bugün
- manifest dinleyen erkek9
- aşk acısı çekiyorum sözlük19
- sözlük yazarlarının kıro olmaları7
- aykolik'in iyi bir yazar olması5
- nirmal purja2
- yaz yemekleri5
- memurların 4 gün mesai 3 gün tatil istemesi6
- scooter'a 6 kişi binmek5
- ismet gürbüz mehdi mi mesih mi sorunsalı2
- 7 ağustos 20012
- taksici muhabbeti5
- adını yoldaki taşlara yazdım4
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması9
- spiderman mi döver batman mi5
- hükümet değişse ülke düzelir mi17
- gocu bay bey birader3
- gammazların çok kötü insanlar olması3
- can kolukısa4
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay10
- evlenilmeyecek 4 erkek10
- ayda bir baklava yiyince kilo alacağını sanmak8
- petrol4
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı3
- elalem ne der4
- stres yönetimi6
- solcu dövmek2
- mekana müşteri çekecek kadar güzel olmak4
- türkiye5
- yüz yaşından büyük binada yaşamak3
- doğuda yaşayan yazarlar5
- arkadaşlar ben güzel miyim6
- gulmekicinyaratilmis11
- stres3
- gram altın3
- opel alman arabası mı sorunsalı6
- david bowie yi tanımayan insan2
- bu saatte bu kadar sıcak mı olur lan2
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı3
- taksim delisi cenk2
- aylık 449 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- tai lung9
- rüşvet5
- fenerbahçe6
- 1 50 boyundaki kızın benden kork demesi4
- kuran ı kerim meali6
- yeni parti tüzüğü2
- ekşi mayalı tam buğday ekmeği4
- 26000 entry2
- mekke ortak savunma anlaşması2
- çocukların sürekli abur cubur istemesi7
Boş geçmeyin alın çayınızı okuyun, en detaylı bilgiyi verdim size.
Bilimcilik sadece doğa bilimleriyle elde edilen bilgilerin meşru olduğunu, doğa bilimleri dışında meşru bir bilgi kaynağı olmadığını iddia eder. Aynı zamanda tek geçerli bilgi kaynağı bilim olduğu için, hayattaki kararlarımızı alırken de bilimi rehber tutmamız gerektiğini iddia eder. Tabi bu görüş birçok açıdan problemlidir. Evvela şunu görmek lazım ki bu görüşün kendisi kendi kendini yanlışlayan bir görüştür. Eğer bir insan sadece doğa bilimleriyle elde edilen bilgi geçerlidir diyorsa, bu görüşün doğru olduğuna inanıyorsa aslında bu görüşü savunamaz çünkü bu görüşün kendisi doğa bilimleriyle elde edilmiş bir görüş değildir. Yani fizikten ya da biyolojiden yalnızca doğa bilimleriyle elde edilen bilgi geçerlidir gibi bir görüş elde edemiyoruz. Dolayısıyla bu görüşün kendisi doğa bilimleriyle elde edilemediği için tutarlı bir şekilde savunulamaz. Bunun yanında bilimi mümkün kılan birçok fikrin, kabulün aslında doğa bilimleriyle elde edilmediğini görüyoruz. Örneğin doğada yasalar vardır, bu yasalar her yerde işler, her zaman işlemiştir, her zaman da işleyecektir görüşü aslında doğa bilimleriyle elde ettiğimiz ve emin olduğumuz bir görüş değildir. Çünkü gelecekle ilgili doğa bilimleri bize bir şey söylememektedir. Biz doğada yasaların olduğunu, bu yasaların değişmemek üzere var olduğunu, her zaman var olduğunu ve her zaman var olacağını iddia ederiz. Bu bizim tüme varımla ulaştığımız bir görüştür ancak doğa bilimleriyle yüzde yüz temellendirebildiğimiz bir görüş değildir. Bunun yanında doğa bilimlerinin sessiz kaldığı alanlardan birisi de anlamdır. Hayatımızı nasıl yaşamalıyız? Hayatımıza nasıl yön vermeliyiz? Gibi sorular doğa bilimleri tarafından cevaplanmaz. Nitekim Tolstoy eserlerinde de işlediği gibi bilimin birçok soruyu cevapladığını ama en önemli olan soruyu yani hayatımızı nasıl yaşamalıyız? sorusunu cevaplamadığını söyler. Benzer bir durum etik konularda da gözlenebilir. Bilim etik konusunda da çoğu zaman sessiz kalır. Nasıl bir hayat yaşamalıyız? Ahlaki bir hayat yaşamalı mıyız? Hangi ahlaki kodları takip etmeliyiz? Sorularına doğa bilimleri cevap vermez. Nitekim ikinci Dünya Savaşında acı tecrübelerle, örneğin Dr. Mengele tecrübesinde gördüğümüz gibi çocuklar üzerinde yaptığı deneylerle belki bilimsel bilgi elde etmiştir ama ahlaki kodları çiğneyerek yaptı bunları. Açıkçası bilimin özünde bu çiğnemeyi, bu ihlalleri engelleyecek bir şey yoktur. Nitekim ikinci Dünya Savaşından sonra da Tıp etiğinin ortaya çıkması tesadüf değildir. Çünkü ikinci Dünya Savaşında birçok alanda etik çiğnenmiştir. Bilim adına insanların etiği çiğnemesi gayet normal, bilimin özü itibariyle bu etiği gerektiren bir kod yok. Bunun yanında estetik konularında da doğa bilimlerinin yetersiz olduğunu görüyoruz. iki tane sanat eserini ele alalım. Doğa bilimleri bize bir sanat eserinin diğerine göre daha iyi bir beste olduğunu öğretemez, gösteremez. Ancak şunu söyleyebilir ki bir sanat eseri daha çok armoni içerebilir, bir sanat eseri insanların beyninde daha çok belli hormonların salgılanmasına neden olabilir. Ama en nihayetinde bir sanat eserinin diğerinden daha iyi olduğunu bize gösteremez. Tabi bu noktada bilimin bilimciliği gerektirmediğini, iyi bir bilim insanının aslında bilimcilik görüşünü savunmayabileceğini, inanmayabileceğini de tekrar belirtmek lazım. Nitekim isaac Newton gibi, Robert Boyle gibi, Charles Darwin gibi devrim yaratan birçok bilim insanı tek geçerli bilgi türünün doğa bilimleriyle elde edilen bilgi türleri olduğunu iddia etmemişlerdir. Son olarak şunu belirtmek gerekir ki bilimcilik aslında bilimden boş kalan yerlerin ideolojilerle doldurulmasını sağlayarak bilimin halk nezdindeki itibarında zedeleyici etki yaratıyor. Nitekim insanların dinin bilim tarafından alt edileceğini düşündükleri dönemde iki dünya savaşının ortaya çıkması Stephen Zweig gibi birçok düşünürün kafasında acaba bilime gereğinden fazla anlam mı yüklüyoruz? Sorusunu uyandırmıştır. Bu anlamda bilimin sınırlarının var olduğunu ve bunun bilimin bir eksikliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de belirtmek lazım. Bilimin her alanda ben rehber olacağım, her konuda doğruyu yanlışı ben söyleyeceğim gibi bir iddiası yoktur. Bilimi sınırlarını aşan alanlarda rehber olmaya zorlamak bilim için uzun vadeli tehlikeli bir eğilimdir.
Bilimcilik sadece doğa bilimleriyle elde edilen bilgilerin meşru olduğunu, doğa bilimleri dışında meşru bir bilgi kaynağı olmadığını iddia eder. Aynı zamanda tek geçerli bilgi kaynağı bilim olduğu için, hayattaki kararlarımızı alırken de bilimi rehber tutmamız gerektiğini iddia eder. Tabi bu görüş birçok açıdan problemlidir. Evvela şunu görmek lazım ki bu görüşün kendisi kendi kendini yanlışlayan bir görüştür. Eğer bir insan sadece doğa bilimleriyle elde edilen bilgi geçerlidir diyorsa, bu görüşün doğru olduğuna inanıyorsa aslında bu görüşü savunamaz çünkü bu görüşün kendisi doğa bilimleriyle elde edilmiş bir görüş değildir. Yani fizikten ya da biyolojiden yalnızca doğa bilimleriyle elde edilen bilgi geçerlidir gibi bir görüş elde edemiyoruz. Dolayısıyla bu görüşün kendisi doğa bilimleriyle elde edilemediği için tutarlı bir şekilde savunulamaz. Bunun yanında bilimi mümkün kılan birçok fikrin, kabulün aslında doğa bilimleriyle elde edilmediğini görüyoruz. Örneğin doğada yasalar vardır, bu yasalar her yerde işler, her zaman işlemiştir, her zaman da işleyecektir görüşü aslında doğa bilimleriyle elde ettiğimiz ve emin olduğumuz bir görüş değildir. Çünkü gelecekle ilgili doğa bilimleri bize bir şey söylememektedir. Biz doğada yasaların olduğunu, bu yasaların değişmemek üzere var olduğunu, her zaman var olduğunu ve her zaman var olacağını iddia ederiz. Bu bizim tüme varımla ulaştığımız bir görüştür ancak doğa bilimleriyle yüzde yüz temellendirebildiğimiz bir görüş değildir. Bunun yanında doğa bilimlerinin sessiz kaldığı alanlardan birisi de anlamdır. Hayatımızı nasıl yaşamalıyız? Hayatımıza nasıl yön vermeliyiz? Gibi sorular doğa bilimleri tarafından cevaplanmaz. Nitekim Tolstoy eserlerinde de işlediği gibi bilimin birçok soruyu cevapladığını ama en önemli olan soruyu yani hayatımızı nasıl yaşamalıyız? sorusunu cevaplamadığını söyler. Benzer bir durum etik konularda da gözlenebilir. Bilim etik konusunda da çoğu zaman sessiz kalır. Nasıl bir hayat yaşamalıyız? Ahlaki bir hayat yaşamalı mıyız? Hangi ahlaki kodları takip etmeliyiz? Sorularına doğa bilimleri cevap vermez. Nitekim ikinci Dünya Savaşında acı tecrübelerle, örneğin Dr. Mengele tecrübesinde gördüğümüz gibi çocuklar üzerinde yaptığı deneylerle belki bilimsel bilgi elde etmiştir ama ahlaki kodları çiğneyerek yaptı bunları. Açıkçası bilimin özünde bu çiğnemeyi, bu ihlalleri engelleyecek bir şey yoktur. Nitekim ikinci Dünya Savaşından sonra da Tıp etiğinin ortaya çıkması tesadüf değildir. Çünkü ikinci Dünya Savaşında birçok alanda etik çiğnenmiştir. Bilim adına insanların etiği çiğnemesi gayet normal, bilimin özü itibariyle bu etiği gerektiren bir kod yok. Bunun yanında estetik konularında da doğa bilimlerinin yetersiz olduğunu görüyoruz. iki tane sanat eserini ele alalım. Doğa bilimleri bize bir sanat eserinin diğerine göre daha iyi bir beste olduğunu öğretemez, gösteremez. Ancak şunu söyleyebilir ki bir sanat eseri daha çok armoni içerebilir, bir sanat eseri insanların beyninde daha çok belli hormonların salgılanmasına neden olabilir. Ama en nihayetinde bir sanat eserinin diğerinden daha iyi olduğunu bize gösteremez. Tabi bu noktada bilimin bilimciliği gerektirmediğini, iyi bir bilim insanının aslında bilimcilik görüşünü savunmayabileceğini, inanmayabileceğini de tekrar belirtmek lazım. Nitekim isaac Newton gibi, Robert Boyle gibi, Charles Darwin gibi devrim yaratan birçok bilim insanı tek geçerli bilgi türünün doğa bilimleriyle elde edilen bilgi türleri olduğunu iddia etmemişlerdir. Son olarak şunu belirtmek gerekir ki bilimcilik aslında bilimden boş kalan yerlerin ideolojilerle doldurulmasını sağlayarak bilimin halk nezdindeki itibarında zedeleyici etki yaratıyor. Nitekim insanların dinin bilim tarafından alt edileceğini düşündükleri dönemde iki dünya savaşının ortaya çıkması Stephen Zweig gibi birçok düşünürün kafasında acaba bilime gereğinden fazla anlam mı yüklüyoruz? Sorusunu uyandırmıştır. Bu anlamda bilimin sınırlarının var olduğunu ve bunun bilimin bir eksikliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de belirtmek lazım. Bilimin her alanda ben rehber olacağım, her konuda doğruyu yanlışı ben söyleyeceğim gibi bir iddiası yoktur. Bilimi sınırlarını aşan alanlarda rehber olmaya zorlamak bilim için uzun vadeli tehlikeli bir eğilimdir.
anadolu toplumu ve türkiye cumhuriyeti'nin yücelmesi ve yüksek refaha ulaşması için toplumca benimsenmesi gereken dindir.
Müritlerinin Eleştiri kabul etemediği bir dindir.
Bilim adı altında iddia edilen her şeyi kabul etmemiz gerekiyor gibi davranırlar. Misal aşı olayıyla ilgili karşı görüş bildireni linç ve hakarete tutuarlar ama işlerine gelince benim bedenim de der bunlar.
Bilim adı altında iddia edilen her şeyi kabul etmemiz gerekiyor gibi davranırlar. Misal aşı olayıyla ilgili karşı görüş bildireni linç ve hakarete tutuarlar ama işlerine gelince benim bedenim de der bunlar.
komplo teorisyenleri tarafından uydurulan safsatadır. bu tipler genelde düz dünyacı ve bilim düşmanı kendi hayali dünyalarında yaşayan birbirinden farklı düşünen düşünceleri hakkında zerre kanıt gösterip sunamayan kanıtı bırak çelişkili düşüncelerle dolu insanlar topluluğu. he canım he bilim dini he bilim bana gel de inan ibadet et diyor. gerçekten çok çok yazık.
görsel
mark amcamız her şeyi özetlemiş açık ve net...
görsel
mark amcamız her şeyi özetlemiş açık ve net...
Bilim dini tabirini kullanarak ve bu tabirin dayatma bir şey olduğunu savunarak farkında olmadan din kavramını küçümsüyorsun. Küreselci dediklerin kapitalistler yani para babaları. Sorarım sana bu ülkede para babalarını en çok kim savunuyor? Ve ayrıca bilim hiçbir önsel inanç barındırmaz, yazdıklarında dahil.
4 tür dediler.
Matematik fizik kimya biyoloji.
Matematik fizik kimya biyoloji.
ismet bile bilmez bunu…
matematik, fizik ve kimya sonradan değiştirildi diyorlar...
Öyle bir din yok. Bilim toplumu diye bir şey var.
Bunlarında yobazı çok çekilmez oluyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar