bugün
- seks yapmayı zevkli sanmak7
- ilk otuzbir6
- ece naz'ın ölümünde 3 arkadaşının tutuklanması2
- ekşi sözlük14
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı8
- avrupalı kadınların hızlı çökmesi4
- sevişmeden önce saygı duruşunda bulunmak5
- porno arşivini silmeden intihar etmek4
- tai lung24
- ctrlx6
- salma hayek seksiliği8
- amcığın tadını unutmak2
- gerdek namazı3
- sevgiliyi 1 yıllığına kiralamak7
- marslı erkekler3
- 1 temmuz 2026 ingiltere demokratik kongo maçı11
- ctrlx benimle evlenir misin5
- kırmızı noktalı film3
- herkes uyudu mu3
- fusya semsiyeli yabanci10
- yazarların dünya kupasında desteklediği takım11
- insanın silinmesinin ön belirtisi3
- kazak erkekleri5
- güneş sistemi nde kaç gezegen var6
- akrabalarımı yükseltmek inancım gereğidir17
- spor yapmayan erkek13
- flörtün strapon hediye etmesi4
- 2026 dünya kupası39
- pandela28
- öpüşmeyi bilmeyen erkekle sinemaya gitmek3
- kankanın dekoltesine bakmamak5
- şaka mı yapıyor ciddi mi anlaşılmayan insan5
- musa mı haklıydı firavun mu5
- denizde sevişen gençleri izlemek3
- sahilde yürüyen kaslı adamlar3
- ortada hicbir sebep yokken gulen korkunc insan3
- sevgiliyi bağırtmak3
- gerdek gecesi sıçmak2
- deniz göktaş'ın dinle dalga geçmesi13
- gürsel tekin7
- chp içindeki alevi sünni kamplaşması5
- çeçen erkekleri4
- babam hiç dövmezdi insanı11
- futbol32
- atatürk ün namaz kılan heykelinin olmaması5
- demokratik kongo cumhuriyeti10
- teletabilerin serüvenlerinden etkilenmek2
- gay ilişki sırasında şiir okumak3
- ahlak abartılmış balon bir kavramdır2
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması22
güney afrika halkının özgürlük savaşçısı olarak kabul ettiği nelson mandela'nın hayatının bir bölümü içermesi sebebiyle biyografi sayılan, 2007 yılında yılında gösterime giren, bille ağustos'ın yönetmenliğini yaptığı film.
filmde, faşist gardiyan olan james gregory (joseph fiennes) mandela'nın sorumluluğunu üstlenmesiyle insanlara, özellikle de ırksal farklara olan bakış açısında değişiklikler başlar. hele ki, o dönemde ülkede yasaklanan özgürlük beyannamesi'ni bir kütüphanede gizlice okuması ve bir sayfayı yırtarak sürekli cebinde taşıması, faşist bir gardiyan için fazlasıyla düşünce değişimi demektir. james gregor'in eşi rolünde diane kruger'ı (gloria gregory) görüyoruz. ve elbette mandela rolünü üstlenen dennis haysbert'ın oyunculuğu konusunda bir çok eleştiri alması, filmin 2007 yılında berlin film festivalinde barış film ödülü almasına engel olmadı.
kabilesinin ileri gelenleri tarafından madiba lakabıyla anılan mandela'nın hayat hikayesinin yine bir bölümü 2009 yılında gösterime giren the invictus(yenilmez) filminde de anlatılmaktadır.
filmdeki oyunculuk konusunda çok fazla bir şey söylemek mümkün değil. hatta vasat denilebilecek kadar kötü çekilmiş sahneler izlemek mümkün. filmin başrolünü gardiyan james almış gibi görünse de, mandela'nın etkisi göz ardı edilemez. biraz daha gerçekçi olalım, eğer ki film önce güney afrika'nın daha sonra tüm dünyanın barış elçisi olarak kabul ettiği nelson mandela'nın hayatını içermeseydi, bırakın bu başarıları, adından bile söz edilmeyen bir film olurdu.
***
filmi izlerken bazı sahneler sebebiyle ülkemizin içinde bulunduğu olumsuz koşulları anımsamamak için ülkeyle hiçbir bağınızın olmaması gerekir. özellikle filmin başında mandela'nın bir adada(robben adası) özel bir odada diğer mahkumlardan ayrı tutulması hemen akla abdullah öcalan'ı getiriyor. yine filmin devamında hapishane şartlarının iyileştirilmesi, sonrasında bir takım görüşmeler yapmasına müsaade edilmesi, filmin sonuna doğru hapis adı altında mandela'ya sağlanan lüks yaşam şartları, avukatları ve taraftarlarıyla görüşmeleri, bu görüşmeler sırasında gardiyanların ve devlet görevlilerinin onlara hizmet etmesi hiç yabancı gelmiyor. hele ki, filmin sonunda azılı terörist olarak yıllarca hapis yatan mandela ile devlet başkanının yaptığı görüşme son zamanlarda -özellikle 12 eylül referandum sürecinde- başbakan erdoğan ile öcalan arasındaki gizli görüşmelerin yapıldığı dedikodularını değerlendirmeye almanıza sebep olabilir.
güney afrika'da zencilere yapılan faşizan davranışlar, işkenceler, kimliğin ve ırkın silinmesi yönündeki insani olarak kabul edilemeyecek onca davranış, hiç alakası olmadı halde ülkemizde terör eylemleri içinde bulunan pkk'nın kendilerine yapılan baskıyla bir tutulması oldukça enteresan. öcalan ve pkk destekçileri mandela'nın vermiş olduğu mücadeleyi kendilerine örnek olarak aldıklarını söylüyorlar, hem de hiç hadleri olmadan. mandela, zencilere yapılan işkencelere karşı haklı dücadele veren, sosyalist ideolojiyle birlikte her insanın eşit olması gerektiğini savunan bir liderdi. öcalan'ın mandela'ya benzetilmesi sadece pkk'nin kendilerine yine yandaş çekme çabasından başka bir şey değildir. asla öcalan ve mandela karşılaştırılamaz, bir tutulamaz.
filmin sonunda mandela 1990 yılında, hapisten çıkıyor ve büyük coşku ve kutlamalarla karşılanıyor. yaşamının geri kalanında özgürlük savaşçısı olan mandela, 1994 yılında güney afrika'nın ilk siyahi başkanı olarak seçiliyor. mandelanın hapsolduğu süreçte olanlar, ona sağlanan imkanlar, daha önce gizli olarak ve sonunda da resmi olarak devlet başkanıyla olan görüşmeleri hükümetin öcalan'a jestleriyle birebir örtüşmekte.
mandela filmin sonunda hapisten çıktı ve devlet başkanı oldu. öcalan için de planlanan geleceğin bu olduğu senaryoları ağızdan ağıza dolaşırken, öcalan'ın ülkenin başına gelme olasılığını düşünmemek elde değil. hatta, bu konuşmalar acaba öcalan'ı hapisten çıkarmak ve hükümette ona yer vermek için halkı buna alıştırma senaryoları mı? zira, halka bir şeyi tepki vermeden kabul ettirmek istiyorsanız, o şeyi önceden yavaş yavaş konuşmalarla hazırlamanız gerekir. işte siyaset budur. her türlü rezilliği yapabilirsiniz, lakin öncesinde buna zemin hazırlarsınız ülkenin en iyi adamı olursunuz.
filmde, faşist gardiyan olan james gregory (joseph fiennes) mandela'nın sorumluluğunu üstlenmesiyle insanlara, özellikle de ırksal farklara olan bakış açısında değişiklikler başlar. hele ki, o dönemde ülkede yasaklanan özgürlük beyannamesi'ni bir kütüphanede gizlice okuması ve bir sayfayı yırtarak sürekli cebinde taşıması, faşist bir gardiyan için fazlasıyla düşünce değişimi demektir. james gregor'in eşi rolünde diane kruger'ı (gloria gregory) görüyoruz. ve elbette mandela rolünü üstlenen dennis haysbert'ın oyunculuğu konusunda bir çok eleştiri alması, filmin 2007 yılında berlin film festivalinde barış film ödülü almasına engel olmadı.
kabilesinin ileri gelenleri tarafından madiba lakabıyla anılan mandela'nın hayat hikayesinin yine bir bölümü 2009 yılında gösterime giren the invictus(yenilmez) filminde de anlatılmaktadır.
filmdeki oyunculuk konusunda çok fazla bir şey söylemek mümkün değil. hatta vasat denilebilecek kadar kötü çekilmiş sahneler izlemek mümkün. filmin başrolünü gardiyan james almış gibi görünse de, mandela'nın etkisi göz ardı edilemez. biraz daha gerçekçi olalım, eğer ki film önce güney afrika'nın daha sonra tüm dünyanın barış elçisi olarak kabul ettiği nelson mandela'nın hayatını içermeseydi, bırakın bu başarıları, adından bile söz edilmeyen bir film olurdu.
***
filmi izlerken bazı sahneler sebebiyle ülkemizin içinde bulunduğu olumsuz koşulları anımsamamak için ülkeyle hiçbir bağınızın olmaması gerekir. özellikle filmin başında mandela'nın bir adada(robben adası) özel bir odada diğer mahkumlardan ayrı tutulması hemen akla abdullah öcalan'ı getiriyor. yine filmin devamında hapishane şartlarının iyileştirilmesi, sonrasında bir takım görüşmeler yapmasına müsaade edilmesi, filmin sonuna doğru hapis adı altında mandela'ya sağlanan lüks yaşam şartları, avukatları ve taraftarlarıyla görüşmeleri, bu görüşmeler sırasında gardiyanların ve devlet görevlilerinin onlara hizmet etmesi hiç yabancı gelmiyor. hele ki, filmin sonunda azılı terörist olarak yıllarca hapis yatan mandela ile devlet başkanının yaptığı görüşme son zamanlarda -özellikle 12 eylül referandum sürecinde- başbakan erdoğan ile öcalan arasındaki gizli görüşmelerin yapıldığı dedikodularını değerlendirmeye almanıza sebep olabilir.
güney afrika'da zencilere yapılan faşizan davranışlar, işkenceler, kimliğin ve ırkın silinmesi yönündeki insani olarak kabul edilemeyecek onca davranış, hiç alakası olmadı halde ülkemizde terör eylemleri içinde bulunan pkk'nın kendilerine yapılan baskıyla bir tutulması oldukça enteresan. öcalan ve pkk destekçileri mandela'nın vermiş olduğu mücadeleyi kendilerine örnek olarak aldıklarını söylüyorlar, hem de hiç hadleri olmadan. mandela, zencilere yapılan işkencelere karşı haklı dücadele veren, sosyalist ideolojiyle birlikte her insanın eşit olması gerektiğini savunan bir liderdi. öcalan'ın mandela'ya benzetilmesi sadece pkk'nin kendilerine yine yandaş çekme çabasından başka bir şey değildir. asla öcalan ve mandela karşılaştırılamaz, bir tutulamaz.
filmin sonunda mandela 1990 yılında, hapisten çıkıyor ve büyük coşku ve kutlamalarla karşılanıyor. yaşamının geri kalanında özgürlük savaşçısı olan mandela, 1994 yılında güney afrika'nın ilk siyahi başkanı olarak seçiliyor. mandelanın hapsolduğu süreçte olanlar, ona sağlanan imkanlar, daha önce gizli olarak ve sonunda da resmi olarak devlet başkanıyla olan görüşmeleri hükümetin öcalan'a jestleriyle birebir örtüşmekte.
mandela filmin sonunda hapisten çıktı ve devlet başkanı oldu. öcalan için de planlanan geleceğin bu olduğu senaryoları ağızdan ağıza dolaşırken, öcalan'ın ülkenin başına gelme olasılığını düşünmemek elde değil. hatta, bu konuşmalar acaba öcalan'ı hapisten çıkarmak ve hükümette ona yer vermek için halkı buna alıştırma senaryoları mı? zira, halka bir şeyi tepki vermeden kabul ettirmek istiyorsanız, o şeyi önceden yavaş yavaş konuşmalarla hazırlamanız gerekir. işte siyaset budur. her türlü rezilliği yapabilirsiniz, lakin öncesinde buna zemin hazırlarsınız ülkenin en iyi adamı olursunuz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar