bugün
- ekşi sözlük11
- 1 temmuz 2026 ingiltere demokratik kongo maçı11
- chp içindeki alevi sünni kamplaşması5
- musa mı haklıydı firavun mu3
- gürsel tekin7
- güneş sistemi nde kaç gezegen var3
- atatürk ün namaz kılan heykelinin olmaması5
- fusya semsiyeli yabanci10
- demokratik kongo cumhuriyeti10
- şaka mı yapıyor ciddi mi anlaşılmayan insan2
- 2026 dünya kupası40
- kemal kılıçdaroğlu9
- yazarların dünya kupasında desteklediği takım11
- irem isimli kızların sanki biraz kaşar olması2
- kongo cumhuriyeti milli futbol takımı3
- spor yapmayan erkek13
- true ben hazırım bu gece gel beni kaçır4
- tai lungun semsiyeli olması5
- türklerin zeka seviyesinin düşük olması4
- ingiltere başbakanı2
- futbol33
- gürcülerin medeniyete katkıları3
- dünya20
- harry kane3
- şükür sebepleriniz4
- büyüyünce ne olacaksın4
- diamond bosphorus2
- manifest grubu4
- hz isa mülteci karşıtlarını görseydi ne derdi2
- ingiltere5
- pandela28
- öldükten sonra hiçliğin olma ihtimali4
- akrabalarımı yükseltmek inancım gereğidir17
- tai lung20
- chp'li olarak kanal istanbul'u desteklemek2
- alice'in borderland2
- oklavayla dövmek3
- samet akaydın2
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması22
- gocu7
- babam hiç dövmezdi insanı11
- deniz göktaş'ın dinle dalga geçmesi13
- avrupalıların götlerini yıkamadığı gerçeği5
- bugün ne yaptınız10
- mürtede ölüm cezası haktır2
- kankanın dekoltesine bakmamak2
- pandela'nın otizm olması4
- tai lung'un şkodası4
- vize vermiyorlar ühü ühü4
- gizem altunsoy3
taşa tutulmanın gündelik olay haline geldiği bir ortamda, ikisinden birini seçmek zorunda kalsaydınız, taşlayan mı yoksa taşlanan mı olmak daha az acıtırdı canınızı? yazıp çizmek ve benzeri hayata tutunma yollarından birini kendine yol edinmiş de ter döküyorsan, günün birinde olanca kırılganlığınla maruz kalabileceğin hoyrat yumurtalara da hazırlıklı olmak gerekiyor.
mızrağın ucundaki kral kafasına bakıp, "bu mızrak size pek yakışmış kral bey" diyebilen sıradan insanın, nasıl bu kadar yabancılaşmış olduğunu sorgulamak da benim işidir. darp edilmiş insana kol kanat gerip yarasını sarmak yerine birkaç adım arkasından yürüyüp alay edebilen, melek yüzlü ve zebani yürekli insanları anlayabilmek de...
çünkü biliyorum ki, saldırıya uğramış incitilmiş onca yılın birikimi bir anda yok sayılarak linç edilmeye kalkışılmış birine merhamet duymak yerine, arkasına takılıp alay etmek demek, aslında yaşayan bir kadavra olmak, ama bunun farkına varamamak demektir. ne zamandır dürtükleyip duran, her esintide "bunu yazayım" deyip ertelediğim husumet kültürü konusu içimde karıncalanıp duruyor. çünkü biliyorum ki yazarken canımı acıtan tatsız hatıraları eşeleyeceğim, beden kimyam bozulacak. sonra oturup yüreğim kanaya kanaya boşluktan yankı bekleyeceğim.
"hayatınızı salt mesleğinize ve çalışmaya, sadece kendiniz adına değil, tanıdık tanımadık herkes adına anlamaya vakfeden, bunun için birçok şeyden vazgeçen, ağır bedeller ödemekten kaçınmayan bir insan olabilirsiniz. ama muktedirlere kafa tutabilecek cesareti gösterdiğiniz an kara listeye alınacağınızı bilin. ve onların korkutma sindirme yolları, çoğunluğun dile getirmeye ürktüğü acı gerçekleri kütür kütür söyleme cesaretinizi kıramadığı için cezalandırılacağınızı da bilin. en zayıf noktanızdan vurulacaksınız; yüreğinde bir parça sevgi ışığı yakabilmek için didindiğiniz insanlar üzerinize saldırtılacak. bizzat evlâtlarınıza parçalatacaklar sizi. ve siz alnınızda patlayan yumurtadan çok, bunu eğlence gibi algılayacak kadar sevgisizleşmiş insanları görüp kahrolacaksınız."
hayatını başkalarının yerine de acı çekmeye, kendi içini eşeleyip gün be gün toprak silkelemeye, içinden çıkan en ufak ışıltıyı bile sesinin ulaşabildiği herkese akıtmaya soyunmuş olan birisi, yani adanmış kişi, bir kapısı yok sayılmak diğer kapısı yumurtayla infaz edilmek olan karanlık koridorda neden bir o tarafa bir diğer tarafa savrulup durur?
insanları putlaştıran da, onların mağrur kellelerini mızrağın ucuna geçirip sokak sokak dolaştıran da hep aynı gizli kıskançlık ve hınç duygusu değil mi? bazı insanları abartılı alkışlar karşısında sarhoş edip "ben sahiden de mühim adamım" yanılsamasına iten, karşısındaki kara kalabalığın bugün nasıl göklere çıkarıyorsa yarın da aynı sürü ruhuyla linç edeceğini unutturan da hep o anlaşılabilir insanî zaaflarımız değil mi?
bunu onca hayat tecrübesine karşın, yine de zamanında öğrenemeyen sevgi oburu ucuz kahramanlarının iplerinin çekileceği güne kadar sürdükleri sefanın. ama bu zaafı da küçümsemiyorum. kim istemez birazcık daha fazla sevilmeyi? elinin tersiyle kim itebilir hayranlık dolu sözleri? kim bir çırpıda hayır diyebilir? şöhret denen o hercai afeti öyle kolayca kim reddedebilir?
peki, var mı bu açmazdan korunmanın kestirme bir yolu? belki vardır, belki yoktur. varsa da ben bilemiyorum. yalnızca şunu hissedebiliyorum bulanık sezgilerimle. ne kadar kesin kararlar alsam, inzivalara sürüklensem, zırhlara bürünmeyi denesem de, insanlardan kendimi sakınamam.
neticede anthony de saint expureyin tilkiyi konuşturduğu monolog dadır gerçek; "yalnız evcilleştirebildiğin şeyleri tanıyabilirsin dedi tilki, insanların tanımaya ayıracakları zamanları yok artık. aldıklarını hazır alıyorlar dükkânlardan. ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar."
mızrağın ucundaki kral kafasına bakıp, "bu mızrak size pek yakışmış kral bey" diyebilen sıradan insanın, nasıl bu kadar yabancılaşmış olduğunu sorgulamak da benim işidir. darp edilmiş insana kol kanat gerip yarasını sarmak yerine birkaç adım arkasından yürüyüp alay edebilen, melek yüzlü ve zebani yürekli insanları anlayabilmek de...
çünkü biliyorum ki, saldırıya uğramış incitilmiş onca yılın birikimi bir anda yok sayılarak linç edilmeye kalkışılmış birine merhamet duymak yerine, arkasına takılıp alay etmek demek, aslında yaşayan bir kadavra olmak, ama bunun farkına varamamak demektir. ne zamandır dürtükleyip duran, her esintide "bunu yazayım" deyip ertelediğim husumet kültürü konusu içimde karıncalanıp duruyor. çünkü biliyorum ki yazarken canımı acıtan tatsız hatıraları eşeleyeceğim, beden kimyam bozulacak. sonra oturup yüreğim kanaya kanaya boşluktan yankı bekleyeceğim.
"hayatınızı salt mesleğinize ve çalışmaya, sadece kendiniz adına değil, tanıdık tanımadık herkes adına anlamaya vakfeden, bunun için birçok şeyden vazgeçen, ağır bedeller ödemekten kaçınmayan bir insan olabilirsiniz. ama muktedirlere kafa tutabilecek cesareti gösterdiğiniz an kara listeye alınacağınızı bilin. ve onların korkutma sindirme yolları, çoğunluğun dile getirmeye ürktüğü acı gerçekleri kütür kütür söyleme cesaretinizi kıramadığı için cezalandırılacağınızı da bilin. en zayıf noktanızdan vurulacaksınız; yüreğinde bir parça sevgi ışığı yakabilmek için didindiğiniz insanlar üzerinize saldırtılacak. bizzat evlâtlarınıza parçalatacaklar sizi. ve siz alnınızda patlayan yumurtadan çok, bunu eğlence gibi algılayacak kadar sevgisizleşmiş insanları görüp kahrolacaksınız."
hayatını başkalarının yerine de acı çekmeye, kendi içini eşeleyip gün be gün toprak silkelemeye, içinden çıkan en ufak ışıltıyı bile sesinin ulaşabildiği herkese akıtmaya soyunmuş olan birisi, yani adanmış kişi, bir kapısı yok sayılmak diğer kapısı yumurtayla infaz edilmek olan karanlık koridorda neden bir o tarafa bir diğer tarafa savrulup durur?
insanları putlaştıran da, onların mağrur kellelerini mızrağın ucuna geçirip sokak sokak dolaştıran da hep aynı gizli kıskançlık ve hınç duygusu değil mi? bazı insanları abartılı alkışlar karşısında sarhoş edip "ben sahiden de mühim adamım" yanılsamasına iten, karşısındaki kara kalabalığın bugün nasıl göklere çıkarıyorsa yarın da aynı sürü ruhuyla linç edeceğini unutturan da hep o anlaşılabilir insanî zaaflarımız değil mi?
bunu onca hayat tecrübesine karşın, yine de zamanında öğrenemeyen sevgi oburu ucuz kahramanlarının iplerinin çekileceği güne kadar sürdükleri sefanın. ama bu zaafı da küçümsemiyorum. kim istemez birazcık daha fazla sevilmeyi? elinin tersiyle kim itebilir hayranlık dolu sözleri? kim bir çırpıda hayır diyebilir? şöhret denen o hercai afeti öyle kolayca kim reddedebilir?
peki, var mı bu açmazdan korunmanın kestirme bir yolu? belki vardır, belki yoktur. varsa da ben bilemiyorum. yalnızca şunu hissedebiliyorum bulanık sezgilerimle. ne kadar kesin kararlar alsam, inzivalara sürüklensem, zırhlara bürünmeyi denesem de, insanlardan kendimi sakınamam.
neticede anthony de saint expureyin tilkiyi konuşturduğu monolog dadır gerçek; "yalnız evcilleştirebildiğin şeyleri tanıyabilirsin dedi tilki, insanların tanımaya ayıracakları zamanları yok artık. aldıklarını hazır alıyorlar dükkânlardan. ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar