bugün
- morkstar yazdı bunu12
- sözlüğün en iyi kalpli yazarı7
- dünya52
- sırrı süreyya önder türkmen dir7
- gocu32
- ismet gurbuz vs ellerim bos gonlum hos3
- avrupa11
- 30 yaş üstü yazarlar silinsin kampanyası4
- bayana hesap ödetmek5
- beraber sözlüğün içine edeq mi tatlı kıs4
- tek göz odalı evde kocasıyla mutlu olan kadın4
- anın görüntüsü25
- firavun neden helak oldu5
- morkstar8
- gocunun elleri9
- ismet inönü ve atatürk arasında olası diyaloglar3
- slm yazan erkek3
- sözlük kasıyor msn var mı3
- istanbul'a taşınmak istemek4
- ermeni rum soykırımını inkar etmek14
- atatürk'ün mirası2
- ebgh silik olsun kampanyası2
- kadirov karizması3
- sözlükte seviyenin geçen aya göre yüzde 23 düşmesi3
- kuran'a göre allah la konuşamazsınız2
- anneye hakaret etmek6
- hem sırrı süreyyacı hem atatürkçü olmak2
- ispanya3
- karton toplayan çocuk3
- benzin zamlarına laf edemeyen ak çomarlar3
- kalbinde sevgiye yer olmayan insan9
- en yakın arkadaşın temizlik hastası olması2
- 29 eylül 2026 ispanya hırvatistan maçı2
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları16
- reklam3
- ismetin sol framenin içine etmesi5
- beni eksilediğiniz için teşekkür ederim arkadaşlar2
- fatma betül sayan kaya3
- sırbistan4
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı36
- türk dil bayramı kutlu olsun2
- içip içip sözlükte başlık açmak3
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak7
- fransa9
- fatma betül sayan kaya'nın borsadan voliyi vurması2
- meleğim diye hitap eden kova burcu erkeği13
- recep tayyip erdoğan5
- selam sev olaq mı diyen erkek2
- sözlüğün en güzel kadını26
- sözlüğün bayması4
prof. dr. kemal sayar'a ait harikulade bir deneme yıllar önce ilk okuduğumda nasıl içim sızladıysa bu gün yine aynı şiddette yüreğimi yakmıştır. yanmak isteyenler için yazının tamamı;
bir odada dokuz on psikiyatri hekimiyiz. hepimiz genç bir adamı dinliyoruz. genç adam ağlıyor. içinden taşan bir isyanla, sözü gözyaşına katık ederek konuşuyor. sadece bu topraklarda tesadüf edilebilecek kadar sahici, sadece bu topraklarda dile getirilebilecek kadar içten bir aşk ıstırabını, sevdiğinin etrafında sema eden bir derviş gibi anlatıyor. ona sorular soruyoruz. o ise başka bir zamandan haberler getiren bir yalvaç gibi, bizi o zamanın içine çekerek, bizi başka bir dünyanın ve başka bir varoluşun mümkün olduğuna ikna ederek anlatıyor. doktorların gözleri usul usul buğulanıyor. az sonra teker teker odanın dışına çıkıyor, ıslanmış gözlerini suyla avutup geri dönüyorlar. kimilerinin takati gözyaşlarını saklamaya yetmiyor. odada herkes ağlıyor. bir gözyaşı ayini yaşanıyor o sırada. modern dünyada eşine az rastlayabileceğiniz bir arınma zamanı, başkasının ıstırabına yüreğin kapılarının sonuna kadar açıldığı bir melek sofrası. genç adam ağlıyor, anlatıyor ve ağlatıyor. arkadaki bakımsız bahçenin ağaçları, otları ve böcekleri ağlıyor. istırap, gözyaşlarının ipek halısıyla akıl hastanesinin uzun koridorlarında dolaşıyor, kalbi olan kim varsa ona değiyor, avlunun 'küskün kral'ları olan kronik şizofrenler ağlıyor.
aynı fabrikada asgari ücretle çalışan birbirine aşık iki gencin öyküsüdür bu. bu ülkede mülksüzlerin en büyük mülkünün aşk olduğunu, dünyaya otağ kuramayanların aşkın harcıyla karılmış köşklerde yaşayabildiğini anlatan bir öykü. ancak aşkın var ettiği bir imlayla konuşup yazan, dünyanın kirinden pasından arınmış, hal ilmini izleyerek sözün duraklarını geçmiş, hayatın hay huyunda oyalanmamış, birbirini melek kalbiyle seven çocukların öyküsü. aşk, insana bir melek kanadının değip geçişinden başka nedir ki zaten?
aşkların en temiziyle, 'gökyüzüne sıçrayan' bir sevdayla severler birbirlerini. artık, 'zemin ateş, zaman ateş, bütün nakş ü nigar ateş'tir. kızın ailesi bu aşka razı olmaz, çocuk türkiyenin doğusundandır, o sana layık değil derler, bak üniversite bile okumamış derler. kahramanımız ferhad olup dağları delmeyi dener. öyle bir çalışır ki üniversite sınavına, iyi bir fakülteyi kazanır. ama 'insafın o yerde namı yok'tur, yine gerisin geri edilir. aile, nuh der, peygamber demez. sonra kızlarını bir akrabalarına nişanlamak isterler. o gece kız meleklerin kanatlarına tutunup uçar. o kadar koyu bir yeis içindedir ki kalbinin sızısını boynuna doladığı ilmekle yok eder. ruh göğe yükselirken melekler onunla alemi seyreder.
'onun ardından dua okumayacağım, namaz kılmayacağım' diye ağlıyor, 'madem o benim için kendisini öldürdü ve madem canına kıyanların yurdu cehennemdir, ben onsuz cenneti istemiyorum, ben onunla birlikte yanmak istiyorum'. ah, galip dede! kim derdi ki bir aşık çıkacak da asırlar sonra senin şiirini bağrı yanarak, feryat ederek, hal bilgisiyle terennüm edecek : 'ey ay, gül bahçeleri, bana, sensiz oldukça her solukta cehennemden dem vurur: ağaç ateş, fidan ateş, gül ateş, yaprak, meyve, ateş'. Şimdi bir psikiyatri kliniğinde, bir intiharın kucağından az önce alınmış, yeryüzünde divane dolaşmaya, ruhunun en ücrasına yürümeye ve hep sevdiğinin adını söylemeye yazgılı bir mecnun olarak tedavi edilecek. aşkı iyileştirebilir miyiz? aşk ıstırabından elektroşoklarla uyandırabilir miyiz onu? peki ya, sevebilecek mi uyandığı bu yeni dünyayı? sevgilinin yüzü olmadığında gün yine ışıyacak mı?
aşk, kimi insanlar için çiledir. aşkla yanarak kendimizi fark eder, ruhumuzun derinliklerine olta atarız. Çile çekerek, anlarız. genç adamın ruhu, bu çileyle pişecek. onun hikayesi bize başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlatıyor. belki bir defa daha o odada hep beraber sessizce ağlamayacağız ama meleklerin bize görünür gibi olduğu o anı, hep hatırlayacağız. karşımıza ilk defa o gün çıkan genç adamın hüzünlü öyküsü, onun bulup bizim kaybettiğimiz bir şeyi bize daima hatırlatacak. onun sevişindeki saflık, çileyi göze alışındaki samimiyet, kalbin evine dönerken yolumuzu aydınlatacak.
bir odada dokuz on psikiyatri hekimiyiz. hepimiz genç bir adamı dinliyoruz. genç adam ağlıyor. içinden taşan bir isyanla, sözü gözyaşına katık ederek konuşuyor. sadece bu topraklarda tesadüf edilebilecek kadar sahici, sadece bu topraklarda dile getirilebilecek kadar içten bir aşk ıstırabını, sevdiğinin etrafında sema eden bir derviş gibi anlatıyor. ona sorular soruyoruz. o ise başka bir zamandan haberler getiren bir yalvaç gibi, bizi o zamanın içine çekerek, bizi başka bir dünyanın ve başka bir varoluşun mümkün olduğuna ikna ederek anlatıyor. doktorların gözleri usul usul buğulanıyor. az sonra teker teker odanın dışına çıkıyor, ıslanmış gözlerini suyla avutup geri dönüyorlar. kimilerinin takati gözyaşlarını saklamaya yetmiyor. odada herkes ağlıyor. bir gözyaşı ayini yaşanıyor o sırada. modern dünyada eşine az rastlayabileceğiniz bir arınma zamanı, başkasının ıstırabına yüreğin kapılarının sonuna kadar açıldığı bir melek sofrası. genç adam ağlıyor, anlatıyor ve ağlatıyor. arkadaki bakımsız bahçenin ağaçları, otları ve böcekleri ağlıyor. istırap, gözyaşlarının ipek halısıyla akıl hastanesinin uzun koridorlarında dolaşıyor, kalbi olan kim varsa ona değiyor, avlunun 'küskün kral'ları olan kronik şizofrenler ağlıyor.
aynı fabrikada asgari ücretle çalışan birbirine aşık iki gencin öyküsüdür bu. bu ülkede mülksüzlerin en büyük mülkünün aşk olduğunu, dünyaya otağ kuramayanların aşkın harcıyla karılmış köşklerde yaşayabildiğini anlatan bir öykü. ancak aşkın var ettiği bir imlayla konuşup yazan, dünyanın kirinden pasından arınmış, hal ilmini izleyerek sözün duraklarını geçmiş, hayatın hay huyunda oyalanmamış, birbirini melek kalbiyle seven çocukların öyküsü. aşk, insana bir melek kanadının değip geçişinden başka nedir ki zaten?
aşkların en temiziyle, 'gökyüzüne sıçrayan' bir sevdayla severler birbirlerini. artık, 'zemin ateş, zaman ateş, bütün nakş ü nigar ateş'tir. kızın ailesi bu aşka razı olmaz, çocuk türkiyenin doğusundandır, o sana layık değil derler, bak üniversite bile okumamış derler. kahramanımız ferhad olup dağları delmeyi dener. öyle bir çalışır ki üniversite sınavına, iyi bir fakülteyi kazanır. ama 'insafın o yerde namı yok'tur, yine gerisin geri edilir. aile, nuh der, peygamber demez. sonra kızlarını bir akrabalarına nişanlamak isterler. o gece kız meleklerin kanatlarına tutunup uçar. o kadar koyu bir yeis içindedir ki kalbinin sızısını boynuna doladığı ilmekle yok eder. ruh göğe yükselirken melekler onunla alemi seyreder.
'onun ardından dua okumayacağım, namaz kılmayacağım' diye ağlıyor, 'madem o benim için kendisini öldürdü ve madem canına kıyanların yurdu cehennemdir, ben onsuz cenneti istemiyorum, ben onunla birlikte yanmak istiyorum'. ah, galip dede! kim derdi ki bir aşık çıkacak da asırlar sonra senin şiirini bağrı yanarak, feryat ederek, hal bilgisiyle terennüm edecek : 'ey ay, gül bahçeleri, bana, sensiz oldukça her solukta cehennemden dem vurur: ağaç ateş, fidan ateş, gül ateş, yaprak, meyve, ateş'. Şimdi bir psikiyatri kliniğinde, bir intiharın kucağından az önce alınmış, yeryüzünde divane dolaşmaya, ruhunun en ücrasına yürümeye ve hep sevdiğinin adını söylemeye yazgılı bir mecnun olarak tedavi edilecek. aşkı iyileştirebilir miyiz? aşk ıstırabından elektroşoklarla uyandırabilir miyiz onu? peki ya, sevebilecek mi uyandığı bu yeni dünyayı? sevgilinin yüzü olmadığında gün yine ışıyacak mı?
aşk, kimi insanlar için çiledir. aşkla yanarak kendimizi fark eder, ruhumuzun derinliklerine olta atarız. Çile çekerek, anlarız. genç adamın ruhu, bu çileyle pişecek. onun hikayesi bize başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlatıyor. belki bir defa daha o odada hep beraber sessizce ağlamayacağız ama meleklerin bize görünür gibi olduğu o anı, hep hatırlayacağız. karşımıza ilk defa o gün çıkan genç adamın hüzünlü öyküsü, onun bulup bizim kaybettiğimiz bir şeyi bize daima hatırlatacak. onun sevişindeki saflık, çileyi göze alışındaki samimiyet, kalbin evine dönerken yolumuzu aydınlatacak.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar