bugün
- mor semsiyeli yabanci16
- seni yeşerteceğim diyen erkek6
- yüzükoyun uyuyan erkekte gizli eşcinsellik vardır8
- yazarların şu an dinledikleri şarkı8
- sigara içen kızla öpüşülür mü12
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor13
- yıkaması en zor mutfak aracı14
- ben bu dünyada hangi boşluğu dolduruyorum9
- kadınlar hakkında bazı mülahazalar4
- buddy dudeye övgü entrysi giren tipler18
- sözlükte kavga etmek7
- 35 yaş üstü erkeklerin genç erkek gibi giyinmesi16
- cilgincapkin219
- memeleri füze gibi kadın13
- ona bir şey söyle11
- 5 taneden fazla makyaj malzemesi sayabilen erkek5
- buddy dude21
- kocamı çalıştırmam diyen kadın3
- neden herkes aynı şeyi söylüyor3
- kabuksuz kaplumbaga7
- yazarların parfümleri2
- erden timur2
- karton toplayan abi7
- bisiklet marka tavsiyesi10
- yaz aylarında bol bol kadın ayağı görmek10
- insanlarda bıraktığımız iz5
- bana wp den yazdı3
- sigara içmeyenler üzülünce ne yapıyor sorunsalı13
- çok kişilikli biri olmanın dayanılmaz dramı2
- 2026 dünya kupası şampiyonu olacak takım4
- sözlüğün eski tadının olmaması8
- güzel götlü kız vs güzel gözlü kız7
- mermi abla4
- chp'nin hali ne olacak46
- kızıl cin4
- 40 yaşında hala evlenebileceğini zanneden erkek17
- ilahi adaletin tecelli etmesi5
- enayimiknatisii12
- supergirl'den hoşlanmak2
- gecenin şiiri4
- masklavi'nin düşünceleri18
- rüzgarın yönünün terse dönmesi4
- atatürk'ün boyunun 164cm olması16
- artık online sayısını göremiyor olmamız4
- musallada duran kendini beğenmiş tabut3
- anın görüntüsü15
- gammazlar çetesi17
- gocu25
- sözlüğün kırbacı10
- bir kızı bin kişi ister bir kişi alır2
felsefenin en basit argümanlarının en sade anlatımlarından "kafası bulanan" insanlar, tam da "anası babası belli olmayan din istismarcıları"nın hedef kitlesidir. ve bilgiye karşı bu mesafeli duruş, verilen bilgiyi anlamanın getirdiği zorluğu göğüslemek yerine olguların özünü kaçırmak pahasına örnekleri basitleştirenler, bu milletin bu "anası babası belli olmayan din istismarcıları"nın retoriklerindeki çıkmazları farketmesini ve dolayısıyla onların basitliğini görmesini engelleyen bir tutum içinde olduklarını fark etmelidirler. 0 ve 1 yerine 1 ve 2'lerle verilen şey subjektif bir seçimin uzun uzadıya anlatılmasından başka bir şey değildir, felsefi argümanlar konuların kişilerden bağımsız olarak derli toplu anlatılmasına ve böylece inanan-inanmayan bireylere değil inanılan-inanılmayan kavramlara odaklanılmasını sağlar, bu sayede insanlar düşünme pratiklerini geliştirirler ve olguları kişilerden bağımsız değerlendirme şansı yakalarlar. bir dine inanmayı "semavi bir dine inanmak" olarak basitleştirmek de aynı hastalığın ürünüdür, bu anlayışa göre "semavi", "kitabi" kelimeleri tamamen gereksiz kelimelerdir. "din" demek zaten bu demektir. din benim yaşadığım dindir ve bunun dışındakiler din değil başka bir şeydir. çünkü tanrılarını böyle fanatikçe savunanlar her zaman "din denince akla geleni" anlatırlar, halbuki din denilen şeyin objektif bir tanımı vardır ve objektifliğin her türlüsünden kaçıldığı gibi bundan da kaçılmaktadır. dinin tanımı tdk'ya göre: "Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet" tir. ikinci tanımı "Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen" dir. görüldüğü gibi ilahi bir kitaptan hiç bir yerde bahsedilmemektedir.
tabii ki dinlerin inananlarına faydaları olmuştur, bunu saldırı amaçlı söylemiyorum gerçekten de toplumların bazı kesimleri, bizzat kendileri işin kolayına kaçmak için, ya da "kafanız bulanmasın" diyerek onları sömürüye hazır hale getiren zümreler tarafından "düşünmemeye" teşvik edilmiş kitleler, dünyada insanlığın ve diğer canlı türlerinin zararına olacak davranışlardan ancak dinlerin saldığı ahiret inancı ve korkusuyla uzak tutulabilmiştir. ancak bu dinlere inanan insanlarla bunları konuştuğunuzda, siz bu faydalardan açıkça söz edebilirken, karşınızdaki inancının doğası gereği aynı dinlerin insanlığa zararlarından bahsedememektedir. dinler tarihi boyunca din adına ortaya konmuş vahşet bu kitle tarafından ya görmezden gelinmekte ya da "ama bunda tanrının suçu yok bu insanın suçu" noktasına sabitlenmiş bir argümanla konuşmaktadırlar. tanrının bu insanların yanlışlarından sorumlu olmadığı ama yaptıkları tüm iyiliklerin özü olduğu gibi bir iddiayla mantık sınırlarını zorlamakta, mantık sınırlarını zorladıklarını söylediğinizde de "bunun mantık değil inanç meselesi" olduğunu söyleyip işin içinden sıyrılmaya kalkmaktadırlar. dinlerin insanlığa zararlarla beraber faydalar da getirmiş olması,* bu faydaların dinin yokluğunda mümkünatsız olacağı, dinsizliğin "ahlaksızlık" demek olduğu noktasına vardırılmaktadır. halbuki bu bilinçli olarak yaratılan bir ilüzyondur ve dinler üzerinden gerçekleştirilen sömürünün sürdürülmesi amacına hizmet etmesi için yaratılmaktadır. bu ilüzyonun mantıksızlığına dair kısa bir açıklama için (bkz: ahlakın olmadığı bir toplum/#6102689).
diğer yandan "yaradılanların en şereflisi" olmak gibi bir iddia, kuran'da söz sanatının incelikli kullanımına bir örnektir. "şeref" kavramı insanlar tarafından yaratılmış bir kavramdır, dolayısıyla hayvanlarda şeref, bir "olgu" olarak değil bir "kavram" olarak yoktur. yine yukarıda bkz verdiğim entry'den, akıl sahibi insanların "insanlıklarına yakışır" yaşamaları için bir "hayat kılavuzuna ihtiyaçları olmadığı" sonucu da çıkarılabilir. işin ironik ve komik yanı bu hayat kılavuzuna sarıldığını iddia edenler (umrumda değil, ancak bunu yapan da aynı kılavuzla hareket ettiğini iddia ediyor) bu şeref, ahlak meselesinden hareket ederek şöyle başlıklar bile açabilmektedirler: ateistlerin hayvanlardan da daha sapık olması. buyur burdan yak.
"manevi zevkler" denen zevklerin yalnızca din ile mümkün olduğunu zannetmek ya da iddia etmekse farklı bir tartışma konusu. ben kendimi bu dünyayla bir hissedebiliyorum, doğayla başbaşa kaldığım zaman, bilinç denen şeyle diğer canlıları şerefli-şerefsiz diye kategorize etmeden, kendimi, şeref denen kavramı düşünmeksizin içinde bulunduğum ortamın bir parçası gibi hissedebiliyorum. ve bu benim için "mükemmel" doğayı yaratan bir varlığa hayranlık duygusuyla değil, kusurlarıyla ve kusurlarımla birlikte bu doğanın içinde "var olduğum" duygusuyla bir manevi hazza dönüşüyor ki, sürekli dışsal bir kuvvetin izini arayan kişiler için o kuvvetin doğanın ta kendisi olduğunu hissedememelerinin getirdiği eksiklik, işte o pascal'ın sonsuz kaybına eş değer oluyor benim için.
allah'a inanmamayı "isyan, öfke ve nefret" olarak tanımlamaksa, inanılan tanrı adına pompalanan düşüncelerin yanı sıra yukarıda bahsettiğim manevi hazzın yakınından geçilmemiş olmasıyla ilişkili diye düşünüyorum. ve dinsiz halimle ve tam da dine inanmadığım için bu tepkiyi anlıyorum ve insanları eksiklikleri, yaşayamadıkları, deneyimlyemedikleri sebebiyle kınamamak gerektiğini bir mümin olarak değil bir "insan" olarak bildiğim için hoş görüyorum.
son olarak metallica konserinde the god that failed eşliğinde kafa sallama davetimin nedeni bu #6796098 entryde
--spoiler--
allah tarafından gönderilmiş kitabı okuduğundan metallica'nın hakkari yüksekovada konser vereceğine duyduğum kadar şüphe duyduğum kişiler
--spoiler--
metallica'nın örnek verilmiş olmasıdır. yoksa "çok uzağa gitmeden" "mevlana'nın ateistlere 'sen gelme' diyeceğinden şüphe ettiğim kadar" falan denmiş olsaydı, ben de ona göre bir davette bulunurdum.
bitti.
tabii ki dinlerin inananlarına faydaları olmuştur, bunu saldırı amaçlı söylemiyorum gerçekten de toplumların bazı kesimleri, bizzat kendileri işin kolayına kaçmak için, ya da "kafanız bulanmasın" diyerek onları sömürüye hazır hale getiren zümreler tarafından "düşünmemeye" teşvik edilmiş kitleler, dünyada insanlığın ve diğer canlı türlerinin zararına olacak davranışlardan ancak dinlerin saldığı ahiret inancı ve korkusuyla uzak tutulabilmiştir. ancak bu dinlere inanan insanlarla bunları konuştuğunuzda, siz bu faydalardan açıkça söz edebilirken, karşınızdaki inancının doğası gereği aynı dinlerin insanlığa zararlarından bahsedememektedir. dinler tarihi boyunca din adına ortaya konmuş vahşet bu kitle tarafından ya görmezden gelinmekte ya da "ama bunda tanrının suçu yok bu insanın suçu" noktasına sabitlenmiş bir argümanla konuşmaktadırlar. tanrının bu insanların yanlışlarından sorumlu olmadığı ama yaptıkları tüm iyiliklerin özü olduğu gibi bir iddiayla mantık sınırlarını zorlamakta, mantık sınırlarını zorladıklarını söylediğinizde de "bunun mantık değil inanç meselesi" olduğunu söyleyip işin içinden sıyrılmaya kalkmaktadırlar. dinlerin insanlığa zararlarla beraber faydalar da getirmiş olması,* bu faydaların dinin yokluğunda mümkünatsız olacağı, dinsizliğin "ahlaksızlık" demek olduğu noktasına vardırılmaktadır. halbuki bu bilinçli olarak yaratılan bir ilüzyondur ve dinler üzerinden gerçekleştirilen sömürünün sürdürülmesi amacına hizmet etmesi için yaratılmaktadır. bu ilüzyonun mantıksızlığına dair kısa bir açıklama için (bkz: ahlakın olmadığı bir toplum/#6102689).
diğer yandan "yaradılanların en şereflisi" olmak gibi bir iddia, kuran'da söz sanatının incelikli kullanımına bir örnektir. "şeref" kavramı insanlar tarafından yaratılmış bir kavramdır, dolayısıyla hayvanlarda şeref, bir "olgu" olarak değil bir "kavram" olarak yoktur. yine yukarıda bkz verdiğim entry'den, akıl sahibi insanların "insanlıklarına yakışır" yaşamaları için bir "hayat kılavuzuna ihtiyaçları olmadığı" sonucu da çıkarılabilir. işin ironik ve komik yanı bu hayat kılavuzuna sarıldığını iddia edenler (umrumda değil, ancak bunu yapan da aynı kılavuzla hareket ettiğini iddia ediyor) bu şeref, ahlak meselesinden hareket ederek şöyle başlıklar bile açabilmektedirler: ateistlerin hayvanlardan da daha sapık olması. buyur burdan yak.
"manevi zevkler" denen zevklerin yalnızca din ile mümkün olduğunu zannetmek ya da iddia etmekse farklı bir tartışma konusu. ben kendimi bu dünyayla bir hissedebiliyorum, doğayla başbaşa kaldığım zaman, bilinç denen şeyle diğer canlıları şerefli-şerefsiz diye kategorize etmeden, kendimi, şeref denen kavramı düşünmeksizin içinde bulunduğum ortamın bir parçası gibi hissedebiliyorum. ve bu benim için "mükemmel" doğayı yaratan bir varlığa hayranlık duygusuyla değil, kusurlarıyla ve kusurlarımla birlikte bu doğanın içinde "var olduğum" duygusuyla bir manevi hazza dönüşüyor ki, sürekli dışsal bir kuvvetin izini arayan kişiler için o kuvvetin doğanın ta kendisi olduğunu hissedememelerinin getirdiği eksiklik, işte o pascal'ın sonsuz kaybına eş değer oluyor benim için.
allah'a inanmamayı "isyan, öfke ve nefret" olarak tanımlamaksa, inanılan tanrı adına pompalanan düşüncelerin yanı sıra yukarıda bahsettiğim manevi hazzın yakınından geçilmemiş olmasıyla ilişkili diye düşünüyorum. ve dinsiz halimle ve tam da dine inanmadığım için bu tepkiyi anlıyorum ve insanları eksiklikleri, yaşayamadıkları, deneyimlyemedikleri sebebiyle kınamamak gerektiğini bir mümin olarak değil bir "insan" olarak bildiğim için hoş görüyorum.
son olarak metallica konserinde the god that failed eşliğinde kafa sallama davetimin nedeni bu #6796098 entryde
--spoiler--
allah tarafından gönderilmiş kitabı okuduğundan metallica'nın hakkari yüksekovada konser vereceğine duyduğum kadar şüphe duyduğum kişiler
--spoiler--
metallica'nın örnek verilmiş olmasıdır. yoksa "çok uzağa gitmeden" "mevlana'nın ateistlere 'sen gelme' diyeceğinden şüphe ettiğim kadar" falan denmiş olsaydı, ben de ona göre bir davette bulunurdum.
bitti.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
