bugün
- avrupa'nın en ucuz akaryakıt fiyatları23
- şeftali4
- sözlüğün reisi kim anketi19
- bir erkeğe iltifat etmek4
- çok açık giyinen kadınların evlilik hayali kurması12
- israil'in nükleer silahları imha edilmelidir18
- bir erkeğe ilk mesaj nasıl atılmalı13
- sözlükteki her kızı öven tipler11
- ünlüler neden uyuşturucu kullanır21
- sözlükteki fetocular6
- yazarların akşama dair planları5
- hikayenin devamını getir8
- asgari ücretle kaç litre akaryakıt alınıyor3
- yılan dövmeli insanların garip olması5
- sözlüğün reisi kim14
- şeytanın bile israil'e karşı olması3
- doğru karpuz seçemeyen erkek9
- tas kafa traşlı hırt sorunu5
- erkek adamın külahtan dondurma yemesi4
- antipanik11
- bir insanı tanımanın en iyi yolu7
- erzurum hdp mitingi6
- hakkari mhp mitingi5
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz36
- arkadaşlar9
- sevilen kıza cv yollamak3
- tas kafalı hırtlar için el salvador çözümü4
- kalp mi daha duygusal mide mi6
- mazot3
- moraliniz bozukken ne yapıyorsunuz22
- sözlük yazarlarının normal kombinleri16
- oksizoron tarafından terkedilenler5
- ben kin tutmam insanı3
- soğuk algınlığına iyi gelen şeyler2
- bik bik'in jeopolitik ve stratejik önemi9
- ekonomi5
- antipanik sizce biraz antipatik mi5
- emret komutanım izlemiş efsane nesil3
- üzümde aroma arıyorum4
- çomarların ekonomi anlayışı2
- istiklal mahkemeleri her 10 yılda bir kurulmalı4
- nervionun kedisi3
- islamda namaz yoktur30
- iskender büyük davasında haklıydı3
- kadir topbaş2
- günaydın küçük ipneler9
- true yu evlendiriyoruz kampanyası6
- fetöcü polat alemdar3
- toplum içinde gülüşmelere neden olmak2
- bir dilim pastaya oy veren eyitimsiz seçmen5
işine trajik bir biçimde son verilen gazeteci. işine mal olan yazısı için;
--spoiler--
Başbakan Erdoğan, astsubaylar Ali Kaya ve Özcan ildeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş'in Umut Kitabevi'ni bombalamalarından sonra Şemdinli'de gösterdiği duruşu Uludere'de de gösterseydi, bugün kelimelerin etrafında dolaşmak zorunda kalmazdı.
Önceki yazıyı okumayanlar için kısa bir hatırlatma yapmalıyım. Şemdinli'de Umut Kitabevi bombalandıktan sonra 20 Kasım sabahı ansızın Şemdinli'de ortaya çıkan Erdoğan, oradan Yüksekova ve Hakkari'ye uzanmış, bu olayı çözmek için "el ele vermeliyiz" demişti.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın, "Tanırım, iyi çocuklardır" dediği, çocukların yanında durmamıştı.
Şemdinli sanıklarının Ocak 2012'de 39 yıl 10'ar ay hapis cezasına çarptırılmalarında siyasi iktidarın "doğru yerde" durmasının etkisi yadsınamaz.
28 Aralık 2011 gecesi kaçağa çıkan, çoğu yaşları 20'nin altında olan 40 Kürt gencin tepesine ölüm yağdırdı iki Türk F-16 savaş uçağı. 34 tanesinin bedeni atılan bu bombalarla paramparça oldu...
Başbakan Erdoğan olaydan iki gün sonra 31 Aralık'ta, Cuma namazı çıkışı uzatılan mikrofonlara, "incelemeler neticesinde gerekli olan neyse bütün bunlar da yapılacaktır" şeklinde cılız bir açıklama yerine,
3 Ocak'ta ise AK Parti grup toplantısında, Genelkurmay ve komuta kademesine "medyaya rağmen teşekkür ediyorum" demek yerine,
Bundan yedi yıl önce Şemdinli'de durduğu yerde dursaydı, bugün, "Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık" demek zorunda kalmazdı.
Tamam, kimse kendisinden Şemdinli olayında yaptığı gibi Uludere'ye gitmesini beklemedi. Ama hata da olsa, kasıtlı da olsa, tuzak da olsa ilk gün vuranın değil, vurulanın yanında dursaydı, bugün özür dilermiş gibi yapmak zorunda kalmazdı.
Kelimelerle oynamayalım, eğri oturup doğru konuşalım.
Hata yaptığınızda, "Evet, hata yaptım" dersiniz. Özür dilenmesi gereken bir durum varsa da, "özür dilerim" dersiniz.
34 gencecik bedenin savaş uçaklarıyla bedenlerinin lime lime yapılmasına kazara da olsa, hatayı itiraf edip özür dilemek ile kurtulamazsınız ama.
Özür dileyerek giderebileceğiniz hatalar vardır. Öyle hatalar vardır ki, özür dilemeniz yetmez. Bedel ödemeniz, bedel ödetmeniz gerekir.
Erdoğan'ın Pakistan'da yaptığı açıklama, hatanın açıklanması ve yapılan hata için özür dilenmesi mi, orası da pek belli değil.
Biliyorum, günlerdir okuyorsunuz ve belki de bıktınız. Ne diyordu Erdoğan Pakistan'da?.. Şöyle diyordu:
"Ben izlediğim CD'de bir hareket gördüm. Bizzat izledim. Bir konvoy gidiyor. 30-40 kişi var. O yüksekten görebilmek mümkün değil. Gözcülerimizin, (Heronlar) vermiş olduğu CD. Silahlı Kuvvetlerimiz de gerekli adımları atmıştır. Bu bölge terör bölgesidir. Halkın, sivilin oturduğu bölge değildir. Böyle bir bölgede Silahlı Kuvvetler bu Ahmet mi Mehmet mi bilemez ki?
.
Bizim silahlı kuvvetlerimiz görevi samimi bir şekilde yapmıştır. Hata da olabilir. Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Tazminatı da açıkladılar. Ama birileri istismar ediyor. Bir hatanın olduğunu, hatamız olduğunu söyledik. Allah aşkına tazminatsa tazminat. Resmi tazminatımızın ötesinde yaptık. illa terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz. Kusura bakmasınlar. (22 Mayıs, Yeni Şafak.)"
Roboski (Uludere) katliamının ardından altı aydır süren bir soruşturma var. Faciaya giden yolda yetkilendirmenin, yetki kullanımının, ilgili kurumlar ve sorumlulukları belli olduğu halde, Allah aşkına sayın Başbakan, söyler misiniz ne koydunuz yüreği kanayan annelerin önüne!
"Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık" diyorsunuz.
Allah aşkına, söyler misiniz hangi hatayı açıkladınız!..
Allah aşkına, açıklar mısınız? "Özrü de açıkladık" derken, ne demek istiyorsunuz...
Özür diliyorsanız, Kasımpaşalı gibi ortaya çıkın ve deyin ki:
"Evet, bir hata yaptık. Hem de öyle bir hata yaptık ki, bu hatamız bizi mezarımızda bile rahat bırakmayacak!.."
"Özür dilerim, ama yetmez. Vicdanlarınızda açtığımız yarayı bir kuru özür dindirmez."
"Önce sizlerden hakkınızı helal etmenizi sonra Allah'tan bizi affetmesini dileriz."
Diyemiyorsunuz, çünkü ilk günden itibaren yanlış yerde durdunuz.
Roboski görüntülerini izleyen Uludere Komisyonu milletvekilleri, "Terörist olmadıkları her hallerinden belli" diyorlar.
Milletvekilinin gördüğünü, alanında uzman askerler (veya her kimlerse) nasıl görmez?
Diyorsunuz ki, "Silahlı Kuvvetlerimiz bu Ahmet mi Mehmet mi bilmez ki."
Öyle bir silahlı kuvvetleriniz var işte... Uzaktan baktığında 'katırı insan, teröristi çoban, kaçakçıyı terörist' zanneden silahlı kuvvetleriniz.
idris Naim Şahin adını taşıyan bir içişleri Bakanınız var ki, mümkün olsa mezarlardaki parçalanmış çocukların cesetlerini çıkartıp kodese yollayacak.
ilk gün "doğru yerde" durmamanın sonuçları bunlar.
Aynı gün içişleri ile ilgili komuta kademesindekilerin kellelerini alsaydınız, "Evet, bir hata var. O hatayı yapanlar bunun bedelini en ağır şekliyle ödeyecek" deseydiniz, -mış gibi yapıyor, -mış gibi söylüyor, -mış gibi davranıyor zorunda kalmazdınız.
Pakistan'da konuşana kadar hala bir şeyleri düzeltme şansı vardı.
O şans var mı emin değilim artık.
Sizler konuştukça vicdanlarımız kanıyor.
Bir şey söyleyecekseniz doğrusunu söyleyip, gereğini yapın.
Ya da ebediyete kadar susun.
Allah aşkına, susun!..
--spoiler--
--spoiler--
Başbakan Erdoğan, astsubaylar Ali Kaya ve Özcan ildeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş'in Umut Kitabevi'ni bombalamalarından sonra Şemdinli'de gösterdiği duruşu Uludere'de de gösterseydi, bugün kelimelerin etrafında dolaşmak zorunda kalmazdı.
Önceki yazıyı okumayanlar için kısa bir hatırlatma yapmalıyım. Şemdinli'de Umut Kitabevi bombalandıktan sonra 20 Kasım sabahı ansızın Şemdinli'de ortaya çıkan Erdoğan, oradan Yüksekova ve Hakkari'ye uzanmış, bu olayı çözmek için "el ele vermeliyiz" demişti.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın, "Tanırım, iyi çocuklardır" dediği, çocukların yanında durmamıştı.
Şemdinli sanıklarının Ocak 2012'de 39 yıl 10'ar ay hapis cezasına çarptırılmalarında siyasi iktidarın "doğru yerde" durmasının etkisi yadsınamaz.
28 Aralık 2011 gecesi kaçağa çıkan, çoğu yaşları 20'nin altında olan 40 Kürt gencin tepesine ölüm yağdırdı iki Türk F-16 savaş uçağı. 34 tanesinin bedeni atılan bu bombalarla paramparça oldu...
Başbakan Erdoğan olaydan iki gün sonra 31 Aralık'ta, Cuma namazı çıkışı uzatılan mikrofonlara, "incelemeler neticesinde gerekli olan neyse bütün bunlar da yapılacaktır" şeklinde cılız bir açıklama yerine,
3 Ocak'ta ise AK Parti grup toplantısında, Genelkurmay ve komuta kademesine "medyaya rağmen teşekkür ediyorum" demek yerine,
Bundan yedi yıl önce Şemdinli'de durduğu yerde dursaydı, bugün, "Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık" demek zorunda kalmazdı.
Tamam, kimse kendisinden Şemdinli olayında yaptığı gibi Uludere'ye gitmesini beklemedi. Ama hata da olsa, kasıtlı da olsa, tuzak da olsa ilk gün vuranın değil, vurulanın yanında dursaydı, bugün özür dilermiş gibi yapmak zorunda kalmazdı.
Kelimelerle oynamayalım, eğri oturup doğru konuşalım.
Hata yaptığınızda, "Evet, hata yaptım" dersiniz. Özür dilenmesi gereken bir durum varsa da, "özür dilerim" dersiniz.
34 gencecik bedenin savaş uçaklarıyla bedenlerinin lime lime yapılmasına kazara da olsa, hatayı itiraf edip özür dilemek ile kurtulamazsınız ama.
Özür dileyerek giderebileceğiniz hatalar vardır. Öyle hatalar vardır ki, özür dilemeniz yetmez. Bedel ödemeniz, bedel ödetmeniz gerekir.
Erdoğan'ın Pakistan'da yaptığı açıklama, hatanın açıklanması ve yapılan hata için özür dilenmesi mi, orası da pek belli değil.
Biliyorum, günlerdir okuyorsunuz ve belki de bıktınız. Ne diyordu Erdoğan Pakistan'da?.. Şöyle diyordu:
"Ben izlediğim CD'de bir hareket gördüm. Bizzat izledim. Bir konvoy gidiyor. 30-40 kişi var. O yüksekten görebilmek mümkün değil. Gözcülerimizin, (Heronlar) vermiş olduğu CD. Silahlı Kuvvetlerimiz de gerekli adımları atmıştır. Bu bölge terör bölgesidir. Halkın, sivilin oturduğu bölge değildir. Böyle bir bölgede Silahlı Kuvvetler bu Ahmet mi Mehmet mi bilemez ki?
.
Bizim silahlı kuvvetlerimiz görevi samimi bir şekilde yapmıştır. Hata da olabilir. Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Tazminatı da açıkladılar. Ama birileri istismar ediyor. Bir hatanın olduğunu, hatamız olduğunu söyledik. Allah aşkına tazminatsa tazminat. Resmi tazminatımızın ötesinde yaptık. illa terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz. Kusura bakmasınlar. (22 Mayıs, Yeni Şafak.)"
Roboski (Uludere) katliamının ardından altı aydır süren bir soruşturma var. Faciaya giden yolda yetkilendirmenin, yetki kullanımının, ilgili kurumlar ve sorumlulukları belli olduğu halde, Allah aşkına sayın Başbakan, söyler misiniz ne koydunuz yüreği kanayan annelerin önüne!
"Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık" diyorsunuz.
Allah aşkına, söyler misiniz hangi hatayı açıkladınız!..
Allah aşkına, açıklar mısınız? "Özrü de açıkladık" derken, ne demek istiyorsunuz...
Özür diliyorsanız, Kasımpaşalı gibi ortaya çıkın ve deyin ki:
"Evet, bir hata yaptık. Hem de öyle bir hata yaptık ki, bu hatamız bizi mezarımızda bile rahat bırakmayacak!.."
"Özür dilerim, ama yetmez. Vicdanlarınızda açtığımız yarayı bir kuru özür dindirmez."
"Önce sizlerden hakkınızı helal etmenizi sonra Allah'tan bizi affetmesini dileriz."
Diyemiyorsunuz, çünkü ilk günden itibaren yanlış yerde durdunuz.
Roboski görüntülerini izleyen Uludere Komisyonu milletvekilleri, "Terörist olmadıkları her hallerinden belli" diyorlar.
Milletvekilinin gördüğünü, alanında uzman askerler (veya her kimlerse) nasıl görmez?
Diyorsunuz ki, "Silahlı Kuvvetlerimiz bu Ahmet mi Mehmet mi bilmez ki."
Öyle bir silahlı kuvvetleriniz var işte... Uzaktan baktığında 'katırı insan, teröristi çoban, kaçakçıyı terörist' zanneden silahlı kuvvetleriniz.
idris Naim Şahin adını taşıyan bir içişleri Bakanınız var ki, mümkün olsa mezarlardaki parçalanmış çocukların cesetlerini çıkartıp kodese yollayacak.
ilk gün "doğru yerde" durmamanın sonuçları bunlar.
Aynı gün içişleri ile ilgili komuta kademesindekilerin kellelerini alsaydınız, "Evet, bir hata var. O hatayı yapanlar bunun bedelini en ağır şekliyle ödeyecek" deseydiniz, -mış gibi yapıyor, -mış gibi söylüyor, -mış gibi davranıyor zorunda kalmazdınız.
Pakistan'da konuşana kadar hala bir şeyleri düzeltme şansı vardı.
O şans var mı emin değilim artık.
Sizler konuştukça vicdanlarımız kanıyor.
Bir şey söyleyecekseniz doğrusunu söyleyip, gereğini yapın.
Ya da ebediyete kadar susun.
Allah aşkına, susun!..
--spoiler--
ulu hünkarımıza densiz densiz laf etmiş olup layığını bulmuştur.
(bkz: iktidarı eleştirirken tırsmak)
(bkz: iktidarı eleştirirken tırsmak)
muhalifliği kim daha kürtçü şeklinde algılayan cemaat tosunlarının idris naim üzerinden boşbakan'a yüklenme çabası...
pkk lojistiği yaparken basılıp itlaf edilen, çantalarından haritalar çıkan, grupta pkk sorumlusu olduğu bilinen köpeğin bulunduğu bilinen, geberenlerin sözlüklere bile düşen pkk bayraklı facebook profillerinin unutturulmaya çalışıldığı ortamda muhalifçilik oynayan insanımsı...
nooldu milli görüş karın doyurmuyor mu artık aliciğim, akelciğim sen de mi pensilvanya teriyeri muhiplerindensin artık...
canım benim...
metin lokumcu ölürken nerdeydin?
pkk lojistiği yaparken basılıp itlaf edilen, çantalarından haritalar çıkan, grupta pkk sorumlusu olduğu bilinen köpeğin bulunduğu bilinen, geberenlerin sözlüklere bile düşen pkk bayraklı facebook profillerinin unutturulmaya çalışıldığı ortamda muhalifçilik oynayan insanımsı...
nooldu milli görüş karın doyurmuyor mu artık aliciğim, akelciğim sen de mi pensilvanya teriyeri muhiplerindensin artık...
canım benim...
metin lokumcu ölürken nerdeydin?
Özür açıklanmaz, özür dilenir diyerek sonunu getiren yazar. tayyip le şaka olmaz.
(bkz: oynama yanarsın)
(bkz: oynama yanarsın)
Yeni Şafak yazarı Ali Akel "Uludere faciası" konusunda Başbakan'ın ve içişleri Bakanı'nın açıklamalarından sonra "Allah rızası için biraz susun" diye yazmıştı. Bunun üzerine işine son verildi.
Bu durum kamuoyunda "Bu işin arkasında Başbakan var" şeklinde yorumladı.
Peki Ali Akel'i o mu işinden attırdı?
Hiç sanmam!
Bu konuda gazete yönetiminin "Kraldan çok kralcı davranıp Ali Akel'in işine bu vesile ile son verdi" demek daha doğru olur.
Çünkü eğer Yeni Şafak'ta hükümet aleyhindeki yazılarından dolayı işine son verilenler olsaydı, bu isimlerin başında Ali Bayramoğlu gelmeliydi.
Çünkü Bayramoğlu içişleri Bakanı'na "Marangoz hatası" dedi fakat işine devam ediyor.
Demek ki kazın ayağı öyle değil!
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken kimin kimi işten attırdığı değil, Ali Akel'i işten atıp, Ali Bayramoğlu'nu tutmanın anlamıdır!
http://bit.ly/LpQa1f
Bu durum kamuoyunda "Bu işin arkasında Başbakan var" şeklinde yorumladı.
Peki Ali Akel'i o mu işinden attırdı?
Hiç sanmam!
Bu konuda gazete yönetiminin "Kraldan çok kralcı davranıp Ali Akel'in işine bu vesile ile son verdi" demek daha doğru olur.
Çünkü eğer Yeni Şafak'ta hükümet aleyhindeki yazılarından dolayı işine son verilenler olsaydı, bu isimlerin başında Ali Bayramoğlu gelmeliydi.
Çünkü Bayramoğlu içişleri Bakanı'na "Marangoz hatası" dedi fakat işine devam ediyor.
Demek ki kazın ayağı öyle değil!
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken kimin kimi işten attırdığı değil, Ali Akel'i işten atıp, Ali Bayramoğlu'nu tutmanın anlamıdır!
http://bit.ly/LpQa1f
bence ahmet altan ve onun kafadarlarının gazına geldi. ahmet altanın yerinde olsam tarafta ona köşe verirdim.
yaptığı jestle hiçbir zaman unutulmayacak gazetecidir. islami camiadaki ayrılığın ayyuka çıkmasına vesile olmuştur. mihenk taşı olarak anılacaktır daima.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar