bugün
- manifest çocukların ahlakını bozuyor safsatası6
- norveçte bok olsam7
- kadınların penisi olduğu gerçeği4
- en merak ettiğin ulu yazarı30
- nervionun merak ettiği yazar19
- sinirli kadını sakinleştirmek17
- bugün açılacağım sözlük kızı12
- 40 yaş üzeri insanlar mesajlaşıyor mu sorunsalı13
- aşiyan2
- atatürk yerine mustafa kemal diyenler3
- erkeklerin zeki kadın sevmemesi9
- yazarları mutlu edebilecek küçük şeyler6
- son gammaz bukucu2
- herşeyi boşverip guru olmak2
- migros'un nussknacker satması3
- kızlar teklif ediyor efsanesi gerçek oluyor5
- manifest kızlarını sıralamak2
- sözlükte en çok güldüğünüz yazarlar9
- penis takası yapmak2
- doğum haritası5
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak19
- kürtler 5 yıl icerisinde türkiye yi ele gecirirler13
- yalnizca deli yalnizca sair21
- yakışıklı bir erkeğin yalnız olmasının nedenleri8
- atatürkün bilimden en uzak sözü8
- sevgilinin giyimine karışmak9
- komşuları itici yapan detaylar7
- anıtkabire gitmek vs hacca gitmek8
- bu sözlükte beni herkes tanır9
- selamın aleyküm desem kaç kişi aleyküm selam der11
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım15
- ciguli vs velvet9
- nervionun kedisi5
- devlete güvenmeyip ahbap'a güvenmek4
- arkadaşlar bakar mısınız21
- katatespizartmasi17
- istanbul üzerine nur gelecek4
- erecto biraderin roman olması4
- sapıkça başlık açan yazarlar7
- yeni seçimde akp halka ne vaadedebilir sorunsalı12
- ton balığını kim yiyor sorunsalı10
- ahlaksız başlık açan çaresizler5
- damarına basmak2
- zengin bacanak5
- kız arkadaşa gökyüzünü hediye etmek18
- dikkatleri çeken sözlük kızı7
- arabalı kadın arabasız erkek ilişkisi yürür mü5
- merak edilen erkeğin patates çıkması7
- gereksiz iyi olmak2
- sözlük kızlarından hiç astronot çıkmaması8
aşağıdaki yazıyı bir gazetenin sitesinden alıntıladım :
--spoiler--
Gerçek sosyal devlet nasıl olur?
Perşembe günkü yazımdan sonra, sizlerden birçok mesaj aldım. Çoğu okuyucum Belçika'daki sosyal devleti anlatmamı rica etmiş.
Aslında hep sosyal ve hukuk devleti istiyoruz, diyoruz; ama bu tam olarak nasıl oluyor bilmiyoruz.
Ben bunu ilk defa Belçika'da gördüm. Daha önce uzun yıllar Amerika'da ve ingiltere'de yaşamış olmama rağmen, benzer bir yapıyı oralarda göremedim.
Ama şunu en baştan söylemem gerekiyor. Bir devleti sosyal devlet yapan zenginliği ve nüfusundan ziyade, insanlarının tutumları.
Sadece hastane hayatını anlatmam bile, sizlere oradaki hayat ile ilgili çok iyi bir fikir verecektir.
NEYE iHTiYACIN VAR?
Kaldığımız hastane sadece bir üniversite hastanesiydi.
Hastaneye yatar yatmaz, sosyal hizmet uzmanları gelip, ekonomik durumumuz hakkında bizden bilgi aldı ve ne tür desteğe ihtiyacımız olduğunu sordu.
Orada da Türkiye'de olduğu gibi sağlık masraflarının çoğunu devlet karşılıyor. Siz sadece % 20'sini ödüyorsunuz. Ama % 20'yi ödeyecek paranız yoksa, sosyal hizmet uzmanları sizin adınıza o parayı ödüyor.
FAKiR OLMAK
Belçika'da siz istemedikçe, fakir olmanız mümkün değil. Fakir olmayı becermek büyük bir başarı olur.
işiniz yoksa, devlet hatırı sayılır bir işsizlik maaşı ödüyor. Geçerli bir sebepten dolayı işe gidemezseniz, o günkü kaybınızı devlet ödüyor.
işverenseniz ve belirli günler iş yapamadıysanız, o günlerde isçilerinizin parasını devlet ödüyor.
Ha bu arada yaptığınız her iş, devlet tarafından sıkı bir şekilde kontrol ediyor. Yani bizdeki gibi yarım yamalak yapılmış hiçbir şey yok.
REFAKATÇi SiSTEMi
Türkiye'deki gibi refakatçi sistemi yok. Hastane hastanın her şeyinden sorumlu. Hatta o kadar ki sizin hata yapma ihtimalinize karşı, hasta ile ilgilenmenizi istemiyorlar.
Yazılarımı yazmak ve diğer işlerimi yapmak için aklımdan "Keşke hastanede internet olsa" diye geçirirken, öğrendim ki hastane ücretsiz internet sağlıyor. Hatta ve hatta bilgisayar da kiralayabiliyorsunuz.
DOKTOR TUTUMU
Doktorlar ve hemşirelerin tutumları da Türkiye’deki çoğu doktorun tutumlarına hiç benzemiyor. Onların peşinden koşmayı bırakın, size bilgi vermek için onlar sizin peşinizden koşuyor. Her konuşma "Başka sorunuz var mı" sorusuyla bitiyor.
(Bizde böyle doktorlar var, ama sayısı o kadar az ki.)
EVDE BAKIM
Bir hafta sonu eve çıkmak istedik. Sosyal hizmet uzmanları eve çoktan özel hastane yatağı göndermişti. iki gün boyunca sabahları gelip ilaçlarını verdi ve ağabeyin vücudunu yıkadı.
Her sabah her hastanın bedeni ıslak bir bezle temizleniyor.
Ayrıca eve yemek siparişi verebilmemiz için telefon numarası bıraktılar. Bu hizmet eve çıktığımız her gün aralıksız devam etti.
KÖPEK
Şimdi size hayal edemeyeceğiniz bir şey söyleyeceğim.
Bir gün koridorda "golden retriever" cins bir kopek gördüm. Burada köpeğin ne işi var diye merak edip, görevliye sordum. Yürüyemeyen bir hastanın köpeğiymiş.
Gidip kadın ile konuştum. Yürüyemez hale gelince, devlet ona bir tane eğitilmiş köpek vermiş. Köpek 200 tane komut biliyor ve kadının bütün işlerini yapıyor.
TELEFON
Bir gün sabah yataktayken, ağabeyimin telefonu çaldı. Bir polis. "Sayın Bolat arabanızı yanlış yere park etmişsiniz. Bu defa ceza yazmayacağım ama bir daha öyle koymayın lütfen" diyor. Şok oluyorum. Polis, numarayı buluyor ve arıyor.
Polislerin görevi ceza vermek değil, davranışı öğretmek ve sorumluluk vermek
AVRUPA BiRLiĞi
Bütün bunları neden anlattım? Orada sadece insana değil, tüm canlılara saygı var.
insanlar, bir insanoğlunun hak ettiği gibi yaşıyor. Devlet her vatandaşından sorumlu hissediyor.
Ama bizim hayatımız burada mücadeleyle geçiyor.
Avrupa Birliği'ne girip girmemizin ne önemi var? Neyi bekliyoruz?
Bu tür bir hayatı politikacıların bize sunması için, Avrupa birliğine mi girmemiz gerekiyor? insanca yaşamayı bize Avrupa Birliği mi öğretmeli?
Biz benzer bir hayatı hak etmiyor muyuz? Her insanoğlu hak etmiyor mu?
--spoiler--
yazının orjinalini de şuradan okuyabilirsiniz :
http://www.hurriyet.com.t...14049691.asp?hid=14054772
şimdi gelelim asıl mevzuya...
köşeyazarı belçika sosyal devlet yapısından örnekler vererek türkiye'deki sosyal devlet anlayışını ve devletin yetersizliğini eleştirmiş.
ama daha yazısının başında yazdığı bir cümle ile kendi ayarını kendisi vermiş, işte o cümle :
"Bir devleti sosyal devlet yapan zenginliği ve nüfusundan ziyade, insanlarının tutumları."
evet gerçekten de bir devleti sosyal yapan insanlarının davranışları, bakış açıları, fikirleri ve zihniyetleridir.
hastanelerimizde yaşanan aksilikler, yanlışlıklar denetim yetisinden yoksun devletimizin bir ayıbıdır, fakat hastaneye akın eden hastaların hiç mi kabahatleri yoktur? Hele doktorlara, hemşirelere bir sorun da anlatsınlar...
bizim ülkemizde de işsizlik maaşı ödeniyor ama belirli koşullar altında. çünkü toplum yapısının bunu suistimal etme potansiyelinin herkes farkında.
ölen ana babasının ölümünü bildirmeyerek emekli maaşını almaya devam eden insanların yaşadığı bir toplumda çok daha geniş bir kitleyi etkileyecek bir hususun suistimal edilmeyeceğini düşünmek ahmaklıktır.
fakirlik diyeceksiniz, ben de hayır tembellik diyeceğim...
gelelim yazıda geçen telefon hadisesine. ülkemizde şoförlerin neredeyse hepsi yanlış yere park etmek, kırmızıda geçmek, kırmızıda bekleyeni dövmeye kalkmak, geçiş önceliğini her daim kendisinde görmek gibi güzel huylara sahip oldukları herkesçe malumdur. peki soralım o zaman polis hangi birimizin peşinden koşsun?
+iyi günler, ben x trafik şube müdürlüğünden memur ahmet, aracınızı yanlış yere parketmişsiniz, şimdilik ceza yazmıyorum, bir daha tekrar etmesin lütfen.
- lan sen benim kim olduğumu biliyor musun? ben falancanın yeğeniyim, sürdürürüm şerefsizim.
devlet elbette her vatandaşından sorumludur, zira devletin varolması için birincisi toprağa ikincisi de halka ihtiyaç vardır. Ancak kanun kural tanımayan, birbirine saygısı olmayan, birbirini her daim kazıklama peşinde koşan insanların varolduğu bir ülkede devlet hangi vatandaşına hakim olabilir?
zaten devleti teşkil eden nedir? kurumları... o kurumlarda görev yapanlar kimlerdir? insanlar...
devletimizin dört dörtlük olduğunu bu nedenle iddia edemeyiz ama önce çuvaldızı kendimize batırmamız gerekmiyor mu? aynaya bakıp sorumluluklarımızı ne derece yerine getirdiğimizi kendimize sormamız gerekmiyor mu?
--spoiler--
Gerçek sosyal devlet nasıl olur?
Perşembe günkü yazımdan sonra, sizlerden birçok mesaj aldım. Çoğu okuyucum Belçika'daki sosyal devleti anlatmamı rica etmiş.
Aslında hep sosyal ve hukuk devleti istiyoruz, diyoruz; ama bu tam olarak nasıl oluyor bilmiyoruz.
Ben bunu ilk defa Belçika'da gördüm. Daha önce uzun yıllar Amerika'da ve ingiltere'de yaşamış olmama rağmen, benzer bir yapıyı oralarda göremedim.
Ama şunu en baştan söylemem gerekiyor. Bir devleti sosyal devlet yapan zenginliği ve nüfusundan ziyade, insanlarının tutumları.
Sadece hastane hayatını anlatmam bile, sizlere oradaki hayat ile ilgili çok iyi bir fikir verecektir.
NEYE iHTiYACIN VAR?
Kaldığımız hastane sadece bir üniversite hastanesiydi.
Hastaneye yatar yatmaz, sosyal hizmet uzmanları gelip, ekonomik durumumuz hakkında bizden bilgi aldı ve ne tür desteğe ihtiyacımız olduğunu sordu.
Orada da Türkiye'de olduğu gibi sağlık masraflarının çoğunu devlet karşılıyor. Siz sadece % 20'sini ödüyorsunuz. Ama % 20'yi ödeyecek paranız yoksa, sosyal hizmet uzmanları sizin adınıza o parayı ödüyor.
FAKiR OLMAK
Belçika'da siz istemedikçe, fakir olmanız mümkün değil. Fakir olmayı becermek büyük bir başarı olur.
işiniz yoksa, devlet hatırı sayılır bir işsizlik maaşı ödüyor. Geçerli bir sebepten dolayı işe gidemezseniz, o günkü kaybınızı devlet ödüyor.
işverenseniz ve belirli günler iş yapamadıysanız, o günlerde isçilerinizin parasını devlet ödüyor.
Ha bu arada yaptığınız her iş, devlet tarafından sıkı bir şekilde kontrol ediyor. Yani bizdeki gibi yarım yamalak yapılmış hiçbir şey yok.
REFAKATÇi SiSTEMi
Türkiye'deki gibi refakatçi sistemi yok. Hastane hastanın her şeyinden sorumlu. Hatta o kadar ki sizin hata yapma ihtimalinize karşı, hasta ile ilgilenmenizi istemiyorlar.
Yazılarımı yazmak ve diğer işlerimi yapmak için aklımdan "Keşke hastanede internet olsa" diye geçirirken, öğrendim ki hastane ücretsiz internet sağlıyor. Hatta ve hatta bilgisayar da kiralayabiliyorsunuz.
DOKTOR TUTUMU
Doktorlar ve hemşirelerin tutumları da Türkiye’deki çoğu doktorun tutumlarına hiç benzemiyor. Onların peşinden koşmayı bırakın, size bilgi vermek için onlar sizin peşinizden koşuyor. Her konuşma "Başka sorunuz var mı" sorusuyla bitiyor.
(Bizde böyle doktorlar var, ama sayısı o kadar az ki.)
EVDE BAKIM
Bir hafta sonu eve çıkmak istedik. Sosyal hizmet uzmanları eve çoktan özel hastane yatağı göndermişti. iki gün boyunca sabahları gelip ilaçlarını verdi ve ağabeyin vücudunu yıkadı.
Her sabah her hastanın bedeni ıslak bir bezle temizleniyor.
Ayrıca eve yemek siparişi verebilmemiz için telefon numarası bıraktılar. Bu hizmet eve çıktığımız her gün aralıksız devam etti.
KÖPEK
Şimdi size hayal edemeyeceğiniz bir şey söyleyeceğim.
Bir gün koridorda "golden retriever" cins bir kopek gördüm. Burada köpeğin ne işi var diye merak edip, görevliye sordum. Yürüyemeyen bir hastanın köpeğiymiş.
Gidip kadın ile konuştum. Yürüyemez hale gelince, devlet ona bir tane eğitilmiş köpek vermiş. Köpek 200 tane komut biliyor ve kadının bütün işlerini yapıyor.
TELEFON
Bir gün sabah yataktayken, ağabeyimin telefonu çaldı. Bir polis. "Sayın Bolat arabanızı yanlış yere park etmişsiniz. Bu defa ceza yazmayacağım ama bir daha öyle koymayın lütfen" diyor. Şok oluyorum. Polis, numarayı buluyor ve arıyor.
Polislerin görevi ceza vermek değil, davranışı öğretmek ve sorumluluk vermek
AVRUPA BiRLiĞi
Bütün bunları neden anlattım? Orada sadece insana değil, tüm canlılara saygı var.
insanlar, bir insanoğlunun hak ettiği gibi yaşıyor. Devlet her vatandaşından sorumlu hissediyor.
Ama bizim hayatımız burada mücadeleyle geçiyor.
Avrupa Birliği'ne girip girmemizin ne önemi var? Neyi bekliyoruz?
Bu tür bir hayatı politikacıların bize sunması için, Avrupa birliğine mi girmemiz gerekiyor? insanca yaşamayı bize Avrupa Birliği mi öğretmeli?
Biz benzer bir hayatı hak etmiyor muyuz? Her insanoğlu hak etmiyor mu?
--spoiler--
yazının orjinalini de şuradan okuyabilirsiniz :
http://www.hurriyet.com.t...14049691.asp?hid=14054772
şimdi gelelim asıl mevzuya...
köşeyazarı belçika sosyal devlet yapısından örnekler vererek türkiye'deki sosyal devlet anlayışını ve devletin yetersizliğini eleştirmiş.
ama daha yazısının başında yazdığı bir cümle ile kendi ayarını kendisi vermiş, işte o cümle :
"Bir devleti sosyal devlet yapan zenginliği ve nüfusundan ziyade, insanlarının tutumları."
evet gerçekten de bir devleti sosyal yapan insanlarının davranışları, bakış açıları, fikirleri ve zihniyetleridir.
hastanelerimizde yaşanan aksilikler, yanlışlıklar denetim yetisinden yoksun devletimizin bir ayıbıdır, fakat hastaneye akın eden hastaların hiç mi kabahatleri yoktur? Hele doktorlara, hemşirelere bir sorun da anlatsınlar...
bizim ülkemizde de işsizlik maaşı ödeniyor ama belirli koşullar altında. çünkü toplum yapısının bunu suistimal etme potansiyelinin herkes farkında.
ölen ana babasının ölümünü bildirmeyerek emekli maaşını almaya devam eden insanların yaşadığı bir toplumda çok daha geniş bir kitleyi etkileyecek bir hususun suistimal edilmeyeceğini düşünmek ahmaklıktır.
fakirlik diyeceksiniz, ben de hayır tembellik diyeceğim...
gelelim yazıda geçen telefon hadisesine. ülkemizde şoförlerin neredeyse hepsi yanlış yere park etmek, kırmızıda geçmek, kırmızıda bekleyeni dövmeye kalkmak, geçiş önceliğini her daim kendisinde görmek gibi güzel huylara sahip oldukları herkesçe malumdur. peki soralım o zaman polis hangi birimizin peşinden koşsun?
+iyi günler, ben x trafik şube müdürlüğünden memur ahmet, aracınızı yanlış yere parketmişsiniz, şimdilik ceza yazmıyorum, bir daha tekrar etmesin lütfen.
- lan sen benim kim olduğumu biliyor musun? ben falancanın yeğeniyim, sürdürürüm şerefsizim.
devlet elbette her vatandaşından sorumludur, zira devletin varolması için birincisi toprağa ikincisi de halka ihtiyaç vardır. Ancak kanun kural tanımayan, birbirine saygısı olmayan, birbirini her daim kazıklama peşinde koşan insanların varolduğu bir ülkede devlet hangi vatandaşına hakim olabilir?
zaten devleti teşkil eden nedir? kurumları... o kurumlarda görev yapanlar kimlerdir? insanlar...
devletimizin dört dörtlük olduğunu bu nedenle iddia edemeyiz ama önce çuvaldızı kendimize batırmamız gerekmiyor mu? aynaya bakıp sorumluluklarımızı ne derece yerine getirdiğimizi kendimize sormamız gerekmiyor mu?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar