bugün

entry'ler (10)

küfürlü konuşmak

çok itici bir konuşma çeşididir. kız erkek ayırt etmem hiç hoşlanmam. ağzına küfrü sakız edeni kürekle döverim. her şeye küfürle karşılık vermek çok boş bir insan olduğunuzu da gösterir.

sözlükte flörtleşmek

bir çeşit flörttür.
ileri gideceğini pek düşünmüyorum.
sonu iyi bitmez diyorlar.
beğeni üzerinden yürüyor olabilir.

glitch disruptor

kendi başlığımı açayım.
henüz çaylak olduğum için kısa cümleler kuramıyorum.

sözlüğün aptal kaynaması

aptal kaynamayan bir durumdur. gerçekliği tam yansıtan bir durum değildir.
herkes farklı bir dünyadır ve bu farklılık sözlüğe çeşitlilik katmaktadır.
sadece yazılanlara cevap niteliğinde entry girip kaos peşinde koşan trollere göre herkes aptaldır zaten.
farklı düşüncelere, inançlara, yaşam tarzlarına sözlükte yazılanlar üzerinden bile saygı duyamayan troll kitle gerçeklikten kopmuş, klavye ya da ekran başında yanında içkisi, sigarası vb. habire içip burda entry giriyor, millete aptal diyor, yazıp yazıp saldırıyor, zaman zaman küfrederek iyice çirkinleşiyor, sonra da yazılanlara bakıp bunun üzerine bir de gülerek mastürbasyon yapıyor.
klavye ya da ekran dışında bir başka hayat var. aptal olsalar bile bu insanları biz yaratmadık. yani bu insanların aptallığından biz sorumlu değiliz. çok sayıda olmaları ortam ne olursa olsun katlanma ve görmezden gelmeyi zorlaştırıyor. zekice davranıp aptalların seviyesine inmemek lazım.

sabahın köründe siyaseti düşünen insan

klavyesinden ya da ekranından ülkeyi kurtaran insandır.
daha siyasetçiler uyanmamıştır ama bu kişi ülkeyi düşmandan kurtarıp kurmuştur bile.
Biz daha Bugün ne giysem? diye düşünemiyoruz, adam erken seçim tarihi belirliyor!

erkekler neden evlenmekten kaçıyor

erkeklerin evlilikten kaçışı; biraz konfor alanını terk etme korkusu, biraz masraflardan tırsma, bolca da büyümeyi reddetme çabasıdır.

kendi ailesi ve çevresi kötü olabilir her manada. çevresinde boşanmış kötü örnekler vardır. çocukken anne babası geçinememiştir ve bu sorunlarla büyümüştür o erkek çocuğu falan.

finansal olarak yeterli olmayabilir erkek.

daha iyisini bulur muyum acaba diye zihninin kurcalayan düşüncelere sahip olması. bence en etkilisi bu olabilir günümüz şartlarında.

erkeklerin çoğu için büyümek ve olgunlaşmak zor iştir çoğu zaman.

erkekler sıkıya ve disipline gelemez kabul edin.

tek gece vurkaçlar da çoğalmışken niye aynı kişiye vursun her gece düşüncesi de var.

hastanedeyim ful kadınlar hasta

cahil beyanıdır ve oldukça acımasız bir tespittir bu.
Kadınların sürekli bir yerinin ağrıması veya bitmek bilmeyen o hafif halsizlik durumları popüler kültürde epey espri konusudur. Erkekler yılda bir kez nezle olduğunda sanki yoğun bakıma alınmış gibi vasiyet yazıp helallik isterken; kadınlar 38 derece ateş, migren atağı ve hormonal dalgalanmalar eşliğinde günlük hayatına devam edebilir. Ama yine de o Aşkım içim çekiliyor, Midem bir tuhaf, Sırtım kopuyor üçlemesi ve bitmek bilmeyen üşüme krizleri hiç bitmez!
Görünürde durum biraz dalga geçmeye müsait olsa da, işin arkasında kadın vücudunun adeta bir hata ayıklama modunda çalışmasına neden olan çok ciddi biyolojik ve sosyolojik sebepler var.
Kadınların bağışıklık sistemi erkeklere göre genellikle çok daha güçlüdür ve enfeksiyonlarla daha sert savaşır. Ancak bu güçlü sistemin büyük bir yan etkisi var: Otoimmün hastalıklar (vücudun kendi dokularına saldırması). Dünyadaki otoimmün hastaların (Lupus, Haşimato tiroidi, Romatoid Aritrit gibi) yaklaşık %80'i kadındır. Yani sistem o kadar titiz çalışır ki, bazen kendi kendine arıza çıkarıp vücudu halsiz bırakır.
Erkeklerin hormon dünyası nispeten düz ve sakin bir çizgide ilerlerken, kadınlar her ay östrojen ve progesteron seviyelerinin ani iniş çıkışlarıyla (PMS, regli dönemi) mücadele eder. Üstüne hamilelik ve menopoz gibi büyük virajlar da eklenince, bu hormonal dalgalanmalar bağışıklık sistemini, uyku kalitesini ve ağrı eşiğini doğrudan etkiler.
Her ay yaşanan düzenli kan kayıpları nedeniyle kadınlarda demir eksikliği çok daha yaygındır. Demir seviyesi düştüğünde ise vücut yeterince oksijen taşıyamaz. Sonuç: Bitmek bilmeyen bir halsizlik, kronik yorgunluk ve o meşhur Ev buz gibi, sen nasıl üşümüyorsun? sorusuna neden olan ısı regülasyonu bozukluğu.
Kadınlar genellikle ev, iş, çocuk yönetimi veya sosyal ilişkilerin planlama yükünü (zihinsel yükü) daha fazla üstlenme eğilimindedir. Arka planda sürekli çalışan bu açık sekmeler kronik strese, o da vücutta kortizol hormonunun artmasına yol açar. Kortizol ise bağışıklığı baskılayarak kişiyi hastalıklara açık hale getirir.
regli bile bilmeyip bunu düşünmeyen insanat beyanıdır. ilgisini eksik etmeyin kadınların sonra minnoşlar hastalanıyorlar hemen.

sosyoloji okunur mu sorunsalı

Ah, sosyoloji... Toplumun röntgenini çekiyorum diyerek yola çıkıp, günün sonunda akrabaların Şimdi sen tam olarak ne oluyorsun, felsefe grubu öğretmeni mi sorusuna maruz bırakma garantili o kutsal bölümün adıdır.
Eğer amacın salt entelektüel derinlik kazanmak, dünyayı, kapitalizmi, toplumsal cinsiyeti ve moderniteyi anlamlandırmaksa kesinlikle okunur. Sosyoloji sana inanılmaz bir vizyon katar, eleştirel düşünmeyi öğretir. Ancak bunu doğrudan bir meslek edinme amacıyla yapıyorsan, Türkiye şartlarında oyunun zorluk derecesini en yükseğe (Hard Mode) almış olursun.
Özel sektörde sosyoloji mezununa verilen maaş, genelde akbilimi doldurayım, öğlen de ofisteki multinetle karnımı doyurayım maaşıdır. Şirketler senin toplumsal dönüşüm vizyonunla ilgilenmez; Şu anketi 500 kişiye doldurt, sonra da Excel'e gir derler. Kamuda atanmak ise adeta bir mitoloji hikayesidir. KPSS'den 92 alıp Acaba bu yıl 3 kişilik sosyolog kadrosu açılır mı? diye totem yaparken bulursun kendini. Kısacası, teoride toplumun yapı taşlarını çözersin ama pratikte kendi ev kirasını ödemenin formülünü bulamazsın.
gerçekler acıdır anlaman lazım ama umuda kurşun işlemez yiğenim. yine de senin hayatın senin kalemin sonuçta. sen yazacaksın hikayeni üstelik topluma rağmen.

türklerin medeniyet kuramama nedeni

tek medeniyet olarak bakarsak doğru bir durum olur. ama çoğu açıdan yanlış ve haksız bir tespit de olur bu. bu arada o tarih dersini okulda boşuna okuyup geçmişsin yıllarca bu tespiti yapan kişi.
Türkler taş üstüne taş koyarak değil, at üstünde dünyayı turlayarak medeniyet kurdular. Diğer milletler kütüphane yapıp felsefe tartışırken, Türkler o kütüphanenin kapısına dayanıp Haciz geldi, boşaltın burayı diyen icra memuru gibiydi. Ama günün sonunda, o beğenilmeyen göçebeler dünyadaki en uzun ömürlü imparatorluklardan bazılarını kurup, tarih kitaplarının yarısını tek başlarına doldurmayı başardılar.
türk devletlerini tarih kitabından atsana bakalım geriye bir kitap kalacak mı okumak için.
eleştirilmesi gereken bunca seneden ders alınmaması ve hep aynı hataların yapılması olabilir.
Uygurlar dönemiyle birlikte zaten resmen şehirlere, tapınaklara, matbaaya ve yerleşik hayata geçildi. Selçuklu ve Osmanlı dönemi mimarisi, müziği, felsefesi ve tıp bilimi (ibn-i Sina, Farabi gibi Türk-islam dünyası bilginleri) zaten dünyaca kabul edilen birer medeniyet zirvesidir.
Yani bilimsel olarak kuramadılar demek cahillik olur; ancak kurma şekilleri biraz fazla hareketliydi diyebiliriz.
Medeniyet dediğin çatal-bıçak setiyse, Türkler eti kılıçla kesip yiyordu napsınlar.
Türklerin tarih boyunca en büyük problemi, kurumsallaşma ve süreklilik konusunda yaşadıkları tembellikti. Medeniyet dediğin şey birikimdir; dedenin yazdığı kitabın üstüne torunun laboratuvarda iki satır bir şey eklemesidir. Türklerde ise sistem uzun süre şöyle işledi: Devlet Benim, Töre De Benim Kafası. Muazzam bir devlet kuruyorlar, sınırları okyanustan okyanusa taşıyorlar, sonra hakan ölüyor. Ölür ölmez, Devlet hanedanın ortak malıdır töresi yüzünden 14 kardeş birbirini gırtlaklamaya başlıyor. Koskoca imparatorluk 15 dakikada iç savaşa sürükleniyor. Medeniyet dediğin şey stabilite (istikrar) ister, Türk tarihi ise sürekli adrenalin patlaması.
sana tavsiyem git tekrar tarih çalış. seni bu dersten geçiren hocanın beynini seveyim ya ben.

çiğköfte

çiğ köfte türk mutfağının içinde çiğ ve köfte geçmesine rağmen, içinde çiğ et olan ya da olmayan vasat bir yiyeceğidir. isot basılmış ince bulgurla yoğrularak yapılır. çiğ köfte aslında bir hamur işidir. çiğ köfte yoğuran kişi içine terini de akıtırsa ve bir de en son, kıvamını kontrol etmek için bu yoğrulmuş malzemeyi tavandan tavana vurması sonra tavandan tekrar terli kaba düşürmesi gerekmektedir. bir yiyeceğin kıvam alıp almadığını anlamak için onu tavana fırlatmak hangi üstün zekanın ürünüdür acaba? tavandan düşmüyorsa tamam bu olmuş deniyor. ulan beton sıva mı yapıyorsun, akşam yemeği mi hazırlıyorsun belli değil.
kıyma alacak parası olmayanlar ve sürekli hamurun içine et basıp, salçaya batıranlar bunu uydurmuşlar işte. ha garip bir şekilde yediriyor kendini bu çiğ köfte çünkü içinde bulyon ve msg tarzı bileşenler ayrıca isot var.
ertesi gün yaşattığı o ikinci dalga acıyı ve pişmanlığı ise buraya yazıp sözlük formatını bozmak istemiyorum. acı gerçeklerle yüzleşmek kaçınılmaz oluyor.
her yerde çiğ köfte zincirleri açılıyordu bir ara da şimdi bir durakladılar. ulan şarkıcı malum kişi fakirliği ciğerine kadar işlemiş bu halka bari yiyecekte elit zevkler aşılasaydın en azından.
bu arada çiğ köfte ayrı yazılır. bir yazım kuralı hatırlatayım dedim. doritoslu çiğ köfte dürüm diye bir şey gördüm. cipsle çiğ köfteyi lavaşa basıp yemek aklıma hiç gelmemişti. toplum içinde fazla yemeyin bu yiyecekleri. midem sağlamdır diye güvenmeyin size gülünmesine neden olmayın.
© copyright 2005 - 2026