bugün

aşk

dünyanın dönmesini sağlayan ve günlük sıkıntılar, hatta aşkın kendisi içinde sahteliğini fark edemediğimiz, ilk insanlardan bu yana süren en büyük yalan. herkes için tanımı değişebilen bir şeyin gerçekliği konusunda şüphelerim olur benim arkadaş. "sevgilin var mı?" diyorlar. "var" diyorum. nerede olduğunu soruyorlar, neden hiç buluşmadığımızı soruyorlar. bazen "bremen'de, weserstadion'daki koltuk benim aşkım, gelmez o buralara." diyorum. gülüyorlar. bazen sevgilimi sorana en yakın mp3'ten, en yakın rammstein şarkısını gösteriyorum. "bu ne iş ya ahah?" diyorlar. aşk mutluluk değil mi? aşk bağlılık değil mi? basitçe buysa aşk, evet benim birden fazla aşkım var. birbirlerini hiç kıskanmadıkları gibi, bütünlüyorlar. ve güneşin daha parlak olmasını sağlıyorlar. ben tribündeki koltuğu, bir marşı veya bir şarkıyı aldatamam. kimse aldatamaz. hiçbir koltuk, "sen beni waidmanns heil'la aldatıyosun şerefsiz" demez size. kol kola marşlar söylediğiniz insanlar sizi suçlamazlar. ama ya kadın? her zaman başkalarını beğendiği ve sadece kendisi mutlu olduğu için size bağlandığı halde... size her şey için hesap sorar.

ve bitmeyen aşk görülmemiştir. kadına duyulan ve yalan olduğuna inandığım, herkesin kafasında farklı tanımladığı aşktan bahsediyorum. sonsuzluğa inanırım ama bir kadının, bir erkeği sonsuza dek sevebileceğine inanmam. çünkü şu 80 yıllık ömürde dahi bunu yapabilene rastlamadım. ama 80 sene yaşayan insan gördüm. hala nasıl birliktelik, mutluluk, sadakat kavramlarıyla anılabiliyor bu "aşk" dedikleri şey, ben bunu anlamıyorum. eskiden böyleydi belki, eskiden güzeldi. ama 2010 yılında bir kadına aşık olmak, az biraz godoş değilseniz, zor bir iş. mutlu birliktelikler, evlilikler ve hayatlar getirecekse aşık olun elbette. ama ben korkuyorum böyle şeylerden, yüzyıllardır insanlığı uyutmak adına kullanılan masallardan... ama bundan nefret ettiğim kadar, bir insanla bir ömür yaşanması gerektiği fikrine de sarılıyorum. bunun için "geberiorm aşkm.." demek gerekmez. onun yanında olmak, onun yanınızda olması... saygı duymak, güvenmek... bunlar yeter. sizi aldatsa bile aldatmadığına inanın, başka türlü paranoyadan kurtuluş yok çünkü.

benim de kız arkadaşım var. "aşkım" bile diyorum arada. maç izleyeceğim ya da bir işim çıktığı için gideceğim vakit, kızıyor. o beni stadyumdaki koltuktan değil, üzerinde maç izlediğim koltuktan dahi kıskanıp "televizyonun bozulsun it herif" diyebiliyor. ben ona kızmıyorum. niye kızayım? gülüyorum. ama koltuk bana bir şey demiyor. ister izle, ister izleme diyor. çok uzaklarda olmasına rağmen "sen oralarda kimbilir kimlerle yiyişiyorsundur" demiyor.

aşk bu kadar basit. taraftarı olduğun takımın tribününde bir koltuk kadar basit aşk. öyle olmalı. madem her şey mutluluk için, neden mutsuzluğu da beraberinde getirsin ki? sadece mutluluk verebilir bu. ve sonsuza kadar uzanıyor. sen yine inanıyorsun ona. o yine orada bekliyor. başkaları orada olsa da, sevginiz de aşkınız da ortak.

kadında öyle mi? en az birkaç adamla "fingirdeşmemiş" kadın veya erkek bulabilir misiniz? hayır. ha siz bunları kabul edip gözü daima dışarda olacak insanlarla aşk adı altında rezillikler yaşamaya kararlıysaınz, bir şey demem. söylediğim gibi, tanım değişebilir. ben bu rezilliğe göz yumamazken, karısına mutlu olsun diye zenci hediye eden insanlar olabilir.

da ben hiçbir zaman inanmayacağım galiba buna.
© copyright 2005 - 2026