mutluluk

sabaha gözlerimi açtığımda güneş tepemde, yanımda ise en sevdiğim hayat arkadaşım.
gözlerimi okşadım, yüzümü yıkadım ve yanımdaki o en büyük mutluluğuma kahvaltı hazırladım.
yanağına bir buse kondurarak uyandırdım, kocaman bir gülüş attı, dünyaları verdi bir kez daha.
karnındaki hazinemize dokundum, ufaklık yine tekmeliyordu, kabına sığmıyordu.
sonra üstümüzü giyindik, upuzun bir sarılmadan sonra yollara koyulduk o işine gitti ben işime.
bundan daha güzel bir tablo hayal edemiyordum, dünyanın en mutlu insanı olduğuma yavaş yavaş kendimi inandırmıştım.
bir an önce iş güç bitse de tekrardan her tarafı mutluluk kokan yuvama dönsem diye sabırsızlanıyordum.
sabırsızlığımı bir telefon bölüverdi. bir telefon içimi bölüverdi.
hastaneye koştum, mutluluğum kanlar içinde yatıyordu, yakınımdayken ona camlar ardından bakıyordum.
sonra doktor geldi kurtaramadık dedi, mutluluğum oracıkta sonlanmıştı.

o günden beri güneşi görmedim, sevinçlerim olmadı mutluğu getiren.
anladım mutluluk sadece kovaladığımız birşeydi, o yoktu ve biz herşeye rağmen var etmeye çalışıyorduk.
sevinçlerimiz vardı kocaman, dopdolu sevinçlerimiz ve bir gün sevinçlerimiz de ansızın yok oluyordu.
mutluluk olsaydı zaten yok olmazdı, kimse kaybetmezdi onu, o da kaybolmazdı.
ve mutluluğun zıttı kesinlikle mutsuzluk değildi.

şimdi sözde mutluluğun izleri olan anılara sarılabilirim
kendimi kandırırım
hatta arada gülebilirim de.

ama

bunlar

neyi değiştir ki?
© copyright 2005 - 2026