bugün
- galatasaray8
- aklınıza gelen şarkı sözü6
- taşaklardan birinin kayıp olması5
- dönmek istenilen yıl2
- atatürk düşmanlarının ortak özellikleri3
- yediği restoranda kirlileri mutfağa götüren kişi2
- sözlükler arası savaş çıksa11
- ütü13
- bir şeyler söyle4
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- çay içen kız9
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- anın fotoğrafı14
- uludağ sözlük çeteleri9
- duyulan en ilginç isim5
- evde yapılabilecek aktiviteler4
- oralet içen erkek5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- çaya şeker atan erkek5
- mutsuz olmak3
- kalem4
- en boktan on yıl7
- galatasaray 3 rennes 33
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek3
- 2 ağustos 2026 galatasaray rennes maçı3
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- yıkık yazarlar4
- latte içen erkek4
- en tehlikeli insan tipleri2
- patates kızartması4
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
- gocu bak bi5
- yerinde dur3
- ona bir şey söyle13
- red flag erkek listesi9
- menemen9
- yelpaze3
- smallville'deki konuk oyuncular3
- dolma kalem3
- erdal beşikçioğlu8
- doa otomatı3
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı9
- ayrılık8
- veda mesajları hep yanlış yazılır2
- 45 defa kürtaj oldum bebek öldürmeyi seviyorum2
- hırvatistan14
- rennes2
- borç ve kira olupta iyi olan para7
- telefona cevap vermeyen kız3
- gece ormanda birisi tarafından takip edilmek3
senelerce sürecek olandır.
meteoroloji uçaklarının bulutları toz gibi saçıldı etrafa. önce düzgün bir çizgi gibiydi halbuki. düzen yavaşça bozuldu. bir süre sonra gözden kayboldular. kaos başladı.
23 sene öncesine götürdü bulutlar beni. edward ile oturuyoruz. murphy. önümüzde beyaz porselen fincan takımları. garip bir sarsıntı var. havadayız. uçuyoruz ama uçakla değil. bulutların üstünde oturur vaziyetteyiz. masamız ise bulut. korkuyorum. nasıl oluyor da düşmüyoruz anlamıyorum. "kuralları bozdum" diyor. hala deli dolu bakan gözleriyle çevreyi süzüyor. "eğer söylediğim her şey doğru olsaydı hiç yanlış yapmazdım." "haklısın" diyorum. "ancak neden buradayız?" "neden burada olduğumu bilseydim asla burada olamazdım." murphy ile iletişim kurmayı beceremediğimi düşünüp hüzünleniyorum. "hiç kuş yok havada" diyorum. "burada kuşlar yaşasaydı ağaçların yapraklarını göremezdik." muhabbet etmek için atılıyorum hemen. "tıpkı dev sekoyalar gibi öyle değil mi?" cevabını bekleme sürecinde yüzüme muzip bir bilgiçlik ifadesi yerleştiriyorum. ama murphy her şeyde olduğu gibi hiç bir şeye katılmak istemiyor. kendi kurallarını koyuyor. "dev sekoyalar yeteri kadar dev değil. onların yapraklarını görüyoruz."
bana alışmış olacak ki gitgide koyulaşıyor muhabbet. anılarını anlattırıyorum. espriler yapıyor, gülüyor. yüzünde hep çocuksu bir ifade.
-artık sana söylemek istediklerimi söylemek istiyorum sevgili murphy.
-söylemek istediklerini ne zaman söylemek istesen hep gürültü olur.
-hayır bu sefer olmayacak!
-gör bak.
ve yanı başımızdan bir uçak geçiyor ağzımı açtığım anda. sinir oluyorum. asla yılmamalıyım, "bu bir tesadüftü" diyorum kendi kendime. murphy'e yanıldığını söylemem gerekiyor. o ise pis pis sırıtıyor. cümlelerimi özenle seçmeye çalışıyorum.
-dinle murphy. kurallarının asılsız olduğunu iddia ediyorum.
-iddia ettiğin her şey sadece önyargılarındır.
-murphy! sana hayatımı anlatacağım. çok yaşamadım belki ama, bir kaç bir şey biliyorum beni dinle...
ve ona bütün bildiklerimi anlatıyorum.
-ne yani şimdi bana aslında düzenin kaosa baskın geleceğini mi iddia ediyorsun?
-evet murphy. sen sadece kaos kısmını yaşamışsın.
-peki araban var mı?
-yok.
-öyleyse söyle bana neden yok?
-çünkü henüz bunun için param yok.
-ve çalışıyorsun öyle değil mi?
-hem de çok.
-ama hiç çalışmayanların bile bir arabası var bu nasıl oluyor peki?
-babaları zengindir.
-ve sen hala çalışıyorsun... (bu böyle sürüp giderken başka bir yerden vurmaya çalışıyor murphy. bu sefer daha başarısız oluyor.)
-ne zaman otobüs beklemesen otobüs geldi geçti, ne zaman beklesen ve acelen olsa otobüs 20 dk gelmedi öyle değil mi? inkar etme!
sinirden çılgına dönmüştü murphy.
-hayır murphy ne zaman kendime otobüsün geleceğini koşullasam hep otobüs geldi.
-bir şeye ulaşmak istediğinde ve ulaşamayıp umudunu kestiğin anda, bir yerden bir şekilde sana gelir. umudunu kestiğin anda gelmiştir otobüs.
-hayır ben geleceğinden umutlu olduğum için geldi. çok istediğim ve umutla baktığım her şey gerçekleşti.
-sana öyle gelmiştir... (gellerle gitlerle sürdü bu konuşma. yaklaşık 1 sene.)
yüz ifadesi değişmiş. hüzünlü bir hal almıştı sonunda: "eve dönmek istiyorum" diyebildi.
"murphy'nin 4. kuralı: bir şeyin olma olasılığı, istenme olasılığı ile ters orantılıdır, değil mi murphy?" dedim.
bana uzunca baktı. o anda korktuğunu hissettim. "kurallarımdan nefret ediyorum!" diye bağırdı.
yaklaşık 2 sene bir bulut üstünde çay içerek konuştuk onunla. ve bir anda altındaki bulut yok oldu murphy'nin korktuğu anda. çığlık attı. "ölmek istemiyorum" diye bağırdı. "sus" dedim. dinlemedi. ne zaman bir şeyi istemese hep başına geldi...
sevgili murphy...
meteoroloji uçaklarının bulutları toz gibi saçıldı etrafa. önce düzgün bir çizgi gibiydi halbuki. düzen yavaşça bozuldu. bir süre sonra gözden kayboldular. kaos başladı.
23 sene öncesine götürdü bulutlar beni. edward ile oturuyoruz. murphy. önümüzde beyaz porselen fincan takımları. garip bir sarsıntı var. havadayız. uçuyoruz ama uçakla değil. bulutların üstünde oturur vaziyetteyiz. masamız ise bulut. korkuyorum. nasıl oluyor da düşmüyoruz anlamıyorum. "kuralları bozdum" diyor. hala deli dolu bakan gözleriyle çevreyi süzüyor. "eğer söylediğim her şey doğru olsaydı hiç yanlış yapmazdım." "haklısın" diyorum. "ancak neden buradayız?" "neden burada olduğumu bilseydim asla burada olamazdım." murphy ile iletişim kurmayı beceremediğimi düşünüp hüzünleniyorum. "hiç kuş yok havada" diyorum. "burada kuşlar yaşasaydı ağaçların yapraklarını göremezdik." muhabbet etmek için atılıyorum hemen. "tıpkı dev sekoyalar gibi öyle değil mi?" cevabını bekleme sürecinde yüzüme muzip bir bilgiçlik ifadesi yerleştiriyorum. ama murphy her şeyde olduğu gibi hiç bir şeye katılmak istemiyor. kendi kurallarını koyuyor. "dev sekoyalar yeteri kadar dev değil. onların yapraklarını görüyoruz."
bana alışmış olacak ki gitgide koyulaşıyor muhabbet. anılarını anlattırıyorum. espriler yapıyor, gülüyor. yüzünde hep çocuksu bir ifade.
-artık sana söylemek istediklerimi söylemek istiyorum sevgili murphy.
-söylemek istediklerini ne zaman söylemek istesen hep gürültü olur.
-hayır bu sefer olmayacak!
-gör bak.
ve yanı başımızdan bir uçak geçiyor ağzımı açtığım anda. sinir oluyorum. asla yılmamalıyım, "bu bir tesadüftü" diyorum kendi kendime. murphy'e yanıldığını söylemem gerekiyor. o ise pis pis sırıtıyor. cümlelerimi özenle seçmeye çalışıyorum.
-dinle murphy. kurallarının asılsız olduğunu iddia ediyorum.
-iddia ettiğin her şey sadece önyargılarındır.
-murphy! sana hayatımı anlatacağım. çok yaşamadım belki ama, bir kaç bir şey biliyorum beni dinle...
ve ona bütün bildiklerimi anlatıyorum.
-ne yani şimdi bana aslında düzenin kaosa baskın geleceğini mi iddia ediyorsun?
-evet murphy. sen sadece kaos kısmını yaşamışsın.
-peki araban var mı?
-yok.
-öyleyse söyle bana neden yok?
-çünkü henüz bunun için param yok.
-ve çalışıyorsun öyle değil mi?
-hem de çok.
-ama hiç çalışmayanların bile bir arabası var bu nasıl oluyor peki?
-babaları zengindir.
-ve sen hala çalışıyorsun... (bu böyle sürüp giderken başka bir yerden vurmaya çalışıyor murphy. bu sefer daha başarısız oluyor.)
-ne zaman otobüs beklemesen otobüs geldi geçti, ne zaman beklesen ve acelen olsa otobüs 20 dk gelmedi öyle değil mi? inkar etme!
sinirden çılgına dönmüştü murphy.
-hayır murphy ne zaman kendime otobüsün geleceğini koşullasam hep otobüs geldi.
-bir şeye ulaşmak istediğinde ve ulaşamayıp umudunu kestiğin anda, bir yerden bir şekilde sana gelir. umudunu kestiğin anda gelmiştir otobüs.
-hayır ben geleceğinden umutlu olduğum için geldi. çok istediğim ve umutla baktığım her şey gerçekleşti.
-sana öyle gelmiştir... (gellerle gitlerle sürdü bu konuşma. yaklaşık 1 sene.)
yüz ifadesi değişmiş. hüzünlü bir hal almıştı sonunda: "eve dönmek istiyorum" diyebildi.
"murphy'nin 4. kuralı: bir şeyin olma olasılığı, istenme olasılığı ile ters orantılıdır, değil mi murphy?" dedim.
bana uzunca baktı. o anda korktuğunu hissettim. "kurallarımdan nefret ediyorum!" diye bağırdı.
yaklaşık 2 sene bir bulut üstünde çay içerek konuştuk onunla. ve bir anda altındaki bulut yok oldu murphy'nin korktuğu anda. çığlık attı. "ölmek istemiyorum" diye bağırdı. "sus" dedim. dinlemedi. ne zaman bir şeyi istemese hep başına geldi...
sevgili murphy...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar