bugün
- kadın ile erkek arasında yaşanacak en güzel şey11
- ilham aliyevin türkiyeye nankörlük yapması6
- adını bile bilmediğin bir sözlük kızına aşık olmak13
- tekerlek toplayan cocuk14
- zencilerin birbirine nigger demesi6
- birini unutmak için başkasıyla birliktelik yaşamak11
- uykudan ağlayarak uyanmak4
- afrikada bir ülkede yaşasaydınız nerde yaşardınız7
- gece sokakta baş belaya girer mi6
- burcunun yükselenini bilen erkek8
- çocuklar niye sünnet edilir7
- gece 1 de 10 birayla gelen kız kanka2
- mafya kızı olma isteği6
- kedi yada köpeği olmayan kadın2
- yazarların anlık durumları9
- avokado yiyen insan8
- almanya da yaşasaydınız nerede yaşamak isterdiniz11
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı17
- uludağ sözlük görükle ofisi3
- arkadaşlar ben birinden fena halde hoslanıyorum15
- eurovision song contest asia4
- yazılımcıların flört edememesi2
- gece 00 da dışarı çıkan erkeğin amacı2
- kaslı ve yakışıklı mahalle bakkalı5
- gece gece 600 e yakın online insanın yaptıkları3
- boğaz ağrısı7
- görükle'deki benzin istasyonu2
- tayt vs mini etek5
- şüphe duyan bir zekaya sahip olabilmek2
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi12
- feminen erkek davranışları6
- birleşik krallık5
- kedilerin yedigi ilginc seyler16
- hayatını renklendirmek isteyenlere tavsiyeler6
- bol sucuklu tereyağlı çift yumurta6
- sözlükdaşlarım beni seviyor musunuz4
- yazarlara sözlükten gelen son mesaj6
- sözlükte devamlı eksileyeceğiniz yazar17
- venüs retrosu4
- kalabalığı seviyor musunuz5
- gecenin rap şarkısı3
- sabah 11 akşam 16 haftada 4 gün iş3
- 3 ekim 2026 hırvatistan ingiltere maçı7
- özel sektör de çalışmak11
- kova ve oğlak burçlarını sözlükten atmak7
- cumartesi gecesi evde ne bok yiyoruz sorunsalı2
- şeker hastalığı9
- osmanlı mali açıdan zordayken saray yaptırması13
- sonbaharda yapılacaklar4
- insanlara kibirle bakmak3
bir varmış bir yokmuş.
uzak ülkelerin birinde bir pamuk prenses yaşarmış. ne var ki bu pamuk
prenses, yedi cücesi olmayan bir pamuk prenses'miş. bu yüzden hayatta en büyük
emeli yedi cüceye sahip olmakmış. sabah akşam penceresinin kıyısına oturu,
kendine yedi cüce vermesi için tanrıya yakarır, günün birinde çıkagelecek yedi
cücenin yolunu gözlermiş. kapısında beyaz atlı şehzadelerin bni bir paraymış;
prenslerin biri gidip, biri geliyormuş ama neye yarar? yedi cücesi yokmuş.
prenslerin, şehzadelerin hepsi de en büyük vaatlerde bulunuyorlarmış
kendisine, yalvarıp yakarıyormlarmış ama, o bunların hiçbirini istemiyor, bu
erken ziyaretçilerin hepsine burun kıvırıyormuş.
"önce yedi cücem olsun, ben onlarla küçük bir kulubede yaşayayım. evlerini
süpüreyim, yerlerini sileyim, çamaşırlarını bulaşıklarını yıkayayım; sonra
cadı kadın gelsin beni yerden yere çalsın, siz ondan sonra gelip beni
kurtarın; şimdi gelmişsiniz ne çıkar?" diyormuş.
şehzadeler, prensler yüzgeri dönüyorlarmış pamuk prenses'in kapısından.
üveyannesi ise çok üzülüyormuş bu işe. ama onun da elinden bir şey
gelmiyormuş. bir türlü pamuk prenses'e söz dinletemiyormuş. tabii pamuk
prenses'in bir de üveyannesi varmış. Çünkü o ülkede herkesin bir üvey annesi
varmış. bütün genç kızlar üveyannelerini "fena kalpli" zannederlermiş. oysa
bütün üveyanneler gibi pamuk prenses'in üveyannesi de yalnızca bir anneymiş.
pamuk prenses beklemekten bıkmamış, usanmamış. o pencerenin kıyısında
solmuş durmuş. yoldan her geçen kadının sepetini "acaba elma var mı, yok mu?"
diye karıştırıyormuş. her yaşlı kadını elmacı kadın sanmaktan, her sepette
zehirli elma aramaktan kendine de gına gelmiş.
bu arada üveyannesinin meşhur aynasına yalvarıp duruyormuş:
"n'olur üveyanneme söyle beni ormana göndertsin, boynumu kestirtin, avcı
bana acısın, bir tavşanın kanını sürsün bir beze.. ölümü öp ayna aynen bunları
söyle üveyanneme."
gel zaman git zaman bunların hiçbiri olmamış. pamuk prenses kendine yedi
cüce bulamamış. umutları eskidikçe güçlenmiş, içine kök salmış. yıllar haince
geçmiş, yaşlanmaya yüz tutmuş, geçkin bir kız olmuş. yedi cücelerden umudu
iyice kesmiş artık; onları aramaktan vazgeçmiş. ne var ki bu kez de artık eski
şehzadeler, prensler de uğramaz olmuşlar kapısına, penceresinin dibine.
bu pamuk prenses bu yüzden hiçbir masala girememiş. kendinin bir masalı
olmamış. gün gelmiş iyice yaşlanmış, çirkin bir kızkurusu olmuş. yaşamının da
kendisi gibi iyice kuruduğunu görmiş. şaşkınlıklar içinde korkulara, kuşkulara
kapılmış. oysa masalından, düşlerinden de bir türlü vazgeçemiyormuş.bunun
üzerine masalında yeni bir yer edinmeye karar vermiş. koluna bir elma sepeti
takmış, dağ tepe demeden kulübe kulübe dolaşmaya başlamış. "nasılsa her zaman
bir pencerede yazgısını bekleyen bir pamuk prenses bulunur," diyormuş. "belki
uzak bir kulübede, bir ışıksız pencerede bir pamuk prenses beni bekliyordur,"
diye düşünüyor, hiç olmazsa onu mutlu etmek, zehirli elmalarıyla onu
özlemlerine, düşlerine kavuşturmak istiyormuş.
onca yol tepmiş, onca dağ tepe dolaşmış. oysa hiçbir pamuk prenses'li
pencere onu çağırmamış, her kulübeden, her kapıdan geri dönmüş. elmamalrı
sepetinde kendi zehiriyle çürüyüp kalmış.
dişleri dökülmüş, burnu uzamış, kamburu çıkmıştı. artık ayakları tutmaz
olmuş, siyatikleri azmış, romatizmadan her yanı sızım sızım sızlıyordu.
gözleri iyi seçmiyor, kulakları iyi duymuyor, beli tutmuyordu. ama o, büyük
bir inat ve ısrarla dağ, taş, orman geziyor, elmasından ısırtacağı bir pamuk
prenses arıyordu.
(düş uykusuna dalacaktı pamuk prenses. tâ ki beyaz atlı şehzade gelene
dek.. oysa bütün masallar sonsuz bir kış uykusuna yatmışlardı.)
sonunda zamanın her şeyi değiştirdiğine karar verip, bütün dünyaya küstü.
köşesine çekildi. yoksulluklar, sıkıntılar içerisinde kırgın, küskün günler
geçirdi. artık kimsenin ideallere hürmeti kalmamıştı. bunu anlamıştı.
pamuk prenses ise kendini idealleri uğruna feda etti. ölürken kendini
-eksik de olsa- bir kahraman gibi hissediyordu. bir masalı bir başına yaşamaya
kalkışmıştı.
ve pamuk prenses doksan yaşındayken öldü.
o küçük kulübesinde yoksul ve kimsesizbiri olarak hayata gözlerini yumdu.
öldüğünde bütün ülke ayağa ayağa kalktı. ulusal yas ilan edildi. bayraklar
yarıya dek indirildi. Çok büyük, görkemli bir cenaze töreni yapıldı. yurdun
dörtbir yanından, yediden yetmişe herkes bu törene katıldı. bütün halk, pamuk
prenses'leri için gözyaşı döktü.
cenaze töreninden pamuk prenses'in tabutunu yedi cüce taşıdı. daha sonra
bu yedi cüce, pamuk prenses'in mezarına kapanıp "bizi bırakıp da nerelere
gittin?" diye uzun uzun ağladılar.
törene ailevi nedenlerden ötürü katılamayan beyaz atlı şehzadeler, prensler
kutlama telgrafları yollamakla yetindiler.
uzak ülkelerin birinde bir pamuk prenses yaşarmış. ne var ki bu pamuk
prenses, yedi cücesi olmayan bir pamuk prenses'miş. bu yüzden hayatta en büyük
emeli yedi cüceye sahip olmakmış. sabah akşam penceresinin kıyısına oturu,
kendine yedi cüce vermesi için tanrıya yakarır, günün birinde çıkagelecek yedi
cücenin yolunu gözlermiş. kapısında beyaz atlı şehzadelerin bni bir paraymış;
prenslerin biri gidip, biri geliyormuş ama neye yarar? yedi cücesi yokmuş.
prenslerin, şehzadelerin hepsi de en büyük vaatlerde bulunuyorlarmış
kendisine, yalvarıp yakarıyormlarmış ama, o bunların hiçbirini istemiyor, bu
erken ziyaretçilerin hepsine burun kıvırıyormuş.
"önce yedi cücem olsun, ben onlarla küçük bir kulubede yaşayayım. evlerini
süpüreyim, yerlerini sileyim, çamaşırlarını bulaşıklarını yıkayayım; sonra
cadı kadın gelsin beni yerden yere çalsın, siz ondan sonra gelip beni
kurtarın; şimdi gelmişsiniz ne çıkar?" diyormuş.
şehzadeler, prensler yüzgeri dönüyorlarmış pamuk prenses'in kapısından.
üveyannesi ise çok üzülüyormuş bu işe. ama onun da elinden bir şey
gelmiyormuş. bir türlü pamuk prenses'e söz dinletemiyormuş. tabii pamuk
prenses'in bir de üveyannesi varmış. Çünkü o ülkede herkesin bir üvey annesi
varmış. bütün genç kızlar üveyannelerini "fena kalpli" zannederlermiş. oysa
bütün üveyanneler gibi pamuk prenses'in üveyannesi de yalnızca bir anneymiş.
pamuk prenses beklemekten bıkmamış, usanmamış. o pencerenin kıyısında
solmuş durmuş. yoldan her geçen kadının sepetini "acaba elma var mı, yok mu?"
diye karıştırıyormuş. her yaşlı kadını elmacı kadın sanmaktan, her sepette
zehirli elma aramaktan kendine de gına gelmiş.
bu arada üveyannesinin meşhur aynasına yalvarıp duruyormuş:
"n'olur üveyanneme söyle beni ormana göndertsin, boynumu kestirtin, avcı
bana acısın, bir tavşanın kanını sürsün bir beze.. ölümü öp ayna aynen bunları
söyle üveyanneme."
gel zaman git zaman bunların hiçbiri olmamış. pamuk prenses kendine yedi
cüce bulamamış. umutları eskidikçe güçlenmiş, içine kök salmış. yıllar haince
geçmiş, yaşlanmaya yüz tutmuş, geçkin bir kız olmuş. yedi cücelerden umudu
iyice kesmiş artık; onları aramaktan vazgeçmiş. ne var ki bu kez de artık eski
şehzadeler, prensler de uğramaz olmuşlar kapısına, penceresinin dibine.
bu pamuk prenses bu yüzden hiçbir masala girememiş. kendinin bir masalı
olmamış. gün gelmiş iyice yaşlanmış, çirkin bir kızkurusu olmuş. yaşamının da
kendisi gibi iyice kuruduğunu görmiş. şaşkınlıklar içinde korkulara, kuşkulara
kapılmış. oysa masalından, düşlerinden de bir türlü vazgeçemiyormuş.bunun
üzerine masalında yeni bir yer edinmeye karar vermiş. koluna bir elma sepeti
takmış, dağ tepe demeden kulübe kulübe dolaşmaya başlamış. "nasılsa her zaman
bir pencerede yazgısını bekleyen bir pamuk prenses bulunur," diyormuş. "belki
uzak bir kulübede, bir ışıksız pencerede bir pamuk prenses beni bekliyordur,"
diye düşünüyor, hiç olmazsa onu mutlu etmek, zehirli elmalarıyla onu
özlemlerine, düşlerine kavuşturmak istiyormuş.
onca yol tepmiş, onca dağ tepe dolaşmış. oysa hiçbir pamuk prenses'li
pencere onu çağırmamış, her kulübeden, her kapıdan geri dönmüş. elmamalrı
sepetinde kendi zehiriyle çürüyüp kalmış.
dişleri dökülmüş, burnu uzamış, kamburu çıkmıştı. artık ayakları tutmaz
olmuş, siyatikleri azmış, romatizmadan her yanı sızım sızım sızlıyordu.
gözleri iyi seçmiyor, kulakları iyi duymuyor, beli tutmuyordu. ama o, büyük
bir inat ve ısrarla dağ, taş, orman geziyor, elmasından ısırtacağı bir pamuk
prenses arıyordu.
(düş uykusuna dalacaktı pamuk prenses. tâ ki beyaz atlı şehzade gelene
dek.. oysa bütün masallar sonsuz bir kış uykusuna yatmışlardı.)
sonunda zamanın her şeyi değiştirdiğine karar verip, bütün dünyaya küstü.
köşesine çekildi. yoksulluklar, sıkıntılar içerisinde kırgın, küskün günler
geçirdi. artık kimsenin ideallere hürmeti kalmamıştı. bunu anlamıştı.
pamuk prenses ise kendini idealleri uğruna feda etti. ölürken kendini
-eksik de olsa- bir kahraman gibi hissediyordu. bir masalı bir başına yaşamaya
kalkışmıştı.
ve pamuk prenses doksan yaşındayken öldü.
o küçük kulübesinde yoksul ve kimsesizbiri olarak hayata gözlerini yumdu.
öldüğünde bütün ülke ayağa ayağa kalktı. ulusal yas ilan edildi. bayraklar
yarıya dek indirildi. Çok büyük, görkemli bir cenaze töreni yapıldı. yurdun
dörtbir yanından, yediden yetmişe herkes bu törene katıldı. bütün halk, pamuk
prenses'leri için gözyaşı döktü.
cenaze töreninden pamuk prenses'in tabutunu yedi cüce taşıdı. daha sonra
bu yedi cüce, pamuk prenses'in mezarına kapanıp "bizi bırakıp da nerelere
gittin?" diye uzun uzun ağladılar.
törene ailevi nedenlerden ötürü katılamayan beyaz atlı şehzadeler, prensler
kutlama telgrafları yollamakla yetindiler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar