bugün
- yağmurlu bir güne uyanmak4
- akepem yapmaz5
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak11
- hoşlanılan kızın aşkın ne kadar derin diye sorması4
- kamala harris4
- muslettin amca8
- sözlük klasikleri4
- aleksey batrakov27
- 21 kasım 2026 galatasaray samsunspor maçı2
- erkekler neden teşhirci giyinmez2
- yağmur yağarken camdan bakan arap kızı2
- kırıkkaleli olmak istemek10
- çöpteki dildo2
- yeni tanışılan kimse3
- 5 ocak 2027 fenerbahçe trabzonspor maçı2
- kadir mısıroğlu nu takip eden mallar2
- 13 aralık 2026 fenerbahçe trabzonspor maçı2
- kim ulan bu pervin buldan2
- doların 50 tl olması10
- 9 ekim 20252
- emre belözoğlu8
- güne bir aleksey batrakov resmi bırak4
- arda güler'in 4 kasim 2026 aek kadrosunda olmaması3
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- çöpe bırakılmış ıvır zıvır2
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
- arap götü10
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil17
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir11
- abd ara seçimlerinde trump'ın son iki yılı2
- donald trump2
- galatasaray ın en başarılı türk takımı olması2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- queen ravennanın aşırı güzel olması14
- sözlük kürdü55
- cezaevine özenen gençler3
- fenerli yazarların ortalarda gözükmemesi2
- iskilipli atıf hoca20
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- nükleer bomba7
- kablosuz mouse13
- lights out2
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- favlayan yazarın asıl amacı12
- netflix2
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- 394
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- dedenize sahip çıkar mısınız6
ali cengizkan şiiridir.
sunu
Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından
değil: insan Ankara'da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili
bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz
olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara'da: Çünkü
ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşünüz yoksa. Çünkü dereler sığdır
ve 'denetim altındadır', göğsümüzde yüreğimiz bir çağlayana kaynak
oluşturmuyorsa. Çünkü Kale terkedilmiş gözükür uzaktan, içimizde taht
kuran/hüküm süren, astığı astık/kestiği kestik ama sırasında kendini de kesen
bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, 'memurin' ve hesaplıdır,
yaptığınız herşeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara bir düşler
yatağıdır, onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir
toprak olduğu bir yana bırakılırsa.
işte bu şiir bu düşleri anlatır. Ve aşk delileri, mal delileri, göz delileri,yorgan
yüzlüler, melekler, körler, sağırlar, dilsizler, sıkmabaşlar, açık bacaklar,
şaşılar, uygunadımlar, beyinseverler, topatanlar, ayran kanlılar, koltukçular,
yarım pabuçlar, zenneler,kırık boyunlular, boksör köpekleri, telli bardaklar,
yaylı sazlar, dost ölüleri ve diğerleri adına ve onlar için yazılmıştır.
II. KARANFiLLER VE iNSANIN HUYU
Bakanlıklardayım. Elimde bir kırmızı karanfil.
Hiç aklımda yoktu, hatta romantik bulurdum
ama önünden geçerken çiçekçinin, beni al dedi
aldım ve yapraklarında kayboldum, küçülerek
küçülerek, çünkü karşımda duvarlarında hâlâ
o kurşun delikleri olan
(delikler 22 Şubat, 21 ve 27 Mayıs'ta açılmıştır)
1933 Alman mimarisini anımsatan
uzun kolonlu,yayvan, suskun ve kendini ağırdan satan
bir bina var. Yıl 1983. Ve ben dört yıl öncesini anlatıyorum.
Dört yıl öncesini anlatıyorum.
O zaman henüz kurşun delikleri beşinci kez sıvanmamış
köşedeki parka bir ağlayan kadın heykeli konmamış
ve yerler parke taşla kaplanmamıştı.
Öğle vakti ben
kendimi çiçeklerle avutuyorum:
Yeşil kurtarıyor bazen.
Üç dakika sonra o geliyor
topraktan bir gelincik fışkırıyor
siyahı kaşlarına, ah, kırmızısı esmer tenine benzeyen
ve ben o gelinciğin ellerini tutuyorum
yeni yıkanmış, ıslak, pembe
gözlerinden bacakarasına doğru inen su burda işte.
Kırmızıdır su senin bakışından
yeşil bir serinliktir Ankara'da
o çeşmedir Kale'de birdenbire karşınıza çıkan
çünkü kırmızıdır su benim aşkımdan.
Kim derdi ki dört yıl sonra bu şiiri yazarken
Nâzım'dan elalıp bu şiiri yazarken
bütün akarsular kurumuş olacak
(zaten Bentderesi'nin üstü çoktan kapanmıştır)
Abdi ipekçi öldürülecek, ismi bir parka verilecek
(Sıhhiye'dedir park, büyük bir gölü vardır)
yani akarsu yerine durgun ve yeşil su yeğlenerek
(zaten Cumhuriyet'te hep böyle yapılmıştır)
dahası
kim derdi ki yanımda sen olmayacaksın diye.
Hepsi bitti. Karşıda Millet Meclisi
hâlâ eldeğmemiş bahçesiyle duruyor.
Bâkir ve temiz. Yaşanmamışlığın temizliği.
Biraz da sevinçli Halkevleri binasını yıktırdığı
ve bahçesini dörtyüz metrekare daha genişlettiği
halkı içinden temelli attığı
ve kendisini millete verdiği için.
Hepsi bitti. Bir kumru gördüğümde
(Ankara'da ne kadar da arttı kumrular, bilemezsin
belki aşktan, belki ayrılıktan diyorlar)
işte ben bir kumru gördüğümde
haberini alıyorum bahçesindeki heykelin.
Biraz büyükmüş.
Biraz mağrur
biraz sade
biraz ezik
dururmuş öyle.
Bakanlıklardayım elimde kırmızı bir karanfille.
Hangi bakanlık mı, kuşkusuz gönlümün bakanlığı.
sunu
Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından
değil: insan Ankara'da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili
bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz
olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara'da: Çünkü
ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşünüz yoksa. Çünkü dereler sığdır
ve 'denetim altındadır', göğsümüzde yüreğimiz bir çağlayana kaynak
oluşturmuyorsa. Çünkü Kale terkedilmiş gözükür uzaktan, içimizde taht
kuran/hüküm süren, astığı astık/kestiği kestik ama sırasında kendini de kesen
bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, 'memurin' ve hesaplıdır,
yaptığınız herşeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara bir düşler
yatağıdır, onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir
toprak olduğu bir yana bırakılırsa.
işte bu şiir bu düşleri anlatır. Ve aşk delileri, mal delileri, göz delileri,yorgan
yüzlüler, melekler, körler, sağırlar, dilsizler, sıkmabaşlar, açık bacaklar,
şaşılar, uygunadımlar, beyinseverler, topatanlar, ayran kanlılar, koltukçular,
yarım pabuçlar, zenneler,kırık boyunlular, boksör köpekleri, telli bardaklar,
yaylı sazlar, dost ölüleri ve diğerleri adına ve onlar için yazılmıştır.
II. KARANFiLLER VE iNSANIN HUYU
Bakanlıklardayım. Elimde bir kırmızı karanfil.
Hiç aklımda yoktu, hatta romantik bulurdum
ama önünden geçerken çiçekçinin, beni al dedi
aldım ve yapraklarında kayboldum, küçülerek
küçülerek, çünkü karşımda duvarlarında hâlâ
o kurşun delikleri olan
(delikler 22 Şubat, 21 ve 27 Mayıs'ta açılmıştır)
1933 Alman mimarisini anımsatan
uzun kolonlu,yayvan, suskun ve kendini ağırdan satan
bir bina var. Yıl 1983. Ve ben dört yıl öncesini anlatıyorum.
Dört yıl öncesini anlatıyorum.
O zaman henüz kurşun delikleri beşinci kez sıvanmamış
köşedeki parka bir ağlayan kadın heykeli konmamış
ve yerler parke taşla kaplanmamıştı.
Öğle vakti ben
kendimi çiçeklerle avutuyorum:
Yeşil kurtarıyor bazen.
Üç dakika sonra o geliyor
topraktan bir gelincik fışkırıyor
siyahı kaşlarına, ah, kırmızısı esmer tenine benzeyen
ve ben o gelinciğin ellerini tutuyorum
yeni yıkanmış, ıslak, pembe
gözlerinden bacakarasına doğru inen su burda işte.
Kırmızıdır su senin bakışından
yeşil bir serinliktir Ankara'da
o çeşmedir Kale'de birdenbire karşınıza çıkan
çünkü kırmızıdır su benim aşkımdan.
Kim derdi ki dört yıl sonra bu şiiri yazarken
Nâzım'dan elalıp bu şiiri yazarken
bütün akarsular kurumuş olacak
(zaten Bentderesi'nin üstü çoktan kapanmıştır)
Abdi ipekçi öldürülecek, ismi bir parka verilecek
(Sıhhiye'dedir park, büyük bir gölü vardır)
yani akarsu yerine durgun ve yeşil su yeğlenerek
(zaten Cumhuriyet'te hep böyle yapılmıştır)
dahası
kim derdi ki yanımda sen olmayacaksın diye.
Hepsi bitti. Karşıda Millet Meclisi
hâlâ eldeğmemiş bahçesiyle duruyor.
Bâkir ve temiz. Yaşanmamışlığın temizliği.
Biraz da sevinçli Halkevleri binasını yıktırdığı
ve bahçesini dörtyüz metrekare daha genişlettiği
halkı içinden temelli attığı
ve kendisini millete verdiği için.
Hepsi bitti. Bir kumru gördüğümde
(Ankara'da ne kadar da arttı kumrular, bilemezsin
belki aşktan, belki ayrılıktan diyorlar)
işte ben bir kumru gördüğümde
haberini alıyorum bahçesindeki heykelin.
Biraz büyükmüş.
Biraz mağrur
biraz sade
biraz ezik
dururmuş öyle.
Bakanlıklardayım elimde kırmızı bir karanfille.
Hangi bakanlık mı, kuşkusuz gönlümün bakanlığı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar