1. .
    Sophie & Gerard'a

    Bizans'a bakarak uyuyorsun. ama yorgunluğun çok derin.
    yorgunluğun uzun bir nehir kadar derin senin.
    çıkart at kalbini, işte hepsi bu, hepsi bu, bu sensin.
    bir ses duyuyorsun, karanlık yağmur, üzgün bir ses
    sarı ayışığında onun oluyor.

    sonra? sonra uyuyorsun. Bizans'ın içinde uyuyorsun. adak mumlarından
    akan ılık damlalar gözkapaklarını yakıyor. siyah bir şilep bekliyor
    sei uykunda. siyah ölüm kadar güzel bir şilep. uykunun kenarında.
    istersen uykunun içinden siyah bir kanat gibi geçip ulaşabilirsin
    o şilebe. ama bunu istemiyorsun. sen şimdi Haliç'te suların üstünde
    uzanıyorsun bir kolun siyah bir şilebe bağlı diğer kolun Kız Kulesinin
    ışıklandırılmış hüznüne. uyanmasaydın parçalanacaktın.

    ama Arslan'lı Bizans rüyalarının ilki değil bu.
    parçalanışlar ve uyanışlar Bizans'ının son Rönesans'ı da değil.
    sürdür o zaman uykuyu yeni bir Arslan'lı Bizans uyanışı için
    ama belki biraz daha yüksekte biraz daha temkinlice yap bunu
    öyle ki Kız Kulesinin açıklarında, birbirinin üzerinden atlayarak
    geçen o gri eğrilerin üstünde kayan şeyin ne bir kuğu ne bir arslan
    olduğunu kimse anlamasın. şiddetli esen rüzgâr sansınlar sadece
    ya da bir zamanlar boğazdan geçmiş bir Levanten gezginin çizdiği
    titreşim. ama bilen gözler, tarihi şöyle bir karıştıranlar hatırlayacaklar:
    tayyar bir dille konuştuğu için korunması gereken her kız Kız Kulesine
    kapatılmışken tam eski bir Bizans mucizesiyle birdenbire Arslan'lı
    Bizans rüyası içinde buluverirmiş kendini. böylece korunurken
    cezalandırılmış, cezalandırılırkense bir Mobius mucizesiyle tekrar korunmuş
    olurmuş. Eskiler der ki gündüzleri hula-hup çeviren geceleri Arslan'lı
    Bizans rüyası gören binlerce Konstantinopolis'li kızdan biriydi o.
    kimilerine göre ise bir zamanlar bir kız olduğunu hatırlayan,
    sürekli bu kızı rüyasında görmekle onu bir anlamda yaşatmaya
    çalışan eski bir Bizans Arslanından başka bir şey olamaz.
    neyse ne Kız Kulesinin açıklarında gerilen bu Bizans aslanının
    sonradan Venedik'te San Marko alanına konan atların (ki o atlar
    da Bizans'tan gelmişti) hemen ardına iliştirilen o arslan olmadığı
    açık... Tarih bu derece keyfi rastlantılara izin vermediği gibi
    yazının sorumluluklarını ve onurunu taşımakla yükümlü yazar da
    burada devreye girer ve Arslan'lı Bizans rüyasını sona erdirir.
    Hâlâ zevk prensibinden realite prensibine geçememiş az sayıda
    okuyucu, çok sayıda dinleyicinin bu rüya anlatılarını ciddiye
    alma tehlikesinin bilincindedir çünkü. akl-ı selim sahibi gerçek
    Stamboul okuru bir yana, diğer tür az sayıda fakat masum fakat bizanslı
    okuyucu ve dinleyici kitlesi masallarının yarıda kesilmesine
    dayanamayacak, masalı hayata yani arenalara taşırarak, bu sefer de
    yazarı Arslan'lı Bizans rüyası içinde görmek isteyeceklerdir.
    işte tam da bu noktada, maviler ve yeşiller yazarı parçalamak
    üzereyken tam, bir Mobius döngüsünün garip bir evrimiyle yazar
    kendini kendi kurduğu oyunun içinde bulur ve Arslan'lı Bizans rüyası sürer...

    sen şimdi uyuyorsun. Bizans'a bakarak uyuyorsun. yorgunluğun
    çok derin çünkü Bizans'ı görmek görebilmek çok uzun zaman aldı.
    yanıbaşındaki beyaz kağıtlara tavandaki Venedik kristallerinden
    yansıyan ışık demetçikleri düşüyor. gözkapakların yorgunluğun
    altın suyuna batırılmış, gece kenarlarından dağılıyor.
    yalnız sana ait bir şey olarak kalmak, kimsenin de senden bir şey
    alamayacağı uzun uyku imparatorluklarına katılmak istiyorsun.
    bunun için evini terkettin, kalktın Pera'ya geldin. Bizans'ın altınsı
    sularında uyuyorsun. bundan daha iyi bir yer seçemezdin
    bir adsızlığı yaşamak için. yanıbaşında tiktakları duyulan bir
    masa saati var. sokaklarda kimse yok şimdi. bir gececil
    motosikletiyle Galata kulesine tırmanıyor. Marianne Faithful
    dinliyor. The Boulevard of Broken Dreams...

    gece uzun adın yok senin. gece bir Çin lokantasının adı kadar
    uzun - Uzun Yeşil Siyah Sarı Nehir... yanıbaşında bir cep saati
    var. neden bu kadar genç neden bu kadar kayıtsızsın.
    bir ses duyuluyor, karanlık yağmur, Byzantium, gümüş tozlu ayışığında
    sonra onun oluyor. yaşadığın günleri, geceleri, sözcükleri, kişileri
    seçmek isterdin. ama yapamıyorsun, bunun yerine Bizans'a bakarak
    uyuyorsun. Zeus kulağının arkasından üflemiyor artık. Hermes ters
    bir kol hareketiyle rüşvet vermiyor. denizkızları çoktan ölmüş,
    cesetleri Kız Kulesinin oralarda bir yerde sürükleniyor...

    gümüş pulları pörsümüş... kulaklarında yarım kalan bir ses...
    'Penthesilea, yaralı kızkardeşim'... sürüklenip duruyorlar...

    sen şimdi yorgunsun Bizans'a bakarak uyuyorsun. rüyanda Venedik'li
    Tadzio'yu görüyorsun - hep o aradığın gizemli pürlük. Tadzio geri
    dönüyor ve işaret parmağıyla uzaklıkları gösteriyor. sen şimdi
    rüya görüyorsun, Tadzio'nun işaretiyle Leonardo'nun gizemli işaret
    parmakları arasındaki uzaklığı görebilmekten çok uzaksın. Leonardo'nun
    resimlerindeki parmaklar göklerde bir yeri işaretliyorlar.

    sen şimdi uyuyorsun / onun için o bilgiyi unuttun / daha önce
    biliyordun / uzun uzun zaman önce / senden alınmıştı / bu yüzden
    belki / şimdi gözlerin kapalı duymuyorsun / ama yine de o
    parmakların işaretlediği bir yerlerde belki uyuyorsun / çok uzak
    değilsin oraya / kimse uzak değil /

    Tadzio'nun bir siluet, uzak bir gölge olduğunu, varolmadığını,
    senin ateş çemberinden geçirilmen için önüne konan bir sınama
    olduğu oranda varolduğunu ancak (ki sen de onun için aynı bağlamda
    varoluyordun), Tadzio'lar yüzünden hayatların batırılmaması gerektiğini
    asla anlamamıştın... Tadzio sensin çünkü... ancak sen olabilirsin...
    yarın doğumgünün... yarın uyanmalısın... Tadzio'yu kendi içinde aramalısın...
    uykunda unuttuğun saflığı kendi içinde yakalamalısın...

    Constantinopolis de uyanmalı...
    Constantin'ler Polis olduğunu anlamalı... her Constantin
    kendi içindeki Polis'i
    (o eski batık kentleri)
    yakalayıp, Tadzio'yu serbest bırakmalı... istanbul bir zamanlar
    Constantinopolis olduğunu artık unutmalı... yarın doğumgünün
    yarın uyanmalısın. yanıbaşında bir cep saati var. neden bu kadar genç
    neden bu kadar kayıtsızsın.

    bizanslı ve beyazlı odada eskilerden biri diyor ki:
    "işte mükemmel denge: sanatçı ve insan
    tek ve bir
    ikisi de dibi boylamışlar
    yaşam mı güzellik mi bu"
    sen şimdi bisanslı ve beyaslı odada uyuyorsun, çok
    yalnızsın. eskilerden biri diyor ki 'Ağlama'
    'Yarın senin doğumgünün. Yarın sana yeni bir isim verilecek.'
    lale müldür...
    1 -1 ... endless