bugün

Fatih sultan mehmet'in son türbedarı olan alim bir zat.

Hassasiyetini söylediği şu sözle ifade edelim:
"taşın kaderinde taş olmak var ama, önüne bir taş çıkarsa sen onu ayağınla itme. Eğil ve elinle bir kenara bırak."

bu zat vefat ettiği zaman yakınındaki bir camiye götürürler. Ama bir görevli bulamazlar. Derken fatih camii'ne giderler. Ve ordaki görevli kişiden yıkamasını rica ederler. Adam gasılhaneye girer ve yıkar. Çıkarken ise gözleri yaşlı, ağlamaklı bir vaziyettedir.
Durumu sorduklarında ise şöyle der: "ben bir gün hamama girmiştim ve köşede yaşlı bir insan kendi kendine yıkanmaya çalışıyordu. Uzaktan izledim ve acıdım. Derken yanına gittim. Yardım edebilirim amca deyince; gerek yok, sen beni birgün güzelce yıkarsın demişti. işte o adam bu büyük insanmış..."
(bkz: cool story bro)

nazarımda bir j.sins bir şahin k değildir.

bir alex hiç değildir.
"insan surette muhtar, hakikatte mecburdur."

insan, görünüşte seçim hakkı, ihtiyarı varmış gibi görünür ama hakikatte iş böyle değildir; insan mecburdur! Ama neye sorusuyla biraz duralım burada. Doğmaya, hayat denilen muammalı yolu aşmaya ve dahi ölmeye! Ama hepsinden önce insan Olmaya mecburdur. Aynı zamanda aynaya bakarak varlığını silmeye de. Buna güç yetirmeye… Neden sorusunu sormaya, cevabı aramaya, bulunca o olmaya. Her merhalede tekâmüle biraz daha yaklaşmaya, noksanlığından biraz daha sıyrılmaya…
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com