bugün
- fusya semsiyeli yabanci25
- nervio23
- arkadaşlar larissa kim5
- sözlükteki gammazlar lobi si7
- lan şemsiyeci5
- fuşya yüzünden sözlükte kimseye güven kalmaması4
- sözlükte yazan ünlüler7
- şemsiyeli larissamıymış4
- larisalisa3
- uludağ sözlük size ne kattı14
- şizofren denilince akla gelen ilk yazar9
- erkeklerin taciz edildiği anlar5
- ölüm11
- tai lung45
- sarapci koala44
- sözlük kızlarının kahveleri9
- sözlükte kendini sibel can diye tanıtan nineler4
- sonsuz2
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i9
- arkadaşlar galiba kavga var6
- tembel avrat böreği5
- hangi sözlük kızının eteğinin altındayım4
- kavga edenlerin hep aynı kişiler olması5
- soykırımcı yahudi düşmanlığı şeytandandır2
- ne gerek var kavgaya haydi eller havaya4
- mutlu bey birader koştursun2
- etek dikmelik sözlük kızı4
- şarapçının birden tayyipçi olması7
- burdur şiş3
- şarapçı koala yalnız değildir8
- arkadaşlar moralim çok bozuk3
- çok boş yapıyorsunuz2
- mormon tarikatı2
- yalnızlık edebiyatı14
- tayyip bey yaşayan en büyük devrimci liderdir6
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı40
- hasmet ibriktaroglu3
- aykolik adamdır4
- arkadaşlar kavga etmeyin9
- bir kızla dalga geçmek7
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı33
- bir kadının en zevk aldığı an5
- 6 eylül 2026 türkiye italya voleybol maçı20
- recep tayyip erdoğan8
- keşan4
- insanlık kıyamete yakın dönemde azgınlaşacak2
- dışarıdaki insanların çok iyi olması3
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci19
- çomar saldırısı2
- togg t6x6
(bkz: refik halit karay) 'ın; on yıl gibi kısa bir sürede osmanlı devletini parçalayan,bir milleti,tarihi ve medeniyeti yokeden, mason ve sabetaycıların gözdesi, ellerine sultan abdülhamid'in kanı bulaşmış, ülkeyi düşmanın kucağına bırakarak bir gece ansızın bir alman denizaltısına binerek kaçan üç sözde paşanın (enver,talat,cemal)ardından kaleme aldığı, 5 kasım 1918 tarihinde zaman gazetesinde yayımlanan yazısının başlığı.
''Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?
Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?
Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu, bunu kemirip, sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir pıtırtı olunca deliklere girerler... Galiba koku aldınız, kedi geliyor; koca fareler nereye?
Dul annelerin haylaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp Yahudi eskiciye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... Galiba foyanız meydana çıktı, yakanız ele geçecek, ziyankâr evlatlar nereye?
Vurdular, kırdılar; yaktılar, yıktılar; astılar, kestiler; kastılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar; memlekete düşmanları sokarak üzerimizden aştılar...
Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar damdan dama nereye?''
''Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?
Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?
Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu, bunu kemirip, sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir pıtırtı olunca deliklere girerler... Galiba koku aldınız, kedi geliyor; koca fareler nereye?
Dul annelerin haylaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp Yahudi eskiciye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... Galiba foyanız meydana çıktı, yakanız ele geçecek, ziyankâr evlatlar nereye?
Vurdular, kırdılar; yaktılar, yıktılar; astılar, kestiler; kastılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar; memlekete düşmanları sokarak üzerimizden aştılar...
Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar damdan dama nereye?''
ülkenin dibi gördüğü zamanlarda, Refik Halit Karay tarafından kaleme alınmış ve türkiye tarihinin bana göre en anlamlı gazete yazısıdır. Türkiye'nin herhangi bir anına cuk diye oturduğundan mıdır bilemiyorum, ne zaman gündem dolsa taşsa akılma gelir bu yazı. bugünlerde durup durup aklıma gelen kısmı ise şu:
"bizde bu ölü kan,
sizde o yaman surat olduktan sonra
bir gün olur yine gelirsiniz.
eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz."
tamamını okumanızı da tavsiye ederim:
efendiler nereye?
“ziyafet bitti,
fakat ağzınızı silmeden,
elinizi yıkamadan,
bir acı kahvemizi içmeden;
efendiler nereye?
yaz başlarında sırtı karnına yapışmış,
sarı, sıska, cansız bir takım tahtakurular çıkar,
iğne gibi vücudumuza batar,
derimizi haşlarlar, kanımızı emerler,
sonra sabaha karşı etli,
canlı, iri yarı, şuraya buraya kaçarlar...
galiba şafak attı, güneş doğuyor;
tahta kuruları nereye?
ücra dağ başlarında,
gözleri ateşli, dişleri keskin,
tüyleri dimdik aç kurtlar vardır.
köpeksiz sürülere dalarlar,
etrafa kan kemik saçıp,
mideleri dolu inlerine koşarlar...
galiba çoban göründü, köpekler havlıyor:
tok kurtlar nereye?
kedisiz evlerde fareler vardır.
kilerlere girerler, dolaplara dalarlar,
şunu bunu kemirip
sağa sola koşuşup baş köşede gezerler,
bir patırtı olunca deliklere girerler.
galiba koku aldınız. kedi geziyor:
koca fareler nereye?
dul annelerin haylaz çocukları vardır?
sandıkları kırarlar, paraları çalarlar,
bohçaları aşırıp tefeciye satarlar
ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar...
galiba foyanız meydana çıktı.
yakanız ele geçecek:
ziyankâr evlatlar nereye?
vurdular, kırdılar, yaktılar, yıktılar,
astılar, kestiler, kızdılar, kavurdular;
nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar.
memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar.
eli sopalı, beli palalı, gözü kapalı paşalar
damdan dama nereye?
o zamanlar kalemler kırık,
gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi.
gel diyordunuz,
halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor,
ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu.
git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor,
merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu.
siz âmir olmadınız,
sergerdelik [kabadayılık] ettiniz...
siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz...
efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...
as deyince sıra sıra dar ağaçları kurulur,
yak deyince alev alev meşaleler tutuşur,
bas deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü
elinizde zindan anahtarları,
belinizde idam ipleri,
sırtınızda dar ağaçları vilayet vilayet dolaştınız.
ali’ye çattınız, veli’yi bastınız,
ahmed’i kazıdınız, mehmed’i kavurdunuz,
beş senedir her tarafta kargalara
insan leşinden ziyafet çektiniz.
muhalif mi? al aşağı.
muharrir mi? vur başına...
türk mü? sür ölüme...
rum mu? iste parasını...
ermeni mi? kes kafasını...
arap mı? çek ipe...
kadın mı? gönder eve...
haydut mu? buyurun köşeye..
külhanbeyi mi? gelsin yanıma...
yahudi mi? sor fikrini...
kalan kimseye at sopayı...
paraları koy cebine...
işte sizin programınız bu!
palalarla sopalarla işe giriştiniz;
sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz;
babaları, evlatları yoktan yere harcayarak
anadolu içerisinde dul kadından,
yoksul yetimden başkasını bırakmadınız.
ne oluyordunuz?
bu kanlı işgüzarlıklar,
bu canavar akını,
bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti?
ne kazanacaktık?
dünyayı mı alacaktık,
mısır’a sultan mı olacak, hind’e şah mı gidecektik?
sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla
gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri..
şam’da, halep’te az daha namınıza hutbe okutup,
isminize sikke kestirecektiniz.
yenilik sizde, kahramanlık sizde,
avurt zavurt sizde, caka tavır hepsi sizdeydi.
şimdi böyle sinsi sansar gibi
tavandan tavana nereye?
evet, nereye gidiyorlar?
mahalle kahvesinden bir adımda sadarete,
meyhaneye iskemlesinden bir basışta nezarete,
tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler:
nereye gidiyorlar?
kendileri kürklere büründüler,
milletin derisini soydular.
kasalarına altın doldurdular,
bizim ceplerimize kağıt tıktılar.
halk sersefil cami avlularında yatarken
çiftlikler aldılar, kâşâneler yaptılar.
açlıktan ölenlerin lokmasını ağzından çalarak
haspalara ziyafet çektiler.
susuzluktan kavrulanların testisini aşırıp havuzlarını doldurdular...
halk sokaklarda pösteki kemirirken,
onlar konaklarda ebabil beyni yediler,
kuş sütü içtiler. anamıza sövdüler,
babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler.
işte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar.
zira damarlarımızda bir damla kan,
kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı
yakalarına yapışır, öcümüzü alırdık.
halbuki kollarını sallaya sallaya
yüzümüze tüküre tüküre gittiler!..
aşk olsun, at da size yaraşır, meydan da!..
bizde bu ölü kan,
sizde o yaman surat olduktan sonra
bir gün olur yine gelirsiniz.
eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz.
biz size “kırk katır mı, kırk satır mı?” diye sormadık.
yarın sizin bize: ölümlerden ölüm beğen” demek
artık hakkınızdır.
lâyığımız olan paşalar!
topumuzun kellesini kesmeden nereye?”
internette pek çok yerde bulunabiliyor bu yazı. ben bunu ekşisözlükten aldım. ancak bir ara eksik yanlış var mı diye kontrol etmem gerek. yazı murat bardakçı'nın ittihadçı'nın sandığı kitabında bulunmaktadır.
"bizde bu ölü kan,
sizde o yaman surat olduktan sonra
bir gün olur yine gelirsiniz.
eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz."
tamamını okumanızı da tavsiye ederim:
efendiler nereye?
“ziyafet bitti,
fakat ağzınızı silmeden,
elinizi yıkamadan,
bir acı kahvemizi içmeden;
efendiler nereye?
yaz başlarında sırtı karnına yapışmış,
sarı, sıska, cansız bir takım tahtakurular çıkar,
iğne gibi vücudumuza batar,
derimizi haşlarlar, kanımızı emerler,
sonra sabaha karşı etli,
canlı, iri yarı, şuraya buraya kaçarlar...
galiba şafak attı, güneş doğuyor;
tahta kuruları nereye?
ücra dağ başlarında,
gözleri ateşli, dişleri keskin,
tüyleri dimdik aç kurtlar vardır.
köpeksiz sürülere dalarlar,
etrafa kan kemik saçıp,
mideleri dolu inlerine koşarlar...
galiba çoban göründü, köpekler havlıyor:
tok kurtlar nereye?
kedisiz evlerde fareler vardır.
kilerlere girerler, dolaplara dalarlar,
şunu bunu kemirip
sağa sola koşuşup baş köşede gezerler,
bir patırtı olunca deliklere girerler.
galiba koku aldınız. kedi geziyor:
koca fareler nereye?
dul annelerin haylaz çocukları vardır?
sandıkları kırarlar, paraları çalarlar,
bohçaları aşırıp tefeciye satarlar
ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar...
galiba foyanız meydana çıktı.
yakanız ele geçecek:
ziyankâr evlatlar nereye?
vurdular, kırdılar, yaktılar, yıktılar,
astılar, kestiler, kızdılar, kavurdular;
nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar.
memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar.
eli sopalı, beli palalı, gözü kapalı paşalar
damdan dama nereye?
o zamanlar kalemler kırık,
gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi.
gel diyordunuz,
halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor,
ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu.
git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor,
merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu.
siz âmir olmadınız,
sergerdelik [kabadayılık] ettiniz...
siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz...
efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...
as deyince sıra sıra dar ağaçları kurulur,
yak deyince alev alev meşaleler tutuşur,
bas deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü
elinizde zindan anahtarları,
belinizde idam ipleri,
sırtınızda dar ağaçları vilayet vilayet dolaştınız.
ali’ye çattınız, veli’yi bastınız,
ahmed’i kazıdınız, mehmed’i kavurdunuz,
beş senedir her tarafta kargalara
insan leşinden ziyafet çektiniz.
muhalif mi? al aşağı.
muharrir mi? vur başına...
türk mü? sür ölüme...
rum mu? iste parasını...
ermeni mi? kes kafasını...
arap mı? çek ipe...
kadın mı? gönder eve...
haydut mu? buyurun köşeye..
külhanbeyi mi? gelsin yanıma...
yahudi mi? sor fikrini...
kalan kimseye at sopayı...
paraları koy cebine...
işte sizin programınız bu!
palalarla sopalarla işe giriştiniz;
sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz;
babaları, evlatları yoktan yere harcayarak
anadolu içerisinde dul kadından,
yoksul yetimden başkasını bırakmadınız.
ne oluyordunuz?
bu kanlı işgüzarlıklar,
bu canavar akını,
bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti?
ne kazanacaktık?
dünyayı mı alacaktık,
mısır’a sultan mı olacak, hind’e şah mı gidecektik?
sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla
gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri..
şam’da, halep’te az daha namınıza hutbe okutup,
isminize sikke kestirecektiniz.
yenilik sizde, kahramanlık sizde,
avurt zavurt sizde, caka tavır hepsi sizdeydi.
şimdi böyle sinsi sansar gibi
tavandan tavana nereye?
evet, nereye gidiyorlar?
mahalle kahvesinden bir adımda sadarete,
meyhaneye iskemlesinden bir basışta nezarete,
tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler:
nereye gidiyorlar?
kendileri kürklere büründüler,
milletin derisini soydular.
kasalarına altın doldurdular,
bizim ceplerimize kağıt tıktılar.
halk sersefil cami avlularında yatarken
çiftlikler aldılar, kâşâneler yaptılar.
açlıktan ölenlerin lokmasını ağzından çalarak
haspalara ziyafet çektiler.
susuzluktan kavrulanların testisini aşırıp havuzlarını doldurdular...
halk sokaklarda pösteki kemirirken,
onlar konaklarda ebabil beyni yediler,
kuş sütü içtiler. anamıza sövdüler,
babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler.
işte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar.
zira damarlarımızda bir damla kan,
kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı
yakalarına yapışır, öcümüzü alırdık.
halbuki kollarını sallaya sallaya
yüzümüze tüküre tüküre gittiler!..
aşk olsun, at da size yaraşır, meydan da!..
bizde bu ölü kan,
sizde o yaman surat olduktan sonra
bir gün olur yine gelirsiniz.
eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz.
biz size “kırk katır mı, kırk satır mı?” diye sormadık.
yarın sizin bize: ölümlerden ölüm beğen” demek
artık hakkınızdır.
lâyığımız olan paşalar!
topumuzun kellesini kesmeden nereye?”
internette pek çok yerde bulunabiliyor bu yazı. ben bunu ekşisözlükten aldım. ancak bir ara eksik yanlış var mı diye kontrol etmem gerek. yazı murat bardakçı'nın ittihadçı'nın sandığı kitabında bulunmaktadır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar