bugün
- bir kıza saklama kabı hediye etmek9
- kedilerle uyumak8
- sevişmek hüner değil5
- tr de hangi arabalar lüks sayılır sorunsalı8
- cumhuriyet bayramı7
- değerli olduğunu hissettirmek6
- tuvalet kağıdını renkli alan insan11
- rafine zevkleri olan erkek12
- sarı saçın yakıştığı ünlüler3
- insta da aşırı dekolteli kızları takipten çıkmak4
- giysi fiyatlarının uçması9
- içten içe üşümek2
- salon erkeği10
- belki güneş bir gün ikimiz için doğar2
- ekşi sözlük9
- lüks araba istemeyen erkek9
- ilker başbuğ7
- insan aklıyla açıklanamayan konular5
- sözlükte 1 erkeğe düşen kız sayısı7
- jeffrey epstein4
- ters takılmış tuvalet kağıdı7
- cengiz kurtoğlu şarkılarından bir söz bırak4
- sözlük müminlerine sorulan sorular2
- bir kadının bana hükmetmesini istiyorum7
- gece 00 00 da dışarı çıkan kızın amacı3
- kendinden vazgeçmemek3
- gece 23 de demlenen çay3
- yemek getiren kızın yemeğini başka kızla yemek4
- nickiniz fransızca olsaydı ne olurdu10
- üniversiteli kızlar6
- mafyanın bilip yurttaşın bilmediği foncu listesi2
- 2008 ekonomik krizi7
- beyaz pasta7
- mafyanın fon vurguncularına haraç kesmesi2
- ruffles ketçaplı7
- anın fotoğrafı4
- sözlükte kız olduğunu sanan mal5
- yüzüklerin efendisi2
- uzun yola çıkmaya hüküm giydim2
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak20
- mesajlaşırken noktalama işareti kullanmak4
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- 9 mayıs 2027 trabzonspor fenerbahçe maçı8
- hasar kaydı olan kıza aşık olan genco2
- izlenmiş bir filmi tekrar izlemek6
- anın görüntüsü10
- bir kadın tarafından domine edilmek5
- ilişkide lider olmayı seven kadın5
- emeviler3
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
"abi açım"...
yıl 2000, annem gene sokağa atmış beni, babam aracılığıyla, gene kim bilir hangi sebepten çıkan bir kavga yüzünden, hani çok sigara içtim de tüller kirlendi diye miydi, çok banyoda kaldım da çok tüp-su harcandı diye miydi, yoksa ekmeğin arasına çok peynir koydum diye miydi anımsamıyorum şimdi...
sokaklarda yatıp kalkıyorum, tren garında, cami avlularında, parklarda. gündüzleri ise belediye kütüphanesindeyim, hem kitap okuyorum zaman geçiyor, hem ısınıyorum böylece, sanırım kışa girerken bir zamandı. hafızamda çok şey flu acı çektiğim dönemlere dair, pek anımsayamıyorum bu ve benzeri dönemleri. o kütüphanede keşfettim mesela, turan dursun'un şaheseri "din bu" serisini. o kitapları okuyarak, kafamda aşamadığım ama çelişkilerine dair soru işaretlerim olan din olgusunu çözdüm kendimde. böylece sosyal demokratlıktan marksist olmaya terfi edebildim, zaman içinde okuyup araştırıp kafa yorarak. ilk adım bu kitap oldu: "din bu-1"...
ağır hastayım, henüz daha ilaç tedavisi yüzü görmemişim, obsesif kompulsif nevroz çöreklenmiş üstüme, depresif atak gırtlağa kadar, okul yeni bitmiş, askerliği yapmamışım daha ve kalıcı iş vermiyor zaten kimse fabrikada kendi branşımda lastik sektöründe, ne titrim gereği tekniker olarak ne de düz işçi. iş yok, para yok, böylece ekonomik bağımsızlık da yok, baba evinde arka odada yalıtılmış, yok sayılmış, hiçlenmişim ta askeri okuldan kendimi attırdığımdan beri...
sokaklardayım, aç, umutsuz, öfkeli...bir iş buldum sonra bir kırtasiye dükkanında, anamdan bin kat cimri bir adamın yanında...üç beş ekmek parası çıksın diye, hem dükkan sıcak, hem öğle yemeği de veriyor muydu ne...
bu işi bulmazdan önce, karnımı doyuran biri var: o zamanki sevgilim bayan ö.
serçe kadar bir kız, kalbi ağır sıklet, gözleri ise madagaskar...
o'ndan aldığım parayla karnımı doyuruyorum, sigara falan bir de...
derken bir akşam, ah bir akşam...bir hamburger dükkanları zinciri, kampanya yapmış, hamburgerler çok ucuz, canım çekmiş, gidip 2-3 tane almışım, bir de patates ve kola yanında,
içersi tıklım tıklım, yemeğe gelenler, geyiğe gelenler, dostlar "marka" dükkanda görsün diye gelenler...derken...
kıçımı daha kor komaz sandalyeye, ağzıma tam bir lokma atacakken elimdeki hamburgerden, kapıdan pejmurde giyimli bir genç girdi ben yaşlarda, tam da kapının karşısındaydı masam, direkt bana yöneldi ve dedi ki: "abi açım...",
"abi açım, bir çorba parası..."
ah ulan bu yürek çatlayaydı, ah ulan bu yürek denizin dibini boylayaydı, bakakaldım elimde hamburger, ağzım yarı açık, şaşkınlık ve acziyet arası bir halde. ben de açtım, zor bulmuştum bu elimdekini, ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemez halde bir iki saniye kalakalmışken, görevliler koluna girip çıkardılar dışarı genci.
10 sene mi olmuş ne bu olay yaşanalı, aklıma geldi bugün ki hep aklımın ve vicdanımın bir köşesindeydi, gittikçe derine batan bir iğne gibi. şaşkınlığımı tez aşıp o genci masama buyur etmek, görevlileri uzaklaştırmak boynumun borcuydu insan olarak, kendim de aç olsam, açıkta olsam, paylaşmam gerekirdi yemeğimi, belki de en çok benim boynumun borcuydu, onun halinden en iyi anlayan kişi olarak o tıklım tıklım vicdansızlık, insafsızlık, duyarsızlık dolu yemek dükkânında...
çok pişmanım...çok...
serkan engin
aralık 2010
yıl 2000, annem gene sokağa atmış beni, babam aracılığıyla, gene kim bilir hangi sebepten çıkan bir kavga yüzünden, hani çok sigara içtim de tüller kirlendi diye miydi, çok banyoda kaldım da çok tüp-su harcandı diye miydi, yoksa ekmeğin arasına çok peynir koydum diye miydi anımsamıyorum şimdi...
sokaklarda yatıp kalkıyorum, tren garında, cami avlularında, parklarda. gündüzleri ise belediye kütüphanesindeyim, hem kitap okuyorum zaman geçiyor, hem ısınıyorum böylece, sanırım kışa girerken bir zamandı. hafızamda çok şey flu acı çektiğim dönemlere dair, pek anımsayamıyorum bu ve benzeri dönemleri. o kütüphanede keşfettim mesela, turan dursun'un şaheseri "din bu" serisini. o kitapları okuyarak, kafamda aşamadığım ama çelişkilerine dair soru işaretlerim olan din olgusunu çözdüm kendimde. böylece sosyal demokratlıktan marksist olmaya terfi edebildim, zaman içinde okuyup araştırıp kafa yorarak. ilk adım bu kitap oldu: "din bu-1"...
ağır hastayım, henüz daha ilaç tedavisi yüzü görmemişim, obsesif kompulsif nevroz çöreklenmiş üstüme, depresif atak gırtlağa kadar, okul yeni bitmiş, askerliği yapmamışım daha ve kalıcı iş vermiyor zaten kimse fabrikada kendi branşımda lastik sektöründe, ne titrim gereği tekniker olarak ne de düz işçi. iş yok, para yok, böylece ekonomik bağımsızlık da yok, baba evinde arka odada yalıtılmış, yok sayılmış, hiçlenmişim ta askeri okuldan kendimi attırdığımdan beri...
sokaklardayım, aç, umutsuz, öfkeli...bir iş buldum sonra bir kırtasiye dükkanında, anamdan bin kat cimri bir adamın yanında...üç beş ekmek parası çıksın diye, hem dükkan sıcak, hem öğle yemeği de veriyor muydu ne...
bu işi bulmazdan önce, karnımı doyuran biri var: o zamanki sevgilim bayan ö.
serçe kadar bir kız, kalbi ağır sıklet, gözleri ise madagaskar...
o'ndan aldığım parayla karnımı doyuruyorum, sigara falan bir de...
derken bir akşam, ah bir akşam...bir hamburger dükkanları zinciri, kampanya yapmış, hamburgerler çok ucuz, canım çekmiş, gidip 2-3 tane almışım, bir de patates ve kola yanında,
içersi tıklım tıklım, yemeğe gelenler, geyiğe gelenler, dostlar "marka" dükkanda görsün diye gelenler...derken...
kıçımı daha kor komaz sandalyeye, ağzıma tam bir lokma atacakken elimdeki hamburgerden, kapıdan pejmurde giyimli bir genç girdi ben yaşlarda, tam da kapının karşısındaydı masam, direkt bana yöneldi ve dedi ki: "abi açım...",
"abi açım, bir çorba parası..."
ah ulan bu yürek çatlayaydı, ah ulan bu yürek denizin dibini boylayaydı, bakakaldım elimde hamburger, ağzım yarı açık, şaşkınlık ve acziyet arası bir halde. ben de açtım, zor bulmuştum bu elimdekini, ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemez halde bir iki saniye kalakalmışken, görevliler koluna girip çıkardılar dışarı genci.
10 sene mi olmuş ne bu olay yaşanalı, aklıma geldi bugün ki hep aklımın ve vicdanımın bir köşesindeydi, gittikçe derine batan bir iğne gibi. şaşkınlığımı tez aşıp o genci masama buyur etmek, görevlileri uzaklaştırmak boynumun borcuydu insan olarak, kendim de aç olsam, açıkta olsam, paylaşmam gerekirdi yemeğimi, belki de en çok benim boynumun borcuydu, onun halinden en iyi anlayan kişi olarak o tıklım tıklım vicdansızlık, insafsızlık, duyarsızlık dolu yemek dükkânında...
çok pişmanım...çok...
serkan engin
aralık 2010
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar