bugün
- asimilasyon harika bir şey5
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması14
- düşük zeka belirtisi4
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği7
- hakkı yenen türkler de dağa çıksın3
- evliliğin anlamı5
- fenerbahçe10
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı18
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj3
- tayyip in yakın korumaları2
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
- saraca finch house2
- kadın olmanın avantajları16
- 16 ağustos 20262
- günaydın4
- askerde 200 metre atışı yapmak15
- nervio22
- gençlerbirliği6
- sözlükteki fenerbahçeliler9
- g i l d e d l i l y18
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler15
- ağlayarak 31 çekmek2
- yaşamak istenilen şeyler10
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- hayatın kuralları9
- kadın sürücü görünce yapılması gerekenler11
- türkiye'ye geldim11
- kurtar bizi müsavat16
- geceye bir şarkı bırak10
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı25
- hangi manifest kızı ile sevişmek isterdin6
- bir bayan yazarın erkek yazarla kavga etmesi10
- fotoğraflarda bir türlü gülemeyen insan6
- penisi seks objesi olarak görmek7
- uludağ sözlük evreni10
- her şeyi açıklayan en kısa cümle8
- hiçbir hobisi olmayan düz insan5
- kankadan sevgili olur mu5
- sözlükte kafa açıcı başlık olmaması9
- fırçaya takılıp gelen tuvalet deliği kapağı4
- okan buruk10
- alevi kızların alev alev yanması13
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- damarsız tüysüz manisa yaprağı25
- anın görüntüsü30
- iremga31
- yazarların sevmediği insan türleri2
- bir yazar entry ni beğenmedi4
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi20
- kürtsüz türkiye4
Endonezya'nın Medan şehri yakınlarında bir petrol arazisine yakın yerde büyüdü. Ebeveynleri nispeten varlıklıydı. Tam da bu nedenle, yani ellerindeki imkanlar eksilmesin, statüleri aynı kalsın diye 1945 yılında Endonezya'nın Hollanda hakimiyetinden çıkmasına, bağımsızlık istemesine karşı durmuşlar. Erişkin yaşlarında üyesi olduğu aşırı sağ örgütün içinde organize olmuş ve adına "ölüm mangası" denen grubun liderliğini üstlenmişti. Anwar ve dava arkadaşı Zulkadry gençlik yıllarından itibaren suç dünyasına dahil oldular. O dünyadan isteyen, Anwar'i kiralık katil olarak kiralayabiliyordu. Karanlık kurumlar adına haraç toplama işini Anwar ve Zulkadry yapabiliyordu. Derken, ufak ufak "biz sizi koruruz" söylemiyle halktan zorla para toplamaya başladılar. Hatta, kendisiyle yıllar önce yapılmış bir söyleşide açık açık, Hollywood filmlerinde gösterilen mafya organizasyonuna hayranlık duyduğunu ve orada gördüklerine eşdeğer davranmaya çalıştığını söyleyebildi.
Endonezya ordusunun mutlak kötü olarak nitelendirdiği Komünist Parti üyelerini, etnik azınlıkları, herhangi bir sol partiye üye olmadığı halde yazdıkları, çizdikleriyle "solcu" olarak nitelendirdikleri isimleri hedef alan 1965 ve 1966 Endonezya Katliamı'nda ismiyle, cismiyle yer aldı Anwar. Hükümet tarafından kendisine ve can dostu Zulkadry'e kirli işleri yaptırmak üzere iş verildi. Bu süre içinde, bazı kaynaklara göre 1.000 insan, bazılarına göre çok daha fazla insan bizzat Anwar tarafından - yani onun elleriyle- telle boğularak öldürüldü. Yıllar sonra telle boğmayı, etraf kirlenmesin diye tercih ettiğini bile söyledi. O dönem Endonezya'da muhalif olan herkes öldürüldü, evleri yakıldı, geride kalanlara tecavüz edildi, pek çoğuna işkence yapıldı. Katliamda tahmini ölümlerin beş yüz bin ile bir milyon kişi arasında olduğu söylenmektedir.
Endonezya'daki bu "temizlik"ten sonra Anwar ve arkadaşı yeniden kaçakçılık, gasp, kiralık katil işlerine geri döndü. Halihazırda kazandığı korkunç ünü uzun yıllar bu pozisyonda kalıp işlerini yürütmesine izin verdi.
Anwar ve arkadaşları yaptıkları hiçbir şeyden sorumlu tutulmadı. Üstelik bugün onun kurduğu "ölüm mangası" bir aşırı sağ örgüt olan Pancasila'yı doğurmuştur. Bugüne kadar Endonezya'da ne kadar yolsuzluk ve seçim hilesi yapıldıysa hükümet bakanlarının bu örgütün üyeleri arasından seçilmiş olduğu saptanmıştır. Bugün hala Pancasile Youth (Gençlik Örgütü) içinde yer alan milyonlarca kişiye, sağcı destekçilerine bir kahramanmış gibi saygı duyulmaktadır. 1965 ve 1966 yıllarında gerçekleşen katliam halı altında, gözlerden uzak duruyor. Anwar da bu sayede itibarlı bir yaşlı gibi kendi evinde, kendi yatağında öldü.
2012 yılında gösterime giren, Bafta ödüllü ve ölmeden önce seyredilmesi gereken 1001 filmden biri seçilen The Act of Killing / Öldürme Eylemi adlı belgesel olarak geçen ama aslında hiçbir türe ait olmayan ilginç bir filmde yer aldı Anwar. Film, 1965- 1967 yılları arasında Endonezya öldürülen bir milyona yakın insanı öldüren katilleri anlatmaktaydı. Ama filmin acayipliği şuradaydı. Burada katil rolünü o dönem gerçekten de cinayet işleyen, katliam yapan gerçek katiller oynuyordu. Anwar da bunlardan biriydi.
Zaten evvelden de sinema meraklısı olan Congo ve arkadaşı Herman Koto ile anlaşıldı ve onlar da hevesle oyunculuğa başladılar. Bu ikili, o dönem insanları nasıl kesip biçtiklerini, nasıl işkence yaptıklarını gururla ve neşeyle anlatıyorlardı. insan öldürmeyi bir tür iş olarak gördüklerinden vicdanen acayip rahat kişilerdi.
Ama filmin yönetmeni olan Joshua Oppenheimer'in tek derdi seyirciye yaşanan katliamın perde arkasını anlatmak değildi. Adam biraz hınzırdı, zekiydi. Ve bu iki katili biraz olsun cinayetleriyle yüzleştirmek istiyordu.
Film boyunca "Şöyle öldürdüm, böyle kestim, böyle boğdum" diye neşeyle anlatabilen Anwar'a aniden "Şimdi de kurbanı oynayacaksın" dedi.
Boğazına sarılmış boğma teliyle kurban rolü yapan Anwar'ın canlılığı gözle görülür bir şekilde kayboldu. Sahnenin çekiminin bitiminde Oppenheimer'a :
"Bu iş hiç hoşuma gitmedi. Büyük bir korku duydum ve bu korku beni esir aldı. Çok kötü bir şey. işkence yaptığım insanlar da böyle mi hissettiler yani" diye sorunca Oppenheimer:
"işkence yaptığın insanlar senden çok daha kötü şeyler hissettiler Anwar. Çünkü sen nasıl bunun bir film olduğunu biliyorsan o insanlar da sonunda öldürüleceklerini biliyorlardı."
Anwar bunun üzerine çöktü. Kameraya dönüp gayet masum bir şekilde "Günah mı işledim yani ben" diye sordu. Sonrasında ise bir köşeye çekilip ağladığı söylenmektedir.
Endonezya ordusunun mutlak kötü olarak nitelendirdiği Komünist Parti üyelerini, etnik azınlıkları, herhangi bir sol partiye üye olmadığı halde yazdıkları, çizdikleriyle "solcu" olarak nitelendirdikleri isimleri hedef alan 1965 ve 1966 Endonezya Katliamı'nda ismiyle, cismiyle yer aldı Anwar. Hükümet tarafından kendisine ve can dostu Zulkadry'e kirli işleri yaptırmak üzere iş verildi. Bu süre içinde, bazı kaynaklara göre 1.000 insan, bazılarına göre çok daha fazla insan bizzat Anwar tarafından - yani onun elleriyle- telle boğularak öldürüldü. Yıllar sonra telle boğmayı, etraf kirlenmesin diye tercih ettiğini bile söyledi. O dönem Endonezya'da muhalif olan herkes öldürüldü, evleri yakıldı, geride kalanlara tecavüz edildi, pek çoğuna işkence yapıldı. Katliamda tahmini ölümlerin beş yüz bin ile bir milyon kişi arasında olduğu söylenmektedir.
Endonezya'daki bu "temizlik"ten sonra Anwar ve arkadaşı yeniden kaçakçılık, gasp, kiralık katil işlerine geri döndü. Halihazırda kazandığı korkunç ünü uzun yıllar bu pozisyonda kalıp işlerini yürütmesine izin verdi.
Anwar ve arkadaşları yaptıkları hiçbir şeyden sorumlu tutulmadı. Üstelik bugün onun kurduğu "ölüm mangası" bir aşırı sağ örgüt olan Pancasila'yı doğurmuştur. Bugüne kadar Endonezya'da ne kadar yolsuzluk ve seçim hilesi yapıldıysa hükümet bakanlarının bu örgütün üyeleri arasından seçilmiş olduğu saptanmıştır. Bugün hala Pancasile Youth (Gençlik Örgütü) içinde yer alan milyonlarca kişiye, sağcı destekçilerine bir kahramanmış gibi saygı duyulmaktadır. 1965 ve 1966 yıllarında gerçekleşen katliam halı altında, gözlerden uzak duruyor. Anwar da bu sayede itibarlı bir yaşlı gibi kendi evinde, kendi yatağında öldü.
2012 yılında gösterime giren, Bafta ödüllü ve ölmeden önce seyredilmesi gereken 1001 filmden biri seçilen The Act of Killing / Öldürme Eylemi adlı belgesel olarak geçen ama aslında hiçbir türe ait olmayan ilginç bir filmde yer aldı Anwar. Film, 1965- 1967 yılları arasında Endonezya öldürülen bir milyona yakın insanı öldüren katilleri anlatmaktaydı. Ama filmin acayipliği şuradaydı. Burada katil rolünü o dönem gerçekten de cinayet işleyen, katliam yapan gerçek katiller oynuyordu. Anwar da bunlardan biriydi.
Zaten evvelden de sinema meraklısı olan Congo ve arkadaşı Herman Koto ile anlaşıldı ve onlar da hevesle oyunculuğa başladılar. Bu ikili, o dönem insanları nasıl kesip biçtiklerini, nasıl işkence yaptıklarını gururla ve neşeyle anlatıyorlardı. insan öldürmeyi bir tür iş olarak gördüklerinden vicdanen acayip rahat kişilerdi.
Ama filmin yönetmeni olan Joshua Oppenheimer'in tek derdi seyirciye yaşanan katliamın perde arkasını anlatmak değildi. Adam biraz hınzırdı, zekiydi. Ve bu iki katili biraz olsun cinayetleriyle yüzleştirmek istiyordu.
Film boyunca "Şöyle öldürdüm, böyle kestim, böyle boğdum" diye neşeyle anlatabilen Anwar'a aniden "Şimdi de kurbanı oynayacaksın" dedi.
Boğazına sarılmış boğma teliyle kurban rolü yapan Anwar'ın canlılığı gözle görülür bir şekilde kayboldu. Sahnenin çekiminin bitiminde Oppenheimer'a :
"Bu iş hiç hoşuma gitmedi. Büyük bir korku duydum ve bu korku beni esir aldı. Çok kötü bir şey. işkence yaptığım insanlar da böyle mi hissettiler yani" diye sorunca Oppenheimer:
"işkence yaptığın insanlar senden çok daha kötü şeyler hissettiler Anwar. Çünkü sen nasıl bunun bir film olduğunu biliyorsan o insanlar da sonunda öldürüleceklerini biliyorlardı."
Anwar bunun üzerine çöktü. Kameraya dönüp gayet masum bir şekilde "Günah mı işledim yani ben" diye sordu. Sonrasında ise bir köşeye çekilip ağladığı söylenmektedir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar