bugün
- bayan kelimesi neden rahatsız edici26
- yazarların en son bitirdiği kitap12
- imamoğlu'nun tutukluluğunun 100 günü16
- sabah kahvaltısı5
- bisikletçi pipisi6
- anın fotoğrafı16
- afrika nasıl kalkınabilir5
- ayhan ışık3
- kadın ve paradan başka bir şey düşünmeyen erkek6
- dünya 5 ten büyüktür5
- ismail2
- ekonomi13
- zamanın göreceliliği5
- turşunun iyisi limonla mı sirkeyle mi10
- zariyat suresi 22 ayet ve merkür gezegeni4
- chp nin illuminati nin bir ayağı olduğu gerçeği4
- nauru'nun adını değiştirmesi4
- avagadro sayısını 3 almak3
- merkür den dünyaya elmas getirmek6
- emekliye aylık zam farkı ödemeleri2
- çok yoğun biri olmak3
- ali vefa11
- yapay zekanın yapay zeka üretmesi6
- neli dondurma seversiniz14
- amca amca taşakların tabanca2
- kürtçe zorunlu ders olmalıdır15
- dolar 4 60 olunca sus pus olan geziciler2
- aylık 433 bin lira iyi para mıdır sorunsalı6
- 3 ağustos 2026 aykolik gocu buluşması19
- acil yardım isteği8
- yorgun mermi9
- katatespizartmasi14
- kedi5
- arkadaşlar13
- gecenin şarkısı6
- sözlük bayanlarının hiç çaylak olmaması8
- ahududu4
- sözlük erkeklerinin kıskanç ve kompleksli olması8
- limonlu dondurma8
- yağmurcu neden akpli13
- zona7
- afrika'ya erzak yardımı yapmak2
- yunanlıların neşet ertaş'ı çalması7
- kelebeklerin bir boka yaramaması8
- kalem7
- yaş ilerledikçe fark edilen şey5
- tutuklanmamak için akp'ye katılmak12
- onu özlediğiniz anlar6
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek13
- erdal beşikçioğlu17
edip cansever şiiri.
denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
avuçlarımda bir yanma
büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
oldu olacak
eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
bir çocuğun gülüşü gibi
aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
bir sokağın ucunda kaybolup solan
daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
korularda yoğun bir erguvan sisi.
hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
ağları pembeden hüzne giden
dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
çil basmış yüzünü bütün
parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
biliyorum atacak
böyledir memleketimin yoksul halkı
bir onlarda rastladım bu cömertliğe
istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi bakarlar insana
günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
yeşille sarı birlikte dönüyor
denize düşüyorlar kırıla kırıla
bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla-
daha da uzun şimdi bir örtü olarak
denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar
ama bak
kaybolup giderdi her biri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
hatırlıyorum da öyle.
tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
kızın ağzında ince bir dal parçası
dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan korkuyorum gene de
söyle, en son nerde görmüştüm seni
böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
şimdi gene var
bileklerinde, bileklerinin renginde
dudaklarında, dudaklarının
gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
üşüdüğün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
acele etme yoksun belki
ben her şeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
işçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
coca-cola'ya doğrayıp ekmeklerini
işçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
ve onlar
onlar, diyorum sadece
bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
bilmeden ne yapacaklarını
anlayacaklar ne kadar güçsüz
ne kadar zavallı olduklarını
vakit öğleyi geçti çoktan.
bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
baştanbaşa gül rengi
kimseler görünmüyor içinde
neden görünmüyor, bilmiyorum
yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
yılların, yüzyılların
bitmeyen vahşetini ateşlemek için
sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
utancı bilerek yaşamak korkunç
daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak
gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.
pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök buğulanacak
birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
neler olabilir birazdan
bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
içindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
çabuk geçiyor
nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
mahpusunu kıskanan bir gardiyani
ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
ne kadar acı bunlar
kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
birazdan akşam olacak sevgilim
bütün heybetiyle akşam olacak
sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
bildiğim bir şey varsa
o kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
unutup birden zamanı ve yeri
onunla bir günü kutluyorum coşarak
onunla bir günü kutluyoruz sanki.
denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
avuçlarımda bir yanma
büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
oldu olacak
eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
bir çocuğun gülüşü gibi
aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
bir sokağın ucunda kaybolup solan
daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
korularda yoğun bir erguvan sisi.
hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
ağları pembeden hüzne giden
dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
çil basmış yüzünü bütün
parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
biliyorum atacak
böyledir memleketimin yoksul halkı
bir onlarda rastladım bu cömertliğe
istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi bakarlar insana
günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
yeşille sarı birlikte dönüyor
denize düşüyorlar kırıla kırıla
bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla-
daha da uzun şimdi bir örtü olarak
denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar
ama bak
kaybolup giderdi her biri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
hatırlıyorum da öyle.
tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
kızın ağzında ince bir dal parçası
dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan korkuyorum gene de
söyle, en son nerde görmüştüm seni
böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
şimdi gene var
bileklerinde, bileklerinin renginde
dudaklarında, dudaklarının
gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
üşüdüğün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
acele etme yoksun belki
ben her şeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
işçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
coca-cola'ya doğrayıp ekmeklerini
işçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
ve onlar
onlar, diyorum sadece
bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
bilmeden ne yapacaklarını
anlayacaklar ne kadar güçsüz
ne kadar zavallı olduklarını
vakit öğleyi geçti çoktan.
bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
baştanbaşa gül rengi
kimseler görünmüyor içinde
neden görünmüyor, bilmiyorum
yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
yılların, yüzyılların
bitmeyen vahşetini ateşlemek için
sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
utancı bilerek yaşamak korkunç
daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak
gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.
pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök buğulanacak
birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
neler olabilir birazdan
bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
içindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
çabuk geçiyor
nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
mahpusunu kıskanan bir gardiyani
ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
ne kadar acı bunlar
kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
birazdan akşam olacak sevgilim
bütün heybetiyle akşam olacak
sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
bildiğim bir şey varsa
o kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
unutup birden zamanı ve yeri
onunla bir günü kutluyorum coşarak
onunla bir günü kutluyoruz sanki.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar