bugün
- arjantin mısır maçı13
- yazarların mezun olduğu okullar13
- ctrlx'in ayakları13
- yenilenebilir enerji4
- gece araba sürerken dinlenecek şarkılar3
- 7 temmuz 2026 arjantin mısır maçı11
- sözlüğünü başka sözlükle aldatan hain yazar6
- ankara da nato zirvesi12
- adana sokak lezzetleri5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- 23 yaş8
- yazarların sahip olmak istedikleri süper güçler4
- sözlük yazarlarına tavsiye2
- tek başına5
- yıldırım bayezid3
- 7 temmuz 2026 messi balonunun patlaması4
- trump erdogan gorusmesi caatsa kalkiyor2
- messi uzaylı abi5
- donald trump'ın anıtkabir'i ziyaret etmemesi12
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın18
- rafadan yumurta kaç dk olmalı13
- trump'ı e30'a bindirip sincana götürmek2
- sözlüğün en muhteşem yazarlarının fotoğrafları12
- tanrı mı bizi yarattı tanrıyı mı biz yarattık9
- üst düzey yönetici olabilmek için gerekenler9
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı24
- tüm sözlükte saygı gören bir yazarsınız2
- vurdurmuş erkek nasıl anlaşılır11
- balık burcu bir sözlük kızıyla evlenebilirim16
- 2026 dünya kupası27
- lauren bennett2
- komünizmi iyi bir şey sanmak4
- iri kıyım kadın çekiciliği5
- türkiye komünist partisi4
- dövmesi olan erkek9
- yoğurt11
- trump necla ablayı ziyaret edecek mi5
- atm'ye ateme diyen hanzo13
- gülüyorum ama mutlu değilim3
- 7 temmuz 2026 deniz göktaş'ın cezaevi mektubu3
- psikoloji bilim midir6
- saraca finch house21
- trump'ın tr'ye 5 f35 vereceğiz açıklaması5
- ikinci abdulhamid2
- erdoğan ın dünya lideri olması5
- sağ liberalizm3
- sohbet2
- ülkenin kendi içinde liberal ekonomi olması3
- lionel messi6
- sol liberal ne amk3
bir ağaç. gübresi çoktur.
sadece uludağ sözlükte 87 sayfada tam 2153 esntry yazdıran duygusal bir adamcağaz.
son dönemde cemaati türkiyenin tüm kronik yapısını değiştirmiştir. duygusal insanlardır. her işi ağlayarak yaparlar. bi gün tüm dünyayı ağlatmayı hedeflemişlerdir.
son dönemde cemaati türkiyenin tüm kronik yapısını değiştirmiştir. duygusal insanlardır. her işi ağlayarak yaparlar. bi gün tüm dünyayı ağlatmayı hedeflemişlerdir.
o'nunla ilgili bir yazıdan alıntı yaptığım için kusuruma bakmayın,ancak bu yazıyı herkesle paylaşmak istedim. zaman gazetesi yazarı mehmet kamış'ın 4 kasım 2009 tarihli yazısından alıntıdır:
''Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir.
Her türlü görünür süslerden de arınması gereklidir. Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.
Derviş usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. "Vur usturayı berber efendi.'' der. Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş bir yandan da aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak 'Kalk bakalım derviş, kalk da tıraşımızı olalım.' diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ne de olsa mahallenin kabadayısı, elinde silah astığı astık kestiği kestik. "Ne diyorsak o'' diye ortalıkta dolaşan bir belalı. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında sürekli aşağılar dervişi, alay eder. Kabak aşağı, kabak yukarı! Konuşur durur. Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın; bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyari sorar: "Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?'' Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: "Vallahi gücenmemiştim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!''
Teşbihte hata olmasın...
Fethullah Gülen Hocaefendi, yıllarca cami kürsülerinde, özel sohbetlerde kendisini dinleyen herkese iyiliği anlattı. Bütün hayatını bu ülkeye bu millete hatta bütün insanlığa vakfetti. Bir karıncayı ezmedi, birine kötü bir söz söylemedi. Soluğunu ulaştırdığı herkese de aynısını tavsiye etti. Onu dinleyenler, onun söylediklerini önemseyenler de hayatlarını bu millete, bu ülkeye hatta insanlığa adadılar. Asya steplerinden Afrika çöllerine yeryüzünün her yerinde iyiliği anlatıp hakkın temsilcisi oldular. Kimse onlardan birinin, başkasının hakkını gasp ettiğini, haksızlık yaptığını söylemedi, söyleyemedi.
Şiddetin islam dünyasını yakıp kavurduğu bir zamanda o, hep barışı ve suhuleti tavsiye etti. Israrla ve kararlılıkla barışı, hoşgörüyü önerdi. Onu sevmeyenler bile bu millete ya da insanlığa bir zararının dokunduğunu dillendiremedi.
Buna rağmen 1999 yılında bugünkü irtica eylem planı gibi bir planla hakkında bir sürü yalan yanlış haberler yaptırılıp yurtdışında yaşamaya zorlandı. Ama o, düşüncelerinden ve davranışlarından hiç taviz vermedi. Hiç farklı bir düşünce içinde olmadı. Konuştuğu her şeyi milletinin ve insanlığın hayrı için konuştu. Yalancı şahitler bulunup hakkında açılan davaların hiçbirinden bir şey çıkmadı. Suçsuzluğu Türkiye Cumhuriyeti'nin mahkemelerince de tescillendi.
Suç işlemeyenlerin evlerine silah yerleştirerek yeni bir linç girişiminde bulunmayı denediler ama buna da Allah müsaade etmedi. Eee ne de olsa bu dünyada mazlumun bir koruyanı kollayanı var elbette. ''
''Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir.
Her türlü görünür süslerden de arınması gereklidir. Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.
Derviş usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. "Vur usturayı berber efendi.'' der. Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş bir yandan da aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak 'Kalk bakalım derviş, kalk da tıraşımızı olalım.' diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ne de olsa mahallenin kabadayısı, elinde silah astığı astık kestiği kestik. "Ne diyorsak o'' diye ortalıkta dolaşan bir belalı. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında sürekli aşağılar dervişi, alay eder. Kabak aşağı, kabak yukarı! Konuşur durur. Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın; bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyari sorar: "Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?'' Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: "Vallahi gücenmemiştim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!''
Teşbihte hata olmasın...
Fethullah Gülen Hocaefendi, yıllarca cami kürsülerinde, özel sohbetlerde kendisini dinleyen herkese iyiliği anlattı. Bütün hayatını bu ülkeye bu millete hatta bütün insanlığa vakfetti. Bir karıncayı ezmedi, birine kötü bir söz söylemedi. Soluğunu ulaştırdığı herkese de aynısını tavsiye etti. Onu dinleyenler, onun söylediklerini önemseyenler de hayatlarını bu millete, bu ülkeye hatta insanlığa adadılar. Asya steplerinden Afrika çöllerine yeryüzünün her yerinde iyiliği anlatıp hakkın temsilcisi oldular. Kimse onlardan birinin, başkasının hakkını gasp ettiğini, haksızlık yaptığını söylemedi, söyleyemedi.
Şiddetin islam dünyasını yakıp kavurduğu bir zamanda o, hep barışı ve suhuleti tavsiye etti. Israrla ve kararlılıkla barışı, hoşgörüyü önerdi. Onu sevmeyenler bile bu millete ya da insanlığa bir zararının dokunduğunu dillendiremedi.
Buna rağmen 1999 yılında bugünkü irtica eylem planı gibi bir planla hakkında bir sürü yalan yanlış haberler yaptırılıp yurtdışında yaşamaya zorlandı. Ama o, düşüncelerinden ve davranışlarından hiç taviz vermedi. Hiç farklı bir düşünce içinde olmadı. Konuştuğu her şeyi milletinin ve insanlığın hayrı için konuştu. Yalancı şahitler bulunup hakkında açılan davaların hiçbirinden bir şey çıkmadı. Suçsuzluğu Türkiye Cumhuriyeti'nin mahkemelerince de tescillendi.
Suç işlemeyenlerin evlerine silah yerleştirerek yeni bir linç girişiminde bulunmayı denediler ama buna da Allah müsaade etmedi. Eee ne de olsa bu dünyada mazlumun bir koruyanı kollayanı var elbette. ''
(bkz: oksimoron)
verdiği vaazlarda kendinden geçip ağlayan ve kendisini dinlemeye gelenleride aglatarak perişan eden adam.
bir garip insan. ben öyle diyorum ona.garip bir insan o. kadersiz, sıkıntılı ve üzüntülü.yahu hacım düşünsene bir senin aynı şeyleri yaptığını? hem amerikan devletinde oturacaksın hem devlet örgütleri güvenliğini sağlayacak. tüm bunlara rağmen müridlerin, senin "islam alimi", "yüce insan", "savaşa karşı ulu" olduğunu düşünecek.üzülmüyor mudur zannediyorsunuz siz bu adam? en çok müslüman katleden ülke olarak adını andıkları amerika'da yaşayan bu adam üzülmez mi gencolar? üstüne papayı ziyaret edeceksin, yardımcıların papanın elini öpecek. buna rağmen hala sana "islamın sancaktarı", "ulu kişisi" gözüyle bakacaklar. ben olsam kafayı yerdim. ne kadar mal bir kitlem var diye. ondan ağlıyorsun biliyorum ama geçicek inan biticek her şey. oğlum sana kız mı yok?
ilkokulu bile dışardan bitirmiş vaiz orda burda okul açıp sempati toplamaya çalışan günden güne yandaş arttıran yaptıklarını sadece allahın rızası için yaptığını söyleyen olmayacak duaya amin demeye çalışan dünyayı müslümanlaştırmak gibi bir ütopya içinde yaşayan büyük tiyatrocu hümeyni kılıklı darbeci yaşlı bi adam..öldüğünde asıl tehlike başlıycakmış..bir yandaşının röportajında okumuştum..devlet onların devletiymiş millet onların milletiymiş kendi devletinin kurumlarına nasıl sızarmışmış...!!!böyle beyanlarıda var..!!
tek başına kırk milyar doların tepesinde oturan imam.
ama nasıl?
ama nasıl?
biraz dikkat ederseniz 90 ların ortasında abd ile ilgili görüslerinde 180 derecelik bir sapma görebilirsiniz.
Türkiye'deki radikal islam yönetimi getirmek isteyenlerin dünyevi lideri , topla tüfekle yenemedikleri aziz vatamınızı böl ve yönet veya güçsüz bırak politikaları için amerika tarafından yüksek murid sayısından ötürü kullanılmaya değer biçilmiş kimse.
amerikan ve körfez sermayesi destekli vaazlarında yalandan ağlayan ve insanları saçma sapan düşüncelerine sevk eden gereksiz bir insan.
çağımıza güneş gibi doğan ulu önder. lakin değeri bilinmiyor ya ona üzülüyorum.
kendisine inan ve guvenen insanlar kadar cahil ve boş olmayan bir insan . cok buyuk bir grup insani kandirarak ve belirli duygularini somurerek yoneten insan.
^bir secime girerken tum aptalari yaninda topla boylelikle o secimi kolayca kazanabillirsin^^
ben fracklin
^bir secime girerken tum aptalari yaninda topla boylelikle o secimi kolayca kazanabillirsin^^
ben fracklin
xxx yeni nesil peygamber sanır kendini.
akp nin arkasindaki gucler biridir. a.b.d de yasamaktadir. bana son osmanli padisahini hatirlatiyor o da ulkeyi ingilizlere satmaya calismisti.
Abd sponsorlu ve kaynağı belirsiz sponsoruyla iyilik yapmış mertebesini sağa sola yandaşlarıyla duyurup daha çok yandaş toplayan , topladığı yandaşları 2 aylık beyin yıkama eğitimine sokan değerli insandır.
dudaklarında hep o türkü;
(bkz: neden geldim amerika ya)
(bkz: neden geldim amerika ya)
Ülkemizi tehtit eden dış mihrakların kullandığı dini güce sahip kimse.
gereksiz insan.
amerikada yaşayan biridir. bu adamın destekçileri neden bu adam amerika diye soruyorlar mı soruyorlarsa ne cevap veriyorlar merak ediyorum.
haiti port au prince - lacroix kasabasında sessizce 2010 kpss ye hazırlanmakta olan şahıs. hazırlık kitabı bulamadığından internetten hazırlanmaya çalışmaktadır. günde 2 litre light süt içer.
kafalarına bomba yiyen ıraklılar, israil askerleri tarafından ördek gibi avlanan filistinliler, ve kafasına çuval geçirilip esir edilen türk askerlerine rağmen abd de rahat rahat oturmaya devam eden "büyüğümüz" dür.
durumu, geçenlerde elektronik posta yoluyla okuduğum bir hikayenin başkahramanına benzeyen insan.
---
---
Dere, tepe, dağ, bayır dolaşmayı seven tek gözlü bir adam varmış, yürür yürür gidermiş, gider gider yürürmüş.
Bir gün uzaklarda, renkleri karma karışık, alacalı, bulacalı garip bir köy görmüş. Yaklaşmış köyle doğru, yollar bir tuhaf, evler bir tuhaf insanları bir tuhafmış bu köyün.
Girince köyün içine anlamış meseleyi: körler köyü imiş burası. Kadınlar, erkekler, çocuklar, velhasıl herkesin sımsıkı kapalı imiş gözleri...
Bizim tek gözlü gezgin karar vermiş bu köyde yaşamaya ''Hiç değilse benim bir gözüm var diyormuş. Körler ülkesinde şaşılar kral olur derler; ben de bunların başına geçer kral gibi yaşarım.''
Körlerin gözleri yokmuş ama, elleri burunları, bilhassa kulakları çok hassasmış ve kendi kurdukları düzenlerinde yuvarlanıp gidiyorlarmış.
Tek gözlü adam onların şaşkın hallerini seyrediyormuş; yürümeleri başka, konuşmaları başka başka türlü imiş. Bir gün körlerden biri öteki körün malını aşırmış, bunu sadece tek gözlü adam görmüş ve bağırarak ilan etmiş;
- Filancanın malını filanca çaldı!!!
- Körler: Nereden biliyorsun, o kadar uzaktan duyulmaz ki, demişler.
- Tek gözlü adam: Ben duymadım gördüm. Gözüm var benim, görüyorum.
Körler göz diye, görme diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun yıllardır çoktan unutmuşlar bu hissi.
- Ne demek görmek, nasıl görüyorsun, yani duyulmayacak uzak mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini?
- Anlıyorum tabi demiş adam.
- Ya o zaman imtihan edeceğiz seni, sana inanmıyoruz!
Adamı alıp uzak bir yere dikmişler, hiçbir şeyin işitilemeyeceği bir mesafe olduğunu biliyorlarmış.
- Anlat bakalım ne yaptığımızı!
O da anlatmış:
- Oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz, şu ayağa kalktı, beriki bacağını sallıyor v.s.
Bir ara körler bir evin içine girmişler ve bağırmışlar: Anlatsana..
Adam: içeri girdiniz, göremiyorum.
Körler: Ne oldu yani içeri girmekle! Elli santim fark var haydi anlat diye bağırmışlar.
- Arada duvar var, göremiyorum demiş adam.
- Sen atıyorsun, demin söylediklerin tesadüf etti, bak şimdi bilemiyorsun.
- Çıkın dışarı söyleyeceğim demiş adam.
Körler: Ha içeri he dışarı, ne fark eder yani, bu kadar uzaktan duyabildiğine göre!
- Ben duymuyorum, görüyorum diyormuş adam.
Körler: Öyle şey olmaz. Sen de bir bozukluk var, saçmalıyorsun, acaip şeyler söylüyorsun, seni hekime muayene ettireceğiz.
Adamı yaka paça yakalayıp köyün hekimine götürmüşler. Hekim de kör tabii. Elleri ile adamı yoklamaya başlamış.
Vücudunda, bacağında, yüzünde gezdirirken elini;
- Buldum, demiş, bozukluk burada!
Adamın açık olan gözünü kastederek hekim devam etmiş, saçmalaması bundan dolayı, ben şimdi düzeltirim hallederim bu işi.
Körler ülkesinde kral olmaya kalkan tek gözlü gezgin zor kurtarmış kendisini oradan.
Körler görenleri anlayamazlar, saçmalıyor sanırlar, düzeltip kendilerine benzetmek için de var olan gayretleri ile gören gözleri çıkarmaya çalışırlar. Çünkü iyilik yaptıklarını sanırlar.
Beyni kalıplaşmış insanlar ve topluluklar da doğru algılayamaz, değerlendirme yapamazlar.
Hoşgörüleri yoktur. Kendi karanlık düzenlerine alışık olduklarından her yeni davranış ve düşünceyi kendilerine benzetmek gibi bir ''iyi niyet'' taşırlar...
---
---
büyük ihtimalle kör olmama rağmen, gözü olan ve körlere faydalı olmaya çalışan insanı az da olsa anlayıp desteklediğim için bolca eksileneceğim.
---
---
Dere, tepe, dağ, bayır dolaşmayı seven tek gözlü bir adam varmış, yürür yürür gidermiş, gider gider yürürmüş.
Bir gün uzaklarda, renkleri karma karışık, alacalı, bulacalı garip bir köy görmüş. Yaklaşmış köyle doğru, yollar bir tuhaf, evler bir tuhaf insanları bir tuhafmış bu köyün.
Girince köyün içine anlamış meseleyi: körler köyü imiş burası. Kadınlar, erkekler, çocuklar, velhasıl herkesin sımsıkı kapalı imiş gözleri...
Bizim tek gözlü gezgin karar vermiş bu köyde yaşamaya ''Hiç değilse benim bir gözüm var diyormuş. Körler ülkesinde şaşılar kral olur derler; ben de bunların başına geçer kral gibi yaşarım.''
Körlerin gözleri yokmuş ama, elleri burunları, bilhassa kulakları çok hassasmış ve kendi kurdukları düzenlerinde yuvarlanıp gidiyorlarmış.
Tek gözlü adam onların şaşkın hallerini seyrediyormuş; yürümeleri başka, konuşmaları başka başka türlü imiş. Bir gün körlerden biri öteki körün malını aşırmış, bunu sadece tek gözlü adam görmüş ve bağırarak ilan etmiş;
- Filancanın malını filanca çaldı!!!
- Körler: Nereden biliyorsun, o kadar uzaktan duyulmaz ki, demişler.
- Tek gözlü adam: Ben duymadım gördüm. Gözüm var benim, görüyorum.
Körler göz diye, görme diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun yıllardır çoktan unutmuşlar bu hissi.
- Ne demek görmek, nasıl görüyorsun, yani duyulmayacak uzak mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini?
- Anlıyorum tabi demiş adam.
- Ya o zaman imtihan edeceğiz seni, sana inanmıyoruz!
Adamı alıp uzak bir yere dikmişler, hiçbir şeyin işitilemeyeceği bir mesafe olduğunu biliyorlarmış.
- Anlat bakalım ne yaptığımızı!
O da anlatmış:
- Oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz, şu ayağa kalktı, beriki bacağını sallıyor v.s.
Bir ara körler bir evin içine girmişler ve bağırmışlar: Anlatsana..
Adam: içeri girdiniz, göremiyorum.
Körler: Ne oldu yani içeri girmekle! Elli santim fark var haydi anlat diye bağırmışlar.
- Arada duvar var, göremiyorum demiş adam.
- Sen atıyorsun, demin söylediklerin tesadüf etti, bak şimdi bilemiyorsun.
- Çıkın dışarı söyleyeceğim demiş adam.
Körler: Ha içeri he dışarı, ne fark eder yani, bu kadar uzaktan duyabildiğine göre!
- Ben duymuyorum, görüyorum diyormuş adam.
Körler: Öyle şey olmaz. Sen de bir bozukluk var, saçmalıyorsun, acaip şeyler söylüyorsun, seni hekime muayene ettireceğiz.
Adamı yaka paça yakalayıp köyün hekimine götürmüşler. Hekim de kör tabii. Elleri ile adamı yoklamaya başlamış.
Vücudunda, bacağında, yüzünde gezdirirken elini;
- Buldum, demiş, bozukluk burada!
Adamın açık olan gözünü kastederek hekim devam etmiş, saçmalaması bundan dolayı, ben şimdi düzeltirim hallederim bu işi.
Körler ülkesinde kral olmaya kalkan tek gözlü gezgin zor kurtarmış kendisini oradan.
Körler görenleri anlayamazlar, saçmalıyor sanırlar, düzeltip kendilerine benzetmek için de var olan gayretleri ile gören gözleri çıkarmaya çalışırlar. Çünkü iyilik yaptıklarını sanırlar.
Beyni kalıplaşmış insanlar ve topluluklar da doğru algılayamaz, değerlendirme yapamazlar.
Hoşgörüleri yoktur. Kendi karanlık düzenlerine alışık olduklarından her yeni davranış ve düşünceyi kendilerine benzetmek gibi bir ''iyi niyet'' taşırlar...
---
---
büyük ihtimalle kör olmama rağmen, gözü olan ve körlere faydalı olmaya çalışan insanı az da olsa anlayıp desteklediğim için bolca eksileneceğim.
öl dese öleceğim, yaşayan tek insan, hocaefendi.
entry girmekten bıktığım insan.
Fethullah'ın tüm müridlerine '' ölün '' desede hem ondan hem müridlerinden kurtulsak dediğim insan.
Sen kimsin be adam !! bizden, sizden muhabbeti yaparak müslüman ümmetini bölüyorsun dediğim islam düşmanı insan.
Allah birdir onunda resulu Hz. Muammed S.A.V gerisinde din konusunda kralı tanımam dediği insan.
Fethullah'ın tüm müridlerine '' ölün '' desede hem ondan hem müridlerinden kurtulsak dediğim insan.
Sen kimsin be adam !! bizden, sizden muhabbeti yaparak müslüman ümmetini bölüyorsun dediğim islam düşmanı insan.
Allah birdir onunda resulu Hz. Muammed S.A.V gerisinde din konusunda kralı tanımam dediği insan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar