/37
ilkokul yillarimda acayip bir bicimde edip akbayram ile karistirdigim edebi sahsiyet.

allah askina benziyorlar mi ya. hala da benzetirim.
Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına; sırılsıklam yalnızım aslında.
Ne kaldı farkında mısın bilmem.
Gündüzler, gündüzler biraz azaldı...
Yeşil ipek gömleğinin yakası,
Büyük zamana düşer.

Herşeyin fazlası zararlıdır ya
Fazla şiirden öldü Edip Cansever
Bilirim kötünün kötüsü bir oteldir burası 
Odalarında hamam böcekleri, sinekler 
Pis yataklar, lekeler, sararmış çatlak lavabolar 
Peki bir insan nedir 
Sorarım - ki otel katipleri sorar - 
Bir gün gittikçe ufalıyordum 
Düş müydü, gerçek miydi, iyi bilemem 
Oturmuş bir küvete kuruyup kayboluyordum. 
Elbette bir ustalıktır bizim sevgimiz 
Mutlu bir yolcu gibi yol kenarlarındakilere el eden. 
Ben şimdi oğlumun yanında kalırım 
Onun kırmızı yapraklardan yapılmış 
Bir zamandışılığı vardır 
Beni anlamaz 
Anlamaz, niye anlasın 
Anlaşılmak -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz .
Kim ki bu can?
Edip Can'ı neden seviyo anlayamadık.

Bir yazar.
Fazla şiirden ölen platonik aşık şair.
Kapalı çarşıda turistik eşya ve halı ticareti yapmisliğı varmış.
Gecenin bu saatinde mendilimde kan sesleri beynimde dolasan sair.
şizofreni oldugunu düşündüğüm şair.kendini bi tek kendi anlayan anlaşılmadıgı için sanki güzel yazıyormuş gibi görünür.ben bi bok anlamıyorum anlayan varsa açıklasın.
"belki yarın gidecek
bir anı gelecek bir başka anının yerine
insan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine"
"ve hemen gidemedim
ve artık gidemedim
ve sonra gidemedim
kurtuluş'ta, son durakta bir tramvay ölüsü
sanki ben
öylece kalakaldım"
"bir plak gibi dönüyor gökte mavilik
sesi aşağıda, çok aşağıda
üstünde bir duvarın
duvarsa dondurma yiyen bir çocuğun eli sanki
taşmış akıyor
öpüyor toprağı kanatan nar çiçeklerini
öpülüyorum bembeyaz çimlerinde yalnızlığımın
sonsuzluk yarın"
Bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu 
Çıkarsak toplamak yerine 
Her hüzün başka türlü olurdu 
Ne yaparsan yap saati kurma 
Öyle dağıldık ki hepimiz 
Her günün geçmesi bir gerçek oluyor 
Seninle her uzaklık gibi böyle.. 
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar?
diş değil tırnak değil, bir mendil niye kanar?
mendilimde kan sesleri.
"akşam, soyulmuş gün ışıkları
bölüşülmüş insan yüzü gar
sayısız beni toplar bakışlarım
dört güneşten biri o
kendimi tarif edemem
güneşler ıslak, soluğum kalın"
"siz yok mu, sizin her yeriniz şaşırıp kalmaya istekli
bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim
şu da var, bir sokak en açılmış pencereler dalıyor
dalıyor da söz mü, yatağa uzatıyor otomobillerini
aşk duyan bir kadını
onun kişiliği olan memelerini
gözlerim
hey sokak
geri getiriyor gözlerimi
kimi zaman da bir cam kırılıyor şangur şungur
diyorum böylesi gürültüler şiir için gerekli
öyle mi değil mi"
"neden aklıma geliyor istasyon büfesindeki duruşun
hava soğudu kasımın son günleri
kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğum"
"sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var
bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa
bir çiçek geliyorsun yer altı çevresinden
bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla
şimdi bir pembeyi kovuşturuyor
omzundan yukarıya üç polis
deli ediyor onları saçlarında
bir karanfil çok
bir karanfil azala azala"
"her sevda başlangıçtır bir yenisine
öyledir, her yoğun günün sonu
ezip geçer yalnızlığın burukluğunu
sen ki kendinden uzak binlerce tepedesin
bir kentin alınışını seyreden, onurlu
eski bir askerle içiçesin"
O bir ilk yaz şikayetçisidir
Kat kat altındadır bir leylak esintisinin
Güneşsiz kuşsuz bir kayın ormanını buluncaya kadar.

Yitirmiş görünüşünü bu yüzden
Sevgi kadar bölünmüş
Ve parçalanmış (evet?)
Hiçbir duygu yoktur diyor.
"Beni ara, beni bul, elbette sarıl bana."
adı nezaman geçse aklıma gelir.

Kırmızı bir atkı al sade, yalnızlığını saklar
Edip Cansever okuma bu mevsim, ruhunu sakatlar.

(bkz: Cemal Süreya)

not; yazmazsam ölürdüm .
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© copyright 2005 - 2026