bugün
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı82
- bitlis te oğluna filistin ismini koyan adam13
- cimri erkeklerden kadınların nefret ettiği gerçeği8
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi6
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu5
- fatma betül sayan kaya'nın ifadeye çağrılması5
- 20 yaşındaki gence 250 yıl hapis cezası verilmesi7
- hamas denince akla gelenler5
- hamileyken başka erkekle birlikte olan evli kadın4
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim31
- tinto brass5
- 4 kasım 2026 lens como maçı3
- sobaları hazırlayın6
- rusya olmasaydı türkistan kurulurdu5
- terapi niteliğindeki şeyler13
- abd ara seçimleri ve trump'a azil alarmı3
- gülşen in memeleri2
- devleti soymak milleti soymaktan iyidir5
- türklerin özellikleri5
- mika kase3
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok10
- müge anlı2
- eoka'nın amacı2
- filistinli hamas'ın müslümana muamelesi2
- sabah yedi buçukta işe başlamak3
- sözlükte kim kimle sevgili27
- mika raun vardı nerede şimdi2
- liverpool fc5
- o 8 0 diyen biri vardı5
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik7
- nervio43
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar12
- cumali ceber2
- kediyi haşlanmış işkembeyle beslemek2
- ilhan irem dinleyen erkek2
- erkeği erkeğe düşüren cinsten karı2
- sandra bullock4
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- sözlüğün en şık erkeği12
- möchtest du mit mir befreundet sein2
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- fenerbahçeli yazarlar8
- kaşe2
- aşk10
- emre iptal kuyt ile devam2
- fil dişi bacak toz pembe ten kirpikler'na parmak2
- iyi menemenin sırrı7
- votka2
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
yürüyorum. öyle bo$, öyle kendiliğinden. dı$arı çıkar çıkmaz elimi cebime atıp sigaramı yakmak için çakmağımı bulamadığım andan itibaren sigara içen birini görmeyi umuyorum. yok ama. tek bir insanoğlu bile yok sigara içen..
saatler 17:02'yi gösteriyor.. ben, henüz tanı$madığım biriyle bulu$maya gidiyorum. deği$ik bir ruh halindeyim. heyecan ve garipseme arası. gitsem mi gitmesem mi çeli$kisinde hâlâ. ama götürüyor ayaklarım..
duraktayım. durağa gelmeden az evvel sigara almak için büfeden ağır kanlı hareketlerde bulunduğumdan kelli otobüsü kaçırmanın pi$manlığındayım. bu randevuma gecikeceğimin de göstergesi. elim cebime gidiyor. henüz yeni $arjdan çıkmı$ telefonuma doğru. bir yerde okumu$tum. yeni $arjdan çıkmı$ telefonlar yeni bekaretini vermi$ kızlara benzerlermi$; elinizde patlama olasılıkları aynı 'bekaretini yeni vermi$ kız' kadar ciddi imi$. hehe. i$te tam öyle bir anda telefonumu kullanarak bir risk alıyorum, patlamaya hazır bir bomba..
mesaj kısmına giriyorum, 'gecikicem, otobüsü kaçırdım' yazıp daha 2 saat önce telefon rehberime kaydettiğim numaraya $eyediyorum mesajı. 'iletildi' diyor telefonum..
büyük bir çabuklukla, 38 dakika sonra önündeyim sevinç'in. bekletilmeyi sevmeyen ruhum bu kez bekliyor. uzun süredir bekletmeye alı$mı$tı halbuki. bekliyorum bir 10 dakika.. geliyor.. bozuk ağızıyla ve türk olmasına rağmen boktan ötesi türkçesiyle 'selammm' diyor. 'selam' diyorum. 'ho$geldin'.
öpü$üyoruz. yanaktan. 'ee' diyoruz aynı anda. ikimizde salağız.
iki salak bir araya gelirse bir kaçınılmaz vardır karar verme a$amasında: selamla$tıktan sonra hayatlarımızla ilgili hiç de sikimizde olmayan sorular sormak. soruyoruz. dinlemediğimiz cevapları alıyoruz..
'nereye gidelim' diyor içimizden biri. yine kim olduğu meçhul biri 'farketmez' diyor. belki de ikisi..
içmenin genel sosyal aktivite olduğu, içmeyenin dı$landığı ya da dı$lanmadığı, benim öyle nitelediğim bir yere gidiyoruz.
'iki bira' söyleyip birbirimize bo$ bakı$lar atmaya ba$lıyoruz. istemsizce.. ardından bir arkada$ı geliyor.. muhabbetin en koyu çizgilerinde geziniyoruz. o ise sıkılıyor. bir süre sonra telefonuna mesaj gelmi$ gibi yapıyor ve acilen kalkması gerektiğini söyleyip kalkıyor. yalnız kalıyoruz..
bizse her nedense çok mutlu oluyoruz. 'frekans' mefhumu bu olsa gerek. bir anda orada 'mutsuzluktan haz alma abidesi' oluveriyoruz. hayatlarımızın ne kadar yıpratıcı olduğuna dair hemfikir olana dek içiyoruz. birbirimizi koruma ve kollama e$iğini zorlamaya ba$ladığımız, 'kayna$ma' sürecini ba$arıyla tamamlıyoruz ve son otobüs denen zıkkımın varolmadığı bir evrene yatay geçi$ yapıyoruz. bu arada mesaj geliyor gidenden: 'te$ekkür ederim'.
hiçbir $ey yapmadan te$ekkür almanın 'dayanılmaz hafifiliği'ni ya$ıyorum.
neden sonra sevilen $arkıların küçük nakaratları sırayla sarfedilmeye ba$lanıyor: sarho$luk bunun adı. matizlik. ve bu sırada kafalarımızda bu gecenin gidi$atıyla ilgili 'denk getirme' dü$ünceleri haiz olmaya ba$lıyor birbirimizden bağımsızca. hiç çaktırmadan 'denk getiriyoruz'. taksilere atlayıp eve gitmek ve hiç olmadı konak'a kadar yürüyüp bayku$ları kullanmak varken.
alsancak'ın o ıssız ve seks kokan sokaklarında sağa sola yalpa yapa yapa yürüyoruz. kıkırda$malar bizim fon müziğimiz.
tenha bir pansiyon buluyoruz nihayet. içeride ya$lıca bir amca hiç de memnun görünmediği i$ini icra ediyor: mü$teri beklemek. ucuz pansiyonun bir odasını arkasındaki tahta panodan anahtarı alıp bize uzatmak suretiyle sunuyor hizmeyimize. soğuk havanın çarpıcılığını tüm bedenimizde hissediyor olsak bile gecenin 3'ünde, tek bir lavabo ve alafranga tuvaletin lüksüyle kavruluyoruz odaya girdiğimizde.
bakı$ıyoruz $öyle bi'. ingilizlerin deyimiyle '..well..' buyurup kısa bir bakı$manın ardından dudak dudağa buluyoruz kendimizi. uzun öpü$melerin tükürük dansını seviyoruz. tuzlu ve kirli bedenlerin birbiriyle kotarılması çok sevdiğimiz bir aktivite oluyor.
gece boyunca içtiğimiz onca tekilanın boğaz yakan sızısında almadığımız hazların acısını $imdi çıkarıyoruz.
yatağın gıcırdamasını hiç kafaya takmadan ve yarın sabahı dü$ünmeden geçirilen bir gece bu.
ve kimin ne için bunu yaptığı dü$ünülmeden..
yakla$ık 52 dakika süren bir seksin ardından göz bebeklerimizin kan çanakları arasında bulu$ması gerçekle$irken birbirimize tebessüm bombardımanı yapıyoruz.
--
gün doğumunda aptal saptal romantizmlerin getirdiği muhabbetlerin devamı niteliği ta$ıyan horultuların arasına çalan telefon giriyor.
telefon önemli..
bu ilk ve son kez duyduğum bir melodi.
kalkıp gidiyor. gerçeklikten çıkmı$ım, rüya sanıyorum.. bir süre sonra uyanıyorum. yalnızım. kalkıp gidiyorum. telefon numarasını almamı$ım. adını bilsem de soyadını bilmiyorum. 'telefon önemli' diyorum..
telefonun melodisini bir bütün gün mırıldanıyorum..
saatler 17:02'yi gösteriyor.. ben, henüz tanı$madığım biriyle bulu$maya gidiyorum. deği$ik bir ruh halindeyim. heyecan ve garipseme arası. gitsem mi gitmesem mi çeli$kisinde hâlâ. ama götürüyor ayaklarım..
duraktayım. durağa gelmeden az evvel sigara almak için büfeden ağır kanlı hareketlerde bulunduğumdan kelli otobüsü kaçırmanın pi$manlığındayım. bu randevuma gecikeceğimin de göstergesi. elim cebime gidiyor. henüz yeni $arjdan çıkmı$ telefonuma doğru. bir yerde okumu$tum. yeni $arjdan çıkmı$ telefonlar yeni bekaretini vermi$ kızlara benzerlermi$; elinizde patlama olasılıkları aynı 'bekaretini yeni vermi$ kız' kadar ciddi imi$. hehe. i$te tam öyle bir anda telefonumu kullanarak bir risk alıyorum, patlamaya hazır bir bomba..
mesaj kısmına giriyorum, 'gecikicem, otobüsü kaçırdım' yazıp daha 2 saat önce telefon rehberime kaydettiğim numaraya $eyediyorum mesajı. 'iletildi' diyor telefonum..
büyük bir çabuklukla, 38 dakika sonra önündeyim sevinç'in. bekletilmeyi sevmeyen ruhum bu kez bekliyor. uzun süredir bekletmeye alı$mı$tı halbuki. bekliyorum bir 10 dakika.. geliyor.. bozuk ağızıyla ve türk olmasına rağmen boktan ötesi türkçesiyle 'selammm' diyor. 'selam' diyorum. 'ho$geldin'.
öpü$üyoruz. yanaktan. 'ee' diyoruz aynı anda. ikimizde salağız.
iki salak bir araya gelirse bir kaçınılmaz vardır karar verme a$amasında: selamla$tıktan sonra hayatlarımızla ilgili hiç de sikimizde olmayan sorular sormak. soruyoruz. dinlemediğimiz cevapları alıyoruz..
'nereye gidelim' diyor içimizden biri. yine kim olduğu meçhul biri 'farketmez' diyor. belki de ikisi..
içmenin genel sosyal aktivite olduğu, içmeyenin dı$landığı ya da dı$lanmadığı, benim öyle nitelediğim bir yere gidiyoruz.
'iki bira' söyleyip birbirimize bo$ bakı$lar atmaya ba$lıyoruz. istemsizce.. ardından bir arkada$ı geliyor.. muhabbetin en koyu çizgilerinde geziniyoruz. o ise sıkılıyor. bir süre sonra telefonuna mesaj gelmi$ gibi yapıyor ve acilen kalkması gerektiğini söyleyip kalkıyor. yalnız kalıyoruz..
bizse her nedense çok mutlu oluyoruz. 'frekans' mefhumu bu olsa gerek. bir anda orada 'mutsuzluktan haz alma abidesi' oluveriyoruz. hayatlarımızın ne kadar yıpratıcı olduğuna dair hemfikir olana dek içiyoruz. birbirimizi koruma ve kollama e$iğini zorlamaya ba$ladığımız, 'kayna$ma' sürecini ba$arıyla tamamlıyoruz ve son otobüs denen zıkkımın varolmadığı bir evrene yatay geçi$ yapıyoruz. bu arada mesaj geliyor gidenden: 'te$ekkür ederim'.
hiçbir $ey yapmadan te$ekkür almanın 'dayanılmaz hafifiliği'ni ya$ıyorum.
neden sonra sevilen $arkıların küçük nakaratları sırayla sarfedilmeye ba$lanıyor: sarho$luk bunun adı. matizlik. ve bu sırada kafalarımızda bu gecenin gidi$atıyla ilgili 'denk getirme' dü$ünceleri haiz olmaya ba$lıyor birbirimizden bağımsızca. hiç çaktırmadan 'denk getiriyoruz'. taksilere atlayıp eve gitmek ve hiç olmadı konak'a kadar yürüyüp bayku$ları kullanmak varken.
alsancak'ın o ıssız ve seks kokan sokaklarında sağa sola yalpa yapa yapa yürüyoruz. kıkırda$malar bizim fon müziğimiz.
tenha bir pansiyon buluyoruz nihayet. içeride ya$lıca bir amca hiç de memnun görünmediği i$ini icra ediyor: mü$teri beklemek. ucuz pansiyonun bir odasını arkasındaki tahta panodan anahtarı alıp bize uzatmak suretiyle sunuyor hizmeyimize. soğuk havanın çarpıcılığını tüm bedenimizde hissediyor olsak bile gecenin 3'ünde, tek bir lavabo ve alafranga tuvaletin lüksüyle kavruluyoruz odaya girdiğimizde.
bakı$ıyoruz $öyle bi'. ingilizlerin deyimiyle '..well..' buyurup kısa bir bakı$manın ardından dudak dudağa buluyoruz kendimizi. uzun öpü$melerin tükürük dansını seviyoruz. tuzlu ve kirli bedenlerin birbiriyle kotarılması çok sevdiğimiz bir aktivite oluyor.
gece boyunca içtiğimiz onca tekilanın boğaz yakan sızısında almadığımız hazların acısını $imdi çıkarıyoruz.
yatağın gıcırdamasını hiç kafaya takmadan ve yarın sabahı dü$ünmeden geçirilen bir gece bu.
ve kimin ne için bunu yaptığı dü$ünülmeden..
yakla$ık 52 dakika süren bir seksin ardından göz bebeklerimizin kan çanakları arasında bulu$ması gerçekle$irken birbirimize tebessüm bombardımanı yapıyoruz.
--
gün doğumunda aptal saptal romantizmlerin getirdiği muhabbetlerin devamı niteliği ta$ıyan horultuların arasına çalan telefon giriyor.
telefon önemli..
bu ilk ve son kez duyduğum bir melodi.
kalkıp gidiyor. gerçeklikten çıkmı$ım, rüya sanıyorum.. bir süre sonra uyanıyorum. yalnızım. kalkıp gidiyorum. telefon numarasını almamı$ım. adını bilsem de soyadını bilmiyorum. 'telefon önemli' diyorum..
telefonun melodisini bir bütün gün mırıldanıyorum..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar