bugün
- yörük kızı15
- kız düşürmenin kısa yolu16
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- seks yapmanın aslında çok iğrenç bir eylem olması7
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü17
- cübbeli ahmet hükümetin maşası mı sorunsalı9
- mercimek çorbası içen kadın14
- pankek mi pişi mi10
- sarımsak yiyen kız5
- uludağ sözlük size ne kattı24
- otobüs camına yaslanan kafanın titremesi3
- zuhal olcay'a aşık olmak6
- taşaklı erkek4
- hamarat kadın5
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- karnı doydukça yemeğe kusur bulan insan5
- dinlenme tesisi soğuğu5
- pizza6
- ice latte içince aklıma sen geliyorsun diyen kadın4
- bir kadını taşımanın zorluğu9
- içinden korkusu alınmış bir insan olmak7
- s'i l v'e r m'i s t26
- sözlüğün en masum yazarları16
- artı oy yalakalığı5
- bir kızın aşkı size naptırabilir9
- insanlarla göz teması kuramamak3
- güzel kızların erkenden uyuması4
- türkiye13
- atatürk ü sevme zorunluluğu10
- pandela 38
- arkadaşlar acıktık mı sanki5
- sarapci koala43
- mekselina3
- anadolu güzellemesi yapan tipler3
- fusya semsiyeli yabanci26
- arkadaşlar larissa kim12
- yemeğe bulyon koyan insan6
- soslu adana kebap5
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- belki kızdır diye artılamak3
- mersin tantuni4
- hoşçakal uludağ sözlük7
- atatürk ün türk olmadığı gerçeği7
- aşkım miele ve smeg istiyorum diyen kız4
- pum pum çorbası4
- sözlükteki gammazlar lobi si11
- tc'ye vatandaşlk bağıyla bağlı olan herkes türktür5
- nervio21
- yeni gelen trolleri bik bik'e havale etmek5
- hepiniz öleceksiniz4
2005-2006 sezonu. maddi sıkıntılarla boğuşuyordu galatasaray. bu halkın çok büyük bir çoğunluğu gibi devasa zorluklar içinde ayakta kalma mücadelesi veriyordu. ekonomik gücü ''her şey'' sananlar, milyonlarca dolarlık tesisleriyle, astronomik transferleriyle övünürken, galatasaray, futbolcuların paralarını dahi ödemekte zorlanıyordu. aynı, çalışanlarının maaşını ödemekte güçlük çeken yüz binlerce küçük üretici ve esnaf gibi... aynı borç içinde kıvranıp duran milyonlarca tertemiz insan gibi.. ve bu insanlar fenerbahçe'nin hakem hatalarıyla kazandığını gördüçe deliye dönüyorlardı. çünkü onlar da yıllardır hukukun üstünlüğü yerine, üstünlerin hukukuna kurban ediliyorlardı.
lig başlarken hiçbir beşiktaşlı veya trabzonsporlu ''galatasaray şampiyon olsun'' demezdi. herkesin kendi takımının şampiyon olmasını istemesi kadar doğal ne olabilirdi ki? ama haftalar ilerledikçe, galatasaray, bir türlü yakasını kurtaramadığı ekonomik krizler ve rakibinin ''alışıldık yöntemleri'' karşısındaki pes etmeyen tavrıyla, giderek ''herkesin takımı''na dönüşecekti... aynı şampiyon kulüpler kupası'nda yarı finale çıktığı 1988'de olduğu gibi... aynı uefa kupasını ve süper kupa'yı kazandığı 2000 yılında olduğu gibi...
galatasaraylı futbolcuların parasızlığa isyan bayrağı çektikleri günlerde bile oynadıkları futboldan ödün vermemeleri, milyonlarca insan için sanılandan çok daha önemli, çok daha değerli bir şeyi simgeliyordu: her şeye rağmen ayakta kalmayı... çünkü türkiye her şeye rağmen ayakta kalanlarla doluydu. kendisi evlatlarının üç kuruş rızkı için kan ter içinde çalışırken, her akşam tırışkadan kazanılmış servetlerin nasıl bir zevk-ü sefaya peşkeş çekildiğini izlemeye zorlanan, yıllarca ilim peşinde dirsek çürüttükten sonra cahil mirasyedilerden başka işveren bulamayan; hatta çoğu zaman onlara muhtaç kalan milyonlarca insan...
türkiye buydu... galatasaray da buydu...
bugüne kadar galatasaray'ın türkiye'yi sokaklara dökmesinin sebebi sadece başarılı olması değildi. galatasaray'ın tarihi, bu fakir milletin karışmış aklına ''inancın paradan üstün olduğunu'' kazımakla geçmişti... galatasaray'ın adı bu milyonlar için ''beklenen başarıların'' değil, ondan çok daha değerli olan ''her şeye rağmen başarabilmenin'' onuruyla özdeşleşmişti. ve 2005-2006 futbol sezonunda olan da, tamamen aynı şeydi.
gerçi bu kez bir avrupa başarısı yakalayamamıştı belki ama, şimdi de türkiye'nin kendi içindeki züppeliğe , kendi içindeki adaletsizliğe, kendi içindeki imkansızlıklara ve engellere karşı mücadelenin simgesi olmuştu galatasaray... işte bunun için galatasaray'ın şampiyonluğu tüm türkiye'de avrupa kupası kazanmışız gibi (fanatik fenerbahçeliler hariç) hep birlikte kutlanıyordu. işte bunun için beşiktaşlısı, trabzonsporlusu galatasaray bayrakları altında ilahi adaleti kutlamak için buluşuyordu... ne onların, ne de galatasaraylıların karşı oldukları şey fenerbahçe değildi. onlar, başarı için her yolu mubah sayan adaletsiz yöneticilere, bu ülkenin milyonlarca dolarını ''gavurlara'' peşkeş çekip de bu millete hezimetten başka birşey vermeyenlere ve bir türlü kurtulamadıkları ekonomik güçlüklere karşıydılar... onlar, galatasaray'ın şampiyonluğunu değil, bütün bunlara rağmen başarabilmenin mümkün olduğuna tanıklıklarını kutluyorlardı... onlar için hiçbir şey, o gece bağdat caddesi'ne akan sarı-lacivert cinnetin ortasından otomobillerin içinde için için gülümseyerek geçmek kadar mutluluk verici olamazdı...
zafer sadece o zihniyete rağmen kazanmak değil, o zihniyeti ne hale getirebildiğin görmekti!
lig başlarken hiçbir beşiktaşlı veya trabzonsporlu ''galatasaray şampiyon olsun'' demezdi. herkesin kendi takımının şampiyon olmasını istemesi kadar doğal ne olabilirdi ki? ama haftalar ilerledikçe, galatasaray, bir türlü yakasını kurtaramadığı ekonomik krizler ve rakibinin ''alışıldık yöntemleri'' karşısındaki pes etmeyen tavrıyla, giderek ''herkesin takımı''na dönüşecekti... aynı şampiyon kulüpler kupası'nda yarı finale çıktığı 1988'de olduğu gibi... aynı uefa kupasını ve süper kupa'yı kazandığı 2000 yılında olduğu gibi...
galatasaraylı futbolcuların parasızlığa isyan bayrağı çektikleri günlerde bile oynadıkları futboldan ödün vermemeleri, milyonlarca insan için sanılandan çok daha önemli, çok daha değerli bir şeyi simgeliyordu: her şeye rağmen ayakta kalmayı... çünkü türkiye her şeye rağmen ayakta kalanlarla doluydu. kendisi evlatlarının üç kuruş rızkı için kan ter içinde çalışırken, her akşam tırışkadan kazanılmış servetlerin nasıl bir zevk-ü sefaya peşkeş çekildiğini izlemeye zorlanan, yıllarca ilim peşinde dirsek çürüttükten sonra cahil mirasyedilerden başka işveren bulamayan; hatta çoğu zaman onlara muhtaç kalan milyonlarca insan...
türkiye buydu... galatasaray da buydu...
bugüne kadar galatasaray'ın türkiye'yi sokaklara dökmesinin sebebi sadece başarılı olması değildi. galatasaray'ın tarihi, bu fakir milletin karışmış aklına ''inancın paradan üstün olduğunu'' kazımakla geçmişti... galatasaray'ın adı bu milyonlar için ''beklenen başarıların'' değil, ondan çok daha değerli olan ''her şeye rağmen başarabilmenin'' onuruyla özdeşleşmişti. ve 2005-2006 futbol sezonunda olan da, tamamen aynı şeydi.
gerçi bu kez bir avrupa başarısı yakalayamamıştı belki ama, şimdi de türkiye'nin kendi içindeki züppeliğe , kendi içindeki adaletsizliğe, kendi içindeki imkansızlıklara ve engellere karşı mücadelenin simgesi olmuştu galatasaray... işte bunun için galatasaray'ın şampiyonluğu tüm türkiye'de avrupa kupası kazanmışız gibi (fanatik fenerbahçeliler hariç) hep birlikte kutlanıyordu. işte bunun için beşiktaşlısı, trabzonsporlusu galatasaray bayrakları altında ilahi adaleti kutlamak için buluşuyordu... ne onların, ne de galatasaraylıların karşı oldukları şey fenerbahçe değildi. onlar, başarı için her yolu mubah sayan adaletsiz yöneticilere, bu ülkenin milyonlarca dolarını ''gavurlara'' peşkeş çekip de bu millete hezimetten başka birşey vermeyenlere ve bir türlü kurtulamadıkları ekonomik güçlüklere karşıydılar... onlar, galatasaray'ın şampiyonluğunu değil, bütün bunlara rağmen başarabilmenin mümkün olduğuna tanıklıklarını kutluyorlardı... onlar için hiçbir şey, o gece bağdat caddesi'ne akan sarı-lacivert cinnetin ortasından otomobillerin içinde için için gülümseyerek geçmek kadar mutluluk verici olamazdı...
zafer sadece o zihniyete rağmen kazanmak değil, o zihniyeti ne hale getirebildiğin görmekti!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar