bugün
- akepe dönemi13
- migros ta satılan 1 alana 1 bedava rotring kalem7
- ben geldim naneler11
- uludağ sözlük magazin ekibi5
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu11
- kelle paça4
- hastane acil bölümü6
- karma doğru çalışıyor mu4
- la loba22
- öyle bir dünya yok5
- karapapak türkleri3
- felsefe ile ilgileneceğine kadın programı izlemek8
- uludağ sözlük te çok karı kız var diyorlar6
- nasılsınız8
- teomancalmasur2
- gürcü ile kürtçü5
- evli olduğunu gizleyen yazarlar17
- nerede ne yenir7
- kuşbaşılı kaşarlı pide3
- engineer2820
- eski sevgilinin bıraktığı iz15
- çorabın tekinin hep kaybolması2
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı57
- nickin yanında yaş da yazsın16
- fransa da yağmalanan apple mağazası8
- eski yazarlar geri gelsin12
- nervio'nun ayakları17
- saçı sıfıra vurup bıyıkları ve sakalları kesmek4
- mezgit2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz12
- enflasyonun çocukluk arkadaşımız gibi olması11
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- menemen yiyen erkek13
- anın görüntüsü27
- üzüntüsünü kimseye anlatmayan insan12
- endüstriyel futbol2
- duvarı nem yiğidi gam öldürürmüş3
- recep tayyip erdoğan11
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları12
- uzak mesafe ilişki5
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- sabitlenmiş tweet2
- eskiden futbol2
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı2
- migros ta etleri yiyen kedi5
- hesabını gizleyen erkek yazar22
- ajdar grup kursa muhtemel diğer üyeler9
- didem arslan yılmaz'ın programındaki 3 karakter4
- öldüreni öldürmek14
entry'ler (6131)
erkek götü sikmek için insanın kendisine hazırladığı bir rapor mu lan bu???
yok efendim femboymuş, yok feminenmiş, yok estetikmiş, yok sözlükte eksikliği hissediliyormuş...
kardeşim bu kadar ihale şartnamesine gerek yok.
insan bazı konularda kendisine karşı dürüst olmalı.
çünkü bu noktadan sonra “femboy yazar eksikliği” falan değil, arzunun üzerine akademik gerekçe yazmaya çalışıyorsun.
yakında başlık şöyle devam eder:
“sözlüğün demografik çeşitliliğinin artırılması kapsamında…”
ulan tamam.
biz anladık.
sen de anladın.
hatta muhtemelen başlığı açarken klavye bile anladı.
bari meseleyi insan kaynakları problemi gibi sunmayın.
yok efendim femboymuş, yok feminenmiş, yok estetikmiş, yok sözlükte eksikliği hissediliyormuş...
kardeşim bu kadar ihale şartnamesine gerek yok.
insan bazı konularda kendisine karşı dürüst olmalı.
çünkü bu noktadan sonra “femboy yazar eksikliği” falan değil, arzunun üzerine akademik gerekçe yazmaya çalışıyorsun.
yakında başlık şöyle devam eder:
“sözlüğün demografik çeşitliliğinin artırılması kapsamında…”
ulan tamam.
biz anladık.
sen de anladın.
hatta muhtemelen başlığı açarken klavye bile anladı.
bari meseleyi insan kaynakları problemi gibi sunmayın.
gece,
herkes uyuyunca başlamıyor aslında.
insanın anlatacak bir şeyi kalmayınca başlıyor.
bir bardak suyun yanında unutulmuş saat,
sokaktan geçen son araba,
karşı apartmanda nedensizce yanan tek pencere…
hepsi senden daha uzun yaşayacakmış gibi geliyor.
sonra düşünüyorsun;
kaç kişiyi son kez gördüğümüzü
bilmeden eve döndük?
kaç kapıyı
bir daha açılmayacağını bilmeden kapattık?
kaç insanın sesini
nasıl olsa yine duyarız diye
dikkat etmeden dinledik?
hayatın en büyük terbiyesizliği belki de bu:
hiçbir şeyin üzerine
“bu sonuncuydu”
diye küçük bir not bırakmaması.
o yüzden insan bazı geceler uyumuyor.
birini beklediğinden değil.
geçmişte bıraktığı insanların
hâlâ bir yerlerde kendisini beklediğini
düşünmek hoşuna gittiğinden.
oysa zaman çoktan toplamıştır masayı.
bardaklar kaldırılmış,
sandalyeler içeri alınmış,
ışıklar söndürülmüştür.
sen hâlâ hesabı istemeyi unutmuş
son müşteri gibi oturursun hayatın bir köşesinde.
ve sabaha karşı anlarsın:
bazı insanlar gitmez.
sadece artık
onlara ulaşabileceğin hiçbir yol kalmaz.
işte insan en çok
buna gece der.
herkes uyuyunca başlamıyor aslında.
insanın anlatacak bir şeyi kalmayınca başlıyor.
bir bardak suyun yanında unutulmuş saat,
sokaktan geçen son araba,
karşı apartmanda nedensizce yanan tek pencere…
hepsi senden daha uzun yaşayacakmış gibi geliyor.
sonra düşünüyorsun;
kaç kişiyi son kez gördüğümüzü
bilmeden eve döndük?
kaç kapıyı
bir daha açılmayacağını bilmeden kapattık?
kaç insanın sesini
nasıl olsa yine duyarız diye
dikkat etmeden dinledik?
hayatın en büyük terbiyesizliği belki de bu:
hiçbir şeyin üzerine
“bu sonuncuydu”
diye küçük bir not bırakmaması.
o yüzden insan bazı geceler uyumuyor.
birini beklediğinden değil.
geçmişte bıraktığı insanların
hâlâ bir yerlerde kendisini beklediğini
düşünmek hoşuna gittiğinden.
oysa zaman çoktan toplamıştır masayı.
bardaklar kaldırılmış,
sandalyeler içeri alınmış,
ışıklar söndürülmüştür.
sen hâlâ hesabı istemeyi unutmuş
son müşteri gibi oturursun hayatın bir köşesinde.
ve sabaha karşı anlarsın:
bazı insanlar gitmez.
sadece artık
onlara ulaşabileceğin hiçbir yol kalmaz.
işte insan en çok
buna gece der.
öncelikle sakin olun.
soruşturma dediğimiz şey insanın zihninde, gerçekte olduğundan çok daha sinematografik yaşanan bir süreçtir.
insan kelimeyi duyduğu anda kendisini üçüncü sınıf bir polisiye dizisinin sezon finalinde buluyor.
saat 04.57.
dışarıdan bir araba sesi geliyor.
perdeyi iki santim aralıyorsun.
çöp kamyonu.
ama artık uyku kaçtı bir kere.
04.59'da buzdolabı motoru devreye giriyor.
“geldiler.”
05.03'te üst komşu sifonu çekiyor.
“bina sarıldı.”
05.11'de sokaktan simitçi geçiyor.
“demek parola bu.”
oysa büyük ihtimalle hayat normal akışında devam ediyor ve evrendeki insanların ezici çoğunluğu sizin dün gece internete yazdığınız üç paragraftan tamamen habersiz.
ama insan zihni böyle çalışmıyor.
özellikle sözlük yazarı zihni hiç çalışmıyor.
çünkü sözlük yazarı iki entry girdikten sonra kendisini basın tarihinin kayıp halkası zannetmeye son derece müsaittir.
adam gece 02.30'da pijamayla oturmuş, bir elinde çay, diğer elinde telefon, “bence bu konu aslında sosyolojik açıdan ele alınmalı” yazmış.
sonra yatağa girince bir anda:
“fazla mı ileri gittim?”
hayır kardeşim.
muhtemelen fazla ileri gitmedin.
muhtemelen sadece uykun geldi.
ama artık geri dönüş yoktur.
soruşturma psikolojisinin başlangıç seviyesi budur:
normal hayatın bütün sesleri anlam kazanmaya başlar.
apartmanın önünde duran beyaz doblo artık beyaz doblo değildir.
“neden özellikle beyaz?”
kargocu kapıyı çalar.
“hangi kurum?”
telefon bilinmeyen numaradan çalar.
açmazsın.
iki dakika sonra tekrar arar.
terlersin.
sonra mesaj gelir:
“internet taahhüdünüzün süresi dolmak üzeredir.”
işte insan bazen kendi destanının kahramanı olmaya o kadar heveslidir ki telekom kampanyasını bile devlet operasyonu zanneder.
ileri seviyelerde belirtiler ağırlaşır.
eski entryler kontrol edilir.
2017 yılında yazılmış “menemen soğansız olmaz” entrysi görülür.
bir süre düşünülür.
“buradan bir şey çıkar mı?”
çıkmaz.
ama insan yine de editler.
2014'te bir başlığa yalnızca “rez” yazmıştır.
onu da siler.
çünkü artık “rez” kelimesinin bile bağlamından koparılabileceğine inanmaktadır.
sonra bilgisayardaki dosyalar gözden geçirilir.
“yeni klasör (7)”
şüpheli.
“son_final_gerçek_final2.docx”
daha da şüpheli.
masaüstündeki “adsız.png” ise insanın kendi bilgisayarında kendisini yabancı istihbarat elemanı gibi hissetmesine yeter.
bir noktadan sonra kişi hukuki durumunu değil, kendi hayatının ne kadar açıklanamaz olduğunu sorgulamaya başlar.
“bu ekran görüntüsünü niye almışım?”
bilmiyorsun.
“2019'da bunu niye yazmışım?”
onu da bilmiyorsun.
zaten insanın geçmişte internete yazdığı şeylerle yüzleşmesi başlı başına yeterli bir cezadır.
sonra büyük hazırlık başlar.
çelik don giyilir.
çay demlenir.
telefon yüzde yüz şarj edilir.
ve beklenir.
05.00 olur.
bir şey olmaz.
05.30 olur.
bir şey olmaz.
06.15.
kuşlar ötmeye başlar.
07.00.
fırından ekmek kokusu gelir.
08.30.
artık insanın içinde tuhaf bir hayal kırıklığı oluşmaya başlar.
çünkü bütün gece zihninde öyle büyük bir prodüksiyon hazırlamıştır ki kimsenin gelmemesi neredeyse kişisel hakaret gibi gelir.
“ulan bari kapıyı bir çalan olsaydı.”
sonra saat 09.40 civarında gerçekten kapı çalar.
kalp durur.
insan ağır ağır kapıya yürür.
dürbünden bakar.
karşıda bir adam.
elinde paket.
işte o an bütün hayat gözlerinin önünden geçer.
kapıyı açarsın.
adam sorar:
“onur bey?”
“evet...”
“kargonuz var.”
imza atarsın.
paketi alırsın.
kapıyı kapatırsın.
ve yaklaşık on saniye boyunca duvara bakarsın.
çünkü insan bazen tarihin kendisini izlediğini düşünürken aslında yalnızca kargo takip sistemi tarafından izlenmektedir.
yeni başlayanlar için soruşturmanın ilk ve belki de en önemli dersi budur:
hukuki meseleleri hukukçulara bırakın.
resmî bir bildirim varsa ciddiye alın, gerekiyorsa profesyonel destek alın.
ama ortada hiçbir şey yokken kendi kafanızda netflix dizisi çekmeyin.
çünkü sabaha kadar kapının çalmasını beklersiniz.
sonunda çalan kapı gerçekten gelir.
ve hayatınızın en büyük yüzleşmesi şu olur:
“abi aşağıya kadar geldim, teslimat kodunu söyler misiniz?”
soruşturma dediğimiz şey insanın zihninde, gerçekte olduğundan çok daha sinematografik yaşanan bir süreçtir.
insan kelimeyi duyduğu anda kendisini üçüncü sınıf bir polisiye dizisinin sezon finalinde buluyor.
saat 04.57.
dışarıdan bir araba sesi geliyor.
perdeyi iki santim aralıyorsun.
çöp kamyonu.
ama artık uyku kaçtı bir kere.
04.59'da buzdolabı motoru devreye giriyor.
“geldiler.”
05.03'te üst komşu sifonu çekiyor.
“bina sarıldı.”
05.11'de sokaktan simitçi geçiyor.
“demek parola bu.”
oysa büyük ihtimalle hayat normal akışında devam ediyor ve evrendeki insanların ezici çoğunluğu sizin dün gece internete yazdığınız üç paragraftan tamamen habersiz.
ama insan zihni böyle çalışmıyor.
özellikle sözlük yazarı zihni hiç çalışmıyor.
çünkü sözlük yazarı iki entry girdikten sonra kendisini basın tarihinin kayıp halkası zannetmeye son derece müsaittir.
adam gece 02.30'da pijamayla oturmuş, bir elinde çay, diğer elinde telefon, “bence bu konu aslında sosyolojik açıdan ele alınmalı” yazmış.
sonra yatağa girince bir anda:
“fazla mı ileri gittim?”
hayır kardeşim.
muhtemelen fazla ileri gitmedin.
muhtemelen sadece uykun geldi.
ama artık geri dönüş yoktur.
soruşturma psikolojisinin başlangıç seviyesi budur:
normal hayatın bütün sesleri anlam kazanmaya başlar.
apartmanın önünde duran beyaz doblo artık beyaz doblo değildir.
“neden özellikle beyaz?”
kargocu kapıyı çalar.
“hangi kurum?”
telefon bilinmeyen numaradan çalar.
açmazsın.
iki dakika sonra tekrar arar.
terlersin.
sonra mesaj gelir:
“internet taahhüdünüzün süresi dolmak üzeredir.”
işte insan bazen kendi destanının kahramanı olmaya o kadar heveslidir ki telekom kampanyasını bile devlet operasyonu zanneder.
ileri seviyelerde belirtiler ağırlaşır.
eski entryler kontrol edilir.
2017 yılında yazılmış “menemen soğansız olmaz” entrysi görülür.
bir süre düşünülür.
“buradan bir şey çıkar mı?”
çıkmaz.
ama insan yine de editler.
2014'te bir başlığa yalnızca “rez” yazmıştır.
onu da siler.
çünkü artık “rez” kelimesinin bile bağlamından koparılabileceğine inanmaktadır.
sonra bilgisayardaki dosyalar gözden geçirilir.
“yeni klasör (7)”
şüpheli.
“son_final_gerçek_final2.docx”
daha da şüpheli.
masaüstündeki “adsız.png” ise insanın kendi bilgisayarında kendisini yabancı istihbarat elemanı gibi hissetmesine yeter.
bir noktadan sonra kişi hukuki durumunu değil, kendi hayatının ne kadar açıklanamaz olduğunu sorgulamaya başlar.
“bu ekran görüntüsünü niye almışım?”
bilmiyorsun.
“2019'da bunu niye yazmışım?”
onu da bilmiyorsun.
zaten insanın geçmişte internete yazdığı şeylerle yüzleşmesi başlı başına yeterli bir cezadır.
sonra büyük hazırlık başlar.
çelik don giyilir.
çay demlenir.
telefon yüzde yüz şarj edilir.
ve beklenir.
05.00 olur.
bir şey olmaz.
05.30 olur.
bir şey olmaz.
06.15.
kuşlar ötmeye başlar.
07.00.
fırından ekmek kokusu gelir.
08.30.
artık insanın içinde tuhaf bir hayal kırıklığı oluşmaya başlar.
çünkü bütün gece zihninde öyle büyük bir prodüksiyon hazırlamıştır ki kimsenin gelmemesi neredeyse kişisel hakaret gibi gelir.
“ulan bari kapıyı bir çalan olsaydı.”
sonra saat 09.40 civarında gerçekten kapı çalar.
kalp durur.
insan ağır ağır kapıya yürür.
dürbünden bakar.
karşıda bir adam.
elinde paket.
işte o an bütün hayat gözlerinin önünden geçer.
kapıyı açarsın.
adam sorar:
“onur bey?”
“evet...”
“kargonuz var.”
imza atarsın.
paketi alırsın.
kapıyı kapatırsın.
ve yaklaşık on saniye boyunca duvara bakarsın.
çünkü insan bazen tarihin kendisini izlediğini düşünürken aslında yalnızca kargo takip sistemi tarafından izlenmektedir.
yeni başlayanlar için soruşturmanın ilk ve belki de en önemli dersi budur:
hukuki meseleleri hukukçulara bırakın.
resmî bir bildirim varsa ciddiye alın, gerekiyorsa profesyonel destek alın.
ama ortada hiçbir şey yokken kendi kafanızda netflix dizisi çekmeyin.
çünkü sabaha kadar kapının çalmasını beklersiniz.
sonunda çalan kapı gerçekten gelir.
ve hayatınızın en büyük yüzleşmesi şu olur:
“abi aşağıya kadar geldim, teslimat kodunu söyler misiniz?”
bazı insanların bir yerden giderken geride bıraktığı tek fikirdir.
insan sanıyor ki ardından bir sessizlik çökecek, masadakiler birbirine bakacak, biri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyecek.
oysa kapı kapanıyor.
tak.
sonra içerideki sohbet kaldığı yerden devam ediyor.
işin acı tarafı gitmek değil; insanın yokluğunun, varlığından daha az yer kapladığını kapının kapanma sesinden öğrenmesi.
çünkü bazı vedalar iz bırakır.
bazılarıysa yalnızca kapının mekanik olarak hâlâ çalıştığını kanıtlar.
insan sanıyor ki ardından bir sessizlik çökecek, masadakiler birbirine bakacak, biri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyecek.
oysa kapı kapanıyor.
tak.
sonra içerideki sohbet kaldığı yerden devam ediyor.
işin acı tarafı gitmek değil; insanın yokluğunun, varlığından daha az yer kapladığını kapının kapanma sesinden öğrenmesi.
çünkü bazı vedalar iz bırakır.
bazılarıysa yalnızca kapının mekanik olarak hâlâ çalıştığını kanıtlar.
başlığa entry girmeyerek tavrını ortaya koyduğunu sanan yazardır.
muhtemelen kendince “ben bu seviyeye inmiyorum” mesajı veriyordur. halbuki kimse kendisini yukarıda beklemiyordu.
bir sözlük başlığını görüp, özellikle yazmamaya karar verip, sonra bu yazmama eylemine anlam yüklemek; insanın kendi yokluğunu fazla ciddiye almasının en zarif biçimlerinden biridir.
entry girmemiştir. dünya dönmeye devam etmiştir. başlık akmıştır. kimse “bir eksiklik var ama ne?” diye tavana bakmamıştır.
bazı insanlar bir ortamı terk edince ortamın sessizleşeceğini düşünür. oysa bazen fark edilen tek şey, kapının kapanma sesidir.
kokudan rahatsız olup başlığa girmemek elbette herkesin hakkıdır. yalnız insan parfüm olduğunu düşünürken oda spreyi bile çıkmayınca, o asil protesto biraz trajikomik duruyor.
özetle kendisini esirgeyerek bizi cezalandırmaya çalışan yazardır.
ceza tarafımıza ulaşmamıştır.
muhtemelen kendince “ben bu seviyeye inmiyorum” mesajı veriyordur. halbuki kimse kendisini yukarıda beklemiyordu.
bir sözlük başlığını görüp, özellikle yazmamaya karar verip, sonra bu yazmama eylemine anlam yüklemek; insanın kendi yokluğunu fazla ciddiye almasının en zarif biçimlerinden biridir.
entry girmemiştir. dünya dönmeye devam etmiştir. başlık akmıştır. kimse “bir eksiklik var ama ne?” diye tavana bakmamıştır.
bazı insanlar bir ortamı terk edince ortamın sessizleşeceğini düşünür. oysa bazen fark edilen tek şey, kapının kapanma sesidir.
kokudan rahatsız olup başlığa girmemek elbette herkesin hakkıdır. yalnız insan parfüm olduğunu düşünürken oda spreyi bile çıkmayınca, o asil protesto biraz trajikomik duruyor.
özetle kendisini esirgeyerek bizi cezalandırmaya çalışan yazardır.
ceza tarafımıza ulaşmamıştır.
çelik donunuzu giyin bekleyin. biraz mabel, biraz pkk, biraz hükümet, üzerine kekik ve tuz... sabat saat 5 gibi alırlar.
yeni başlayanlar için soruşturma.
Gezmenin bile yararlısı güzel. evet tabi ki... genelleme istisnayı bozmaz aksine parlatır kardeşim...
Keşke bir dron olsam.
iran’ın uçsuz bucaksız çöllerinin üzerinden geçsem.
Altımda bin yıllık toprak, önümde kızıl bir ufuk…
Bir yerden ince bir flüt sesi yükselse.
Ardından darbuka girse usulca.
Ne acele etse ritim, ne de bir yere yetişmeye çalışsa zaman.
Dağların arasından süzülsem, terk edilmiş taş evlerin üzerinden geçsem.
Kimsenin adını bilmediği bir köyde, yaşlı bir adam çayını yudumlarken gökyüzünden sessizce geçip gitsem.
Sınırlar aşağıdan bakınca çok ciddi şeyler.
Yukarıdan bakınca ise sadece kum, dağ, gölge ve insan…
Belki de dünyayı anlamak için bazen yere biraz fazla yakınız.
Keşke bir dron olsam.
Hiçbir yere ait olmadan,
her şeyi biraz uzaktan görsem.
Flüt devam etse.
Darbuka hiç susmasa.
iran’ın uçsuz bucaksız çöllerinin üzerinden geçsem.
Altımda bin yıllık toprak, önümde kızıl bir ufuk…
Bir yerden ince bir flüt sesi yükselse.
Ardından darbuka girse usulca.
Ne acele etse ritim, ne de bir yere yetişmeye çalışsa zaman.
Dağların arasından süzülsem, terk edilmiş taş evlerin üzerinden geçsem.
Kimsenin adını bilmediği bir köyde, yaşlı bir adam çayını yudumlarken gökyüzünden sessizce geçip gitsem.
Sınırlar aşağıdan bakınca çok ciddi şeyler.
Yukarıdan bakınca ise sadece kum, dağ, gölge ve insan…
Belki de dünyayı anlamak için bazen yere biraz fazla yakınız.
Keşke bir dron olsam.
Hiçbir yere ait olmadan,
her şeyi biraz uzaktan görsem.
Flüt devam etse.
Darbuka hiç susmasa.
zamanın ruhu diye bişi var aga..... 90’larda “Haydi güzelim şeker ezelim” diye şarkı yapılıyor, televizyonlarda dönüyor, çocuklar ezbere söylüyor, kimse de oturup kelime kelime niyet okumuyordu.
Çünkü zamanın ruhunda biraz saflık, biraz saçmalama hakkı, biraz da “şarkı işte” diyebilme rahatlığı vardı.
Bugün aynı söz çıksa önce 14 farklı anlam yüklenir, sonra bağlamından koparılır, ardından herkes birbirine ahlak ve toplum dersi vermeye başlar.
Belki değişen şarkılar değil.
Biz, her şeyin altında mutlaka başka bir şey arayan; doğal olanı bile açıklama yapmak zorunda bırakan bir topluma dönüştük.
Eskiden şeker eziyorduk.
Şimdi kelime eziyoruz.
Çünkü zamanın ruhunda biraz saflık, biraz saçmalama hakkı, biraz da “şarkı işte” diyebilme rahatlığı vardı.
Bugün aynı söz çıksa önce 14 farklı anlam yüklenir, sonra bağlamından koparılır, ardından herkes birbirine ahlak ve toplum dersi vermeye başlar.
Belki değişen şarkılar değil.
Biz, her şeyin altında mutlaka başka bir şey arayan; doğal olanı bile açıklama yapmak zorunda bırakan bir topluma dönüştük.
Eskiden şeker eziyorduk.
Şimdi kelime eziyoruz.
başlığı bile yok. yazık...
en güzeli saygı ve sevgi duyduğun insanla olan sex...
geymiş , yok lgbt imiş. lan adam müthiş şarkılar yapıyor. sanatına bakmazsanız g.tsünüz. Mabel matiz kime kötü örnek oluyor bu ülkede? kimin gözüne eşcinselliği sokuyor? lan bi bırakın salın be adamı amk!!
grup laçin: haydi güzelim , şeker ezelim, bu sene de bekar gezelim.
hatırladınız mı lan? işte burda şeker ezelim dediği : gerdeğe girelim demekti.
söyleyeceklerim bu kadar (aslında çok var da soruşturma yemek istemiyorum)....
hatırladınız mı lan? işte burda şeker ezelim dediği : gerdeğe girelim demekti.
söyleyeceklerim bu kadar (aslında çok var da soruşturma yemek istemiyorum)....
genç erkekleri kıskanan bir yazardı. yok valla en azından hala pasif değilim, amcılığa devam...
siyasetle de kafayı hiç bozmadıydım. düzelmek için karaktersiz olmak lazım.
siyasetle de kafayı hiç bozmadıydım. düzelmek için karaktersiz olmak lazım.
bir gün birimiz sonra hepimiz...
dedene selam dur .
benimle evlenir misin?
evrildiler şimdi chp düşmanı oldular.
eskiden şakirtler var taşağa sarıyorduk.