bugün
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- akşama kadar entry giren torpilli memur10
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu20
- sözlük açacak olsanız7
- fatma betül sayan kaya29
- hiçbir şeyden haberi olmayan tek adam8
- münafık6
- isparta'ya gidip nervio ile kahve içmek8
- dolar 50 13 liraya çakılınca sus pus olan muhalif3
- camilerdeki ayak kokusu7
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- yapay zekanın çok yapay olması8
- kartoncu kardeştir2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- edirne'ye gidip muslettin amca'nın elini öpmek11
- asansörde yukarı bakma refleksi3
- son 3 ayın en başarılı gammazları8
- senin manita evleniyormuş diye mesaj atan arkadaş11
- alexander nübel14
- damla sakızlı muhallebi9
- uludağ'ın artık facebook olma isteği2
- seri katilin özellikleri3
- terhis oluyorum sözlük3
- 6 kasım dünya galatasaraylılar günü9
- kezoyu neyzen bakışıyla iskandil etmek4
- ciddiye alınmamak3
- kız kankanın ehonomi çoh eyi demesi3
- daha 17 dizisi4
- sicilya kizlari4
- iş görüşmesinde para vermiyoruz demek2
- iş görüşmesinde para vermiyoruz denilmesi2
- erecto birader ciguli mi2
- her şeyi bilen halk4
- henüz yolun başında olan yazarlar5
- eteği açan kadına bakmayan erkek2
- 2017 orta paket passat vs 2024 full paket megane5
- iyi menemenin sırrı22
- fatma betülüm yapmaz9
- allah ne muradın varsa versin2
- yaprak dökümü sonrası türkiye3
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi9
- yarinin ayaklarını avuçlarında ısıtan sığır4
- musiker2
- masklavi felsefesi5
- fatma betül sayan kaya'nın tutuklanması5
- ocean vitamind32
- kahve içerken piyasa yapmak3
- boşanmak2
- sinirlenen dilenci kadın6
- gece gece bir sözlük kızıyla nutella kaşıklamak3
bir pablo neruda şiiri.
Ağır yalnız damlalarda,
dişler gibi damlalarda,
reçelden ve kandan dolgun damlalarda,
damlalardaki bir kılıç gibi,
hiddetli bir cam ırmak gibi,
suya düşen
ağır damlalarda,
düşüyor aşındıran şey,
çarpıyor o simetrik mihvere, yapışıyor ruhun çivilerine,
eziyor terk edilmiş şeyleri ve kanla suluyor karanlığı.
Sadece bir soluktur, gözyaşından daha da nemli,
bir sıvı gibi, bir ter, adsız bir yağ gibi,
oluşan ve sıkışan
keskin bir devinim,
düşüyor suya
yavaş ağır damlalarda
denizine doğru, kuru okyanusuna doğru,
susuz dalgasına doğru.
Görüyorum o muazzam yazı, ve bir çıtırtı
tahıl ambarından, görüyorum şarap mahzenlerini,
ağustosböceklerini, köyleri, cazibeleri,
odaları, elleri yüreklerinde uyuyan
ve düşlerinde haydutları ve yangınları gören
kızları,
görüyorum gemileri,
ilikten ağaçları
hiddetli kediler gibi dik bakışlı,
kanı görüyorum, hançerleri ve kadın çoraplarını
ve erkek saçlarını, görüyorum yatakları,
bir bakirenin çığlık attığı koridorları,
yün battaniyeleri ve organları ve otelleri.
Görüyorum suskun düşleri,
dayanıyorum o son günlere,
ve vesilelere, hatıralara,
acımasızca koparılmış bir göz kapağı gibi,
bakıp duruyorum.
Ve sonrasında şu ses:
kemiklerin kızıl bir gürültüsü,
etin birbirine yapışması,
ve birbirinde eriyen başaklar gibi sarı baldırlar.
Kulak veriyorum çırpıntılı öpüşlere, kulak veriyorum,
alçıyla hıçkırık sesleri arasında titremiş.
Bakıp duruyorum, kulak veriyorum,
denizde yarım ruhla, yarım yeryüzünde,
ve her iki ruhun yarı parçasıyla bakıyorum dünyaya.
Ve gözlerimi kapattığım ve kalbimi
büsbütün örttüğüm halde, görüyorum derin sesli
bir suyun düştüğünü ağır damlalarca.
Jelatinden bir tayfun gibi, spermalardan
ve denizanalarından bir çağlayan gibi.
Görüyorum bulanık gökkuşağının yükseldiğini.
Görüyorum sularının kemikler arasından sızdığını.
Ağır yalnız damlalarda,
dişler gibi damlalarda,
reçelden ve kandan dolgun damlalarda,
damlalardaki bir kılıç gibi,
hiddetli bir cam ırmak gibi,
suya düşen
ağır damlalarda,
düşüyor aşındıran şey,
çarpıyor o simetrik mihvere, yapışıyor ruhun çivilerine,
eziyor terk edilmiş şeyleri ve kanla suluyor karanlığı.
Sadece bir soluktur, gözyaşından daha da nemli,
bir sıvı gibi, bir ter, adsız bir yağ gibi,
oluşan ve sıkışan
keskin bir devinim,
düşüyor suya
yavaş ağır damlalarda
denizine doğru, kuru okyanusuna doğru,
susuz dalgasına doğru.
Görüyorum o muazzam yazı, ve bir çıtırtı
tahıl ambarından, görüyorum şarap mahzenlerini,
ağustosböceklerini, köyleri, cazibeleri,
odaları, elleri yüreklerinde uyuyan
ve düşlerinde haydutları ve yangınları gören
kızları,
görüyorum gemileri,
ilikten ağaçları
hiddetli kediler gibi dik bakışlı,
kanı görüyorum, hançerleri ve kadın çoraplarını
ve erkek saçlarını, görüyorum yatakları,
bir bakirenin çığlık attığı koridorları,
yün battaniyeleri ve organları ve otelleri.
Görüyorum suskun düşleri,
dayanıyorum o son günlere,
ve vesilelere, hatıralara,
acımasızca koparılmış bir göz kapağı gibi,
bakıp duruyorum.
Ve sonrasında şu ses:
kemiklerin kızıl bir gürültüsü,
etin birbirine yapışması,
ve birbirinde eriyen başaklar gibi sarı baldırlar.
Kulak veriyorum çırpıntılı öpüşlere, kulak veriyorum,
alçıyla hıçkırık sesleri arasında titremiş.
Bakıp duruyorum, kulak veriyorum,
denizde yarım ruhla, yarım yeryüzünde,
ve her iki ruhun yarı parçasıyla bakıyorum dünyaya.
Ve gözlerimi kapattığım ve kalbimi
büsbütün örttüğüm halde, görüyorum derin sesli
bir suyun düştüğünü ağır damlalarca.
Jelatinden bir tayfun gibi, spermalardan
ve denizanalarından bir çağlayan gibi.
Görüyorum bulanık gökkuşağının yükseldiğini.
Görüyorum sularının kemikler arasından sızdığını.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com