bugün
- anal ilişki yaparsak hemoroid olur muyuz6
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek12
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri13
- nemlendirici krem19
- clio klitorisin kısaltılmışıdır5
- kudüs üç semavi din için önemlidir3
- mony tontana birader2
- öğretmenlerin teneffüse ihtiyacı olması5
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak14
- zorunlu askerlik ve liberteryan itiraz2
- nissan micra kullanan erkek11
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum6
- cinler6
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın9
- suavi yle çorba içmeye gitmek2
- israil alpen2
- kedi tırnağı kesmek5
- borsa 10 000 lere gidebilir mi2
- nev18
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- disco disco gezen insan8
- hırsıza verilmeyen ceza hırsızı teşviktir2
- erlik4
- ab'nin birliğe almadan önce 15 yıl deneme süresi2
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması17
- katatespizartmasi12
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek24
- fon vurgunu56
- askerde özlenen şeyler8
- haklısın özür dilerim seni seviyorum diyen kadın4
- oflamak3
- fon skandalının akp tabanındaki yankısı12
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- sadrazam torununun izmir'in üçte ikisini istemesi7
- çocukluk arkadaşlığı11
- 2006'nın 20 sene önce olması8
- günaydın arkadaşlar bugün nasılsınız11
- eskileri özlemek3
- mokv yaşıyor mu6
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı55
- istanbul'da gezilebilecek en güzel yerler9
- teleferik6
- şu an ne isterdin14
- from gold from dust34
- bakın ne geldi6
- tabağın dibini ekmekle sıyıran kız6
- sözlük yazarlarının yapay zeka fotoğrafları5
- ağzı kokan arkadaş5
- iri memeler6
öncelikle (#6049183) final bakınızı.
her şey kent meydanı denen o enteresan yerde başladı. türlü kültürlerin kesişme noktasıydı orası. yeri geliyor lcw den alışveriş yapmış bir aşiret fışkırıyor, ürünler hakkında kendi dillerinde yorum yapıyor, koloni halinde yürüyen merdivenleri tırmanıyordu. yeri geliyor sinemada yan koltukta oturan sarımsak esanslı fütursuz delikanlı sümküğünü * koltuğa sürmekten çekinmiyordu. perdede oynayan başyapıttan habersiz, nedensizce orada bulunuyordu. starbucks tan dayılar, amcalar çıkıyor, bıyıklarına yapışmış kahve köpüklerini kollarıyla siliyorlardı.
koşarak uzaklaştık oradan. temiz hava ciğerlerimize doldu, kendimize geldik. her ne kadar zıpzıplarda zıplayan velet sesleri eşliğinde birbirimizi duymasak da, daha rahat anlaşabiliyorduk şimdi. dünya daha aydınlık, karakterler daha belirgindi ve hepsi kendi alemine dağılmaktaydı. çok yemiş, şişmiş, pizza konusunda rekor denemelerinde bulunmuştuk. gün boyu süren bir açlık silsilesinden sonra bu iyi gelmişti işte, daha net düşünebilmeye başlamıştık. yiyecek-içeceğe odaklanmıyorduk artık, düşüncelerimizi kendimiz de yönlendirebiliyorduk.
ortamdan uzak bir köşeye oturduk. türlü havuz numaraları ve hafif bir müzik eşliğinde dinlenilebilecek bir köşeydi burası. biraz soluklandık ve kendimize geldik. gün içinde türlü manyaklıklara da imza atmıştık zaten, zaman biraz susma ve dinlenme zamanıydı.
o esnada yerden bir broşür alıp gösterdi. bir kaç ayak izi dışında fazla deformasyona uğramamıştı broşür. üstündeki sarı saçlı insan evladını işaret ederek "baksana, bildiğin erkek" dedi. yorgunluğumu ve miyop-astigmatımı ihmal ederek baktım. hayır abi, erkek değildi, olamazdı. bildiğin dişi bir canlıydı bu. dudak yapısı, elleri, saçları ile bildiğin kadındı, kızdı. "yok be kadın o" dedim. "abi manyak mısın bildiğin herif" dedi hafif isyankar bir tonda. tekrar baktım, bir daha, hatta miyop-astigmatımı da devre dışı bıraktım bu sefer, yok, kadındı bu erkek olamazdı.
o dakika önüne geçilmeyecek bir iddia oluşmuştu aramızda. kız mı erkek mi sorunsalı baş göstermişti işte. sözlükte sorunsal kelimesini kullanmak da ayrı bir sorunsaldı zaten. ama o an bunun önemi yoktu, tek önemli olan oradaki canlının cinsiyetini belirlemekti. bunun için ultrason kullanmak gerekiyorsa da en yakın hastaneye gidilecekti, o kadar mühim bir mevzuydu bu.
hemen yeni bir broşür edinildi, belirlenen adaylar arasından en kendini bilen insanlara cinsiyet konusunda danışıldı. ilk aday olan güvenlikçi ablam * tak diye cevabı verdi: "kız bu kız..."
tespitimin doğruluğunu kanıtlamış biri olarak gerindim "ha ha bak aklın yolu bir" dedim. hayıflandı, "bir kişiyle doğru sonuca varamayız" dedi. haklıydı da. tamam dedim, o zaman devam ediyoruz.
meydan denilen betonarme alana indik tekrar. cinsiyet bilirkişisi arıyorduk, akşam saatleriydi, karanlıktı ve o kişiyi orada bulmak oldukça zordu. etraf iftar coşkusunu yaşayıp evden fırlayan çekirdek ailelerle doluydu. onlara danışsaydık hepsi kadın diyecekti, zira onlara göre bu kılıktaki bir erkek toptu, ibneydi, tu allah belasını versindi.
konuya biraz daha objektif yaklaşabilecek genç insanlara yanaştık. ben biraz geri çekildim bu sefer, o yüzlerine cevap arayan bir ifadeyle bakarak sordu, "sizce kız mı erkek mi?"
genç arkadaşlar bu tip bir soruyla karşılaşmanın şaşkınlığıyla baktılar, ama salcaliyumurta nin sesindeki "erkek o değil mi, hadi erkek de!" tonunu da algılamışlardı. bir kaç saniye düşünür gibi yapıp "erkek abi, evet erkek" diye cevapladılar. meydanda zafer çığlıkları yükseldi, durum 1-1 olmuştu.
iş inada binmişti artık, kıran kırana bir mücadele başlamıştı. üstelik ikimiz de inadım inat, götüm iki kanat insanlardık. gereken her şeyi yapardık, araştırırdık, geliştirirdik, sonuca ulaşırdık.
aradan günler geçti, uykusuz geceler birbirini kovaladı. artık buluşmamızın tek amacı bu konuyu tartışmak olmuştu. tartışıyor, türlü nedenler öne sürüyor ve bir türlü anlaşamadan ayrılıyorduk. her sabah bulvarda kocaman billboardda beni karşılayan canlı rüyalarıma girmişti artık. "nıhahaha erkeğim ben" diyerek pis kahkahalar atıyordu, orasını burasını gösteriyordu. çığlıklarla kan ter içinde uyanıyordum. biçare yeniden uykuya dalmaya çalışıyordum, olmuyordu, yapamıyor, her sabah doğan güneşi selamlıyordum.
bu böyle gitmemeliydi, bir çözüm bulmalıydım. sabah bilgisayarımı açar açmaz mekan sahipleriyle bağlantıya geçtim, uyumak benim de hakkımdı ve daha da önemlisi gerçeği ikimiz de öğrenmeliydik artık. doğru cevabı dileyen bir mesaj attım, tek amacım ne olduğunu öğrenmekti, yanılıyor olsam bile, yanılmadığımı bilsem bile buydu. ilk kalemden gelen mesaj yine benim tarafımdaydı, evet kadındı, aman tanrım dişiydi! hemen salcaliyumurta ya ulaştım. artık gerçekle yüzleşmesi gerektiğini söyledim.
inkar etti, umursamadı, bildiğinden şaşmadı. eline ne geçtiyse öfkeyle fırlattı ve aynı anda da çığlık çığlığa bağırdı; "hayır kadın değil o erkek! erkeeeeeeeeeeekkk!!!"
iş çığrından çıkmıştı artık, en değer verdiğim insanlardan birini kaybetmek üzereydim. bunun yanısıra o da kendini kaybetmek üzereydi. tamam sakin olalım dedim, bekleyelim ve gerçeği görelim.
sukunetle geçen üç günün ardından mekanın yetkilisi olan bir şahıs * açıklamada bulunarak hepimizi aydınlattı. evet kadındı o, kızdı, bayandı, dişiydi, her ne ise oydu işte. karanlık bir anda kaybolmuş, güneş gök yüzünü daha bir aydınlık kılmıştı artık, hayat daha yaşanılabilirdi. ancak geride tek bir sorun kalmıştı:
salcaliyumurta bu gerçekle nasıl yüzleşecekti?
her şey kent meydanı denen o enteresan yerde başladı. türlü kültürlerin kesişme noktasıydı orası. yeri geliyor lcw den alışveriş yapmış bir aşiret fışkırıyor, ürünler hakkında kendi dillerinde yorum yapıyor, koloni halinde yürüyen merdivenleri tırmanıyordu. yeri geliyor sinemada yan koltukta oturan sarımsak esanslı fütursuz delikanlı sümküğünü * koltuğa sürmekten çekinmiyordu. perdede oynayan başyapıttan habersiz, nedensizce orada bulunuyordu. starbucks tan dayılar, amcalar çıkıyor, bıyıklarına yapışmış kahve köpüklerini kollarıyla siliyorlardı.
koşarak uzaklaştık oradan. temiz hava ciğerlerimize doldu, kendimize geldik. her ne kadar zıpzıplarda zıplayan velet sesleri eşliğinde birbirimizi duymasak da, daha rahat anlaşabiliyorduk şimdi. dünya daha aydınlık, karakterler daha belirgindi ve hepsi kendi alemine dağılmaktaydı. çok yemiş, şişmiş, pizza konusunda rekor denemelerinde bulunmuştuk. gün boyu süren bir açlık silsilesinden sonra bu iyi gelmişti işte, daha net düşünebilmeye başlamıştık. yiyecek-içeceğe odaklanmıyorduk artık, düşüncelerimizi kendimiz de yönlendirebiliyorduk.
ortamdan uzak bir köşeye oturduk. türlü havuz numaraları ve hafif bir müzik eşliğinde dinlenilebilecek bir köşeydi burası. biraz soluklandık ve kendimize geldik. gün içinde türlü manyaklıklara da imza atmıştık zaten, zaman biraz susma ve dinlenme zamanıydı.
o esnada yerden bir broşür alıp gösterdi. bir kaç ayak izi dışında fazla deformasyona uğramamıştı broşür. üstündeki sarı saçlı insan evladını işaret ederek "baksana, bildiğin erkek" dedi. yorgunluğumu ve miyop-astigmatımı ihmal ederek baktım. hayır abi, erkek değildi, olamazdı. bildiğin dişi bir canlıydı bu. dudak yapısı, elleri, saçları ile bildiğin kadındı, kızdı. "yok be kadın o" dedim. "abi manyak mısın bildiğin herif" dedi hafif isyankar bir tonda. tekrar baktım, bir daha, hatta miyop-astigmatımı da devre dışı bıraktım bu sefer, yok, kadındı bu erkek olamazdı.
o dakika önüne geçilmeyecek bir iddia oluşmuştu aramızda. kız mı erkek mi sorunsalı baş göstermişti işte. sözlükte sorunsal kelimesini kullanmak da ayrı bir sorunsaldı zaten. ama o an bunun önemi yoktu, tek önemli olan oradaki canlının cinsiyetini belirlemekti. bunun için ultrason kullanmak gerekiyorsa da en yakın hastaneye gidilecekti, o kadar mühim bir mevzuydu bu.
hemen yeni bir broşür edinildi, belirlenen adaylar arasından en kendini bilen insanlara cinsiyet konusunda danışıldı. ilk aday olan güvenlikçi ablam * tak diye cevabı verdi: "kız bu kız..."
tespitimin doğruluğunu kanıtlamış biri olarak gerindim "ha ha bak aklın yolu bir" dedim. hayıflandı, "bir kişiyle doğru sonuca varamayız" dedi. haklıydı da. tamam dedim, o zaman devam ediyoruz.
meydan denilen betonarme alana indik tekrar. cinsiyet bilirkişisi arıyorduk, akşam saatleriydi, karanlıktı ve o kişiyi orada bulmak oldukça zordu. etraf iftar coşkusunu yaşayıp evden fırlayan çekirdek ailelerle doluydu. onlara danışsaydık hepsi kadın diyecekti, zira onlara göre bu kılıktaki bir erkek toptu, ibneydi, tu allah belasını versindi.
konuya biraz daha objektif yaklaşabilecek genç insanlara yanaştık. ben biraz geri çekildim bu sefer, o yüzlerine cevap arayan bir ifadeyle bakarak sordu, "sizce kız mı erkek mi?"
genç arkadaşlar bu tip bir soruyla karşılaşmanın şaşkınlığıyla baktılar, ama salcaliyumurta nin sesindeki "erkek o değil mi, hadi erkek de!" tonunu da algılamışlardı. bir kaç saniye düşünür gibi yapıp "erkek abi, evet erkek" diye cevapladılar. meydanda zafer çığlıkları yükseldi, durum 1-1 olmuştu.
iş inada binmişti artık, kıran kırana bir mücadele başlamıştı. üstelik ikimiz de inadım inat, götüm iki kanat insanlardık. gereken her şeyi yapardık, araştırırdık, geliştirirdik, sonuca ulaşırdık.
aradan günler geçti, uykusuz geceler birbirini kovaladı. artık buluşmamızın tek amacı bu konuyu tartışmak olmuştu. tartışıyor, türlü nedenler öne sürüyor ve bir türlü anlaşamadan ayrılıyorduk. her sabah bulvarda kocaman billboardda beni karşılayan canlı rüyalarıma girmişti artık. "nıhahaha erkeğim ben" diyerek pis kahkahalar atıyordu, orasını burasını gösteriyordu. çığlıklarla kan ter içinde uyanıyordum. biçare yeniden uykuya dalmaya çalışıyordum, olmuyordu, yapamıyor, her sabah doğan güneşi selamlıyordum.
bu böyle gitmemeliydi, bir çözüm bulmalıydım. sabah bilgisayarımı açar açmaz mekan sahipleriyle bağlantıya geçtim, uyumak benim de hakkımdı ve daha da önemlisi gerçeği ikimiz de öğrenmeliydik artık. doğru cevabı dileyen bir mesaj attım, tek amacım ne olduğunu öğrenmekti, yanılıyor olsam bile, yanılmadığımı bilsem bile buydu. ilk kalemden gelen mesaj yine benim tarafımdaydı, evet kadındı, aman tanrım dişiydi! hemen salcaliyumurta ya ulaştım. artık gerçekle yüzleşmesi gerektiğini söyledim.
inkar etti, umursamadı, bildiğinden şaşmadı. eline ne geçtiyse öfkeyle fırlattı ve aynı anda da çığlık çığlığa bağırdı; "hayır kadın değil o erkek! erkeeeeeeeeeeekkk!!!"
iş çığrından çıkmıştı artık, en değer verdiğim insanlardan birini kaybetmek üzereydim. bunun yanısıra o da kendini kaybetmek üzereydi. tamam sakin olalım dedim, bekleyelim ve gerçeği görelim.
sukunetle geçen üç günün ardından mekanın yetkilisi olan bir şahıs * açıklamada bulunarak hepimizi aydınlattı. evet kadındı o, kızdı, bayandı, dişiydi, her ne ise oydu işte. karanlık bir anda kaybolmuş, güneş gök yüzünü daha bir aydınlık kılmıştı artık, hayat daha yaşanılabilirdi. ancak geride tek bir sorun kalmıştı:
salcaliyumurta bu gerçekle nasıl yüzleşecekti?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar