bugün
- erkekler neden kızların aşırı ilgisinden soğur6
- sözlükte kavga çıkarsa gocunun kini tutuyoruz9
- insanlığa nasıl faydalı olunur4
- gocu44
- iyilik vs fedakarlık3
- 5 eylül 2026 köprülerin özelleştirilmesi13
- uludağ ın altındaki gizli uludağ sözlük merkezi6
- sürekli ilgi bekleyen erkek3
- berhan şimşek'in kadına şiddet görüntüsü7
- güne bir şarkı bırak6
- masum erkek2
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- ipkis aslan parçası3
- hukukçu arkadaşlara sorular6
- cem yılmaz'ın sigarayı bırakması6
- ruh halimiz saçımıza yansıyor mu2
- hayvan sevgisi5
- ben bunu önceden hayal etmiştim hissi2
- sözlük yazarlarına hayvan muamelesi yapmak9
- 5 eylül 20262
- sözlükte temizlik zamanı5
- anın fotoğrafı2
- erkeğin son kalesi4
- özel mesaj ifşası7
- evagreen7
- çocuklara verilen farklı isimler10
- berhan şimşek5
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı14
- morkstar10
- ruhi çenet videolarına dokunmayan yahudi lobisi3
- anın görüntüsü23
- tai lung50
- kedi kavgası arasında kalmak5
- hayvanlarla muhabbet etmek8
- sözlükteki kardeşlik ortamı6
- şairlerin genç yaşta ölmesi3
- özet geçin3
- queen feristah3
- sapığın serbest bırakılması3
- emekli polisin ceza yazan polisi vurması6
- alayına comolokko2
- ali koç'un asker arkadaşı3
- aşırı zengin olsam yine de vazgeçmem dediğiniz şey2
- kendine bir not bırak4
- otoyollar2
- çelik tencere3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- sözlükte en az sevdiğiniz yazar16
- sözlüğün sapığı2
entry'ler (6131)
erkek götü sikmek için insanın kendisine hazırladığı bir rapor mu lan bu???
yok efendim femboymuş, yok feminenmiş, yok estetikmiş, yok sözlükte eksikliği hissediliyormuş...
kardeşim bu kadar ihale şartnamesine gerek yok.
insan bazı konularda kendisine karşı dürüst olmalı.
çünkü bu noktadan sonra “femboy yazar eksikliği” falan değil, arzunun üzerine akademik gerekçe yazmaya çalışıyorsun.
yakında başlık şöyle devam eder:
“sözlüğün demografik çeşitliliğinin artırılması kapsamında…”
ulan tamam.
biz anladık.
sen de anladın.
hatta muhtemelen başlığı açarken klavye bile anladı.
bari meseleyi insan kaynakları problemi gibi sunmayın.
yok efendim femboymuş, yok feminenmiş, yok estetikmiş, yok sözlükte eksikliği hissediliyormuş...
kardeşim bu kadar ihale şartnamesine gerek yok.
insan bazı konularda kendisine karşı dürüst olmalı.
çünkü bu noktadan sonra “femboy yazar eksikliği” falan değil, arzunun üzerine akademik gerekçe yazmaya çalışıyorsun.
yakında başlık şöyle devam eder:
“sözlüğün demografik çeşitliliğinin artırılması kapsamında…”
ulan tamam.
biz anladık.
sen de anladın.
hatta muhtemelen başlığı açarken klavye bile anladı.
bari meseleyi insan kaynakları problemi gibi sunmayın.
gece,
herkes uyuyunca başlamıyor aslında.
insanın anlatacak bir şeyi kalmayınca başlıyor.
bir bardak suyun yanında unutulmuş saat,
sokaktan geçen son araba,
karşı apartmanda nedensizce yanan tek pencere…
hepsi senden daha uzun yaşayacakmış gibi geliyor.
sonra düşünüyorsun;
kaç kişiyi son kez gördüğümüzü
bilmeden eve döndük?
kaç kapıyı
bir daha açılmayacağını bilmeden kapattık?
kaç insanın sesini
nasıl olsa yine duyarız diye
dikkat etmeden dinledik?
hayatın en büyük terbiyesizliği belki de bu:
hiçbir şeyin üzerine
“bu sonuncuydu”
diye küçük bir not bırakmaması.
o yüzden insan bazı geceler uyumuyor.
birini beklediğinden değil.
geçmişte bıraktığı insanların
hâlâ bir yerlerde kendisini beklediğini
düşünmek hoşuna gittiğinden.
oysa zaman çoktan toplamıştır masayı.
bardaklar kaldırılmış,
sandalyeler içeri alınmış,
ışıklar söndürülmüştür.
sen hâlâ hesabı istemeyi unutmuş
son müşteri gibi oturursun hayatın bir köşesinde.
ve sabaha karşı anlarsın:
bazı insanlar gitmez.
sadece artık
onlara ulaşabileceğin hiçbir yol kalmaz.
işte insan en çok
buna gece der.
herkes uyuyunca başlamıyor aslında.
insanın anlatacak bir şeyi kalmayınca başlıyor.
bir bardak suyun yanında unutulmuş saat,
sokaktan geçen son araba,
karşı apartmanda nedensizce yanan tek pencere…
hepsi senden daha uzun yaşayacakmış gibi geliyor.
sonra düşünüyorsun;
kaç kişiyi son kez gördüğümüzü
bilmeden eve döndük?
kaç kapıyı
bir daha açılmayacağını bilmeden kapattık?
kaç insanın sesini
nasıl olsa yine duyarız diye
dikkat etmeden dinledik?
hayatın en büyük terbiyesizliği belki de bu:
hiçbir şeyin üzerine
“bu sonuncuydu”
diye küçük bir not bırakmaması.
o yüzden insan bazı geceler uyumuyor.
birini beklediğinden değil.
geçmişte bıraktığı insanların
hâlâ bir yerlerde kendisini beklediğini
düşünmek hoşuna gittiğinden.
oysa zaman çoktan toplamıştır masayı.
bardaklar kaldırılmış,
sandalyeler içeri alınmış,
ışıklar söndürülmüştür.
sen hâlâ hesabı istemeyi unutmuş
son müşteri gibi oturursun hayatın bir köşesinde.
ve sabaha karşı anlarsın:
bazı insanlar gitmez.
sadece artık
onlara ulaşabileceğin hiçbir yol kalmaz.
işte insan en çok
buna gece der.
öncelikle sakin olun.
soruşturma dediğimiz şey insanın zihninde, gerçekte olduğundan çok daha sinematografik yaşanan bir süreçtir.
insan kelimeyi duyduğu anda kendisini üçüncü sınıf bir polisiye dizisinin sezon finalinde buluyor.
saat 04.57.
dışarıdan bir araba sesi geliyor.
perdeyi iki santim aralıyorsun.
çöp kamyonu.
ama artık uyku kaçtı bir kere.
04.59'da buzdolabı motoru devreye giriyor.
“geldiler.”
05.03'te üst komşu sifonu çekiyor.
“bina sarıldı.”
05.11'de sokaktan simitçi geçiyor.
“demek parola bu.”
oysa büyük ihtimalle hayat normal akışında devam ediyor ve evrendeki insanların ezici çoğunluğu sizin dün gece internete yazdığınız üç paragraftan tamamen habersiz.
ama insan zihni böyle çalışmıyor.
özellikle sözlük yazarı zihni hiç çalışmıyor.
çünkü sözlük yazarı iki entry girdikten sonra kendisini basın tarihinin kayıp halkası zannetmeye son derece müsaittir.
adam gece 02.30'da pijamayla oturmuş, bir elinde çay, diğer elinde telefon, “bence bu konu aslında sosyolojik açıdan ele alınmalı” yazmış.
sonra yatağa girince bir anda:
“fazla mı ileri gittim?”
hayır kardeşim.
muhtemelen fazla ileri gitmedin.
muhtemelen sadece uykun geldi.
ama artık geri dönüş yoktur.
soruşturma psikolojisinin başlangıç seviyesi budur:
normal hayatın bütün sesleri anlam kazanmaya başlar.
apartmanın önünde duran beyaz doblo artık beyaz doblo değildir.
“neden özellikle beyaz?”
kargocu kapıyı çalar.
“hangi kurum?”
telefon bilinmeyen numaradan çalar.
açmazsın.
iki dakika sonra tekrar arar.
terlersin.
sonra mesaj gelir:
“internet taahhüdünüzün süresi dolmak üzeredir.”
işte insan bazen kendi destanının kahramanı olmaya o kadar heveslidir ki telekom kampanyasını bile devlet operasyonu zanneder.
ileri seviyelerde belirtiler ağırlaşır.
eski entryler kontrol edilir.
2017 yılında yazılmış “menemen soğansız olmaz” entrysi görülür.
bir süre düşünülür.
“buradan bir şey çıkar mı?”
çıkmaz.
ama insan yine de editler.
2014'te bir başlığa yalnızca “rez” yazmıştır.
onu da siler.
çünkü artık “rez” kelimesinin bile bağlamından koparılabileceğine inanmaktadır.
sonra bilgisayardaki dosyalar gözden geçirilir.
“yeni klasör (7)”
şüpheli.
“son_final_gerçek_final2.docx”
daha da şüpheli.
masaüstündeki “adsız.png” ise insanın kendi bilgisayarında kendisini yabancı istihbarat elemanı gibi hissetmesine yeter.
bir noktadan sonra kişi hukuki durumunu değil, kendi hayatının ne kadar açıklanamaz olduğunu sorgulamaya başlar.
“bu ekran görüntüsünü niye almışım?”
bilmiyorsun.
“2019'da bunu niye yazmışım?”
onu da bilmiyorsun.
zaten insanın geçmişte internete yazdığı şeylerle yüzleşmesi başlı başına yeterli bir cezadır.
sonra büyük hazırlık başlar.
çelik don giyilir.
çay demlenir.
telefon yüzde yüz şarj edilir.
ve beklenir.
05.00 olur.
bir şey olmaz.
05.30 olur.
bir şey olmaz.
06.15.
kuşlar ötmeye başlar.
07.00.
fırından ekmek kokusu gelir.
08.30.
artık insanın içinde tuhaf bir hayal kırıklığı oluşmaya başlar.
çünkü bütün gece zihninde öyle büyük bir prodüksiyon hazırlamıştır ki kimsenin gelmemesi neredeyse kişisel hakaret gibi gelir.
“ulan bari kapıyı bir çalan olsaydı.”
sonra saat 09.40 civarında gerçekten kapı çalar.
kalp durur.
insan ağır ağır kapıya yürür.
dürbünden bakar.
karşıda bir adam.
elinde paket.
işte o an bütün hayat gözlerinin önünden geçer.
kapıyı açarsın.
adam sorar:
“onur bey?”
“evet...”
“kargonuz var.”
imza atarsın.
paketi alırsın.
kapıyı kapatırsın.
ve yaklaşık on saniye boyunca duvara bakarsın.
çünkü insan bazen tarihin kendisini izlediğini düşünürken aslında yalnızca kargo takip sistemi tarafından izlenmektedir.
yeni başlayanlar için soruşturmanın ilk ve belki de en önemli dersi budur:
hukuki meseleleri hukukçulara bırakın.
resmî bir bildirim varsa ciddiye alın, gerekiyorsa profesyonel destek alın.
ama ortada hiçbir şey yokken kendi kafanızda netflix dizisi çekmeyin.
çünkü sabaha kadar kapının çalmasını beklersiniz.
sonunda çalan kapı gerçekten gelir.
ve hayatınızın en büyük yüzleşmesi şu olur:
“abi aşağıya kadar geldim, teslimat kodunu söyler misiniz?”
soruşturma dediğimiz şey insanın zihninde, gerçekte olduğundan çok daha sinematografik yaşanan bir süreçtir.
insan kelimeyi duyduğu anda kendisini üçüncü sınıf bir polisiye dizisinin sezon finalinde buluyor.
saat 04.57.
dışarıdan bir araba sesi geliyor.
perdeyi iki santim aralıyorsun.
çöp kamyonu.
ama artık uyku kaçtı bir kere.
04.59'da buzdolabı motoru devreye giriyor.
“geldiler.”
05.03'te üst komşu sifonu çekiyor.
“bina sarıldı.”
05.11'de sokaktan simitçi geçiyor.
“demek parola bu.”
oysa büyük ihtimalle hayat normal akışında devam ediyor ve evrendeki insanların ezici çoğunluğu sizin dün gece internete yazdığınız üç paragraftan tamamen habersiz.
ama insan zihni böyle çalışmıyor.
özellikle sözlük yazarı zihni hiç çalışmıyor.
çünkü sözlük yazarı iki entry girdikten sonra kendisini basın tarihinin kayıp halkası zannetmeye son derece müsaittir.
adam gece 02.30'da pijamayla oturmuş, bir elinde çay, diğer elinde telefon, “bence bu konu aslında sosyolojik açıdan ele alınmalı” yazmış.
sonra yatağa girince bir anda:
“fazla mı ileri gittim?”
hayır kardeşim.
muhtemelen fazla ileri gitmedin.
muhtemelen sadece uykun geldi.
ama artık geri dönüş yoktur.
soruşturma psikolojisinin başlangıç seviyesi budur:
normal hayatın bütün sesleri anlam kazanmaya başlar.
apartmanın önünde duran beyaz doblo artık beyaz doblo değildir.
“neden özellikle beyaz?”
kargocu kapıyı çalar.
“hangi kurum?”
telefon bilinmeyen numaradan çalar.
açmazsın.
iki dakika sonra tekrar arar.
terlersin.
sonra mesaj gelir:
“internet taahhüdünüzün süresi dolmak üzeredir.”
işte insan bazen kendi destanının kahramanı olmaya o kadar heveslidir ki telekom kampanyasını bile devlet operasyonu zanneder.
ileri seviyelerde belirtiler ağırlaşır.
eski entryler kontrol edilir.
2017 yılında yazılmış “menemen soğansız olmaz” entrysi görülür.
bir süre düşünülür.
“buradan bir şey çıkar mı?”
çıkmaz.
ama insan yine de editler.
2014'te bir başlığa yalnızca “rez” yazmıştır.
onu da siler.
çünkü artık “rez” kelimesinin bile bağlamından koparılabileceğine inanmaktadır.
sonra bilgisayardaki dosyalar gözden geçirilir.
“yeni klasör (7)”
şüpheli.
“son_final_gerçek_final2.docx”
daha da şüpheli.
masaüstündeki “adsız.png” ise insanın kendi bilgisayarında kendisini yabancı istihbarat elemanı gibi hissetmesine yeter.
bir noktadan sonra kişi hukuki durumunu değil, kendi hayatının ne kadar açıklanamaz olduğunu sorgulamaya başlar.
“bu ekran görüntüsünü niye almışım?”
bilmiyorsun.
“2019'da bunu niye yazmışım?”
onu da bilmiyorsun.
zaten insanın geçmişte internete yazdığı şeylerle yüzleşmesi başlı başına yeterli bir cezadır.
sonra büyük hazırlık başlar.
çelik don giyilir.
çay demlenir.
telefon yüzde yüz şarj edilir.
ve beklenir.
05.00 olur.
bir şey olmaz.
05.30 olur.
bir şey olmaz.
06.15.
kuşlar ötmeye başlar.
07.00.
fırından ekmek kokusu gelir.
08.30.
artık insanın içinde tuhaf bir hayal kırıklığı oluşmaya başlar.
çünkü bütün gece zihninde öyle büyük bir prodüksiyon hazırlamıştır ki kimsenin gelmemesi neredeyse kişisel hakaret gibi gelir.
“ulan bari kapıyı bir çalan olsaydı.”
sonra saat 09.40 civarında gerçekten kapı çalar.
kalp durur.
insan ağır ağır kapıya yürür.
dürbünden bakar.
karşıda bir adam.
elinde paket.
işte o an bütün hayat gözlerinin önünden geçer.
kapıyı açarsın.
adam sorar:
“onur bey?”
“evet...”
“kargonuz var.”
imza atarsın.
paketi alırsın.
kapıyı kapatırsın.
ve yaklaşık on saniye boyunca duvara bakarsın.
çünkü insan bazen tarihin kendisini izlediğini düşünürken aslında yalnızca kargo takip sistemi tarafından izlenmektedir.
yeni başlayanlar için soruşturmanın ilk ve belki de en önemli dersi budur:
hukuki meseleleri hukukçulara bırakın.
resmî bir bildirim varsa ciddiye alın, gerekiyorsa profesyonel destek alın.
ama ortada hiçbir şey yokken kendi kafanızda netflix dizisi çekmeyin.
çünkü sabaha kadar kapının çalmasını beklersiniz.
sonunda çalan kapı gerçekten gelir.
ve hayatınızın en büyük yüzleşmesi şu olur:
“abi aşağıya kadar geldim, teslimat kodunu söyler misiniz?”
bazı insanların bir yerden giderken geride bıraktığı tek fikirdir.
insan sanıyor ki ardından bir sessizlik çökecek, masadakiler birbirine bakacak, biri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyecek.
oysa kapı kapanıyor.
tak.
sonra içerideki sohbet kaldığı yerden devam ediyor.
işin acı tarafı gitmek değil; insanın yokluğunun, varlığından daha az yer kapladığını kapının kapanma sesinden öğrenmesi.
çünkü bazı vedalar iz bırakır.
bazılarıysa yalnızca kapının mekanik olarak hâlâ çalıştığını kanıtlar.
insan sanıyor ki ardından bir sessizlik çökecek, masadakiler birbirine bakacak, biri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyecek.
oysa kapı kapanıyor.
tak.
sonra içerideki sohbet kaldığı yerden devam ediyor.
işin acı tarafı gitmek değil; insanın yokluğunun, varlığından daha az yer kapladığını kapının kapanma sesinden öğrenmesi.
çünkü bazı vedalar iz bırakır.
bazılarıysa yalnızca kapının mekanik olarak hâlâ çalıştığını kanıtlar.
başlığa entry girmeyerek tavrını ortaya koyduğunu sanan yazardır.
muhtemelen kendince “ben bu seviyeye inmiyorum” mesajı veriyordur. halbuki kimse kendisini yukarıda beklemiyordu.
bir sözlük başlığını görüp, özellikle yazmamaya karar verip, sonra bu yazmama eylemine anlam yüklemek; insanın kendi yokluğunu fazla ciddiye almasının en zarif biçimlerinden biridir.
entry girmemiştir. dünya dönmeye devam etmiştir. başlık akmıştır. kimse “bir eksiklik var ama ne?” diye tavana bakmamıştır.
bazı insanlar bir ortamı terk edince ortamın sessizleşeceğini düşünür. oysa bazen fark edilen tek şey, kapının kapanma sesidir.
kokudan rahatsız olup başlığa girmemek elbette herkesin hakkıdır. yalnız insan parfüm olduğunu düşünürken oda spreyi bile çıkmayınca, o asil protesto biraz trajikomik duruyor.
özetle kendisini esirgeyerek bizi cezalandırmaya çalışan yazardır.
ceza tarafımıza ulaşmamıştır.
muhtemelen kendince “ben bu seviyeye inmiyorum” mesajı veriyordur. halbuki kimse kendisini yukarıda beklemiyordu.
bir sözlük başlığını görüp, özellikle yazmamaya karar verip, sonra bu yazmama eylemine anlam yüklemek; insanın kendi yokluğunu fazla ciddiye almasının en zarif biçimlerinden biridir.
entry girmemiştir. dünya dönmeye devam etmiştir. başlık akmıştır. kimse “bir eksiklik var ama ne?” diye tavana bakmamıştır.
bazı insanlar bir ortamı terk edince ortamın sessizleşeceğini düşünür. oysa bazen fark edilen tek şey, kapının kapanma sesidir.
kokudan rahatsız olup başlığa girmemek elbette herkesin hakkıdır. yalnız insan parfüm olduğunu düşünürken oda spreyi bile çıkmayınca, o asil protesto biraz trajikomik duruyor.
özetle kendisini esirgeyerek bizi cezalandırmaya çalışan yazardır.
ceza tarafımıza ulaşmamıştır.
çelik donunuzu giyin bekleyin. biraz mabel, biraz pkk, biraz hükümet, üzerine kekik ve tuz... sabat saat 5 gibi alırlar.
yeni başlayanlar için soruşturma.
Gezmenin bile yararlısı güzel. evet tabi ki... genelleme istisnayı bozmaz aksine parlatır kardeşim...
Keşke bir dron olsam.
iran’ın uçsuz bucaksız çöllerinin üzerinden geçsem.
Altımda bin yıllık toprak, önümde kızıl bir ufuk…
Bir yerden ince bir flüt sesi yükselse.
Ardından darbuka girse usulca.
Ne acele etse ritim, ne de bir yere yetişmeye çalışsa zaman.
Dağların arasından süzülsem, terk edilmiş taş evlerin üzerinden geçsem.
Kimsenin adını bilmediği bir köyde, yaşlı bir adam çayını yudumlarken gökyüzünden sessizce geçip gitsem.
Sınırlar aşağıdan bakınca çok ciddi şeyler.
Yukarıdan bakınca ise sadece kum, dağ, gölge ve insan…
Belki de dünyayı anlamak için bazen yere biraz fazla yakınız.
Keşke bir dron olsam.
Hiçbir yere ait olmadan,
her şeyi biraz uzaktan görsem.
Flüt devam etse.
Darbuka hiç susmasa.
iran’ın uçsuz bucaksız çöllerinin üzerinden geçsem.
Altımda bin yıllık toprak, önümde kızıl bir ufuk…
Bir yerden ince bir flüt sesi yükselse.
Ardından darbuka girse usulca.
Ne acele etse ritim, ne de bir yere yetişmeye çalışsa zaman.
Dağların arasından süzülsem, terk edilmiş taş evlerin üzerinden geçsem.
Kimsenin adını bilmediği bir köyde, yaşlı bir adam çayını yudumlarken gökyüzünden sessizce geçip gitsem.
Sınırlar aşağıdan bakınca çok ciddi şeyler.
Yukarıdan bakınca ise sadece kum, dağ, gölge ve insan…
Belki de dünyayı anlamak için bazen yere biraz fazla yakınız.
Keşke bir dron olsam.
Hiçbir yere ait olmadan,
her şeyi biraz uzaktan görsem.
Flüt devam etse.
Darbuka hiç susmasa.
zamanın ruhu diye bişi var aga..... 90’larda “Haydi güzelim şeker ezelim” diye şarkı yapılıyor, televizyonlarda dönüyor, çocuklar ezbere söylüyor, kimse de oturup kelime kelime niyet okumuyordu.
Çünkü zamanın ruhunda biraz saflık, biraz saçmalama hakkı, biraz da “şarkı işte” diyebilme rahatlığı vardı.
Bugün aynı söz çıksa önce 14 farklı anlam yüklenir, sonra bağlamından koparılır, ardından herkes birbirine ahlak ve toplum dersi vermeye başlar.
Belki değişen şarkılar değil.
Biz, her şeyin altında mutlaka başka bir şey arayan; doğal olanı bile açıklama yapmak zorunda bırakan bir topluma dönüştük.
Eskiden şeker eziyorduk.
Şimdi kelime eziyoruz.
Çünkü zamanın ruhunda biraz saflık, biraz saçmalama hakkı, biraz da “şarkı işte” diyebilme rahatlığı vardı.
Bugün aynı söz çıksa önce 14 farklı anlam yüklenir, sonra bağlamından koparılır, ardından herkes birbirine ahlak ve toplum dersi vermeye başlar.
Belki değişen şarkılar değil.
Biz, her şeyin altında mutlaka başka bir şey arayan; doğal olanı bile açıklama yapmak zorunda bırakan bir topluma dönüştük.
Eskiden şeker eziyorduk.
Şimdi kelime eziyoruz.
başlığı bile yok. yazık...
en güzeli saygı ve sevgi duyduğun insanla olan sex...
geymiş , yok lgbt imiş. lan adam müthiş şarkılar yapıyor. sanatına bakmazsanız g.tsünüz. Mabel matiz kime kötü örnek oluyor bu ülkede? kimin gözüne eşcinselliği sokuyor? lan bi bırakın salın be adamı amk!!
grup laçin: haydi güzelim , şeker ezelim, bu sene de bekar gezelim.
hatırladınız mı lan? işte burda şeker ezelim dediği : gerdeğe girelim demekti.
söyleyeceklerim bu kadar (aslında çok var da soruşturma yemek istemiyorum)....
hatırladınız mı lan? işte burda şeker ezelim dediği : gerdeğe girelim demekti.
söyleyeceklerim bu kadar (aslında çok var da soruşturma yemek istemiyorum)....
genç erkekleri kıskanan bir yazardı. yok valla en azından hala pasif değilim, amcılığa devam...
siyasetle de kafayı hiç bozmadıydım. düzelmek için karaktersiz olmak lazım.
siyasetle de kafayı hiç bozmadıydım. düzelmek için karaktersiz olmak lazım.
bir gün birimiz sonra hepimiz...
dedene selam dur .
benimle evlenir misin?
evrildiler şimdi chp düşmanı oldular.
eskiden şakirtler var taşağa sarıyorduk.