bugün

ben bunları daha önce görmüştüm dedirten film.farklı bir şey söylemiyor.savaş kötüdür, masumlar ölür, ilahi adaletten kaçılmaz falan filan.bence sıradan bi film.o kadar abartıldığı kadar değil.
birde (bkz: evanescence) in şarkısı vardır ''before the dawn''

Meet me after dark again and I'll hold you
Karanlıktan sonra yine buluş benimle ve sana sarılacağım

I am nothing more than to see you there
Orada seni görmekten fazla bir şey değilim

And maybe tonight, we'll fly so far away
Ve belki bu akşam, çok uzağa uçacağız

We'll be lost before the dawn
Şafaktan önce kaybolmuş olacağız

If only night can hold you where i can see you, my love
Keşke gece seni, seni görebildiğim yerde tutabilseydi, aşkım

Then let me never ever wake again
Sonra asla uyanmama izin vermeseydi

And maybe tonight, we'll fly so far away
Ve belki bu gece, çok uzağa uçacağız

We'll be lost before the dawn
Şafaktan önce kaybolmuş olacağız

[Chorus]

somehow i know that we cant wake again from this dream
her nasılsa bir daha bu rüyadan uyanamayacğımızı biliyorum

it's not real, but it's ours
Bu gerçek değil, ama bize ait

Maybe tonight, we'll fly so far away
Belki bu gece, çok uzağa uçacağız

We'll be lost before the dawn
Şafaktan önce kaybolmuş olacağız

Maybe tonight, we'll fly so far away
Belki bu gece, çok uzağa uçacağız

We'll be lost before the dawn
Şafaktan önce kaybolmuş olacağız
(bkz: baris bir istisnadir kural degil)
birbirleriyle kesişen 3 farklı hikayeden oluşmuş müthiş bir film,mutlaka görülmesi gereken bir başyapıt..''hoşgörüsüzlüğün yarattığı kara bulutlar sadece makedonyanın göğünde değil,tüm dünyanın üzerindedir ''der film bana göre..manuel teran ın kamerası harikalar yaratır ve unutulmayacak kareleri zihninize kazır.
makedon yonetmen milcho manchevski'nin adini dunyaya duyurdugu, kurgusuyla hayranliktan uyandiran, essiz muzikleriyle, muzigin mekanla uyumuyla, mekanlarin goz alici guzellikleriyle alip goturen, irkcilik karsiti humanist egilimli temasiyla saygi uyandiran, sinema tarihinin gelmis gecmis en guzel, en can alici filmlerinden birisi. rahatsizlik verecek kadar guzel, verdigi rahatsizliktan dolayi guzel.

uc bolumden olusuyor film. bu uc bolum de birbiriyle bagintili ve hersey yagmur yagmadan once oluyor. her sey basladigi yere geri donuyor ama baslangctan farkli olarak geri donuyor. filmde siklikla tekrar edildigi gibi:

"zaman durmaz. cunku cember yuvarlak degildir."

yonetmenin kurgu anlayisi oylesine farkli, oylesine alisila gelmisin disinda ki, hayran olmamak elde degil. hersey bir cemberin etrafinda doner gibi basladigi yere geliyor ama bir farklilik var cunku basa ulasilamiyor, yonetmenin dedigi gibi cember yuvarlak degilmis.

rade serbedzija ve grégoire colin'in ustun performanslari da cok etkileyici.

film her seyden once, irkciligi elestiren humanist bir film. osmanli zamanindan beri arnavutlardan nefret eden sirplarin, her zaman duymus olduklari nefret ve hic bitmeyen 500 yillik anlamsiz bir kan davasi filmin temasinin ana hatlarini olusturuyor. tabi hic kuskusuz vurgulanmak istenen (ki ikinci bolumde bu daha cok belli oluyor) insan hayati. siddetin, kan dokmenin igrencligi...

"baris bir istisnadir, kural degil."

manchevski zaman kavramini o kadar harika kurgulamis ki, izleyici filmi izlerken gecmis, simdiki zaman ve gelecek arasinda kayboluyor, nerede oldugunu unutuyor ve herhangi bir yerinden basladigi cemberin ustunde bir turlu basladigi yere geri gelemiyor.

muzikler icin soylenmesi gereken tek kelime ise mukemmel. dom za vesanje'de goran bregovic'ten aldigim o enfes tadi burada da aldim.

daha fazla yorum yapmak sacma olur diye dusunuyorum, yorum yapilmadan dom za vesanje, ladri di biciclette gibi sadece izlemek ve hissetmek gereken bir film. essiz bir basyapit.
© copyright 2005 - 2026