bugün

entry'ler (44)

otobüsteki dayayıcılar

değdirendir.

farkındalık

"en büyük hastalıktır" demiş körpe rus, ve fakat kullanmayı bildiğiniz vakit her hastalığın tedavisidir.

türkiye yi otostop ile gezen genç kız

(bkz: gösterelim anam)

az ünlü

ünlü gibi, değil gibi olan. sokakta görüp "bir yerden" çıkaramayarak tanıdığımız insanlar topluluğu. ayrıca sanırım bir umut sarıkaya deyişi.

kadının hem cinsi için süslenmesi

hakkında "hem cinsi için süsleniyor, hem benim için" dendiğini duyduğum.

düşünmekten bıkmış olan insan

pesimizme sıkı sıkıya sarılmıştır.

bir adam vardı, yahut bir hikayeden bir kısımdı bu, hatırlayamıyorum şimdi. diyordu ki, "günde en az bir saat dükkanı kapatır ve düşünürüm". o adamın miğdesine diz atmak isteyenlerin sayısı -ben de dahil- hiç az değildi.

safi oturup "düşünüyorum, umursuyorum" demek değildir düşünmek. eyleme geçmeyen hiçbir işkil, düşünce değildir. eylemden kasıt, işlemek. düşünceyi işlemek. bedenle ya da çok farklı bir şekilde.

düşünmek. irdeleyiniz.

hayatta hiçbir şey sonsuz değildir

hakkında "zira hayat sonsuz değildir" denilen. çok arabesk gibi oldu. arabesk bile sonsuz değil, o şekil düşününce.

chuck palahniuk

sürreal tekerrürlerin adamı.

başka bir yoruma göre, bir alex değil.

justagoodfella

koyu çay sıcaklığı altında, demir bükey bir geceydi, ruhuma dokunduğum.
çünkü annem, yüzüme vurmamıştı hiç bir zaman.
babamın sakallarındaki elleri kıskanıyordum mütemadi,
abimin kadınlarına uzanıyordum titrek çocuk.

üç

sayılar ve renkler
sevgililer, saflığa bulanmaya çalışan
materyal olgularda boğulan
sevgililer.

öğreten, konuşmadan konuşamayan
suskunluğu çok sevip, suskunluğumda "iyi" etiketleyen
ve iyiyi hiç sevmeyen
loş ışıklarda sabrı turkuaz belleyen
bedenlere hapsolmuş tükürükleri, üzerlerine bulaşan terleri
üzerime silen
sevgililer.

anime.

ruhuma dokunduğumda, gözlerime küsmüştüm.
kadına dokunduğumda, salt erekte.
yineliyordum ardı arkası
"şair değilim ben!"
beni okuduğunuz gün, ben olmaya çalıştınız.
sevgililer. boşluk kadınları.
kadınlar. boşluk sevgilileri.

kulbu kırılan bardakların, kalp ağrıları
ıssız adamların, ıssız kadınları.

hahaha!

hayır hayır, şair değilim ben!
kadın alkol, alkol kadın.
vodka!
ben kötüyken benimle, iyiyken kötüyle
alkolleşen
bar kadınları.

tarihin tekerrürü, kadında saklıdır.

öğrenin.
kulağınızım ben.

boşluk

basılmış on iki yaş çocuğu telaşında, alınan kararları uygulayamama merkezidir boşluk. boşluktur bu, ilkokul fen bilgisi laboratuarında, çatlak camlı vakum aleti içerisinde "hava olmazsa yanmaz" denen mumu göbeğine katılaşmamacasına damlattığın, ve fakat havadan görecesiz münezzeh; cümlelerini uzattıkça uzatmaya çalıştığın, nihilizme lanet yağdırdığın, kadınsan kevaşeleştiğin, adamsan kevaşeleştirdiğin, klişelere düşmanlıkla bağlandığın, telefonu hep beklediğin, telefonu hiç beklemediğin, telefonun hep çaldığı, telefonun hiç çalmadığı, telefonu hep açtığın, telefonu hiç açmadığın..

sarıya kusmuş,
kumralı farkındalıkla yağmalamış,
maviyi neşter neşter parçalamış,
kızıla hallenmiş,
yeşilin başını taşla ezmiş büyümeden,
siyahı resimde renklemiş..

mekansız bir zamandır işte.

dakikaları, anları sorgularsın yokluklarını bile bile. bilmezsin fakat, "yok" bir reddetme mekanizmasıdır aynı zamanda. hiçlere boyun eğersin. salaksın.

demiş ya, "katil hep garson, kötü de orospu çocuğudur çünkü" diye. sana göre ise, kötü tanrı, iyi ise orospu çocuğudur.

burada neler heba oldu bir bilsen, ah dostum! puder'leşti kadınlar, raif'leşti adamlar.

burada nelere kanıldı bir bilsen dostum! adamlar öldü, kadınlar, çocuklar. ama önce hep çocuklar.

burada neler yakıldı bir bilsen.. hayaller satıldı, kalan sağlar ufak tefek kutulara toplandı birer beşer.

hepsi yakıldı.

chinaski'ler doğdu, lucia'lar. gerçek, doğmak sanıldı.

bilmiyorsun dostum; sanrı, gerçeği kum üzerinde yıldızlara böler..

boşluktur işte, kötü tanrı, iyi yoktan iyidir.

dünya her gün yeniden yaratılmaz. ve fakat birden uyuyakalırım belki dersin her şeyin ortasında, bir bardak kahve ile; narçiçekler sarar etrafımı. belki işte, saçma yahut değil; inatla belki işte.

sonra kahve içemez olursun. bu, böyle gider dostum.

dostum, baksana; boşluk doldurmaca oynayalım mı?

when the crowds are gone

"cause in the dark, it's easier to see" diyen. hani ışıklar kapalıyken. aynılaşmak. o vesile.

ışıkları kapatınca bütün kadınlar aynıdır

gitme vakit geldiğinde, her kadının salt çıplak bir kadın olmasıdır sadece. ışıklı ışıksız, yanlış öğrenmiştir kadın.

orgazmdan daha zevkli anlar

'farkındalığı bilen' bir kadın yahut adamla on dakika muhabbet.

kürk mantolu madonna

sıradanlığı öve öve çocukların beynine 'gitmek' temasını kazıyan kitap. tercihler sonucu ortaya çıkan durumları, çevresel faktöre bağlamak üzerine kurulu tamamen. raif efendinin kitap boyu övülmesi sinirlerimi hoplattı. "hayatına bir kadın girdi ve o artık herkesin içini görebiliyor".

ah be maria! sıradan olma bu kadar: "erkek gibiyim aslında ben, bu yüzden belki. ama işte bir şey eksik. inanmak konusunda sıkıntılarım mevcut". kadın işte.

sonuç olarak, çocukların bu kitaptan yola çıkarak ilişki kavramına yaklaşımlarını gördükçe, üzülüyorum.

paris

"madem yazıyorum niçin gitmeyeyim" denilen şehir.

lamento eroico

rhapsody of fire parçası. senfonik melankoli. şöyle ki;

http://www.youtube.com/watch?v=fwvlkl7eq94

boşluk

yadırganan. renkten ve zevkten tartışmasız mahrum -yahut seçimli- olan. edilgen sıfatları şiddetle reddeden. vicdani.

ilk arada, üç sigara sonrası kulakların çınlamaya başlar. sol ya da sağ. farkı mühim değil. dikkatle incelediğinde otobüsü, oturduğun koltuktadır aslında. ki aslı astarı olmayan mastar ekleriyle bezeli kaliteli kumaştandır koltuk. üzerine bırakmışsındır soğusun diye üç beş satır beyaz kağıdı. işte, oradadır. gidip dalmak değildir mes'ele; aslolan kayba meyillidir zira! ve fakat girmişsindir bir kez, çıkmak imkan külfeti dışında..

tadı; yenmeyecek derecede taşlı olandır boşluk. dolandırır.

arkası yarın

kafam güzelken bana söylenmemesi gereken bir söz. söylenmesi durumunda aşağıda özeti geçilen konuşmaya maruz kalınabilir.

"hayat be oğlum. arkası illa ki yarın. düşün bak; herşeyi şu anda yaşayabilme ihtimalin olsa nasıl olurdu? güzel olmazdı be oğlum. özleyemezdin. küfredemezdin. daha çok konuşabilirdin sadece, bir an için. arkası olmazdı. polianna'yı yadırgayamazdın. içemezdin. ölür giderdin be oğlum.

yahu inanış meselesi değil. yanlış anlama. saptırma. inanan bir adam değilim deilcesine; biliyorsun. olması gerekenler değil konumuz. lucifer'e saygı duyabilme potansiyelimde var zaman zaman. bunu da biliyorsun. anlatmaya çalıştığım; sergio leone olmamaya çalışmak. dört saatini verdiğin birşeyin sonunda ekran başından 'mnskiy hayalmiydi gerçek mi' diye dumur vaziyette kalkmak; insanları bu şekle sokabilmek değil; bu şekle girmek sadece. ellerini masa altından birleştirmek herhangi bir hatun kişi ile. kafamda bir "sevişmek, sevişmek, sevişmek" sesi olduğunu ve bu sesi bastıramadığımı düşünmelerini sağlamak insanların. oyna be oğlum. yaradan ya vardır ya yoktur; ben bilmem. ortada bir oyun var. oyna sadece. düşünme nedenini nasılını. dokunma bileklerine. oyna sadece. al tak şunu. yarın devam ederiz."

arrinconamela

döne döne oynarken ateşin etrafında, böğüre böğüre ağlama içgüdüsüne gark eden gatlif kulu.

sözlük yazarlarının itirafları

bir çocuğun doğaya ilk bakışta ölüşünü görmüşlüğüm vardır.
© copyright 2005 - 2026