bugün
- sözlük kızlarının siteye fotoğraf atması9
- bu başlık altında saçmalıyoruz6
- babaların sorduğu ilginç sorular9
- ay takvimine göre konserve yapmak7
- sözlük yazarlarının normal kombinleri11
- sözlüğe çağırdığınız yazarlar5
- true neden sevilmiyor sorunsalı28
- 0 0 724
- hava soğudu ulan11
- orman meyveli içecek içen erkek5
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri20
- ayıküyün mü5
- ailem güvende10
- harp okulu öğrencilerinden korkan padişah5
- evlenmek istememenin garip karşılanması9
- arkadaşlar ben size eziyet mi ediyorum3
- restoran görünce çocuğunun gözlerini kapatan insan6
- viski kola13
- mazotun 100 lira olacağı tarih14
- sosyalleşmenin zorlaşması12
- eskort tutup swinger partisine katılmak4
- soğuk su içme mevsiminin sonuna gelmek8
- yazın otellerdeki cuckold çiftler4
- sözlük yazarlarının kekleri7
- kendi hayatının başrolü olmak3
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz29
- toplu taşımada telefonda böğürerek konuşan insan3
- arkadaşlar sözlük hesabımı siliyorum3
- islamda namaz yoktur23
- sözlüğün çok vefasız olması2
- teomancalmasur7
- çalışmak istememek4
- her akşam kocasına kuruyemiş hazırlayan kadın7
- kot pantolon ve çıplak ayak3
- ılık su içen erkek9
- çin üretimi elektrikli arabalar3
- mazotun litresi 96 lira14
- birini kırmadan nasıl iletişimi kesersiniz2
- nahl suresi 90 ayet3
- kurtlar vadisi senaristlerinin ifadeye çağrılması4
- bugün ne oldu5
- acı kıyaslamak4
- sözlükte 15488 gammaz olması10
- ak partililerin apoya villa yaptırması30
- latte3
- tuzlu kahve dizisi2
- tanışılan kızın isminin melahat çıkması3
- latince sözler3
- yalnızlık2
- güneşlenmek3
Endonezya'nın Medan şehri yakınlarında bir petrol arazisine yakın yerde büyüdü. Ebeveynleri nispeten varlıklıydı. Tam da bu nedenle, yani ellerindeki imkanlar eksilmesin, statüleri aynı kalsın diye 1945 yılında Endonezya'nın Hollanda hakimiyetinden çıkmasına, bağımsızlık istemesine karşı durmuşlar. Erişkin yaşlarında üyesi olduğu aşırı sağ örgütün içinde organize olmuş ve adına "ölüm mangası" denen grubun liderliğini üstlenmişti. Anwar ve dava arkadaşı Zulkadry gençlik yıllarından itibaren suç dünyasına dahil oldular. O dünyadan isteyen, Anwar'i kiralık katil olarak kiralayabiliyordu. Karanlık kurumlar adına haraç toplama işini Anwar ve Zulkadry yapabiliyordu. Derken, ufak ufak "biz sizi koruruz" söylemiyle halktan zorla para toplamaya başladılar. Hatta, kendisiyle yıllar önce yapılmış bir söyleşide açık açık, Hollywood filmlerinde gösterilen mafya organizasyonuna hayranlık duyduğunu ve orada gördüklerine eşdeğer davranmaya çalıştığını söyleyebildi.
Endonezya ordusunun mutlak kötü olarak nitelendirdiği Komünist Parti üyelerini, etnik azınlıkları, herhangi bir sol partiye üye olmadığı halde yazdıkları, çizdikleriyle "solcu" olarak nitelendirdikleri isimleri hedef alan 1965 ve 1966 Endonezya Katliamı'nda ismiyle, cismiyle yer aldı Anwar. Hükümet tarafından kendisine ve can dostu Zulkadry'e kirli işleri yaptırmak üzere iş verildi. Bu süre içinde, bazı kaynaklara göre 1.000 insan, bazılarına göre çok daha fazla insan bizzat Anwar tarafından - yani onun elleriyle- telle boğularak öldürüldü. Yıllar sonra telle boğmayı, etraf kirlenmesin diye tercih ettiğini bile söyledi. O dönem Endonezya'da muhalif olan herkes öldürüldü, evleri yakıldı, geride kalanlara tecavüz edildi, pek çoğuna işkence yapıldı. Katliamda tahmini ölümlerin beş yüz bin ile bir milyon kişi arasında olduğu söylenmektedir.
Endonezya'daki bu "temizlik"ten sonra Anwar ve arkadaşı yeniden kaçakçılık, gasp, kiralık katil işlerine geri döndü. Halihazırda kazandığı korkunç ünü uzun yıllar bu pozisyonda kalıp işlerini yürütmesine izin verdi.
Anwar ve arkadaşları yaptıkları hiçbir şeyden sorumlu tutulmadı. Üstelik bugün onun kurduğu "ölüm mangası" bir aşırı sağ örgüt olan Pancasila'yı doğurmuştur. Bugüne kadar Endonezya'da ne kadar yolsuzluk ve seçim hilesi yapıldıysa hükümet bakanlarının bu örgütün üyeleri arasından seçilmiş olduğu saptanmıştır. Bugün hala Pancasile Youth (Gençlik Örgütü) içinde yer alan milyonlarca kişiye, sağcı destekçilerine bir kahramanmış gibi saygı duyulmaktadır. 1965 ve 1966 yıllarında gerçekleşen katliam halı altında, gözlerden uzak duruyor. Anwar da bu sayede itibarlı bir yaşlı gibi kendi evinde, kendi yatağında öldü.
2012 yılında gösterime giren, Bafta ödüllü ve ölmeden önce seyredilmesi gereken 1001 filmden biri seçilen The Act of Killing / Öldürme Eylemi adlı belgesel olarak geçen ama aslında hiçbir türe ait olmayan ilginç bir filmde yer aldı Anwar. Film, 1965- 1967 yılları arasında Endonezya öldürülen bir milyona yakın insanı öldüren katilleri anlatmaktaydı. Ama filmin acayipliği şuradaydı. Burada katil rolünü o dönem gerçekten de cinayet işleyen, katliam yapan gerçek katiller oynuyordu. Anwar da bunlardan biriydi.
Zaten evvelden de sinema meraklısı olan Congo ve arkadaşı Herman Koto ile anlaşıldı ve onlar da hevesle oyunculuğa başladılar. Bu ikili, o dönem insanları nasıl kesip biçtiklerini, nasıl işkence yaptıklarını gururla ve neşeyle anlatıyorlardı. insan öldürmeyi bir tür iş olarak gördüklerinden vicdanen acayip rahat kişilerdi.
Ama filmin yönetmeni olan Joshua Oppenheimer'in tek derdi seyirciye yaşanan katliamın perde arkasını anlatmak değildi. Adam biraz hınzırdı, zekiydi. Ve bu iki katili biraz olsun cinayetleriyle yüzleştirmek istiyordu.
Film boyunca "Şöyle öldürdüm, böyle kestim, böyle boğdum" diye neşeyle anlatabilen Anwar'a aniden "Şimdi de kurbanı oynayacaksın" dedi.
Boğazına sarılmış boğma teliyle kurban rolü yapan Anwar'ın canlılığı gözle görülür bir şekilde kayboldu. Sahnenin çekiminin bitiminde Oppenheimer'a :
"Bu iş hiç hoşuma gitmedi. Büyük bir korku duydum ve bu korku beni esir aldı. Çok kötü bir şey. işkence yaptığım insanlar da böyle mi hissettiler yani" diye sorunca Oppenheimer:
"işkence yaptığın insanlar senden çok daha kötü şeyler hissettiler Anwar. Çünkü sen nasıl bunun bir film olduğunu biliyorsan o insanlar da sonunda öldürüleceklerini biliyorlardı."
Anwar bunun üzerine çöktü. Kameraya dönüp gayet masum bir şekilde "Günah mı işledim yani ben" diye sordu. Sonrasında ise bir köşeye çekilip ağladığı söylenmektedir.
Endonezya ordusunun mutlak kötü olarak nitelendirdiği Komünist Parti üyelerini, etnik azınlıkları, herhangi bir sol partiye üye olmadığı halde yazdıkları, çizdikleriyle "solcu" olarak nitelendirdikleri isimleri hedef alan 1965 ve 1966 Endonezya Katliamı'nda ismiyle, cismiyle yer aldı Anwar. Hükümet tarafından kendisine ve can dostu Zulkadry'e kirli işleri yaptırmak üzere iş verildi. Bu süre içinde, bazı kaynaklara göre 1.000 insan, bazılarına göre çok daha fazla insan bizzat Anwar tarafından - yani onun elleriyle- telle boğularak öldürüldü. Yıllar sonra telle boğmayı, etraf kirlenmesin diye tercih ettiğini bile söyledi. O dönem Endonezya'da muhalif olan herkes öldürüldü, evleri yakıldı, geride kalanlara tecavüz edildi, pek çoğuna işkence yapıldı. Katliamda tahmini ölümlerin beş yüz bin ile bir milyon kişi arasında olduğu söylenmektedir.
Endonezya'daki bu "temizlik"ten sonra Anwar ve arkadaşı yeniden kaçakçılık, gasp, kiralık katil işlerine geri döndü. Halihazırda kazandığı korkunç ünü uzun yıllar bu pozisyonda kalıp işlerini yürütmesine izin verdi.
Anwar ve arkadaşları yaptıkları hiçbir şeyden sorumlu tutulmadı. Üstelik bugün onun kurduğu "ölüm mangası" bir aşırı sağ örgüt olan Pancasila'yı doğurmuştur. Bugüne kadar Endonezya'da ne kadar yolsuzluk ve seçim hilesi yapıldıysa hükümet bakanlarının bu örgütün üyeleri arasından seçilmiş olduğu saptanmıştır. Bugün hala Pancasile Youth (Gençlik Örgütü) içinde yer alan milyonlarca kişiye, sağcı destekçilerine bir kahramanmış gibi saygı duyulmaktadır. 1965 ve 1966 yıllarında gerçekleşen katliam halı altında, gözlerden uzak duruyor. Anwar da bu sayede itibarlı bir yaşlı gibi kendi evinde, kendi yatağında öldü.
2012 yılında gösterime giren, Bafta ödüllü ve ölmeden önce seyredilmesi gereken 1001 filmden biri seçilen The Act of Killing / Öldürme Eylemi adlı belgesel olarak geçen ama aslında hiçbir türe ait olmayan ilginç bir filmde yer aldı Anwar. Film, 1965- 1967 yılları arasında Endonezya öldürülen bir milyona yakın insanı öldüren katilleri anlatmaktaydı. Ama filmin acayipliği şuradaydı. Burada katil rolünü o dönem gerçekten de cinayet işleyen, katliam yapan gerçek katiller oynuyordu. Anwar da bunlardan biriydi.
Zaten evvelden de sinema meraklısı olan Congo ve arkadaşı Herman Koto ile anlaşıldı ve onlar da hevesle oyunculuğa başladılar. Bu ikili, o dönem insanları nasıl kesip biçtiklerini, nasıl işkence yaptıklarını gururla ve neşeyle anlatıyorlardı. insan öldürmeyi bir tür iş olarak gördüklerinden vicdanen acayip rahat kişilerdi.
Ama filmin yönetmeni olan Joshua Oppenheimer'in tek derdi seyirciye yaşanan katliamın perde arkasını anlatmak değildi. Adam biraz hınzırdı, zekiydi. Ve bu iki katili biraz olsun cinayetleriyle yüzleştirmek istiyordu.
Film boyunca "Şöyle öldürdüm, böyle kestim, böyle boğdum" diye neşeyle anlatabilen Anwar'a aniden "Şimdi de kurbanı oynayacaksın" dedi.
Boğazına sarılmış boğma teliyle kurban rolü yapan Anwar'ın canlılığı gözle görülür bir şekilde kayboldu. Sahnenin çekiminin bitiminde Oppenheimer'a :
"Bu iş hiç hoşuma gitmedi. Büyük bir korku duydum ve bu korku beni esir aldı. Çok kötü bir şey. işkence yaptığım insanlar da böyle mi hissettiler yani" diye sorunca Oppenheimer:
"işkence yaptığın insanlar senden çok daha kötü şeyler hissettiler Anwar. Çünkü sen nasıl bunun bir film olduğunu biliyorsan o insanlar da sonunda öldürüleceklerini biliyorlardı."
Anwar bunun üzerine çöktü. Kameraya dönüp gayet masum bir şekilde "Günah mı işledim yani ben" diye sordu. Sonrasında ise bir köşeye çekilip ağladığı söylenmektedir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar