bugün
- nickten isim tahmini yapmak68
- bir hevesle alınıp kullanılmayan şeyler10
- erkeklerin obur olduğu algısı18
- hikayeyi devam ettir29
- gocunun nerede olması6
- ailevi değerlere dil uzatan insanımsılar4
- bütün güzel kızların kapılmış olması5
- pizzada ince hamur tercih eden erkek11
- yeşilçam filmi izlemek3
- sözlüğün kızlık zarı ile imtihanı4
- yılmaz özdil5
- 11 kişilik kılıçdaroğlu destek yürüyüşü4
- uysaljakoben16
- nick vermeden bir yazara seslen16
- cem küçük5
- hayattan zevk alamamak10
- 32 yaş evlenmek için çok mu erken6
- pizzanın ortasındaki yuvarlak plastik şey11
- sözlükçülerin zeka seviyeleri4
- bal porsuğu2
- türkiyedeki bölümlerin açıldığı ilk üniversiteler4
- 27 temmuz 2026 galatasaray venezia maçı2
- sünnet olmak3
- true'nin kadın yazarlara bakıp 31 çekmesi5
- arkadaşım uysaljakobeni kürsüye davet ediyorum3
- karga vs papağan3
- yeni parti50
- deli hikmetin canana olan borcu2
- feyza2
- melih gökçek3
- size yapılmayan iyiliğin başkasına yapılması3
- yarrağı boka bulayıp kızartmak5
- erector eski nesil hesapları nereden buluyor6
- mala vurarak çoluğunu çocuğunu geçindiren baba5
- gün boyu sözlükte birbirini yalayan tipler7
- mutlak but3
- yazarların zeka seviyeleri7
- dizel araç devrinin bitmesi2
- eski bakan dayımın iktidarda oluşu ve solcu olmam2
- sözlük profiline fotoğraf koyan yazarın asıl amacı7
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası21
- sözlüğün amına kim koydu4
- sözlüğün namusu2
- kurbağa öpüp prens beklemek9
- sadece içmeye gidelim diye arayan arkadaş6
- kapalı maraş6
- güzel kızların pizza yemesi7
- bir sözlük kızıyla seks yapmak4
- arkadaşlar şeftali yer miyiz8
- öbür sözlük5
felsefenin en basit argümanlarının en sade anlatımlarından "kafası bulanan" insanlar, tam da "anası babası belli olmayan din istismarcıları"nın hedef kitlesidir. ve bilgiye karşı bu mesafeli duruş, verilen bilgiyi anlamanın getirdiği zorluğu göğüslemek yerine olguların özünü kaçırmak pahasına örnekleri basitleştirenler, bu milletin bu "anası babası belli olmayan din istismarcıları"nın retoriklerindeki çıkmazları farketmesini ve dolayısıyla onların basitliğini görmesini engelleyen bir tutum içinde olduklarını fark etmelidirler. 0 ve 1 yerine 1 ve 2'lerle verilen şey subjektif bir seçimin uzun uzadıya anlatılmasından başka bir şey değildir, felsefi argümanlar konuların kişilerden bağımsız olarak derli toplu anlatılmasına ve böylece inanan-inanmayan bireylere değil inanılan-inanılmayan kavramlara odaklanılmasını sağlar, bu sayede insanlar düşünme pratiklerini geliştirirler ve olguları kişilerden bağımsız değerlendirme şansı yakalarlar. bir dine inanmayı "semavi bir dine inanmak" olarak basitleştirmek de aynı hastalığın ürünüdür, bu anlayışa göre "semavi", "kitabi" kelimeleri tamamen gereksiz kelimelerdir. "din" demek zaten bu demektir. din benim yaşadığım dindir ve bunun dışındakiler din değil başka bir şeydir. çünkü tanrılarını böyle fanatikçe savunanlar her zaman "din denince akla geleni" anlatırlar, halbuki din denilen şeyin objektif bir tanımı vardır ve objektifliğin her türlüsünden kaçıldığı gibi bundan da kaçılmaktadır. dinin tanımı tdk'ya göre: "Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet" tir. ikinci tanımı "Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen" dir. görüldüğü gibi ilahi bir kitaptan hiç bir yerde bahsedilmemektedir.
tabii ki dinlerin inananlarına faydaları olmuştur, bunu saldırı amaçlı söylemiyorum gerçekten de toplumların bazı kesimleri, bizzat kendileri işin kolayına kaçmak için, ya da "kafanız bulanmasın" diyerek onları sömürüye hazır hale getiren zümreler tarafından "düşünmemeye" teşvik edilmiş kitleler, dünyada insanlığın ve diğer canlı türlerinin zararına olacak davranışlardan ancak dinlerin saldığı ahiret inancı ve korkusuyla uzak tutulabilmiştir. ancak bu dinlere inanan insanlarla bunları konuştuğunuzda, siz bu faydalardan açıkça söz edebilirken, karşınızdaki inancının doğası gereği aynı dinlerin insanlığa zararlarından bahsedememektedir. dinler tarihi boyunca din adına ortaya konmuş vahşet bu kitle tarafından ya görmezden gelinmekte ya da "ama bunda tanrının suçu yok bu insanın suçu" noktasına sabitlenmiş bir argümanla konuşmaktadırlar. tanrının bu insanların yanlışlarından sorumlu olmadığı ama yaptıkları tüm iyiliklerin özü olduğu gibi bir iddiayla mantık sınırlarını zorlamakta, mantık sınırlarını zorladıklarını söylediğinizde de "bunun mantık değil inanç meselesi" olduğunu söyleyip işin içinden sıyrılmaya kalkmaktadırlar. dinlerin insanlığa zararlarla beraber faydalar da getirmiş olması,* bu faydaların dinin yokluğunda mümkünatsız olacağı, dinsizliğin "ahlaksızlık" demek olduğu noktasına vardırılmaktadır. halbuki bu bilinçli olarak yaratılan bir ilüzyondur ve dinler üzerinden gerçekleştirilen sömürünün sürdürülmesi amacına hizmet etmesi için yaratılmaktadır. bu ilüzyonun mantıksızlığına dair kısa bir açıklama için (bkz: ahlakın olmadığı bir toplum/#6102689).
diğer yandan "yaradılanların en şereflisi" olmak gibi bir iddia, kuran'da söz sanatının incelikli kullanımına bir örnektir. "şeref" kavramı insanlar tarafından yaratılmış bir kavramdır, dolayısıyla hayvanlarda şeref, bir "olgu" olarak değil bir "kavram" olarak yoktur. yine yukarıda bkz verdiğim entry'den, akıl sahibi insanların "insanlıklarına yakışır" yaşamaları için bir "hayat kılavuzuna ihtiyaçları olmadığı" sonucu da çıkarılabilir. işin ironik ve komik yanı bu hayat kılavuzuna sarıldığını iddia edenler (umrumda değil, ancak bunu yapan da aynı kılavuzla hareket ettiğini iddia ediyor) bu şeref, ahlak meselesinden hareket ederek şöyle başlıklar bile açabilmektedirler: ateistlerin hayvanlardan da daha sapık olması. buyur burdan yak.
"manevi zevkler" denen zevklerin yalnızca din ile mümkün olduğunu zannetmek ya da iddia etmekse farklı bir tartışma konusu. ben kendimi bu dünyayla bir hissedebiliyorum, doğayla başbaşa kaldığım zaman, bilinç denen şeyle diğer canlıları şerefli-şerefsiz diye kategorize etmeden, kendimi, şeref denen kavramı düşünmeksizin içinde bulunduğum ortamın bir parçası gibi hissedebiliyorum. ve bu benim için "mükemmel" doğayı yaratan bir varlığa hayranlık duygusuyla değil, kusurlarıyla ve kusurlarımla birlikte bu doğanın içinde "var olduğum" duygusuyla bir manevi hazza dönüşüyor ki, sürekli dışsal bir kuvvetin izini arayan kişiler için o kuvvetin doğanın ta kendisi olduğunu hissedememelerinin getirdiği eksiklik, işte o pascal'ın sonsuz kaybına eş değer oluyor benim için.
allah'a inanmamayı "isyan, öfke ve nefret" olarak tanımlamaksa, inanılan tanrı adına pompalanan düşüncelerin yanı sıra yukarıda bahsettiğim manevi hazzın yakınından geçilmemiş olmasıyla ilişkili diye düşünüyorum. ve dinsiz halimle ve tam da dine inanmadığım için bu tepkiyi anlıyorum ve insanları eksiklikleri, yaşayamadıkları, deneyimlyemedikleri sebebiyle kınamamak gerektiğini bir mümin olarak değil bir "insan" olarak bildiğim için hoş görüyorum.
son olarak metallica konserinde the god that failed eşliğinde kafa sallama davetimin nedeni bu #6796098 entryde
--spoiler--
allah tarafından gönderilmiş kitabı okuduğundan metallica'nın hakkari yüksekovada konser vereceğine duyduğum kadar şüphe duyduğum kişiler
--spoiler--
metallica'nın örnek verilmiş olmasıdır. yoksa "çok uzağa gitmeden" "mevlana'nın ateistlere 'sen gelme' diyeceğinden şüphe ettiğim kadar" falan denmiş olsaydı, ben de ona göre bir davette bulunurdum.
bitti.
tabii ki dinlerin inananlarına faydaları olmuştur, bunu saldırı amaçlı söylemiyorum gerçekten de toplumların bazı kesimleri, bizzat kendileri işin kolayına kaçmak için, ya da "kafanız bulanmasın" diyerek onları sömürüye hazır hale getiren zümreler tarafından "düşünmemeye" teşvik edilmiş kitleler, dünyada insanlığın ve diğer canlı türlerinin zararına olacak davranışlardan ancak dinlerin saldığı ahiret inancı ve korkusuyla uzak tutulabilmiştir. ancak bu dinlere inanan insanlarla bunları konuştuğunuzda, siz bu faydalardan açıkça söz edebilirken, karşınızdaki inancının doğası gereği aynı dinlerin insanlığa zararlarından bahsedememektedir. dinler tarihi boyunca din adına ortaya konmuş vahşet bu kitle tarafından ya görmezden gelinmekte ya da "ama bunda tanrının suçu yok bu insanın suçu" noktasına sabitlenmiş bir argümanla konuşmaktadırlar. tanrının bu insanların yanlışlarından sorumlu olmadığı ama yaptıkları tüm iyiliklerin özü olduğu gibi bir iddiayla mantık sınırlarını zorlamakta, mantık sınırlarını zorladıklarını söylediğinizde de "bunun mantık değil inanç meselesi" olduğunu söyleyip işin içinden sıyrılmaya kalkmaktadırlar. dinlerin insanlığa zararlarla beraber faydalar da getirmiş olması,* bu faydaların dinin yokluğunda mümkünatsız olacağı, dinsizliğin "ahlaksızlık" demek olduğu noktasına vardırılmaktadır. halbuki bu bilinçli olarak yaratılan bir ilüzyondur ve dinler üzerinden gerçekleştirilen sömürünün sürdürülmesi amacına hizmet etmesi için yaratılmaktadır. bu ilüzyonun mantıksızlığına dair kısa bir açıklama için (bkz: ahlakın olmadığı bir toplum/#6102689).
diğer yandan "yaradılanların en şereflisi" olmak gibi bir iddia, kuran'da söz sanatının incelikli kullanımına bir örnektir. "şeref" kavramı insanlar tarafından yaratılmış bir kavramdır, dolayısıyla hayvanlarda şeref, bir "olgu" olarak değil bir "kavram" olarak yoktur. yine yukarıda bkz verdiğim entry'den, akıl sahibi insanların "insanlıklarına yakışır" yaşamaları için bir "hayat kılavuzuna ihtiyaçları olmadığı" sonucu da çıkarılabilir. işin ironik ve komik yanı bu hayat kılavuzuna sarıldığını iddia edenler (umrumda değil, ancak bunu yapan da aynı kılavuzla hareket ettiğini iddia ediyor) bu şeref, ahlak meselesinden hareket ederek şöyle başlıklar bile açabilmektedirler: ateistlerin hayvanlardan da daha sapık olması. buyur burdan yak.
"manevi zevkler" denen zevklerin yalnızca din ile mümkün olduğunu zannetmek ya da iddia etmekse farklı bir tartışma konusu. ben kendimi bu dünyayla bir hissedebiliyorum, doğayla başbaşa kaldığım zaman, bilinç denen şeyle diğer canlıları şerefli-şerefsiz diye kategorize etmeden, kendimi, şeref denen kavramı düşünmeksizin içinde bulunduğum ortamın bir parçası gibi hissedebiliyorum. ve bu benim için "mükemmel" doğayı yaratan bir varlığa hayranlık duygusuyla değil, kusurlarıyla ve kusurlarımla birlikte bu doğanın içinde "var olduğum" duygusuyla bir manevi hazza dönüşüyor ki, sürekli dışsal bir kuvvetin izini arayan kişiler için o kuvvetin doğanın ta kendisi olduğunu hissedememelerinin getirdiği eksiklik, işte o pascal'ın sonsuz kaybına eş değer oluyor benim için.
allah'a inanmamayı "isyan, öfke ve nefret" olarak tanımlamaksa, inanılan tanrı adına pompalanan düşüncelerin yanı sıra yukarıda bahsettiğim manevi hazzın yakınından geçilmemiş olmasıyla ilişkili diye düşünüyorum. ve dinsiz halimle ve tam da dine inanmadığım için bu tepkiyi anlıyorum ve insanları eksiklikleri, yaşayamadıkları, deneyimlyemedikleri sebebiyle kınamamak gerektiğini bir mümin olarak değil bir "insan" olarak bildiğim için hoş görüyorum.
son olarak metallica konserinde the god that failed eşliğinde kafa sallama davetimin nedeni bu #6796098 entryde
--spoiler--
allah tarafından gönderilmiş kitabı okuduğundan metallica'nın hakkari yüksekovada konser vereceğine duyduğum kadar şüphe duyduğum kişiler
--spoiler--
metallica'nın örnek verilmiş olmasıdır. yoksa "çok uzağa gitmeden" "mevlana'nın ateistlere 'sen gelme' diyeceğinden şüphe ettiğim kadar" falan denmiş olsaydı, ben de ona göre bir davette bulunurdum.
bitti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar