bugün
- günaydın kızlar4
- yaşadım demek için ne yapmalı5
- süvari kahvesi3
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- samsak döveci3
- michelin2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey4
- blaupunkt3
- ayva reçeli2
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi5
- günaydın devasa uludağ sözlük ailesi2
- kitap okumamak3
- konuşurken anladın mı deyip duran tip3
- sözlüğü ayakta tutanlar2
- belediye ruhsat birimi2
- gece gelen yemek yapma isteği8
- ateşte kızartılacaksın2
- fenerbahçe12
- kısa vadeli faydalı güdülenim araçları2
- dilencilik yasal bir iş midir2
- paranın mutluluk getirmemesi3
- dilenme usulleri2
- terhis oluyorum sözlük21
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- arif sefa özdemir5
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- abd'nin irana atom bombası saldırısı ihtimali3
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi14
- fatma betül sayan kaya28
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- bir sözlük yazarına kahve ısmarlamak12
- silik sayınız7
- karın üzerinde yürüme sesi2
- aşk15
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi12
- kombiler açıldı mı arkadaşlar8
- coca cola3
- emecek bor çift göğüs bile bulamamak7
- akıllı telefon kullanan erkek9
- ilk sıra arkadaşınız ne yapıyor6
- camilerdeki ayak kokusu11
- münafık11
- trafikte korna çalmanın işlevi7
- fatma betülüm yapmaz13
- gece 2 de yatıp sabah 6 da kalkmak5
- akşama kadar entry giren torpilli memur12
- 22 yıllık kocam gözüme çirkin geldi kaçtım9
aşağıdaki yazıyı bir gazetenin sitesinden alıntıladım :
--spoiler--
Gerçek sosyal devlet nasıl olur?
Perşembe günkü yazımdan sonra, sizlerden birçok mesaj aldım. Çoğu okuyucum Belçika'daki sosyal devleti anlatmamı rica etmiş.
Aslında hep sosyal ve hukuk devleti istiyoruz, diyoruz; ama bu tam olarak nasıl oluyor bilmiyoruz.
Ben bunu ilk defa Belçika'da gördüm. Daha önce uzun yıllar Amerika'da ve ingiltere'de yaşamış olmama rağmen, benzer bir yapıyı oralarda göremedim.
Ama şunu en baştan söylemem gerekiyor. Bir devleti sosyal devlet yapan zenginliği ve nüfusundan ziyade, insanlarının tutumları.
Sadece hastane hayatını anlatmam bile, sizlere oradaki hayat ile ilgili çok iyi bir fikir verecektir.
NEYE iHTiYACIN VAR?
Kaldığımız hastane sadece bir üniversite hastanesiydi.
Hastaneye yatar yatmaz, sosyal hizmet uzmanları gelip, ekonomik durumumuz hakkında bizden bilgi aldı ve ne tür desteğe ihtiyacımız olduğunu sordu.
Orada da Türkiye'de olduğu gibi sağlık masraflarının çoğunu devlet karşılıyor. Siz sadece % 20'sini ödüyorsunuz. Ama % 20'yi ödeyecek paranız yoksa, sosyal hizmet uzmanları sizin adınıza o parayı ödüyor.
FAKiR OLMAK
Belçika'da siz istemedikçe, fakir olmanız mümkün değil. Fakir olmayı becermek büyük bir başarı olur.
işiniz yoksa, devlet hatırı sayılır bir işsizlik maaşı ödüyor. Geçerli bir sebepten dolayı işe gidemezseniz, o günkü kaybınızı devlet ödüyor.
işverenseniz ve belirli günler iş yapamadıysanız, o günlerde isçilerinizin parasını devlet ödüyor.
Ha bu arada yaptığınız her iş, devlet tarafından sıkı bir şekilde kontrol ediyor. Yani bizdeki gibi yarım yamalak yapılmış hiçbir şey yok.
REFAKATÇi SiSTEMi
Türkiye'deki gibi refakatçi sistemi yok. Hastane hastanın her şeyinden sorumlu. Hatta o kadar ki sizin hata yapma ihtimalinize karşı, hasta ile ilgilenmenizi istemiyorlar.
Yazılarımı yazmak ve diğer işlerimi yapmak için aklımdan "Keşke hastanede internet olsa" diye geçirirken, öğrendim ki hastane ücretsiz internet sağlıyor. Hatta ve hatta bilgisayar da kiralayabiliyorsunuz.
DOKTOR TUTUMU
Doktorlar ve hemşirelerin tutumları da Türkiye’deki çoğu doktorun tutumlarına hiç benzemiyor. Onların peşinden koşmayı bırakın, size bilgi vermek için onlar sizin peşinizden koşuyor. Her konuşma "Başka sorunuz var mı" sorusuyla bitiyor.
(Bizde böyle doktorlar var, ama sayısı o kadar az ki.)
EVDE BAKIM
Bir hafta sonu eve çıkmak istedik. Sosyal hizmet uzmanları eve çoktan özel hastane yatağı göndermişti. iki gün boyunca sabahları gelip ilaçlarını verdi ve ağabeyin vücudunu yıkadı.
Her sabah her hastanın bedeni ıslak bir bezle temizleniyor.
Ayrıca eve yemek siparişi verebilmemiz için telefon numarası bıraktılar. Bu hizmet eve çıktığımız her gün aralıksız devam etti.
KÖPEK
Şimdi size hayal edemeyeceğiniz bir şey söyleyeceğim.
Bir gün koridorda "golden retriever" cins bir kopek gördüm. Burada köpeğin ne işi var diye merak edip, görevliye sordum. Yürüyemeyen bir hastanın köpeğiymiş.
Gidip kadın ile konuştum. Yürüyemez hale gelince, devlet ona bir tane eğitilmiş köpek vermiş. Köpek 200 tane komut biliyor ve kadının bütün işlerini yapıyor.
TELEFON
Bir gün sabah yataktayken, ağabeyimin telefonu çaldı. Bir polis. "Sayın Bolat arabanızı yanlış yere park etmişsiniz. Bu defa ceza yazmayacağım ama bir daha öyle koymayın lütfen" diyor. Şok oluyorum. Polis, numarayı buluyor ve arıyor.
Polislerin görevi ceza vermek değil, davranışı öğretmek ve sorumluluk vermek
AVRUPA BiRLiĞi
Bütün bunları neden anlattım? Orada sadece insana değil, tüm canlılara saygı var.
insanlar, bir insanoğlunun hak ettiği gibi yaşıyor. Devlet her vatandaşından sorumlu hissediyor.
Ama bizim hayatımız burada mücadeleyle geçiyor.
Avrupa Birliği'ne girip girmemizin ne önemi var? Neyi bekliyoruz?
Bu tür bir hayatı politikacıların bize sunması için, Avrupa birliğine mi girmemiz gerekiyor? insanca yaşamayı bize Avrupa Birliği mi öğretmeli?
Biz benzer bir hayatı hak etmiyor muyuz? Her insanoğlu hak etmiyor mu?
--spoiler--
yazının orjinalini de şuradan okuyabilirsiniz :
http://www.hurriyet.com.t...14049691.asp?hid=14054772
şimdi gelelim asıl mevzuya...
köşeyazarı belçika sosyal devlet yapısından örnekler vererek türkiye'deki sosyal devlet anlayışını ve devletin yetersizliğini eleştirmiş.
ama daha yazısının başında yazdığı bir cümle ile kendi ayarını kendisi vermiş, işte o cümle :
"Bir devleti sosyal devlet yapan zenginliği ve nüfusundan ziyade, insanlarının tutumları."
evet gerçekten de bir devleti sosyal yapan insanlarının davranışları, bakış açıları, fikirleri ve zihniyetleridir.
hastanelerimizde yaşanan aksilikler, yanlışlıklar denetim yetisinden yoksun devletimizin bir ayıbıdır, fakat hastaneye akın eden hastaların hiç mi kabahatleri yoktur? Hele doktorlara, hemşirelere bir sorun da anlatsınlar...
bizim ülkemizde de işsizlik maaşı ödeniyor ama belirli koşullar altında. çünkü toplum yapısının bunu suistimal etme potansiyelinin herkes farkında.
ölen ana babasının ölümünü bildirmeyerek emekli maaşını almaya devam eden insanların yaşadığı bir toplumda çok daha geniş bir kitleyi etkileyecek bir hususun suistimal edilmeyeceğini düşünmek ahmaklıktır.
fakirlik diyeceksiniz, ben de hayır tembellik diyeceğim...
gelelim yazıda geçen telefon hadisesine. ülkemizde şoförlerin neredeyse hepsi yanlış yere park etmek, kırmızıda geçmek, kırmızıda bekleyeni dövmeye kalkmak, geçiş önceliğini her daim kendisinde görmek gibi güzel huylara sahip oldukları herkesçe malumdur. peki soralım o zaman polis hangi birimizin peşinden koşsun?
+iyi günler, ben x trafik şube müdürlüğünden memur ahmet, aracınızı yanlış yere parketmişsiniz, şimdilik ceza yazmıyorum, bir daha tekrar etmesin lütfen.
- lan sen benim kim olduğumu biliyor musun? ben falancanın yeğeniyim, sürdürürüm şerefsizim.
devlet elbette her vatandaşından sorumludur, zira devletin varolması için birincisi toprağa ikincisi de halka ihtiyaç vardır. Ancak kanun kural tanımayan, birbirine saygısı olmayan, birbirini her daim kazıklama peşinde koşan insanların varolduğu bir ülkede devlet hangi vatandaşına hakim olabilir?
zaten devleti teşkil eden nedir? kurumları... o kurumlarda görev yapanlar kimlerdir? insanlar...
devletimizin dört dörtlük olduğunu bu nedenle iddia edemeyiz ama önce çuvaldızı kendimize batırmamız gerekmiyor mu? aynaya bakıp sorumluluklarımızı ne derece yerine getirdiğimizi kendimize sormamız gerekmiyor mu?
--spoiler--
Gerçek sosyal devlet nasıl olur?
Perşembe günkü yazımdan sonra, sizlerden birçok mesaj aldım. Çoğu okuyucum Belçika'daki sosyal devleti anlatmamı rica etmiş.
Aslında hep sosyal ve hukuk devleti istiyoruz, diyoruz; ama bu tam olarak nasıl oluyor bilmiyoruz.
Ben bunu ilk defa Belçika'da gördüm. Daha önce uzun yıllar Amerika'da ve ingiltere'de yaşamış olmama rağmen, benzer bir yapıyı oralarda göremedim.
Ama şunu en baştan söylemem gerekiyor. Bir devleti sosyal devlet yapan zenginliği ve nüfusundan ziyade, insanlarının tutumları.
Sadece hastane hayatını anlatmam bile, sizlere oradaki hayat ile ilgili çok iyi bir fikir verecektir.
NEYE iHTiYACIN VAR?
Kaldığımız hastane sadece bir üniversite hastanesiydi.
Hastaneye yatar yatmaz, sosyal hizmet uzmanları gelip, ekonomik durumumuz hakkında bizden bilgi aldı ve ne tür desteğe ihtiyacımız olduğunu sordu.
Orada da Türkiye'de olduğu gibi sağlık masraflarının çoğunu devlet karşılıyor. Siz sadece % 20'sini ödüyorsunuz. Ama % 20'yi ödeyecek paranız yoksa, sosyal hizmet uzmanları sizin adınıza o parayı ödüyor.
FAKiR OLMAK
Belçika'da siz istemedikçe, fakir olmanız mümkün değil. Fakir olmayı becermek büyük bir başarı olur.
işiniz yoksa, devlet hatırı sayılır bir işsizlik maaşı ödüyor. Geçerli bir sebepten dolayı işe gidemezseniz, o günkü kaybınızı devlet ödüyor.
işverenseniz ve belirli günler iş yapamadıysanız, o günlerde isçilerinizin parasını devlet ödüyor.
Ha bu arada yaptığınız her iş, devlet tarafından sıkı bir şekilde kontrol ediyor. Yani bizdeki gibi yarım yamalak yapılmış hiçbir şey yok.
REFAKATÇi SiSTEMi
Türkiye'deki gibi refakatçi sistemi yok. Hastane hastanın her şeyinden sorumlu. Hatta o kadar ki sizin hata yapma ihtimalinize karşı, hasta ile ilgilenmenizi istemiyorlar.
Yazılarımı yazmak ve diğer işlerimi yapmak için aklımdan "Keşke hastanede internet olsa" diye geçirirken, öğrendim ki hastane ücretsiz internet sağlıyor. Hatta ve hatta bilgisayar da kiralayabiliyorsunuz.
DOKTOR TUTUMU
Doktorlar ve hemşirelerin tutumları da Türkiye’deki çoğu doktorun tutumlarına hiç benzemiyor. Onların peşinden koşmayı bırakın, size bilgi vermek için onlar sizin peşinizden koşuyor. Her konuşma "Başka sorunuz var mı" sorusuyla bitiyor.
(Bizde böyle doktorlar var, ama sayısı o kadar az ki.)
EVDE BAKIM
Bir hafta sonu eve çıkmak istedik. Sosyal hizmet uzmanları eve çoktan özel hastane yatağı göndermişti. iki gün boyunca sabahları gelip ilaçlarını verdi ve ağabeyin vücudunu yıkadı.
Her sabah her hastanın bedeni ıslak bir bezle temizleniyor.
Ayrıca eve yemek siparişi verebilmemiz için telefon numarası bıraktılar. Bu hizmet eve çıktığımız her gün aralıksız devam etti.
KÖPEK
Şimdi size hayal edemeyeceğiniz bir şey söyleyeceğim.
Bir gün koridorda "golden retriever" cins bir kopek gördüm. Burada köpeğin ne işi var diye merak edip, görevliye sordum. Yürüyemeyen bir hastanın köpeğiymiş.
Gidip kadın ile konuştum. Yürüyemez hale gelince, devlet ona bir tane eğitilmiş köpek vermiş. Köpek 200 tane komut biliyor ve kadının bütün işlerini yapıyor.
TELEFON
Bir gün sabah yataktayken, ağabeyimin telefonu çaldı. Bir polis. "Sayın Bolat arabanızı yanlış yere park etmişsiniz. Bu defa ceza yazmayacağım ama bir daha öyle koymayın lütfen" diyor. Şok oluyorum. Polis, numarayı buluyor ve arıyor.
Polislerin görevi ceza vermek değil, davranışı öğretmek ve sorumluluk vermek
AVRUPA BiRLiĞi
Bütün bunları neden anlattım? Orada sadece insana değil, tüm canlılara saygı var.
insanlar, bir insanoğlunun hak ettiği gibi yaşıyor. Devlet her vatandaşından sorumlu hissediyor.
Ama bizim hayatımız burada mücadeleyle geçiyor.
Avrupa Birliği'ne girip girmemizin ne önemi var? Neyi bekliyoruz?
Bu tür bir hayatı politikacıların bize sunması için, Avrupa birliğine mi girmemiz gerekiyor? insanca yaşamayı bize Avrupa Birliği mi öğretmeli?
Biz benzer bir hayatı hak etmiyor muyuz? Her insanoğlu hak etmiyor mu?
--spoiler--
yazının orjinalini de şuradan okuyabilirsiniz :
http://www.hurriyet.com.t...14049691.asp?hid=14054772
şimdi gelelim asıl mevzuya...
köşeyazarı belçika sosyal devlet yapısından örnekler vererek türkiye'deki sosyal devlet anlayışını ve devletin yetersizliğini eleştirmiş.
ama daha yazısının başında yazdığı bir cümle ile kendi ayarını kendisi vermiş, işte o cümle :
"Bir devleti sosyal devlet yapan zenginliği ve nüfusundan ziyade, insanlarının tutumları."
evet gerçekten de bir devleti sosyal yapan insanlarının davranışları, bakış açıları, fikirleri ve zihniyetleridir.
hastanelerimizde yaşanan aksilikler, yanlışlıklar denetim yetisinden yoksun devletimizin bir ayıbıdır, fakat hastaneye akın eden hastaların hiç mi kabahatleri yoktur? Hele doktorlara, hemşirelere bir sorun da anlatsınlar...
bizim ülkemizde de işsizlik maaşı ödeniyor ama belirli koşullar altında. çünkü toplum yapısının bunu suistimal etme potansiyelinin herkes farkında.
ölen ana babasının ölümünü bildirmeyerek emekli maaşını almaya devam eden insanların yaşadığı bir toplumda çok daha geniş bir kitleyi etkileyecek bir hususun suistimal edilmeyeceğini düşünmek ahmaklıktır.
fakirlik diyeceksiniz, ben de hayır tembellik diyeceğim...
gelelim yazıda geçen telefon hadisesine. ülkemizde şoförlerin neredeyse hepsi yanlış yere park etmek, kırmızıda geçmek, kırmızıda bekleyeni dövmeye kalkmak, geçiş önceliğini her daim kendisinde görmek gibi güzel huylara sahip oldukları herkesçe malumdur. peki soralım o zaman polis hangi birimizin peşinden koşsun?
+iyi günler, ben x trafik şube müdürlüğünden memur ahmet, aracınızı yanlış yere parketmişsiniz, şimdilik ceza yazmıyorum, bir daha tekrar etmesin lütfen.
- lan sen benim kim olduğumu biliyor musun? ben falancanın yeğeniyim, sürdürürüm şerefsizim.
devlet elbette her vatandaşından sorumludur, zira devletin varolması için birincisi toprağa ikincisi de halka ihtiyaç vardır. Ancak kanun kural tanımayan, birbirine saygısı olmayan, birbirini her daim kazıklama peşinde koşan insanların varolduğu bir ülkede devlet hangi vatandaşına hakim olabilir?
zaten devleti teşkil eden nedir? kurumları... o kurumlarda görev yapanlar kimlerdir? insanlar...
devletimizin dört dörtlük olduğunu bu nedenle iddia edemeyiz ama önce çuvaldızı kendimize batırmamız gerekmiyor mu? aynaya bakıp sorumluluklarımızı ne derece yerine getirdiğimizi kendimize sormamız gerekmiyor mu?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com