bugün
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı54
- lionel messi12
- ispanya18
- arjantin17
- 2026 dünya kupası23
- futbol13
- messi'ye bir teselli ballon d or'u verilsin7
- dünya18
- türkiyede güzel içecek satılmaması3
- 19 temmuz 2026 dünya kupası finali14
- resim hocaları5
- uyudunuz mu arkadaşlar3
- ispanya arjantin maçı kaç kaç biter7
- sözlükle olan anlaşmayı fesh ediyorum4
- rulette kazanma yolu2
- le cola'nın 67 tl olması5
- muşlettin amca bey birader bey3
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları37
- kahveye naber lan avradını siktiklerim diye girmek4
- 50 tl ile rolling yapmak2
- acile gidip acil sevgili arıyorum demek3
- donald trump6
- şehir kurma oyunları5
- marc cucurella5
- ben geldim ayağa kalkın3
- 2026 dünya kupası şampiyonu ispanya3
- kemal kılıçdaroğlu7
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı11
- uludağ sözlük diriltme operasyonu6
- birader yazarların birader bey yazarlar olmaları3
- sapık7
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak9
- abd'nin iran'a girmesiyle olacak olan şeyler4
- haluk levent denince akla gelenler4
- bugün sağlığın için ne yaptın13
- bilgisayardan anlıyorum hareketleri7
- tefeciden borç almak4
- gocu nerede8
- allah varsa beni milli yapsın7
- haluk levent vs serdar ortaç6
- arjantin milli futbol takımı6
- ciguli kral3
- çalışarak zengin olmak2
- lisede hocaların herşeyi bilmesi3
- şaka maka muhalif platform kalmaması4
- ispanya milli futbol takımı6
- matadorların siyonistleri hoplatması2
- bir kadının en güzel bölgesi13
- sözlük yazarlarının tatlıları4
- türklerin ileri olduğu konular21
kömürlükteki alelade bir kömürden elmas olunabileceğinin kanıtıdır.
deneysel bilimin prensi olarak adlandırılan abimiz ilkokula gitmemiştir. 4 işlem bilmez. hatta çevresi "köy yerinde okuyup napacak bizim pamuk tarlalarında ırgatlık etsinde bir faydası olsun!" bile demiştir. mazlum abimiz karşı çıkmamıştır ve çalışmıştır. lakin bu hayatın kendisine göre olmadığını düşünen ve içindeki ilim irfan aşkını bastıramayan abimiz çevresine "new york times'da çalışıp çok para kazanacağım" diye toz pembe bir yalan söyleyerek 2. sınıf bir matbaada işe başlar.hem işini yapar hem de basım için gelen bilim teknikdergilerini okur ve kendini geliştirmeye başlar.
bir gün bir müşteri gelir ve elinde atatürk kültür merkezi'nde yapılacak olan bilim konferansına bileti olduğunu fakat gidemeyeceğini anlatır. bunu duyan genç faraday odadaki patrona aldırış etmeden odaya atılır. müşterinin ayaklarına kapanır. yerde yuvarlanarak "ona verme bana ver!" der. müşteri bir an için korkuya kapılır ve "al lan! ne halin varsa gör yeterki paçalarımı bırak daha yeni milano'dan aldım bu pantolonu paçalarını kırıştıracaksın!" der. genç faraday pantolonun paçasını düzeltir, yavaşça ayağa kalkar, kapıya doğru önelir, tam çıkacakken mahsun çocuk bakışını atar, teşekkür eder ve çıkar.
mutluluktan yerinde duramayan faraday haftasonu seke seke atatürk kültür merkezi'ne gider. garip yürüyüşü insanların dikkatini çeksede aldırış etmez abimiz. konferansta en önlerde yer tutar. konferansı veren adam sahneye çıkmadan önce gülme gazı çeken kafası güzel ayyaş bir biliminsanıdır ama bu genç faraday'ın umrunda değildir. gün be gün konferansı takibeden genç faraday ayyaş biliminsanın bütün dediklerini not eder ve bunları el yazması şeklinde kitaplaştırır. konferansın son günü atatürk kültür merkezi'nin çıkışında ayyaşı bekler. ayyaş kapıda görünür görünmez yanına koşar ve kısık bir sesle "bu paha biçilemez el yazmasını görüyor musun? onu sana verebilirim lakin benide yanına alıp ilim irfan öğreteceksin." der. ama ayyaş zaten yeteri kadar yardımcısı olduğunu ve kendisine iş veremeyeceğini ama el yazmasının güzel olduğunu söyler ve genç faraday'ı el yazmasından ötürü tebrik eder ve eğer isterse el yazmasını kendisine hediye edebileceğini söyler.genç ve muzip faraday tamam deyip arkasını döner kitaba bakar, sonra ayyaşa dönüp en kralından bir el hareketi çekip koşarak kaçar. genç faraday mutsuzdur. umutlarını yitirmiştir, boynu bükük ama mağrur bir şekilde beşiktaş'ın arka sokaklarına gece gibi akar.
genç faraday kısa zamanda dandirik matbaadanda kovulur. çünkü afm'deki son gününden beri gizli gizli ağlamaktadır ve göz yaşları kağıtlara damlatığı için çok miktarda kağıt israfı olmuştur. adi patron birden "yeşili sev doğayı koru" mottosunu diline dolamış paraya kıyamamı.. pardon doğaya kıyamamış ve kağıt israfına neden olan bu mazlum gence acımamıştır. faraday kaderine isyan edecekken işler iyiye gitmeye başlar.
ayyaş bilim insanının yardımcılarından biri kıçını kırar ve işe gelemeyeceğini bildiren yazıyı büroya fakslar. ayyaş o gün faradaya haber salar, dolgun maaş + ssk + yol + prim ve yemekde bizden diyerekten. bunu duyan tok gözlü faraday "bu kriz döneminde size de yük olmak istemem benim karnımı doyurun, bir köşeye ufak bir döşek atın ve bana ilim irfan öğretin." der ve teklifi kabul eder.
gel zaman git zaman genç faraday kendini daha da geliştirir. boynuz kulağı geçer hesabı ayyaşı bile geçer. deneysel bilimin prensi olur. hatta o kadar büyük, kocaman bir adam olurki, ingiltere kraliçesi bir çok kez kraliyet bilim enstitüsü başkanlığı ve şövalye ünvanı teklif eder. lakin tok gözlü prens bunları reddeder. "benim şanda şöhrette, parada pulda gözüm yok, bana ilim verin, bana irfan verin.." der. gerçi "sir" ünvanını almayı çok istemiştir lakin o yıllarda ünvanı alex ferguson'a verdikleri için özentilik yapmak istememiştir.
kısaca michael faraday: azimli, çalışkan, meraklı, araştırmacı bilimadamıdır. bunların yanı sıra köyden gelip şanı şöhreti elinin tersi ile teperek gönüllerimize taht kurmuş prenstir.
deneysel bilimin prensi olarak adlandırılan abimiz ilkokula gitmemiştir. 4 işlem bilmez. hatta çevresi "köy yerinde okuyup napacak bizim pamuk tarlalarında ırgatlık etsinde bir faydası olsun!" bile demiştir. mazlum abimiz karşı çıkmamıştır ve çalışmıştır. lakin bu hayatın kendisine göre olmadığını düşünen ve içindeki ilim irfan aşkını bastıramayan abimiz çevresine "new york times'da çalışıp çok para kazanacağım" diye toz pembe bir yalan söyleyerek 2. sınıf bir matbaada işe başlar.hem işini yapar hem de basım için gelen bilim teknikdergilerini okur ve kendini geliştirmeye başlar.
bir gün bir müşteri gelir ve elinde atatürk kültür merkezi'nde yapılacak olan bilim konferansına bileti olduğunu fakat gidemeyeceğini anlatır. bunu duyan genç faraday odadaki patrona aldırış etmeden odaya atılır. müşterinin ayaklarına kapanır. yerde yuvarlanarak "ona verme bana ver!" der. müşteri bir an için korkuya kapılır ve "al lan! ne halin varsa gör yeterki paçalarımı bırak daha yeni milano'dan aldım bu pantolonu paçalarını kırıştıracaksın!" der. genç faraday pantolonun paçasını düzeltir, yavaşça ayağa kalkar, kapıya doğru önelir, tam çıkacakken mahsun çocuk bakışını atar, teşekkür eder ve çıkar.
mutluluktan yerinde duramayan faraday haftasonu seke seke atatürk kültür merkezi'ne gider. garip yürüyüşü insanların dikkatini çeksede aldırış etmez abimiz. konferansta en önlerde yer tutar. konferansı veren adam sahneye çıkmadan önce gülme gazı çeken kafası güzel ayyaş bir biliminsanıdır ama bu genç faraday'ın umrunda değildir. gün be gün konferansı takibeden genç faraday ayyaş biliminsanın bütün dediklerini not eder ve bunları el yazması şeklinde kitaplaştırır. konferansın son günü atatürk kültür merkezi'nin çıkışında ayyaşı bekler. ayyaş kapıda görünür görünmez yanına koşar ve kısık bir sesle "bu paha biçilemez el yazmasını görüyor musun? onu sana verebilirim lakin benide yanına alıp ilim irfan öğreteceksin." der. ama ayyaş zaten yeteri kadar yardımcısı olduğunu ve kendisine iş veremeyeceğini ama el yazmasının güzel olduğunu söyler ve genç faraday'ı el yazmasından ötürü tebrik eder ve eğer isterse el yazmasını kendisine hediye edebileceğini söyler.genç ve muzip faraday tamam deyip arkasını döner kitaba bakar, sonra ayyaşa dönüp en kralından bir el hareketi çekip koşarak kaçar. genç faraday mutsuzdur. umutlarını yitirmiştir, boynu bükük ama mağrur bir şekilde beşiktaş'ın arka sokaklarına gece gibi akar.
genç faraday kısa zamanda dandirik matbaadanda kovulur. çünkü afm'deki son gününden beri gizli gizli ağlamaktadır ve göz yaşları kağıtlara damlatığı için çok miktarda kağıt israfı olmuştur. adi patron birden "yeşili sev doğayı koru" mottosunu diline dolamış paraya kıyamamı.. pardon doğaya kıyamamış ve kağıt israfına neden olan bu mazlum gence acımamıştır. faraday kaderine isyan edecekken işler iyiye gitmeye başlar.
ayyaş bilim insanının yardımcılarından biri kıçını kırar ve işe gelemeyeceğini bildiren yazıyı büroya fakslar. ayyaş o gün faradaya haber salar, dolgun maaş + ssk + yol + prim ve yemekde bizden diyerekten. bunu duyan tok gözlü faraday "bu kriz döneminde size de yük olmak istemem benim karnımı doyurun, bir köşeye ufak bir döşek atın ve bana ilim irfan öğretin." der ve teklifi kabul eder.
gel zaman git zaman genç faraday kendini daha da geliştirir. boynuz kulağı geçer hesabı ayyaşı bile geçer. deneysel bilimin prensi olur. hatta o kadar büyük, kocaman bir adam olurki, ingiltere kraliçesi bir çok kez kraliyet bilim enstitüsü başkanlığı ve şövalye ünvanı teklif eder. lakin tok gözlü prens bunları reddeder. "benim şanda şöhrette, parada pulda gözüm yok, bana ilim verin, bana irfan verin.." der. gerçi "sir" ünvanını almayı çok istemiştir lakin o yıllarda ünvanı alex ferguson'a verdikleri için özentilik yapmak istememiştir.
kısaca michael faraday: azimli, çalışkan, meraklı, araştırmacı bilimadamıdır. bunların yanı sıra köyden gelip şanı şöhreti elinin tersi ile teperek gönüllerimize taht kurmuş prenstir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar