bugün
- silikon meme gerçeğinin yerini tutar mı sorunsalı7
- caz dinleyen erkek8
- nervio24
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye41
- judas'ı dayak yerken görseniz ne yaparsınız7
- yazarların akşama dair planları8
- fatih terim'in tff başkanı olması5
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması41
- sindirella'nın baloda donunu düşürmesi5
- sözlük yazarlarının gençlikleri4
- sadece yaşça büyük kadınlara yürümeye karar vermek2
- kendinizde en sevdiğiniz şey5
- recep tayyip erdoğan27
- fiziği güzel sözlük kızları47
- benzine zam7
- facebook sayfam nasıl3
- pforzheim belediye başkanı3
- andropoz amca3
- leonidas8
- ormanda cinselliğin doruklarına çıkmak5
- bıyık bırakan erkek karizması6
- ak parti kaybedince ak troller ne yapacak12
- sapık yaşlı3
- fon mağduriyetini ancak ak parti çözer4
- avrupa13
- ilk konuşmada cinsellik konuşan erkek3
- uzak durulması gereken erkek tipleri3
- dünyanın en kısa fıkralarından biri8
- pilavımı kaşıklamak ister misin diyen sözlük kızı4
- yeni uyanmış kadın güzelliği13
- zamanda yolculukla gençlik zamanına gitmek2
- eksi oy veren yazar yoğunluğundan dolayı çıkıyorum3
- kürtler ateşe taparken türkler tek tanrı cıydı6
- testere müziği2
- vexillarius the slayer6
- kürtlerin atlantis ten gelme ihtimali4
- dünyanın en kaba dilinin hollandaca olması5
- çirkin erkeği çekici yapan şeyler2
- sibel kekilli6
- hayat3
- ibne11
- türbanlı kamuya giremezken cezaevine giremez oldu3
- ups boobs'un yeni nicki7
- türbanlı erkeklerin çok itici olması3
- akp denince akla ilk gelenler6
- abdülhamid han'ın zarif bir kişi olması3
- memeleri kafam kadar kız21
- dünya61
- türkler balık hafızalıdır6
- süresiz nafaka8
güney afrika halkının özgürlük savaşçısı olarak kabul ettiği nelson mandela'nın hayatının bir bölümü içermesi sebebiyle biyografi sayılan, 2007 yılında yılında gösterime giren, bille ağustos'ın yönetmenliğini yaptığı film.
filmde, faşist gardiyan olan james gregory (joseph fiennes) mandela'nın sorumluluğunu üstlenmesiyle insanlara, özellikle de ırksal farklara olan bakış açısında değişiklikler başlar. hele ki, o dönemde ülkede yasaklanan özgürlük beyannamesi'ni bir kütüphanede gizlice okuması ve bir sayfayı yırtarak sürekli cebinde taşıması, faşist bir gardiyan için fazlasıyla düşünce değişimi demektir. james gregor'in eşi rolünde diane kruger'ı (gloria gregory) görüyoruz. ve elbette mandela rolünü üstlenen dennis haysbert'ın oyunculuğu konusunda bir çok eleştiri alması, filmin 2007 yılında berlin film festivalinde barış film ödülü almasına engel olmadı.
kabilesinin ileri gelenleri tarafından madiba lakabıyla anılan mandela'nın hayat hikayesinin yine bir bölümü 2009 yılında gösterime giren the invictus(yenilmez) filminde de anlatılmaktadır.
filmdeki oyunculuk konusunda çok fazla bir şey söylemek mümkün değil. hatta vasat denilebilecek kadar kötü çekilmiş sahneler izlemek mümkün. filmin başrolünü gardiyan james almış gibi görünse de, mandela'nın etkisi göz ardı edilemez. biraz daha gerçekçi olalım, eğer ki film önce güney afrika'nın daha sonra tüm dünyanın barış elçisi olarak kabul ettiği nelson mandela'nın hayatını içermeseydi, bırakın bu başarıları, adından bile söz edilmeyen bir film olurdu.
***
filmi izlerken bazı sahneler sebebiyle ülkemizin içinde bulunduğu olumsuz koşulları anımsamamak için ülkeyle hiçbir bağınızın olmaması gerekir. özellikle filmin başında mandela'nın bir adada(robben adası) özel bir odada diğer mahkumlardan ayrı tutulması hemen akla abdullah öcalan'ı getiriyor. yine filmin devamında hapishane şartlarının iyileştirilmesi, sonrasında bir takım görüşmeler yapmasına müsaade edilmesi, filmin sonuna doğru hapis adı altında mandela'ya sağlanan lüks yaşam şartları, avukatları ve taraftarlarıyla görüşmeleri, bu görüşmeler sırasında gardiyanların ve devlet görevlilerinin onlara hizmet etmesi hiç yabancı gelmiyor. hele ki, filmin sonunda azılı terörist olarak yıllarca hapis yatan mandela ile devlet başkanının yaptığı görüşme son zamanlarda -özellikle 12 eylül referandum sürecinde- başbakan erdoğan ile öcalan arasındaki gizli görüşmelerin yapıldığı dedikodularını değerlendirmeye almanıza sebep olabilir.
güney afrika'da zencilere yapılan faşizan davranışlar, işkenceler, kimliğin ve ırkın silinmesi yönündeki insani olarak kabul edilemeyecek onca davranış, hiç alakası olmadı halde ülkemizde terör eylemleri içinde bulunan pkk'nın kendilerine yapılan baskıyla bir tutulması oldukça enteresan. öcalan ve pkk destekçileri mandela'nın vermiş olduğu mücadeleyi kendilerine örnek olarak aldıklarını söylüyorlar, hem de hiç hadleri olmadan. mandela, zencilere yapılan işkencelere karşı haklı dücadele veren, sosyalist ideolojiyle birlikte her insanın eşit olması gerektiğini savunan bir liderdi. öcalan'ın mandela'ya benzetilmesi sadece pkk'nin kendilerine yine yandaş çekme çabasından başka bir şey değildir. asla öcalan ve mandela karşılaştırılamaz, bir tutulamaz.
filmin sonunda mandela 1990 yılında, hapisten çıkıyor ve büyük coşku ve kutlamalarla karşılanıyor. yaşamının geri kalanında özgürlük savaşçısı olan mandela, 1994 yılında güney afrika'nın ilk siyahi başkanı olarak seçiliyor. mandelanın hapsolduğu süreçte olanlar, ona sağlanan imkanlar, daha önce gizli olarak ve sonunda da resmi olarak devlet başkanıyla olan görüşmeleri hükümetin öcalan'a jestleriyle birebir örtüşmekte.
mandela filmin sonunda hapisten çıktı ve devlet başkanı oldu. öcalan için de planlanan geleceğin bu olduğu senaryoları ağızdan ağıza dolaşırken, öcalan'ın ülkenin başına gelme olasılığını düşünmemek elde değil. hatta, bu konuşmalar acaba öcalan'ı hapisten çıkarmak ve hükümette ona yer vermek için halkı buna alıştırma senaryoları mı? zira, halka bir şeyi tepki vermeden kabul ettirmek istiyorsanız, o şeyi önceden yavaş yavaş konuşmalarla hazırlamanız gerekir. işte siyaset budur. her türlü rezilliği yapabilirsiniz, lakin öncesinde buna zemin hazırlarsınız ülkenin en iyi adamı olursunuz.
filmde, faşist gardiyan olan james gregory (joseph fiennes) mandela'nın sorumluluğunu üstlenmesiyle insanlara, özellikle de ırksal farklara olan bakış açısında değişiklikler başlar. hele ki, o dönemde ülkede yasaklanan özgürlük beyannamesi'ni bir kütüphanede gizlice okuması ve bir sayfayı yırtarak sürekli cebinde taşıması, faşist bir gardiyan için fazlasıyla düşünce değişimi demektir. james gregor'in eşi rolünde diane kruger'ı (gloria gregory) görüyoruz. ve elbette mandela rolünü üstlenen dennis haysbert'ın oyunculuğu konusunda bir çok eleştiri alması, filmin 2007 yılında berlin film festivalinde barış film ödülü almasına engel olmadı.
kabilesinin ileri gelenleri tarafından madiba lakabıyla anılan mandela'nın hayat hikayesinin yine bir bölümü 2009 yılında gösterime giren the invictus(yenilmez) filminde de anlatılmaktadır.
filmdeki oyunculuk konusunda çok fazla bir şey söylemek mümkün değil. hatta vasat denilebilecek kadar kötü çekilmiş sahneler izlemek mümkün. filmin başrolünü gardiyan james almış gibi görünse de, mandela'nın etkisi göz ardı edilemez. biraz daha gerçekçi olalım, eğer ki film önce güney afrika'nın daha sonra tüm dünyanın barış elçisi olarak kabul ettiği nelson mandela'nın hayatını içermeseydi, bırakın bu başarıları, adından bile söz edilmeyen bir film olurdu.
***
filmi izlerken bazı sahneler sebebiyle ülkemizin içinde bulunduğu olumsuz koşulları anımsamamak için ülkeyle hiçbir bağınızın olmaması gerekir. özellikle filmin başında mandela'nın bir adada(robben adası) özel bir odada diğer mahkumlardan ayrı tutulması hemen akla abdullah öcalan'ı getiriyor. yine filmin devamında hapishane şartlarının iyileştirilmesi, sonrasında bir takım görüşmeler yapmasına müsaade edilmesi, filmin sonuna doğru hapis adı altında mandela'ya sağlanan lüks yaşam şartları, avukatları ve taraftarlarıyla görüşmeleri, bu görüşmeler sırasında gardiyanların ve devlet görevlilerinin onlara hizmet etmesi hiç yabancı gelmiyor. hele ki, filmin sonunda azılı terörist olarak yıllarca hapis yatan mandela ile devlet başkanının yaptığı görüşme son zamanlarda -özellikle 12 eylül referandum sürecinde- başbakan erdoğan ile öcalan arasındaki gizli görüşmelerin yapıldığı dedikodularını değerlendirmeye almanıza sebep olabilir.
güney afrika'da zencilere yapılan faşizan davranışlar, işkenceler, kimliğin ve ırkın silinmesi yönündeki insani olarak kabul edilemeyecek onca davranış, hiç alakası olmadı halde ülkemizde terör eylemleri içinde bulunan pkk'nın kendilerine yapılan baskıyla bir tutulması oldukça enteresan. öcalan ve pkk destekçileri mandela'nın vermiş olduğu mücadeleyi kendilerine örnek olarak aldıklarını söylüyorlar, hem de hiç hadleri olmadan. mandela, zencilere yapılan işkencelere karşı haklı dücadele veren, sosyalist ideolojiyle birlikte her insanın eşit olması gerektiğini savunan bir liderdi. öcalan'ın mandela'ya benzetilmesi sadece pkk'nin kendilerine yine yandaş çekme çabasından başka bir şey değildir. asla öcalan ve mandela karşılaştırılamaz, bir tutulamaz.
filmin sonunda mandela 1990 yılında, hapisten çıkıyor ve büyük coşku ve kutlamalarla karşılanıyor. yaşamının geri kalanında özgürlük savaşçısı olan mandela, 1994 yılında güney afrika'nın ilk siyahi başkanı olarak seçiliyor. mandelanın hapsolduğu süreçte olanlar, ona sağlanan imkanlar, daha önce gizli olarak ve sonunda da resmi olarak devlet başkanıyla olan görüşmeleri hükümetin öcalan'a jestleriyle birebir örtüşmekte.
mandela filmin sonunda hapisten çıktı ve devlet başkanı oldu. öcalan için de planlanan geleceğin bu olduğu senaryoları ağızdan ağıza dolaşırken, öcalan'ın ülkenin başına gelme olasılığını düşünmemek elde değil. hatta, bu konuşmalar acaba öcalan'ı hapisten çıkarmak ve hükümette ona yer vermek için halkı buna alıştırma senaryoları mı? zira, halka bir şeyi tepki vermeden kabul ettirmek istiyorsanız, o şeyi önceden yavaş yavaş konuşmalarla hazırlamanız gerekir. işte siyaset budur. her türlü rezilliği yapabilirsiniz, lakin öncesinde buna zemin hazırlarsınız ülkenin en iyi adamı olursunuz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar