bugün
- manifest grubu vs tarkan13
- ekmeleddin ihsanoğluna oy vermiş olmak16
- kedilerin artık fare yakalamaması7
- yeni parti54
- kuran da 5 vakit namaz denmemesi6
- kızlar gocu'ya mı güvenirsiniz yoksa bana mı17
- sinem dedetaş6
- kemal kılıçdaroğlu16
- sözlük kızlarıyla tekne turuna çıkmak20
- iş yerindeki kızın resmen yavşaması5
- japon2
- diamond bosphorus26
- huzur2
- camlar açık çıplak yatmak3
- hikayeyi devam ettir54
- berkant gültekin'in gürsel tekin'e verdiği ayar5
- g o k u2
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası39
- seni onaracağım diyen kadın3
- sokakta dayak yiyen kadına yardım etmek5
- popüler yazarlara bulaşıp ilgi çekmeye çalışan tip2
- çaylaklıktan çıkıp 30 dk sonra yine çaylak olmak2
- sabah sözlüğe girenlerin kaliteli ve elit olması4
- temmuz sonu olup hala tatile gidememek3
- kelmangeeee maaageeee kaakooo kaakooo3
- ekonomi5
- cemil tugay2
- penis ağrısına iyi gelen şeyler3
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin6
- kürtlerin 100 bin yıllık tarihi2
- dansör3
- gezi teknesinde kızlara dans eden erkek2
- nickten isim tahmini yapmak72
- öğrenci evinde edinilen alışkanlıklar2
- allah olsanız peygamber yapacağınız kişi2
- salat nedir2
- araba ve ruhsatı masaya bırakıp gitmek2
- cheeseburger2
- milliyetçi hareket partisi3
- sokakta kavga teknikleri15
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj6
- alman finolarının ortak özellikleri2
- arkadaşlar bakar mısınız28
- türbanlı kızla sevişmek2
- mezoterapi11
- pilot bir erkekle sevgili olmak11
- sözlük yazarlarının saatleri10
- izmirlilerin bilmedikleri şeyler2
- geceleri uyutmayan dertler4
- çekirge7
muhalefetin yeni ağlama yöntemi. tek parti iktidarına gidiyor, bize kimse oy vermiyor diye panik yapmışlar. ya muhalefet kardeşim, seçimler yapılmadan bir iktidar gelse, halk bunu desteklese sivil dikta denir ama sen oy alamıyorsun diye seçimler yapılıyorken bir parti halkın desteğini alıyorsa buna dikta denmez. muhalefetin, muhalefetken bile oy kaybetmesi denir.
bu ülke anayasasını yapanlar bir seçkin yargıçlar devleti kurmuşlar. ideoloji sahibi olmaması gereken anayasaya veya devlete bir ideoloji yüklemişler. buna ideolojik laiklik denmiş. bu ideolojiyi de yargıçların devam ettirebilmesi için halktan kopuk, üyelerini kendi gibilerden seçen bir yargı vesayeti koymuşlar. tabi, bir ülke diktatörlük bile olsa yeni kanunlara ihtiyaç duyar. bu kanunları çıkartacak bir meclis bırakılamadığı için şimdi anayasa hazıraması için kurucu meclis gibi kavramlara bel bağlanıyor gibi yapılıyor. fakat hepimizin bidiği gibi kanunlara müdahale edemeyen yargının vesayetini ara ara tepede böyle durumlar için bekleyen ordu devralıp yeni kanunlarla anayasayı güncelliyor.
şimdi hepimiz ordunun veya yargının kanun çıkarmasına karşıyız. ortada bir anayasa var ve onun koruyucusu olarak yargı bırakılmış ve yetişemediği yerde ordu muhtıralar veriyor.
bu halk, o anayasaya ve onun yarattığı devlete, devletin sahip olduğu ideolojiye karşı olduğunu hep belirtiyor. rejim siyasi partileri bir kalıptan çıkmış odun gibi eşit olmaya zorluyor. fakat halk rejimin partilerine desteğini hiç vermemiş. bazılarınız itiraz ederse chp tüzüğünün bir zamanlar anayasaya aynen konduğunu ve her çıkan anayasanın gelen siyasilerin içini boş olarak rahatça hareket edebildiği bir devlet mekanizması yerine sadece chp'ye uygun bir devlet buluyor. bu kez devlet ile hükümet çatışması kaçınılmaz oluyor. devlet battal beden önlük gibi olmalıdır. isteyen herkes giydiğinde içinde rahat etmelidir. siz, chp adında birine göre sipariş önlük dikerseniz başkasının onu giymesi mümkün olmaz. asıl sivil dikta chp ve onun benzeri partilerin diktasıdır. bir dikta anayasasının sağladığı mekanizmalara güvenerek siyaset yaparsanız halktan oy alamazsınız ama o mekanizmaların içindekiler seve seve size oy verir. devlet küçüldükçe sizin oyunuz da azalır. askerlerin yaptığı ve yargıçların vesayetine bıraktığı bu anayasa oldukça ya her parti chp olur veya anayasaya muhalif davrandığı için kapanma tehlikesi ile karşı karşıya gelir ama çok oy alır.
demokrasilerde halkın egemenliği her şeyin üstündedir. demokrasilerde hepimiz biliyoruz. yasama, yürütme ve yargı kurumları var. bu her kurum halkın egemenliği doğrultusunda seçilmelidir. yoksa yerinden kovulması mümkün olmayan ve gücü olan onu zamanla diktatör olarak kullanır.
insanlar kaderi kendi elinde olduğu sürece özgürdür. ben yasama ve yürütmeye oy vererek demokratik devletin iki yapısını(yasama ve yürütme) seçebiliyorum ama yargı kurumuna seçim yapma şansım yok. benim hakkımda önemli tasarruflara imza atan ama kimseye hesap vermeyen bir kurum diktatör değil de nedir.
özgürlük kanunlarla sınırlanır ve başkalarının özgürlüklerinin kendimize zarar vermemesi için bu sınırlandırmaları kabul ederiz. yani kendi iyiliğimiz için özgürlüğümüzden feragat ederiz. aksi durumda; adam öldürme özgürlüğümüz olursa, diğer insanlarda aynı hakka sahip olacağından bizi öldürebilir. yani özgürlükler bir şekilde kanunlarla sınırlandırılır. kanun yapma yetkisi verdiğimiz siyasilerin de kafalarına göre kanun yapmaması için iki sistem koymuşuz. birincisi anayasa. amaç halkı anormal hükümetlerden korumak için kanun koyucuya bir sınırlandırma. ikinci olarak 4 senede bir oraya gönderdiklerimizi istersek değiştiriyoruz. pekala onların üzerinde gibi davranan yargıyı kim sınırlıyor? Montesquieu'nin güzel bir sözü var. "Özgürlük, yetkinin kötüye kullanılmadığı yerde vardır. Öteden beri denenmiştir, kendisine yetki verilen her insan bu yetkiyi kötüye kullanma eğilimindedir. Bir sınırla karşılaşıncaya kadar kötüye kullanır. Erdemin bile sınırlanmaya ihtiyacı vardır." bizim ülkemizde bir dikta varsa bu sınırlandırılmayan ve kötüye kullanılmaya müsait olan yargıdır. demokratik kurumlar kaynağını halktan alır. yargımız ise sağolsun başına buyruk.
bu ülke anayasasını yapanlar bir seçkin yargıçlar devleti kurmuşlar. ideoloji sahibi olmaması gereken anayasaya veya devlete bir ideoloji yüklemişler. buna ideolojik laiklik denmiş. bu ideolojiyi de yargıçların devam ettirebilmesi için halktan kopuk, üyelerini kendi gibilerden seçen bir yargı vesayeti koymuşlar. tabi, bir ülke diktatörlük bile olsa yeni kanunlara ihtiyaç duyar. bu kanunları çıkartacak bir meclis bırakılamadığı için şimdi anayasa hazıraması için kurucu meclis gibi kavramlara bel bağlanıyor gibi yapılıyor. fakat hepimizin bidiği gibi kanunlara müdahale edemeyen yargının vesayetini ara ara tepede böyle durumlar için bekleyen ordu devralıp yeni kanunlarla anayasayı güncelliyor.
şimdi hepimiz ordunun veya yargının kanun çıkarmasına karşıyız. ortada bir anayasa var ve onun koruyucusu olarak yargı bırakılmış ve yetişemediği yerde ordu muhtıralar veriyor.
bu halk, o anayasaya ve onun yarattığı devlete, devletin sahip olduğu ideolojiye karşı olduğunu hep belirtiyor. rejim siyasi partileri bir kalıptan çıkmış odun gibi eşit olmaya zorluyor. fakat halk rejimin partilerine desteğini hiç vermemiş. bazılarınız itiraz ederse chp tüzüğünün bir zamanlar anayasaya aynen konduğunu ve her çıkan anayasanın gelen siyasilerin içini boş olarak rahatça hareket edebildiği bir devlet mekanizması yerine sadece chp'ye uygun bir devlet buluyor. bu kez devlet ile hükümet çatışması kaçınılmaz oluyor. devlet battal beden önlük gibi olmalıdır. isteyen herkes giydiğinde içinde rahat etmelidir. siz, chp adında birine göre sipariş önlük dikerseniz başkasının onu giymesi mümkün olmaz. asıl sivil dikta chp ve onun benzeri partilerin diktasıdır. bir dikta anayasasının sağladığı mekanizmalara güvenerek siyaset yaparsanız halktan oy alamazsınız ama o mekanizmaların içindekiler seve seve size oy verir. devlet küçüldükçe sizin oyunuz da azalır. askerlerin yaptığı ve yargıçların vesayetine bıraktığı bu anayasa oldukça ya her parti chp olur veya anayasaya muhalif davrandığı için kapanma tehlikesi ile karşı karşıya gelir ama çok oy alır.
demokrasilerde halkın egemenliği her şeyin üstündedir. demokrasilerde hepimiz biliyoruz. yasama, yürütme ve yargı kurumları var. bu her kurum halkın egemenliği doğrultusunda seçilmelidir. yoksa yerinden kovulması mümkün olmayan ve gücü olan onu zamanla diktatör olarak kullanır.
insanlar kaderi kendi elinde olduğu sürece özgürdür. ben yasama ve yürütmeye oy vererek demokratik devletin iki yapısını(yasama ve yürütme) seçebiliyorum ama yargı kurumuna seçim yapma şansım yok. benim hakkımda önemli tasarruflara imza atan ama kimseye hesap vermeyen bir kurum diktatör değil de nedir.
özgürlük kanunlarla sınırlanır ve başkalarının özgürlüklerinin kendimize zarar vermemesi için bu sınırlandırmaları kabul ederiz. yani kendi iyiliğimiz için özgürlüğümüzden feragat ederiz. aksi durumda; adam öldürme özgürlüğümüz olursa, diğer insanlarda aynı hakka sahip olacağından bizi öldürebilir. yani özgürlükler bir şekilde kanunlarla sınırlandırılır. kanun yapma yetkisi verdiğimiz siyasilerin de kafalarına göre kanun yapmaması için iki sistem koymuşuz. birincisi anayasa. amaç halkı anormal hükümetlerden korumak için kanun koyucuya bir sınırlandırma. ikinci olarak 4 senede bir oraya gönderdiklerimizi istersek değiştiriyoruz. pekala onların üzerinde gibi davranan yargıyı kim sınırlıyor? Montesquieu'nin güzel bir sözü var. "Özgürlük, yetkinin kötüye kullanılmadığı yerde vardır. Öteden beri denenmiştir, kendisine yetki verilen her insan bu yetkiyi kötüye kullanma eğilimindedir. Bir sınırla karşılaşıncaya kadar kötüye kullanır. Erdemin bile sınırlanmaya ihtiyacı vardır." bizim ülkemizde bir dikta varsa bu sınırlandırılmayan ve kötüye kullanılmaya müsait olan yargıdır. demokratik kurumlar kaynağını halktan alır. yargımız ise sağolsun başına buyruk.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar