarar bu bilgi.
hayatım boyunca, aklı başında birçok insanla ilişki kurdum. büyükler arasında çok yaşadım. yakından tanıdım onları. ama görüşüm pek değişmedi, daha parlak olmadı.
kafası biraz işler görünen birine rastladım mı, ona, hep yanımda taşıdığım 1 numaralı resmi gösteriri, denerdim onu. dur bakalım, derdim kendi kendime, bu adam gerçekten anlayışlı mı, değil mi? ama ben "bu nedir?" deyince, her gören: "şapka" diyordu. o zaman da boa yılanlarından , balta girmemiş ormanlardan, yıldızlardan söz etmez, ona ayak uydururdum; briçten, golftan, politikadan, kravattan söz ederdim. o da , aman ne akıllı bir adam tanıdım , diye sevinirdi.
2. bölüm
böylece altı yıl öncesinde kadar yalnız yaşadım, gerçekten konuşabilecek bir dostum olmadan. ama altı yıl önce bir gün büyük sahra çölü'nün üstünden uçarken, motorum bozuldu, çöle inmek zorunda kaldım. motorda bir şeyler kırılmıştı. yanımda ne makinist vardı, ne de yolcu. tek başıma bu güç onarım işine giriştim. benim için bir ölüm kalım savaşıydı. bir haftalık ime suyum ya vardı ya yoktu.
ilk gece kumun üstüne yattım, uyudum. i̇nsanların oturduğu yerlerden kilometrelerce ötedeydim. gemisi batmış, okyanusun ortasında sal üstünde kalmış bir adamdan çok daha yalnızdım. bu durumda siz düşünün artık nasıl şaşırdım, sabah sabah incecik, garip ses beni uyandırınca:
- ne olur, bir koyun çiz bana...
-ne?
- bir koyun çiz bana.
yıldırım çarpmış gibi yerimden fırladım. gözlerimi iyice ovuşturdum, iyice baktım. ne göreyim: eşi dünyada görülmedik, ufacık bir insan ciddi ciddi süzüyor beni. çok sonra çizdiğim en başarılı portresi işte budur. ama hiç modeli kadar sevimli olmadı çizdiğim resim. ne yapayım, ressam olmak yolunu tutmuşken, büyükler altı yaşında resme olan hevesimi kırmışlardı. ben de içten ve dıştan görünen boa resimlerinden başka resim çizmesini öğrenmemiştim
gözlerim fal taşı gibi açık, bu görüntüye bakakaldım. unutmayın ki insanların bulunduğu yerlerden kilometrelerce ötedeydim. o minnacık adamsa yolunu yitirmiş, yorgunluktan, açlıktan, susuzluktan, korkudan bitkin düşmüş görünmüyordu. i̇nsanların oturduğu yerlerden kilometrelerce ötede, çölün ortasında kaybolmuş bir çocuğa benzemiyordu hiç. kendimi toparlayıp da konuşabilecek duruma gelince:
- evet ama... sen ne arıyorsun burada? dedim..
yavaşçacık, çok önemli bir şey söylüyormuş gibi, aynı sözleri tekrarlardı:
- ne olur... bir koyun çiziver bana.
kafası allak bullak oldu mu, söz dinlemezlik edemez insan. i̇nsanların oturduğu yerlerden kilometrelerce ötede, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya iken, resim çizmenin anlamsızlığını bile bile, cebimden bir parça kağıtla bir dolmakalem çıkardım. tam o sırada hatırladım ki, ben asıl coğrafya, tarih, matematik ve dilbilgisi öğrenmiştim. biraz da içerleyerek küçüğe resim yapmasını bilmediğimi söyledim.
- zararı yok. bir koyun çiziver.
ömrümde hiç koyun çizmediğim için, ona bildiğim iki resimden birini çizdim. yani boa yılanının dıştan görüşünü. ama bizimki:
- yok yok, boa içinde fil resmi istemedim. boa yılanı çok tehlikelidirler, filse çok yer tutar. oysa benim orası ufacık. bir koyun istiyorum. bana bir koyun çiz, deyince şaşakaldım.
ne yapayım çizdim. dikkatle baktı, sonra:
http://www.kucukprens.org/kitap/images/5.jpg
- olmadı. bu şimdiden çok hasta. bir başkasını yap.
gene çizdim.
http://www.kucukprens.org/kitap/images/6.jpg
dostum tatlı tatlı, hoşgörüyle gülümsedi:
- görüyorsun ya... bu koyun değil, koç: boynuzları var.
resmi yeniden çizdim, ama yine beğendiremedim.
http://www.kucukprens.org/kitap/images/7.jpg
- bu da çok yaşlı. ben öyle bir koyun istiyorum ki uzun zaman yaşasın.
artık sabrım tükenmişti, bir an önce motorumu sökmeye koyulayım diyordum. şu gördüğünüz resmi çiziktirdim.
al sana sandık, dedim, istediğin koyun içindedir.
http://www.kucukprens.org/kitap/images/8.jpg
beğenmek bilmeyen küçük dostumun yüzü güldü. ha, tam istediğim gibi oldu, demez mi! ama ne dersin, bu koyun çok mu ot ister?
- neden sordun?
- benim orası ufacık bir yer de ondan.
- çok ot istemez... ufacık bir koyun verdim sana.
resmin üstüne eğildi:
- o kadar da ufak değil... aa, bak, uyudu...
küçük prens'le işte böyle tanıştık.
böylece altı yıl öncesinde kadar yalnız yaşadım, gerçekten konuşabilecek bir dostum olmadan. ama altı yıl önce bir gün büyük sahra çölü'nün üstünden uçarken, motorum bozuldu, çöle inmek zorunda kaldım. motorda bir şeyler kırılmıştı. yanımda ne makinist vardı, ne de yolcu. tek başıma bu güç onarım işine giriştim. benim için bir ölüm kalım savaşıydı. bir haftalık ime suyum ya vardı ya yoktu.
ilk gece kumun üstüne yattım, uyudum. i̇nsanların oturduğu yerlerden kilometrelerce ötedeydim. gemisi batmış, okyanusun ortasında sal üstünde kalmış bir adamdan çok daha yalnızdım. bu durumda siz düşünün artık nasıl şaşırdım, sabah sabah incecik, garip ses beni uyandırınca:
- ne olur, bir koyun çiz bana...
-ne?
- bir koyun çiz bana.
yıldırım çarpmış gibi yerimden fırladım. gözlerimi iyice ovuşturdum, iyice baktım. ne göreyim: eşi dünyada görülmedik, ufacık bir insan ciddi ciddi süzüyor beni. çok sonra çizdiğim en başarılı portresi işte budur. ama hiç modeli kadar sevimli olmadı çizdiğim resim. ne yapayım, ressam olmak yolunu tutmuşken, büyükler altı yaşında resme olan hevesimi kırmışlardı. ben de içten ve dıştan görünen boa resimlerinden başka resim çizmesini öğrenmemiştim
gözlerim fal taşı gibi açık, bu görüntüye bakakaldım. unutmayın ki insanların bulunduğu yerlerden kilometrelerce ötedeydim. o minnacık adamsa yolunu yitirmiş, yorgunluktan, açlıktan, susuzluktan, korkudan bitkin düşmüş görünmüyordu. i̇nsanların oturduğu yerlerden kilometrelerce ötede, çölün ortasında kaybolmuş bir çocuğa benzemiyordu hiç. kendimi toparlayıp da konuşabilecek duruma gelince:
- evet ama... sen ne arıyorsun burada? dedim..
yavaşçacık, çok önemli bir şey söylüyormuş gibi, aynı sözleri tekrarlardı:
- ne olur... bir koyun çiziver bana.
kafası allak bullak oldu mu, söz dinlemezlik edemez insan. i̇nsanların oturduğu yerlerden kilometrelerce ötede, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya iken, resim çizmenin anlamsızlığını bile bile, cebimden bir parça kağıtla bir dolmakalem çıkardım. tam o sırada hatırladım ki, ben asıl coğrafya, tarih, matematik ve dilbilgisi öğrenmiştim. biraz da içerleyerek küçüğe resim yapmasını bilmediğimi söyledim.
- zararı yok. bir koyun çiziver.
ömrümde hiç koyun çizmediğim için, ona bildiğim iki resimden birini çizdim. yani boa yılanının dıştan görüşünü. ama bizimki:
- yok yok, boa içinde fil resmi istemedim. boa yılanı çok tehlikelidirler, filse çok yer tutar. oysa benim orası ufacık. bir koyun istiyorum. bana bir koyun çiz, deyince şaşakaldım.
ne yapayım çizdim. dikkatle baktı, sonra:
http://www.kucukprens.org/kitap/images/5.jpg
- olmadı. bu şimdiden çok hasta. bir başkasını yap.
gene çizdim.
http://www.kucukprens.org/kitap/images/6.jpg
dostum tatlı tatlı, hoşgörüyle gülümsedi:
- görüyorsun ya... bu koyun değil, koç: boynuzları var.
resmi yeniden çizdim, ama yine beğendiremedim.
http://www.kucukprens.org/kitap/images/7.jpg
- bu da çok yaşlı. ben öyle bir koyun istiyorum ki uzun zaman yaşasın.
artık sabrım tükenmişti, bir an önce motorumu sökmeye koyulayım diyordum. şu gördüğünüz resmi çiziktirdim.
al sana sandık, dedim, istediğin koyun içindedir.
http://www.kucukprens.org/kitap/images/8.jpg
beğenmek bilmeyen küçük dostumun yüzü güldü. ha, tam istediğim gibi oldu, demez mi! ama ne dersin, bu koyun çok mu ot ister?
- neden sordun?
- benim orası ufacık bir yer de ondan.
- çok ot istemez... ufacık bir koyun verdim sana.
resmin üstüne eğildi:
- o kadar da ufak değil... aa, bak, uyudu...
küçük prens'le işte böyle tanıştık.
espri anlayışımızın benzedigi, gülmeye ve güldürmeye gelmiş muhterem yazardır. hoşgelmiş.
şukulanası yazar.
sabaha karşı yaptığı atilla taş-doğuş esprisine tepki olarak uyumaya gittiğimi söylemek istediğim yazardır.. bana ne diyebilir, özgürdür, normaldir..
türkülerdeki ilginçlikleri bulup bunlarla ilgili sözlükte başlık açmaya gönül vermiş türküsever.
bugün sol tarafı türkü sözleriyle parsellemiş bana komik gelmeyen yazar.
entry ve nick uyumu vakasına sık sık maruz kalma ihtimali olan bir yazar.
geceyi türkü bar da geçirmiş hala etkisinden kurtulamayan kafası güzel yazar.
burclarla ilgili bir acısı olan yazar.
burçlara ve burçlara inananlara karşı olup şu başlığı açan yazar:
(bkz: einstein ve tayyip erdoğan ın balık burcu olması)
(bkz: einstein ve tayyip erdoğan ın balık burcu olması)
burçlara inanlara sürekli ayar veren yazar.einstein ve tayyip erdoğan ın balık burcu olması başlığı ise bu ayarlardan biridir.
-kimsin sen?
-ben castiel.
-orayı biliyoruz,nesin sen?
-ben tanrının bir meleğiyim.
-hadi oradan.
(bkz: supernatural)
-ben castiel.
-orayı biliyoruz,nesin sen?
-ben tanrının bir meleğiyim.
-hadi oradan.
(bkz: supernatural)
sabah açtığı patates ile ilgili başlığı dolayısıyla aklımdan çıkmayan yazar.
duygusuz yazar. muhtemelen insan da değil'dir.
yine patates ile ilgili bir başlık açmıştır oruç tutanların sabrını sınamaktadır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar