bugün
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği41
- şemsiyeli benim10
- allah15
- şemsiyeli olayının gerçek yüzünü açıklıyorum5
- ikizler burcu kadını olmak9
- et döner dürüm5
- herkesi seven insan9
- ekşi sözlük6
- kürtler asimile edilmelidir4
- sözlüğe renk katan yazarlar hangi rengi katıyor23
- allah'ın yasakladığı cinsel ilişkiler10
- analize bak şimdi2
- kadir inanır'ın kendi ailesine miras birakmaması5
- hard sevmeyen bir kızı harda nasıl ikna edersiniz7
- çömez'in paylaştığı yarız'ın süper lüks yatı2
- true nickli yazar15
- suudi arabistan'a demokrasi gelmeli3
- çok hastayım sözlük6
- sarı poşet kudurtması15
- ktç'nin şemsiyeli olması5
- şüphe2
- hepimiz şemsiyeyiz2
- uludağ sözlüğün saçmalığı4
- götünden tanırım seni8
- erkeklerin bir kızda aradığı kriterler9
- true ile ramazan sohbetleri2
- pluviofil2
- sigara içmemenin çok sıkıcı olması2
- sürekli birilerine cevap yetiştirmek10
- sözlüğe renk katan yazarlar7
- evliliği ayakta tutan güçler13
- manisada okul saldırısı17
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz25
- trt 22
- en çok ihanet eden burçlar7
- tai lung12
- introsuyla bizi bizden alan şarkılar2
- kara şemsiyeli benim2
- her konuda bilgisi olanı ukala diyerek hor görmek6
- türkiye de muhalefet var mı10
- true'yi evlendiriyoruz3
- celal şengör'ün burç yorumu6
- orta şeritte giderken selektör yapan kavat2
- afrikalılar gariban avrupa emperyalist yalanı17
- tas kafa traşlı hırt sorunu12
- iş hayatında takılan maskeler6
- bik bik'in neden bu kadar tatlı olması7
- siyaset üstü yazarlar9
- the white buffalo2
- 22 eylül 2026 istanbul sağanak uyarısı3
Boş geçmeyin alın çayınızı okuyun, en detaylı bilgiyi verdim size.
Bilimcilik sadece doğa bilimleriyle elde edilen bilgilerin meşru olduğunu, doğa bilimleri dışında meşru bir bilgi kaynağı olmadığını iddia eder. Aynı zamanda tek geçerli bilgi kaynağı bilim olduğu için, hayattaki kararlarımızı alırken de bilimi rehber tutmamız gerektiğini iddia eder. Tabi bu görüş birçok açıdan problemlidir. Evvela şunu görmek lazım ki bu görüşün kendisi kendi kendini yanlışlayan bir görüştür. Eğer bir insan sadece doğa bilimleriyle elde edilen bilgi geçerlidir diyorsa, bu görüşün doğru olduğuna inanıyorsa aslında bu görüşü savunamaz çünkü bu görüşün kendisi doğa bilimleriyle elde edilmiş bir görüş değildir. Yani fizikten ya da biyolojiden yalnızca doğa bilimleriyle elde edilen bilgi geçerlidir gibi bir görüş elde edemiyoruz. Dolayısıyla bu görüşün kendisi doğa bilimleriyle elde edilemediği için tutarlı bir şekilde savunulamaz. Bunun yanında bilimi mümkün kılan birçok fikrin, kabulün aslında doğa bilimleriyle elde edilmediğini görüyoruz. Örneğin doğada yasalar vardır, bu yasalar her yerde işler, her zaman işlemiştir, her zaman da işleyecektir görüşü aslında doğa bilimleriyle elde ettiğimiz ve emin olduğumuz bir görüş değildir. Çünkü gelecekle ilgili doğa bilimleri bize bir şey söylememektedir. Biz doğada yasaların olduğunu, bu yasaların değişmemek üzere var olduğunu, her zaman var olduğunu ve her zaman var olacağını iddia ederiz. Bu bizim tüme varımla ulaştığımız bir görüştür ancak doğa bilimleriyle yüzde yüz temellendirebildiğimiz bir görüş değildir. Bunun yanında doğa bilimlerinin sessiz kaldığı alanlardan birisi de anlamdır. Hayatımızı nasıl yaşamalıyız? Hayatımıza nasıl yön vermeliyiz? Gibi sorular doğa bilimleri tarafından cevaplanmaz. Nitekim Tolstoy eserlerinde de işlediği gibi bilimin birçok soruyu cevapladığını ama en önemli olan soruyu yani hayatımızı nasıl yaşamalıyız? sorusunu cevaplamadığını söyler. Benzer bir durum etik konularda da gözlenebilir. Bilim etik konusunda da çoğu zaman sessiz kalır. Nasıl bir hayat yaşamalıyız? Ahlaki bir hayat yaşamalı mıyız? Hangi ahlaki kodları takip etmeliyiz? Sorularına doğa bilimleri cevap vermez. Nitekim ikinci Dünya Savaşında acı tecrübelerle, örneğin Dr. Mengele tecrübesinde gördüğümüz gibi çocuklar üzerinde yaptığı deneylerle belki bilimsel bilgi elde etmiştir ama ahlaki kodları çiğneyerek yaptı bunları. Açıkçası bilimin özünde bu çiğnemeyi, bu ihlalleri engelleyecek bir şey yoktur. Nitekim ikinci Dünya Savaşından sonra da Tıp etiğinin ortaya çıkması tesadüf değildir. Çünkü ikinci Dünya Savaşında birçok alanda etik çiğnenmiştir. Bilim adına insanların etiği çiğnemesi gayet normal, bilimin özü itibariyle bu etiği gerektiren bir kod yok. Bunun yanında estetik konularında da doğa bilimlerinin yetersiz olduğunu görüyoruz. iki tane sanat eserini ele alalım. Doğa bilimleri bize bir sanat eserinin diğerine göre daha iyi bir beste olduğunu öğretemez, gösteremez. Ancak şunu söyleyebilir ki bir sanat eseri daha çok armoni içerebilir, bir sanat eseri insanların beyninde daha çok belli hormonların salgılanmasına neden olabilir. Ama en nihayetinde bir sanat eserinin diğerinden daha iyi olduğunu bize gösteremez. Tabi bu noktada bilimin bilimciliği gerektirmediğini, iyi bir bilim insanının aslında bilimcilik görüşünü savunmayabileceğini, inanmayabileceğini de tekrar belirtmek lazım. Nitekim isaac Newton gibi, Robert Boyle gibi, Charles Darwin gibi devrim yaratan birçok bilim insanı tek geçerli bilgi türünün doğa bilimleriyle elde edilen bilgi türleri olduğunu iddia etmemişlerdir. Son olarak şunu belirtmek gerekir ki bilimcilik aslında bilimden boş kalan yerlerin ideolojilerle doldurulmasını sağlayarak bilimin halk nezdindeki itibarında zedeleyici etki yaratıyor. Nitekim insanların dinin bilim tarafından alt edileceğini düşündükleri dönemde iki dünya savaşının ortaya çıkması Stephen Zweig gibi birçok düşünürün kafasında acaba bilime gereğinden fazla anlam mı yüklüyoruz? Sorusunu uyandırmıştır. Bu anlamda bilimin sınırlarının var olduğunu ve bunun bilimin bir eksikliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de belirtmek lazım. Bilimin her alanda ben rehber olacağım, her konuda doğruyu yanlışı ben söyleyeceğim gibi bir iddiası yoktur. Bilimi sınırlarını aşan alanlarda rehber olmaya zorlamak bilim için uzun vadeli tehlikeli bir eğilimdir.
Bilimcilik sadece doğa bilimleriyle elde edilen bilgilerin meşru olduğunu, doğa bilimleri dışında meşru bir bilgi kaynağı olmadığını iddia eder. Aynı zamanda tek geçerli bilgi kaynağı bilim olduğu için, hayattaki kararlarımızı alırken de bilimi rehber tutmamız gerektiğini iddia eder. Tabi bu görüş birçok açıdan problemlidir. Evvela şunu görmek lazım ki bu görüşün kendisi kendi kendini yanlışlayan bir görüştür. Eğer bir insan sadece doğa bilimleriyle elde edilen bilgi geçerlidir diyorsa, bu görüşün doğru olduğuna inanıyorsa aslında bu görüşü savunamaz çünkü bu görüşün kendisi doğa bilimleriyle elde edilmiş bir görüş değildir. Yani fizikten ya da biyolojiden yalnızca doğa bilimleriyle elde edilen bilgi geçerlidir gibi bir görüş elde edemiyoruz. Dolayısıyla bu görüşün kendisi doğa bilimleriyle elde edilemediği için tutarlı bir şekilde savunulamaz. Bunun yanında bilimi mümkün kılan birçok fikrin, kabulün aslında doğa bilimleriyle elde edilmediğini görüyoruz. Örneğin doğada yasalar vardır, bu yasalar her yerde işler, her zaman işlemiştir, her zaman da işleyecektir görüşü aslında doğa bilimleriyle elde ettiğimiz ve emin olduğumuz bir görüş değildir. Çünkü gelecekle ilgili doğa bilimleri bize bir şey söylememektedir. Biz doğada yasaların olduğunu, bu yasaların değişmemek üzere var olduğunu, her zaman var olduğunu ve her zaman var olacağını iddia ederiz. Bu bizim tüme varımla ulaştığımız bir görüştür ancak doğa bilimleriyle yüzde yüz temellendirebildiğimiz bir görüş değildir. Bunun yanında doğa bilimlerinin sessiz kaldığı alanlardan birisi de anlamdır. Hayatımızı nasıl yaşamalıyız? Hayatımıza nasıl yön vermeliyiz? Gibi sorular doğa bilimleri tarafından cevaplanmaz. Nitekim Tolstoy eserlerinde de işlediği gibi bilimin birçok soruyu cevapladığını ama en önemli olan soruyu yani hayatımızı nasıl yaşamalıyız? sorusunu cevaplamadığını söyler. Benzer bir durum etik konularda da gözlenebilir. Bilim etik konusunda da çoğu zaman sessiz kalır. Nasıl bir hayat yaşamalıyız? Ahlaki bir hayat yaşamalı mıyız? Hangi ahlaki kodları takip etmeliyiz? Sorularına doğa bilimleri cevap vermez. Nitekim ikinci Dünya Savaşında acı tecrübelerle, örneğin Dr. Mengele tecrübesinde gördüğümüz gibi çocuklar üzerinde yaptığı deneylerle belki bilimsel bilgi elde etmiştir ama ahlaki kodları çiğneyerek yaptı bunları. Açıkçası bilimin özünde bu çiğnemeyi, bu ihlalleri engelleyecek bir şey yoktur. Nitekim ikinci Dünya Savaşından sonra da Tıp etiğinin ortaya çıkması tesadüf değildir. Çünkü ikinci Dünya Savaşında birçok alanda etik çiğnenmiştir. Bilim adına insanların etiği çiğnemesi gayet normal, bilimin özü itibariyle bu etiği gerektiren bir kod yok. Bunun yanında estetik konularında da doğa bilimlerinin yetersiz olduğunu görüyoruz. iki tane sanat eserini ele alalım. Doğa bilimleri bize bir sanat eserinin diğerine göre daha iyi bir beste olduğunu öğretemez, gösteremez. Ancak şunu söyleyebilir ki bir sanat eseri daha çok armoni içerebilir, bir sanat eseri insanların beyninde daha çok belli hormonların salgılanmasına neden olabilir. Ama en nihayetinde bir sanat eserinin diğerinden daha iyi olduğunu bize gösteremez. Tabi bu noktada bilimin bilimciliği gerektirmediğini, iyi bir bilim insanının aslında bilimcilik görüşünü savunmayabileceğini, inanmayabileceğini de tekrar belirtmek lazım. Nitekim isaac Newton gibi, Robert Boyle gibi, Charles Darwin gibi devrim yaratan birçok bilim insanı tek geçerli bilgi türünün doğa bilimleriyle elde edilen bilgi türleri olduğunu iddia etmemişlerdir. Son olarak şunu belirtmek gerekir ki bilimcilik aslında bilimden boş kalan yerlerin ideolojilerle doldurulmasını sağlayarak bilimin halk nezdindeki itibarında zedeleyici etki yaratıyor. Nitekim insanların dinin bilim tarafından alt edileceğini düşündükleri dönemde iki dünya savaşının ortaya çıkması Stephen Zweig gibi birçok düşünürün kafasında acaba bilime gereğinden fazla anlam mı yüklüyoruz? Sorusunu uyandırmıştır. Bu anlamda bilimin sınırlarının var olduğunu ve bunun bilimin bir eksikliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de belirtmek lazım. Bilimin her alanda ben rehber olacağım, her konuda doğruyu yanlışı ben söyleyeceğim gibi bir iddiası yoktur. Bilimi sınırlarını aşan alanlarda rehber olmaya zorlamak bilim için uzun vadeli tehlikeli bir eğilimdir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar