bugün
- işiniz gücünüz yok mu10
- gocu43
- insanları imcitmeyi havalı bir şey sanan ibneler5
- bir bela geliyor29
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek4
- karı diyen öküzleri gırtlaklama isteği10
- sözlüğün insanı dertlendirmesi5
- fusya semsiyeli yabanci20
- dizi izlemek4
- halil güneşli karizması4
- ilk kez böyle hissediyorum3
- gecenin şarkısı14
- bilin bakalım ben kimin fakesiyim6
- kimseyle dertleşememek4
- uludağ itiraf13
- heyt bea gocu mu5
- izmirbeyefendisi'nin şemsiyeli olması6
- uludağ sözlük evreni8
- ölümden korkuyor musunuz2
- ametist moru2
- sözlüğün en bebiş yazarı2
- bak seri eksicim sana iki çift lafım var2
- özlenen kişiyi rüyada görmek4
- ben sana ne yaptım2
- geceleri gelen acaba mal mıyım hissi4
- aşkın metafiziğinde toki kurasının önemi2
- bir erkeği kibarca reddetmenin yolları2
- bebişim diye hitap eden erkek2
- sözlüğün kırbacı5
- arkadaşlar çok kırıcısınız6
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya14
- 195 kaslı pilot14
- kendin hakkında bir entry bırak9
- mazotun yarım litresi 50 tl24
- başlık silebilme yetkisi3
- apo'nun villası11
- hasan atilla uğur14
- ayakları üşüyen erkek2
- bugün sizi en mutlu eden an2
- ktç'nin şemsiyeli olması4
- gocu'nun şemsiyeli olması4
- borsa istanbul daki fon krizi5
- gammazların sanki biraz şey olması3
- arkadaşlar ben diablo oynamaya gidiyorum2
- göte giren şemsiye açılmaz3
- yahudiler vs çinliler3
- donald trump'un türk askerini övmesi10
- queen feristah2
- şemşiye ne demek2
- erkekler neden evlenmek ister15
(bkz: aşk içinde)
edip cansever şiiri.
denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
avuçlarımda bir yanma
büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
oldu olacak
eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
bir çocuğun gülüşü gibi
aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
bir sokağın ucunda kaybolup solan
daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
korularda yoğun bir erguvan sisi.
hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
ağları pembeden hüzne giden
dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
çil basmış yüzünü bütün
parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
biliyorum atacak
böyledir memleketimin yoksul halkı
bir onlarda rastladım bu cömertliğe
istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi bakarlar insana
günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
yeşille sarı birlikte dönüyor
denize düşüyorlar kırıla kırıla
bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla-
daha da uzun şimdi bir örtü olarak
denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar
ama bak
kaybolup giderdi her biri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
hatırlıyorum da öyle.
tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
kızın ağzında ince bir dal parçası
dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan korkuyorum gene de
söyle, en son nerde görmüştüm seni
böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
şimdi gene var
bileklerinde, bileklerinin renginde
dudaklarında, dudaklarının
gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
üşüdüğün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
acele etme yoksun belki
ben her şeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
işçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
coca-cola'ya doğrayıp ekmeklerini
işçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
ve onlar
onlar, diyorum sadece
bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
bilmeden ne yapacaklarını
anlayacaklar ne kadar güçsüz
ne kadar zavallı olduklarını
vakit öğleyi geçti çoktan.
bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
baştanbaşa gül rengi
kimseler görünmüyor içinde
neden görünmüyor, bilmiyorum
yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
yılların, yüzyılların
bitmeyen vahşetini ateşlemek için
sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
utancı bilerek yaşamak korkunç
daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak
gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.
pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök buğulanacak
birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
neler olabilir birazdan
bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
içindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
çabuk geçiyor
nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
mahpusunu kıskanan bir gardiyani
ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
ne kadar acı bunlar
kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
birazdan akşam olacak sevgilim
bütün heybetiyle akşam olacak
sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
bildiğim bir şey varsa
o kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
unutup birden zamanı ve yeri
onunla bir günü kutluyorum coşarak
onunla bir günü kutluyoruz sanki.
denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
avuçlarımda bir yanma
büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
oldu olacak
eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
bir çocuğun gülüşü gibi
aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
bir sokağın ucunda kaybolup solan
daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
korularda yoğun bir erguvan sisi.
hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
ağları pembeden hüzne giden
dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
çil basmış yüzünü bütün
parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
biliyorum atacak
böyledir memleketimin yoksul halkı
bir onlarda rastladım bu cömertliğe
istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi bakarlar insana
günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
yeşille sarı birlikte dönüyor
denize düşüyorlar kırıla kırıla
bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla-
daha da uzun şimdi bir örtü olarak
denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar
ama bak
kaybolup giderdi her biri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
hatırlıyorum da öyle.
tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
kızın ağzında ince bir dal parçası
dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan korkuyorum gene de
söyle, en son nerde görmüştüm seni
böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
şimdi gene var
bileklerinde, bileklerinin renginde
dudaklarında, dudaklarının
gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
üşüdüğün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
acele etme yoksun belki
ben her şeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
işçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
coca-cola'ya doğrayıp ekmeklerini
işçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
ve onlar
onlar, diyorum sadece
bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
bilmeden ne yapacaklarını
anlayacaklar ne kadar güçsüz
ne kadar zavallı olduklarını
vakit öğleyi geçti çoktan.
bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
baştanbaşa gül rengi
kimseler görünmüyor içinde
neden görünmüyor, bilmiyorum
yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
yılların, yüzyılların
bitmeyen vahşetini ateşlemek için
sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
utancı bilerek yaşamak korkunç
daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak
gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.
pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök buğulanacak
birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
neler olabilir birazdan
bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
içindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
çabuk geçiyor
nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
mahpusunu kıskanan bir gardiyani
ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
ne kadar acı bunlar
kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
birazdan akşam olacak sevgilim
bütün heybetiyle akşam olacak
sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
bildiğim bir şey varsa
o kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
unutup birden zamanı ve yeri
onunla bir günü kutluyorum coşarak
onunla bir günü kutluyoruz sanki.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar