bugün
- en lezzetli balık15
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı12
- karşı cinsteki en itici özellik12
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin10
- how'i met your mother marshall5
- ben geldim naneler13
- yeni biriyle nerede tanışılır8
- ayakkabının ayağa vurmasının oluşturduğu durum10
- sahibinin sesi ile okunan cümleler8
- online listesindeki sıralama mantığı9
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat11
- karması eksi olan yazarların adam gibi adam olması8
- online listesi neden kaldırıldı10
- size takılan lakaplar7
- mansur yavaş14
- kabul görmüş fikirlere itiraz etmek6
- gocu33
- sorunlarını sevişerek çözen çiftler6
- başta hak verilen sonradan eksilenen yazılar6
- yerinde olmak istenen dizi karakterleri4
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız5
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması11
- en son neye çok üzüldünüz12
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- tevrat geleceği dogru tahmin etti5
- inci sözlük8
- bik bik vs sarapci koala hatayi4
- hintli kızların dayanılmaz çekiciliği7
- ağlamamak için kendini zor tutmak4
- game of thrones taki kerhaneci21
- kafayı yememek için ne yapıyorsunuz9
- chp'nin ankara'yı da kaybetmesi7
- karması 4000'in altında olan yazarlar4
- true nickli yazar22
- başkent istanbul olsun11
- b c d y z i4
- sevmediğin biriyle sevişmek3
- arkadaşlar5
- hristiyan düşüncesinin yönettiği dünya6
- mamudo gurban niye doğdun9
- normal keki ıslak keke çevirme tekniği10
- tai lung vs gocu22
- insanların sizden uzak durması7
- 40 yaşına gelince kadınların kartlaşması7
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın4
- uludağ sözlük halısaha turnuvası3
- jeffrey dahmer vs nuri alço2
- iş yerindeki orospu çocukları8
- ismet kalk çay koy kanka3
- karton toplarken cin musallat olması5
balon satan kişiye verilen ad.
dünyanın en havalı mesleğini yapan kişi.
çocukların anne babalarından bile fazla sevdiği satıcı.
geçimini balon satarak sağlayan insan.
sabah erkenden uyandı, perdenin arasından sızan güneş ışıkları havanın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya yetti ona; gülümsedi. perdeyi araladı, işlerine giden insanları süzdü her zamanki gibi, sonra suratı düştü ve perdeyi tamamen açıp banyoya geçti. karyolasına döndüğünde biraz ferahlamıştı, kenarda duran karton kutudan çıkardığı balonları tek tek şişirmeye başladı; sırığına bağlayıp dışarı çıktı. omuzları artık yara içinde kalmıştı o sırık yüzünden, canı acıya acıya meydana doğru yürümeye başladı. son zamanlardaki tek dostu darıcı süleyman da meydandaydı, yanına doğru ilerlemeye başladı. selamlaştılar, geçti süleyman'ın her zaman yanında bulundurduğu boş taburesine. poşetinden çıkardığı ekmeğin ve domatesin yarısını arkadaşına verdi, afiyetle yediler hoş bir sohbet eşliğinde. hayatları benzer geçmişti aslında; ikisinin de çocukları okumuştu ve güzel bir hayat kurmuştu kendine. her ne kadar pek arayıp sormasalar da varlıklarını ve iyi bir hayat yaşadıklarını bilmek onları mutlu etmeye yetiyordu. zaten ikisi de yetmişli yaşlara merdiven dayamıştı, bu saatten sonra hayattan pek bir dilekleri kalmamıştı. günü kurtarsalar onlara yeterdi. hava yağmurlu değilse, karınları toksa, hele bir de dışarıda çocuklar o gün bolsa mutlu olmamak için hiçbir neden olamazdı; keyiflerinden geçilmezdi akşama kadar.
yine böyle güzel bir günde parkta sohbete dalmışken bir zabıta aracının park ettiğini gördüler ve gelen uyarı da onlaraydı; 'zabıta, kaçmayın!'. darıcı süleyman daha arabasının yanına yaklaşamadan aldılar arabasını, onunla birlikte. o ise zabıta aracını görür görmez arkadaşına da kaçmasını söyleyip koşmaya başlamıştı. koştu, koştu, koştu... öyle yorulmuştu ki, öyle gözleri kararmıştı ki sadece ayaklarının ucunu görebiliyordu adım attıkça. ve balonlar ağaçlara takıla takıla patlıyordu o koştukça; o koştu, balonlar patladı. balonlar patladıkça o koştu... meydana ulaşabilse oradan çok güzel karışık ve dar sokaklar biliyordu aslında, meydana kadar yakalanmasa gerisi çocuk oyuncağıydı. koştu, koştu, yavaşladı, artık meydanda olmalıydı. bir an durdu ve kafasını kaldırdı. kafasını kaldırdığında gördüğü son şeydi o minübüs, ve göz göze geldiği son insandı ön koltukta annesinin kucağında oturan o çocuk.
sabah erkenden uyandı, perdenin arasından sızan güneş ışıkları havanın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya yetti ona; gülümsedi. perdeyi araladı, işlerine giden insanları süzdü her zamanki gibi, sonra suratı düştü ve perdeyi tamamen açıp banyoya geçti. karyolasına döndüğünde biraz ferahlamıştı, kenarda duran karton kutudan çıkardığı balonları tek tek şişirmeye başladı; sırığına bağlayıp dışarı çıktı. omuzları artık yara içinde kalmıştı o sırık yüzünden, canı acıya acıya meydana doğru yürümeye başladı. son zamanlardaki tek dostu darıcı süleyman da meydandaydı, yanına doğru ilerlemeye başladı. selamlaştılar, geçti süleyman'ın her zaman yanında bulundurduğu boş taburesine. poşetinden çıkardığı ekmeğin ve domatesin yarısını arkadaşına verdi, afiyetle yediler hoş bir sohbet eşliğinde. hayatları benzer geçmişti aslında; ikisinin de çocukları okumuştu ve güzel bir hayat kurmuştu kendine. her ne kadar pek arayıp sormasalar da varlıklarını ve iyi bir hayat yaşadıklarını bilmek onları mutlu etmeye yetiyordu. zaten ikisi de yetmişli yaşlara merdiven dayamıştı, bu saatten sonra hayattan pek bir dilekleri kalmamıştı. günü kurtarsalar onlara yeterdi. hava yağmurlu değilse, karınları toksa, hele bir de dışarıda çocuklar o gün bolsa mutlu olmamak için hiçbir neden olamazdı; keyiflerinden geçilmezdi akşama kadar.
yine böyle güzel bir günde parkta sohbete dalmışken bir zabıta aracının park ettiğini gördüler ve gelen uyarı da onlaraydı; 'zabıta, kaçmayın!'. darıcı süleyman daha arabasının yanına yaklaşamadan aldılar arabasını, onunla birlikte. o ise zabıta aracını görür görmez arkadaşına da kaçmasını söyleyip koşmaya başlamıştı. koştu, koştu, koştu... öyle yorulmuştu ki, öyle gözleri kararmıştı ki sadece ayaklarının ucunu görebiliyordu adım attıkça. ve balonlar ağaçlara takıla takıla patlıyordu o koştukça; o koştu, balonlar patladı. balonlar patladıkça o koştu... meydana ulaşabilse oradan çok güzel karışık ve dar sokaklar biliyordu aslında, meydana kadar yakalanmasa gerisi çocuk oyuncağıydı. koştu, koştu, yavaşladı, artık meydanda olmalıydı. bir an durdu ve kafasını kaldırdı. kafasını kaldırdığında gördüğü son şeydi o minübüs, ve göz göze geldiği son insandı ön koltukta annesinin kucağında oturan o çocuk.
bir proje için çektiğimiz, kocaeli üniversitesi hocaları tarafından da gayet alkış alan kısa belgeseldir. keyifli seyirler.
baloncu
https://www.youtube.com/watch?v=E2paaSqE5rw
baloncu
https://www.youtube.com/watch?v=E2paaSqE5rw
"Benim balonlarım vardı.
Balonlarımı kimler aldı."
Not: nostalji için teşekkürler titanik.
Balonlarımı kimler aldı."
Not: nostalji için teşekkürler titanik.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar