bugün
- misafir gelecek diye temizlik yapmak5
- sözlüğün en kültürlü yazarı11
- sibel can'ın kıyafetinin azizliğine uğraması4
- sözlüğün en kütür kütür yazarı4
- yazarlara çaylakken neler oluyor5
- galatasaray10
- kiraz cicegi kolonyasi6
- zall'a çaylak atan ai moderatör4
- arkadaşlar yogaya başlayalım mı10
- recete8
- hiç çaylak olmamış sözlük yazarı4
- iltica6
- biz bu aptallık ile nasıl mücadele edeceğiz ya7
- gocu geldi gocu geldi6
- çaylaklar cennete mi gidiyor cehenneme mi5
- yagmurcu12
- kulaklık8
- ebeveyn lafları3
- kıymalı kaşarlı pide2
- dinamik güler yüzlü takım çalışmasına yatkın6
- dünyada birlikler kurulmalı3
- dinleyin ulan develer babanız galatasaray geliyor2
- sözlükte kavga olacak hissi4
- gammazların gizli hesapları görebilmesi5
- otobüste açamadığı camı kıran erkek12
- ölürken dinlenecek müzik4
- serhat kılıç27
- yapay zeka 10 yıl içinde tüm insanları öldürecek4
- sol kanatta oynamak2
- diyojen3
- kadın bacağı paylaşan mehdi8
- namazın amacı12
- libido2
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı23
- sözlüğün en masum yazarları23
- her sabah yeniden başlamak3
- mandalina kolonyası2
- ismail kartal16
- 9 eylül izmir in kurtuluşu6
- mutluluk her zaman güzel değildir2
- renault fluence2
- telefonu bırakmak isteyip asla bırakamamak4
- adana dürüm vs adana porsiyon9
- birader beylerin birader baylar olmaları2
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i24
- ben sana demiştim2
- kavanozda gizlenen biyolojik saatli bomba3
- bülent ortaçgil dinlerken hüngür hüngür ağlamak2
- bütün eziklerin 80 ler paylaşımı yapması15
- müfredatta eleştirel düşünce2
"abi açım"...
yıl 2000, annem gene sokağa atmış beni, babam aracılığıyla, gene kim bilir hangi sebepten çıkan bir kavga yüzünden, hani çok sigara içtim de tüller kirlendi diye miydi, çok banyoda kaldım da çok tüp-su harcandı diye miydi, yoksa ekmeğin arasına çok peynir koydum diye miydi anımsamıyorum şimdi...
sokaklarda yatıp kalkıyorum, tren garında, cami avlularında, parklarda. gündüzleri ise belediye kütüphanesindeyim, hem kitap okuyorum zaman geçiyor, hem ısınıyorum böylece, sanırım kışa girerken bir zamandı. hafızamda çok şey flu acı çektiğim dönemlere dair, pek anımsayamıyorum bu ve benzeri dönemleri. o kütüphanede keşfettim mesela, turan dursun'un şaheseri "din bu" serisini. o kitapları okuyarak, kafamda aşamadığım ama çelişkilerine dair soru işaretlerim olan din olgusunu çözdüm kendimde. böylece sosyal demokratlıktan marksist olmaya terfi edebildim, zaman içinde okuyup araştırıp kafa yorarak. ilk adım bu kitap oldu: "din bu-1"...
ağır hastayım, henüz daha ilaç tedavisi yüzü görmemişim, obsesif kompulsif nevroz çöreklenmiş üstüme, depresif atak gırtlağa kadar, okul yeni bitmiş, askerliği yapmamışım daha ve kalıcı iş vermiyor zaten kimse fabrikada kendi branşımda lastik sektöründe, ne titrim gereği tekniker olarak ne de düz işçi. iş yok, para yok, böylece ekonomik bağımsızlık da yok, baba evinde arka odada yalıtılmış, yok sayılmış, hiçlenmişim ta askeri okuldan kendimi attırdığımdan beri...
sokaklardayım, aç, umutsuz, öfkeli...bir iş buldum sonra bir kırtasiye dükkanında, anamdan bin kat cimri bir adamın yanında...üç beş ekmek parası çıksın diye, hem dükkan sıcak, hem öğle yemeği de veriyor muydu ne...
bu işi bulmazdan önce, karnımı doyuran biri var: o zamanki sevgilim bayan ö.
serçe kadar bir kız, kalbi ağır sıklet, gözleri ise madagaskar...
o'ndan aldığım parayla karnımı doyuruyorum, sigara falan bir de...
derken bir akşam, ah bir akşam...bir hamburger dükkanları zinciri, kampanya yapmış, hamburgerler çok ucuz, canım çekmiş, gidip 2-3 tane almışım, bir de patates ve kola yanında,
içersi tıklım tıklım, yemeğe gelenler, geyiğe gelenler, dostlar "marka" dükkanda görsün diye gelenler...derken...
kıçımı daha kor komaz sandalyeye, ağzıma tam bir lokma atacakken elimdeki hamburgerden, kapıdan pejmurde giyimli bir genç girdi ben yaşlarda, tam da kapının karşısındaydı masam, direkt bana yöneldi ve dedi ki: "abi açım...",
"abi açım, bir çorba parası..."
ah ulan bu yürek çatlayaydı, ah ulan bu yürek denizin dibini boylayaydı, bakakaldım elimde hamburger, ağzım yarı açık, şaşkınlık ve acziyet arası bir halde. ben de açtım, zor bulmuştum bu elimdekini, ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemez halde bir iki saniye kalakalmışken, görevliler koluna girip çıkardılar dışarı genci.
10 sene mi olmuş ne bu olay yaşanalı, aklıma geldi bugün ki hep aklımın ve vicdanımın bir köşesindeydi, gittikçe derine batan bir iğne gibi. şaşkınlığımı tez aşıp o genci masama buyur etmek, görevlileri uzaklaştırmak boynumun borcuydu insan olarak, kendim de aç olsam, açıkta olsam, paylaşmam gerekirdi yemeğimi, belki de en çok benim boynumun borcuydu, onun halinden en iyi anlayan kişi olarak o tıklım tıklım vicdansızlık, insafsızlık, duyarsızlık dolu yemek dükkânında...
çok pişmanım...çok...
serkan engin
aralık 2010
yıl 2000, annem gene sokağa atmış beni, babam aracılığıyla, gene kim bilir hangi sebepten çıkan bir kavga yüzünden, hani çok sigara içtim de tüller kirlendi diye miydi, çok banyoda kaldım da çok tüp-su harcandı diye miydi, yoksa ekmeğin arasına çok peynir koydum diye miydi anımsamıyorum şimdi...
sokaklarda yatıp kalkıyorum, tren garında, cami avlularında, parklarda. gündüzleri ise belediye kütüphanesindeyim, hem kitap okuyorum zaman geçiyor, hem ısınıyorum böylece, sanırım kışa girerken bir zamandı. hafızamda çok şey flu acı çektiğim dönemlere dair, pek anımsayamıyorum bu ve benzeri dönemleri. o kütüphanede keşfettim mesela, turan dursun'un şaheseri "din bu" serisini. o kitapları okuyarak, kafamda aşamadığım ama çelişkilerine dair soru işaretlerim olan din olgusunu çözdüm kendimde. böylece sosyal demokratlıktan marksist olmaya terfi edebildim, zaman içinde okuyup araştırıp kafa yorarak. ilk adım bu kitap oldu: "din bu-1"...
ağır hastayım, henüz daha ilaç tedavisi yüzü görmemişim, obsesif kompulsif nevroz çöreklenmiş üstüme, depresif atak gırtlağa kadar, okul yeni bitmiş, askerliği yapmamışım daha ve kalıcı iş vermiyor zaten kimse fabrikada kendi branşımda lastik sektöründe, ne titrim gereği tekniker olarak ne de düz işçi. iş yok, para yok, böylece ekonomik bağımsızlık da yok, baba evinde arka odada yalıtılmış, yok sayılmış, hiçlenmişim ta askeri okuldan kendimi attırdığımdan beri...
sokaklardayım, aç, umutsuz, öfkeli...bir iş buldum sonra bir kırtasiye dükkanında, anamdan bin kat cimri bir adamın yanında...üç beş ekmek parası çıksın diye, hem dükkan sıcak, hem öğle yemeği de veriyor muydu ne...
bu işi bulmazdan önce, karnımı doyuran biri var: o zamanki sevgilim bayan ö.
serçe kadar bir kız, kalbi ağır sıklet, gözleri ise madagaskar...
o'ndan aldığım parayla karnımı doyuruyorum, sigara falan bir de...
derken bir akşam, ah bir akşam...bir hamburger dükkanları zinciri, kampanya yapmış, hamburgerler çok ucuz, canım çekmiş, gidip 2-3 tane almışım, bir de patates ve kola yanında,
içersi tıklım tıklım, yemeğe gelenler, geyiğe gelenler, dostlar "marka" dükkanda görsün diye gelenler...derken...
kıçımı daha kor komaz sandalyeye, ağzıma tam bir lokma atacakken elimdeki hamburgerden, kapıdan pejmurde giyimli bir genç girdi ben yaşlarda, tam da kapının karşısındaydı masam, direkt bana yöneldi ve dedi ki: "abi açım...",
"abi açım, bir çorba parası..."
ah ulan bu yürek çatlayaydı, ah ulan bu yürek denizin dibini boylayaydı, bakakaldım elimde hamburger, ağzım yarı açık, şaşkınlık ve acziyet arası bir halde. ben de açtım, zor bulmuştum bu elimdekini, ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemez halde bir iki saniye kalakalmışken, görevliler koluna girip çıkardılar dışarı genci.
10 sene mi olmuş ne bu olay yaşanalı, aklıma geldi bugün ki hep aklımın ve vicdanımın bir köşesindeydi, gittikçe derine batan bir iğne gibi. şaşkınlığımı tez aşıp o genci masama buyur etmek, görevlileri uzaklaştırmak boynumun borcuydu insan olarak, kendim de aç olsam, açıkta olsam, paylaşmam gerekirdi yemeğimi, belki de en çok benim boynumun borcuydu, onun halinden en iyi anlayan kişi olarak o tıklım tıklım vicdansızlık, insafsızlık, duyarsızlık dolu yemek dükkânında...
çok pişmanım...çok...
serkan engin
aralık 2010
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar