bugün
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- aleksey batrakov23
- nükleer bomba7
- queen ravennanın aşırı güzel olması15
- kırıkkaleli olmak istemek8
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar4
- tanımadığı kadına tokat atan adam17
- 393
- al pacino denince akla gelen ilk film3
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- hayırlı ramazanlar uludağ sözlük3
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi5
- damla sakızlı muhallebi4
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- durkheimın intihar teorisi7
- emre belözoğlu6
- yagmurcu çık açıkla10
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- iskilipli atıf hoca20
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir8
- öylesine bir şeyler yaz5
- kablosuz mouse13
- değişik meslekler4
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak2
- sözlük kürdü55
- arap götü9
- sözlük dedeleri6
- mazot 3 euro olabilirmiş4
- okan buruk4
- arda güler'in ankara'da doğması3
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- atatürk düşmanı5
- favlayan yazarın asıl amacı12
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- kale3112 tarzı entry girmek8
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- muslettin amca4
- melis babadağ'ın ayakları3
- yazarların akşama dair planları7
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- seni içinin demir parmaklıklarından azat edeceğim3
- cevheri güven4
- doların 50 tl olması7
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- the elder scrolls vi3
- millette manyak para var21
- chpkk akpkk mhpkk2
- 3 kasım 2026 villarreal psg maçı2
Sophie & Gerard'a
Bizans'a bakarak uyuyorsun. ama yorgunluğun çok derin.
yorgunluğun uzun bir nehir kadar derin senin.
çıkart at kalbini, işte hepsi bu, hepsi bu, bu sensin.
bir ses duyuyorsun, karanlık yağmur, üzgün bir ses
sarı ayışığında onun oluyor.
sonra? sonra uyuyorsun. Bizans'ın içinde uyuyorsun. adak mumlarından
akan ılık damlalar gözkapaklarını yakıyor. siyah bir şilep bekliyor
sei uykunda. siyah ölüm kadar güzel bir şilep. uykunun kenarında.
istersen uykunun içinden siyah bir kanat gibi geçip ulaşabilirsin
o şilebe. ama bunu istemiyorsun. sen şimdi Haliç'te suların üstünde
uzanıyorsun bir kolun siyah bir şilebe bağlı diğer kolun Kız Kulesinin
ışıklandırılmış hüznüne. uyanmasaydın parçalanacaktın.
ama Arslan'lı Bizans rüyalarının ilki değil bu.
parçalanışlar ve uyanışlar Bizans'ının son Rönesans'ı da değil.
sürdür o zaman uykuyu yeni bir Arslan'lı Bizans uyanışı için
ama belki biraz daha yüksekte biraz daha temkinlice yap bunu
öyle ki Kız Kulesinin açıklarında, birbirinin üzerinden atlayarak
geçen o gri eğrilerin üstünde kayan şeyin ne bir kuğu ne bir arslan
olduğunu kimse anlamasın. şiddetli esen rüzgâr sansınlar sadece
ya da bir zamanlar boğazdan geçmiş bir Levanten gezginin çizdiği
titreşim. ama bilen gözler, tarihi şöyle bir karıştıranlar hatırlayacaklar:
tayyar bir dille konuştuğu için korunması gereken her kız Kız Kulesine
kapatılmışken tam eski bir Bizans mucizesiyle birdenbire Arslan'lı
Bizans rüyası içinde buluverirmiş kendini. böylece korunurken
cezalandırılmış, cezalandırılırkense bir Mobius mucizesiyle tekrar korunmuş
olurmuş. Eskiler der ki gündüzleri hula-hup çeviren geceleri Arslan'lı
Bizans rüyası gören binlerce Konstantinopolis'li kızdan biriydi o.
kimilerine göre ise bir zamanlar bir kız olduğunu hatırlayan,
sürekli bu kızı rüyasında görmekle onu bir anlamda yaşatmaya
çalışan eski bir Bizans Arslanından başka bir şey olamaz.
neyse ne Kız Kulesinin açıklarında gerilen bu Bizans aslanının
sonradan Venedik'te San Marko alanına konan atların (ki o atlar
da Bizans'tan gelmişti) hemen ardına iliştirilen o arslan olmadığı
açık... Tarih bu derece keyfi rastlantılara izin vermediği gibi
yazının sorumluluklarını ve onurunu taşımakla yükümlü yazar da
burada devreye girer ve Arslan'lı Bizans rüyasını sona erdirir.
Hâlâ zevk prensibinden realite prensibine geçememiş az sayıda
okuyucu, çok sayıda dinleyicinin bu rüya anlatılarını ciddiye
alma tehlikesinin bilincindedir çünkü. akl-ı selim sahibi gerçek
Stamboul okuru bir yana, diğer tür az sayıda fakat masum fakat bizanslı
okuyucu ve dinleyici kitlesi masallarının yarıda kesilmesine
dayanamayacak, masalı hayata yani arenalara taşırarak, bu sefer de
yazarı Arslan'lı Bizans rüyası içinde görmek isteyeceklerdir.
işte tam da bu noktada, maviler ve yeşiller yazarı parçalamak
üzereyken tam, bir Mobius döngüsünün garip bir evrimiyle yazar
kendini kendi kurduğu oyunun içinde bulur ve Arslan'lı Bizans rüyası sürer...
sen şimdi uyuyorsun. Bizans'a bakarak uyuyorsun. yorgunluğun
çok derin çünkü Bizans'ı görmek görebilmek çok uzun zaman aldı.
yanıbaşındaki beyaz kağıtlara tavandaki Venedik kristallerinden
yansıyan ışık demetçikleri düşüyor. gözkapakların yorgunluğun
altın suyuna batırılmış, gece kenarlarından dağılıyor.
yalnız sana ait bir şey olarak kalmak, kimsenin de senden bir şey
alamayacağı uzun uyku imparatorluklarına katılmak istiyorsun.
bunun için evini terkettin, kalktın Pera'ya geldin. Bizans'ın altınsı
sularında uyuyorsun. bundan daha iyi bir yer seçemezdin
bir adsızlığı yaşamak için. yanıbaşında tiktakları duyulan bir
masa saati var. sokaklarda kimse yok şimdi. bir gececil
motosikletiyle Galata kulesine tırmanıyor. Marianne Faithful
dinliyor. The Boulevard of Broken Dreams...
gece uzun adın yok senin. gece bir Çin lokantasının adı kadar
uzun - Uzun Yeşil Siyah Sarı Nehir... yanıbaşında bir cep saati
var. neden bu kadar genç neden bu kadar kayıtsızsın.
bir ses duyuluyor, karanlık yağmur, Byzantium, gümüş tozlu ayışığında
sonra onun oluyor. yaşadığın günleri, geceleri, sözcükleri, kişileri
seçmek isterdin. ama yapamıyorsun, bunun yerine Bizans'a bakarak
uyuyorsun. Zeus kulağının arkasından üflemiyor artık. Hermes ters
bir kol hareketiyle rüşvet vermiyor. denizkızları çoktan ölmüş,
cesetleri Kız Kulesinin oralarda bir yerde sürükleniyor...
gümüş pulları pörsümüş... kulaklarında yarım kalan bir ses...
'Penthesilea, yaralı kızkardeşim'... sürüklenip duruyorlar...
sen şimdi yorgunsun Bizans'a bakarak uyuyorsun. rüyanda Venedik'li
Tadzio'yu görüyorsun - hep o aradığın gizemli pürlük. Tadzio geri
dönüyor ve işaret parmağıyla uzaklıkları gösteriyor. sen şimdi
rüya görüyorsun, Tadzio'nun işaretiyle Leonardo'nun gizemli işaret
parmakları arasındaki uzaklığı görebilmekten çok uzaksın. Leonardo'nun
resimlerindeki parmaklar göklerde bir yeri işaretliyorlar.
sen şimdi uyuyorsun / onun için o bilgiyi unuttun / daha önce
biliyordun / uzun uzun zaman önce / senden alınmıştı / bu yüzden
belki / şimdi gözlerin kapalı duymuyorsun / ama yine de o
parmakların işaretlediği bir yerlerde belki uyuyorsun / çok uzak
değilsin oraya / kimse uzak değil /
Tadzio'nun bir siluet, uzak bir gölge olduğunu, varolmadığını,
senin ateş çemberinden geçirilmen için önüne konan bir sınama
olduğu oranda varolduğunu ancak (ki sen de onun için aynı bağlamda
varoluyordun), Tadzio'lar yüzünden hayatların batırılmaması gerektiğini
asla anlamamıştın... Tadzio sensin çünkü... ancak sen olabilirsin...
yarın doğumgünün... yarın uyanmalısın... Tadzio'yu kendi içinde aramalısın...
uykunda unuttuğun saflığı kendi içinde yakalamalısın...
Constantinopolis de uyanmalı...
Constantin'ler Polis olduğunu anlamalı... her Constantin
kendi içindeki Polis'i
(o eski batık kentleri)
yakalayıp, Tadzio'yu serbest bırakmalı... istanbul bir zamanlar
Constantinopolis olduğunu artık unutmalı... yarın doğumgünün
yarın uyanmalısın. yanıbaşında bir cep saati var. neden bu kadar genç
neden bu kadar kayıtsızsın.
bizanslı ve beyazlı odada eskilerden biri diyor ki:
"işte mükemmel denge: sanatçı ve insan
tek ve bir
ikisi de dibi boylamışlar
yaşam mı güzellik mi bu"
sen şimdi bisanslı ve beyaslı odada uyuyorsun, çok
yalnızsın. eskilerden biri diyor ki 'Ağlama'
'Yarın senin doğumgünün. Yarın sana yeni bir isim verilecek.'
lale müldür...
Bizans'a bakarak uyuyorsun. ama yorgunluğun çok derin.
yorgunluğun uzun bir nehir kadar derin senin.
çıkart at kalbini, işte hepsi bu, hepsi bu, bu sensin.
bir ses duyuyorsun, karanlık yağmur, üzgün bir ses
sarı ayışığında onun oluyor.
sonra? sonra uyuyorsun. Bizans'ın içinde uyuyorsun. adak mumlarından
akan ılık damlalar gözkapaklarını yakıyor. siyah bir şilep bekliyor
sei uykunda. siyah ölüm kadar güzel bir şilep. uykunun kenarında.
istersen uykunun içinden siyah bir kanat gibi geçip ulaşabilirsin
o şilebe. ama bunu istemiyorsun. sen şimdi Haliç'te suların üstünde
uzanıyorsun bir kolun siyah bir şilebe bağlı diğer kolun Kız Kulesinin
ışıklandırılmış hüznüne. uyanmasaydın parçalanacaktın.
ama Arslan'lı Bizans rüyalarının ilki değil bu.
parçalanışlar ve uyanışlar Bizans'ının son Rönesans'ı da değil.
sürdür o zaman uykuyu yeni bir Arslan'lı Bizans uyanışı için
ama belki biraz daha yüksekte biraz daha temkinlice yap bunu
öyle ki Kız Kulesinin açıklarında, birbirinin üzerinden atlayarak
geçen o gri eğrilerin üstünde kayan şeyin ne bir kuğu ne bir arslan
olduğunu kimse anlamasın. şiddetli esen rüzgâr sansınlar sadece
ya da bir zamanlar boğazdan geçmiş bir Levanten gezginin çizdiği
titreşim. ama bilen gözler, tarihi şöyle bir karıştıranlar hatırlayacaklar:
tayyar bir dille konuştuğu için korunması gereken her kız Kız Kulesine
kapatılmışken tam eski bir Bizans mucizesiyle birdenbire Arslan'lı
Bizans rüyası içinde buluverirmiş kendini. böylece korunurken
cezalandırılmış, cezalandırılırkense bir Mobius mucizesiyle tekrar korunmuş
olurmuş. Eskiler der ki gündüzleri hula-hup çeviren geceleri Arslan'lı
Bizans rüyası gören binlerce Konstantinopolis'li kızdan biriydi o.
kimilerine göre ise bir zamanlar bir kız olduğunu hatırlayan,
sürekli bu kızı rüyasında görmekle onu bir anlamda yaşatmaya
çalışan eski bir Bizans Arslanından başka bir şey olamaz.
neyse ne Kız Kulesinin açıklarında gerilen bu Bizans aslanının
sonradan Venedik'te San Marko alanına konan atların (ki o atlar
da Bizans'tan gelmişti) hemen ardına iliştirilen o arslan olmadığı
açık... Tarih bu derece keyfi rastlantılara izin vermediği gibi
yazının sorumluluklarını ve onurunu taşımakla yükümlü yazar da
burada devreye girer ve Arslan'lı Bizans rüyasını sona erdirir.
Hâlâ zevk prensibinden realite prensibine geçememiş az sayıda
okuyucu, çok sayıda dinleyicinin bu rüya anlatılarını ciddiye
alma tehlikesinin bilincindedir çünkü. akl-ı selim sahibi gerçek
Stamboul okuru bir yana, diğer tür az sayıda fakat masum fakat bizanslı
okuyucu ve dinleyici kitlesi masallarının yarıda kesilmesine
dayanamayacak, masalı hayata yani arenalara taşırarak, bu sefer de
yazarı Arslan'lı Bizans rüyası içinde görmek isteyeceklerdir.
işte tam da bu noktada, maviler ve yeşiller yazarı parçalamak
üzereyken tam, bir Mobius döngüsünün garip bir evrimiyle yazar
kendini kendi kurduğu oyunun içinde bulur ve Arslan'lı Bizans rüyası sürer...
sen şimdi uyuyorsun. Bizans'a bakarak uyuyorsun. yorgunluğun
çok derin çünkü Bizans'ı görmek görebilmek çok uzun zaman aldı.
yanıbaşındaki beyaz kağıtlara tavandaki Venedik kristallerinden
yansıyan ışık demetçikleri düşüyor. gözkapakların yorgunluğun
altın suyuna batırılmış, gece kenarlarından dağılıyor.
yalnız sana ait bir şey olarak kalmak, kimsenin de senden bir şey
alamayacağı uzun uyku imparatorluklarına katılmak istiyorsun.
bunun için evini terkettin, kalktın Pera'ya geldin. Bizans'ın altınsı
sularında uyuyorsun. bundan daha iyi bir yer seçemezdin
bir adsızlığı yaşamak için. yanıbaşında tiktakları duyulan bir
masa saati var. sokaklarda kimse yok şimdi. bir gececil
motosikletiyle Galata kulesine tırmanıyor. Marianne Faithful
dinliyor. The Boulevard of Broken Dreams...
gece uzun adın yok senin. gece bir Çin lokantasının adı kadar
uzun - Uzun Yeşil Siyah Sarı Nehir... yanıbaşında bir cep saati
var. neden bu kadar genç neden bu kadar kayıtsızsın.
bir ses duyuluyor, karanlık yağmur, Byzantium, gümüş tozlu ayışığında
sonra onun oluyor. yaşadığın günleri, geceleri, sözcükleri, kişileri
seçmek isterdin. ama yapamıyorsun, bunun yerine Bizans'a bakarak
uyuyorsun. Zeus kulağının arkasından üflemiyor artık. Hermes ters
bir kol hareketiyle rüşvet vermiyor. denizkızları çoktan ölmüş,
cesetleri Kız Kulesinin oralarda bir yerde sürükleniyor...
gümüş pulları pörsümüş... kulaklarında yarım kalan bir ses...
'Penthesilea, yaralı kızkardeşim'... sürüklenip duruyorlar...
sen şimdi yorgunsun Bizans'a bakarak uyuyorsun. rüyanda Venedik'li
Tadzio'yu görüyorsun - hep o aradığın gizemli pürlük. Tadzio geri
dönüyor ve işaret parmağıyla uzaklıkları gösteriyor. sen şimdi
rüya görüyorsun, Tadzio'nun işaretiyle Leonardo'nun gizemli işaret
parmakları arasındaki uzaklığı görebilmekten çok uzaksın. Leonardo'nun
resimlerindeki parmaklar göklerde bir yeri işaretliyorlar.
sen şimdi uyuyorsun / onun için o bilgiyi unuttun / daha önce
biliyordun / uzun uzun zaman önce / senden alınmıştı / bu yüzden
belki / şimdi gözlerin kapalı duymuyorsun / ama yine de o
parmakların işaretlediği bir yerlerde belki uyuyorsun / çok uzak
değilsin oraya / kimse uzak değil /
Tadzio'nun bir siluet, uzak bir gölge olduğunu, varolmadığını,
senin ateş çemberinden geçirilmen için önüne konan bir sınama
olduğu oranda varolduğunu ancak (ki sen de onun için aynı bağlamda
varoluyordun), Tadzio'lar yüzünden hayatların batırılmaması gerektiğini
asla anlamamıştın... Tadzio sensin çünkü... ancak sen olabilirsin...
yarın doğumgünün... yarın uyanmalısın... Tadzio'yu kendi içinde aramalısın...
uykunda unuttuğun saflığı kendi içinde yakalamalısın...
Constantinopolis de uyanmalı...
Constantin'ler Polis olduğunu anlamalı... her Constantin
kendi içindeki Polis'i
(o eski batık kentleri)
yakalayıp, Tadzio'yu serbest bırakmalı... istanbul bir zamanlar
Constantinopolis olduğunu artık unutmalı... yarın doğumgünün
yarın uyanmalısın. yanıbaşında bir cep saati var. neden bu kadar genç
neden bu kadar kayıtsızsın.
bizanslı ve beyazlı odada eskilerden biri diyor ki:
"işte mükemmel denge: sanatçı ve insan
tek ve bir
ikisi de dibi boylamışlar
yaşam mı güzellik mi bu"
sen şimdi bisanslı ve beyaslı odada uyuyorsun, çok
yalnızsın. eskilerden biri diyor ki 'Ağlama'
'Yarın senin doğumgünün. Yarın sana yeni bir isim verilecek.'
lale müldür...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar