bugün
- akp'nin kürdistan'a hazırlanıyor olma ihtimali13
- izmir'in akp'ye geçmesi16
- 0 0 7 abime ayarlayacağım manita9
- devlet bahçeli'nin öcalan'a selam göndermesi32
- ispanya'nin terör bitirme formülü17
- ayrı mutfakların insanları9
- gece gece bağırsakla ip atlayan salatalık görmek5
- bir kızın şemsiyesinin altına sığınmak5
- candan erçetin'in kıymeti bilinmemiş saçma şarkısı3
- recep tayyip erdoğan31
- sözlükteki aktroller8
- havada uçak düşürmeye çalışan arap pilot3
- vişneli sarma8
- 2 ekim 2026 belçika türkiye maçı6
- sabahın köründe işe giden ezik8
- ay diyen erkek5
- tel avive atom bombası atmak3
- birini unutmak6
- ortak yaşam sergisi insanlar ve insan dostları6
- 4 litre piril'in kaç tl olması sorunsalı11
- fatma betül sayan kaya66
- teşkilattan bir kezo bulup piyasadan çekilmek2
- kuran da namazın olmaması3
- 190 boyunda kaslı ve zengin kadın4
- 1 90 esmer kaslı erkek5
- istanbul sokaklarında renkli ışıklandırmalar olsun3
- tayyip istifa2
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak17
- parmağıma iğne batması4
- sözlüğün vahşi kelebeği4
- belçika türkiye maçı saat 21 45 te atv de4
- israil ulusal güvenlik uzmanı uyardı3
- kabak tatlısı2
- rüyamda elim kadar tarantula gördüm ölüyordum2
- ekrem imamoğlu'nun suçu ne2
- birbirine iyi gelmek6
- 30 yaşına gelip hala kendi evini alamamak7
- cin tarafından özel numaradan aranmak5
- grok2
- napolyon vs atatürk7
- sarma8
- 3 kere üst üste 31 çekmek16
- trump'ın iran açıklaması10
- kanatları altına almak2
- ismet biraderin hala koşturmaya başlamaması5
- aynı anda 3 kadın sevmek3
- göz kanlanması11
- osmanlı pilavı3
- yeğenin hitap şekli2
- 2 ekim 2026 fransa italya maçı2
Hamza bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.
Şaştı. Kaldı. "Bunu da mı göreceğedik!" diye naiften sitemlense de "muradımız böyle imiş" diyerek kabullenmesi uzun sürmedi. Hayatta daha mühim işleri vardı. saatine baktı: "Ananız kim? işe geç kaldım lan!" Vapuru kaçırmıştı. Bir sonraki vapur saat yedideydi. "Patrona rahatsızım biraz desem, acaba yer miydi?" Yemezdi. Kapısı çaldı. Annesiydi. "Hamza, Hamza uyansa işe geç kaldın. hem ekmek alcan daha!" diye seslendi. "lan geldik 20 küsur yaşına, hala bakkala çakkala ben gidiyorum ya!.!" sinirliydi. hamza evin büyüğüydü. lakin evin küçüğü ise kız kardeşiydi. sabahın köründe hamza dururken, kız kardeşi mi gidecekti ekmek almaya? "hiç gidecek halim yok valla. Mcdonalds.com'a girin, kahvaltı servisine başlamışlar, ordan sipariş verin. ben ısmarlıyorum!" diye bağırdı. Hımm, iyi fikirdi. Hamza bu arada odasında, ayağa kalkma alıştırmaları yapıyordu. 10 dakika sonra zil çaldı. Bu ne hızdı, Mc donald's gibisi hakikaten yok muydu? Ancak kapının önünde bekleyen kişi, yalandan güleç yüzlü mcdonal's boy değil patronuydu. "hamza'nın yaptıkları yeter yetişir artıkın, iyice zıvanadan çıktı bu deloğlan!" diye söylendi. Babası "buyrun buyrun içeride dellenin" diyerek patrona misafirperverliğini gösterdi. karşılıklı söylenmeler, şikayetler eşliğinde hamza'nın odasına yürüdüler. kapısına vurdular. hamza bütün enerjisini aynı noktada toplayarak ayağa kalkmayı başardı. bu yöntemi bir filmde görmüştü. sonra kapıya doğru yürüdü. ayakta dineldi bir süre. kapıyı açtı. hayatında sanki hiç böcek görmemişçesine bağıran insanlar tam karşısında, çığlık çığlığaydılar. babası detan sıkmaya niyetlendi ki, annesi güç bela durdurdu. "Evlattır bey ne de olsa. dur sakinle, buluruz bi hal çaresini!" dedi. Kız kardeşi cinci hoca tanıdığını söyledi. fena fikir değildi. patron "manyamış lan bunlar, ne biçim bi yer burası!!" diye bağıra çağıra evden çıktı.
aile dertleriyle baş başa kalmıştı. hamza atsan atılmaz kiralasan kiralanmaz bir yaratıktı artık. Bir besleme gibi onu bir odaya kapattılar. Kardeşi arada yemekler götürüyordu. kurufasulye-pilav-cacık triosunun manyağı olan hamza'ya böceklik yaramamıştı, bi lokma bile almıyordu bu yemeklerden. varsa yoksa Uzakdoğu mutfağından dem vuruyordu. bütçe mi dayanırdı bu harcamalara? dayanmazdı. aile çözümü buldu. evin bir odasını metin-ali-feyyaz adında üç gence kiraladı. gençler akıllı, uslu, işinde, gücünde, antrenmanında olan genç futbolcu adaylarıydı. bir akşam salonda hep beraber yemek yerlerken, hamza'nın kardeşi keman çalmaktaydı. hamza hüzünlendi, gözleri dolu dolu oldu. sesi daha yakında duymak istiyordu. ilerlemeye karar verdi, kafasını uzattı. mesut bir tablo vardı karşısında. o ise bir böcek gibi yaşıyordu. "gibisi fazla oldu lan sanki" dedi. böcekti. hatta eski mahallelerindeki sümüklü ibo'nun deyimiyle: "böcük."
sesin geldiği yöne ilerlemeye devam etti. kimse o dev cüssenin farkında değildi. hamza'nın ruhu adeta mest olmuştu. istek parça yapası vardı, duble duble rakı yudumlayası vardı. efkarlanmıştı. ellerini havaya kaldırıp "oooof offf" diye bağırınca herkes tarafından farkedildi. metin-ali-feyyaz efendi çocuklara benziyorlardı ama hamza'yı görünce aldı mı bunları bir gülme! tuttu mu bunları bir zevzeklik! babası hemen yerinden fırladı. onu görmemeleri için çocukların önünde perdeleme hareketi yaptı. işte buna içerlemişti gençler. böylesine bir canlı ile aynı evde yaşadıklarından bihaberlerdi. işin kötüsü bu, kendilerinden itinayla saklanmıştı. "heeyt babalık! portakal, orda kal. bu kadar da olmaz. bizi mi yiyosun?" dedi feyyaz. feyyaz iyi orta kesmişti, ali yapıştırdı golü: "hakkaten ha! biz ayrılıyoruz evden. para mara da vermeyiz onna görre!.!" ne diyebilirdi ki baba? ne söylemeye hakkı vardı ki? "siktirin gidin o zaman, ne diim!" sitemi çıktı dudaklarından.
çocuklar evden ayrıldı. kaldılar mı yine baş başa. aile bu kez hamza'ya karşı öfke doluydu. kiracılar gidince gelirleri azalmıştı, ekonomik darboğaz vardı. Kız kardeş bağırmaya başladı: "yeter artık yeter. defolsun gitsin evimizden. hem o hamza değil ki. ona bakmak zorunda değiliz ki. meymenetsizliği yetmiyormuş gibi, her gün sabah-öğlen-akşam çin yemeği yiye yiye iflas ettirecek bizi. ona bir oda verme baba, nolur. kalacak bi yeri olmasın. gitsin artık!" bu yıkıcı repliğin taçlanması için gerekli olan gözyaşları da geç kalmadı. bir pınar gibi akmaya başladı kızın gözbebekcağızlarından. aile hamza'yı artık gözden çıkarmıştı. onlara göre, o yaratık hamza değildi. başka bir şeydi.
genç hamza çok şeyini yitirse de gururunu koruyordu. bu laflara çok içerlemişti. ailesinin üzülmesini de istemiyordu. krizle boğuşulan şu günlerde onlara gerçekten çok büyük bi yük oluyordu, ayrıca marjinal faydası da sıfırdı. bi sike yaramıyordu Affedersiniz. nasıl bir hayattı lan bu! odasına döndü. kararını vermişti.
sabah temizlikçi kadın odaya geldi. "kalk bakalım bruce lee, kahvaltın geldi!" diye seslendi. hamza'da ses seda yoktu. "ooh mis gibi çin usulü yumurta diyorum evladım kalksana" diye ısrarladı. en ufak bir hareketlenme yoktu. iki elini şakaklarına doğru götürdü kadın. "vay başımıza gelenler, abovvv!!!" diye haykırdı.
5-6 kutu de de de de detan şişesi tam karşısında, hamza'nın yanı başındaydı.
hamza böcek olmuştu. olsundu.
ölmüştü. ölsündü.
bütün renkler, kişiler, kurum ve kuruluşlar hızla kirleniyordu.
Lakin hamza kirekördü. kirlenmezdi.
-kirekör hamza- artık bir hikaye kahramanı olmuştu. dilden dile gönülden gönüle yayılacağı günler yakındı.
Şaştı. Kaldı. "Bunu da mı göreceğedik!" diye naiften sitemlense de "muradımız böyle imiş" diyerek kabullenmesi uzun sürmedi. Hayatta daha mühim işleri vardı. saatine baktı: "Ananız kim? işe geç kaldım lan!" Vapuru kaçırmıştı. Bir sonraki vapur saat yedideydi. "Patrona rahatsızım biraz desem, acaba yer miydi?" Yemezdi. Kapısı çaldı. Annesiydi. "Hamza, Hamza uyansa işe geç kaldın. hem ekmek alcan daha!" diye seslendi. "lan geldik 20 küsur yaşına, hala bakkala çakkala ben gidiyorum ya!.!" sinirliydi. hamza evin büyüğüydü. lakin evin küçüğü ise kız kardeşiydi. sabahın köründe hamza dururken, kız kardeşi mi gidecekti ekmek almaya? "hiç gidecek halim yok valla. Mcdonalds.com'a girin, kahvaltı servisine başlamışlar, ordan sipariş verin. ben ısmarlıyorum!" diye bağırdı. Hımm, iyi fikirdi. Hamza bu arada odasında, ayağa kalkma alıştırmaları yapıyordu. 10 dakika sonra zil çaldı. Bu ne hızdı, Mc donald's gibisi hakikaten yok muydu? Ancak kapının önünde bekleyen kişi, yalandan güleç yüzlü mcdonal's boy değil patronuydu. "hamza'nın yaptıkları yeter yetişir artıkın, iyice zıvanadan çıktı bu deloğlan!" diye söylendi. Babası "buyrun buyrun içeride dellenin" diyerek patrona misafirperverliğini gösterdi. karşılıklı söylenmeler, şikayetler eşliğinde hamza'nın odasına yürüdüler. kapısına vurdular. hamza bütün enerjisini aynı noktada toplayarak ayağa kalkmayı başardı. bu yöntemi bir filmde görmüştü. sonra kapıya doğru yürüdü. ayakta dineldi bir süre. kapıyı açtı. hayatında sanki hiç böcek görmemişçesine bağıran insanlar tam karşısında, çığlık çığlığaydılar. babası detan sıkmaya niyetlendi ki, annesi güç bela durdurdu. "Evlattır bey ne de olsa. dur sakinle, buluruz bi hal çaresini!" dedi. Kız kardeşi cinci hoca tanıdığını söyledi. fena fikir değildi. patron "manyamış lan bunlar, ne biçim bi yer burası!!" diye bağıra çağıra evden çıktı.
aile dertleriyle baş başa kalmıştı. hamza atsan atılmaz kiralasan kiralanmaz bir yaratıktı artık. Bir besleme gibi onu bir odaya kapattılar. Kardeşi arada yemekler götürüyordu. kurufasulye-pilav-cacık triosunun manyağı olan hamza'ya böceklik yaramamıştı, bi lokma bile almıyordu bu yemeklerden. varsa yoksa Uzakdoğu mutfağından dem vuruyordu. bütçe mi dayanırdı bu harcamalara? dayanmazdı. aile çözümü buldu. evin bir odasını metin-ali-feyyaz adında üç gence kiraladı. gençler akıllı, uslu, işinde, gücünde, antrenmanında olan genç futbolcu adaylarıydı. bir akşam salonda hep beraber yemek yerlerken, hamza'nın kardeşi keman çalmaktaydı. hamza hüzünlendi, gözleri dolu dolu oldu. sesi daha yakında duymak istiyordu. ilerlemeye karar verdi, kafasını uzattı. mesut bir tablo vardı karşısında. o ise bir böcek gibi yaşıyordu. "gibisi fazla oldu lan sanki" dedi. böcekti. hatta eski mahallelerindeki sümüklü ibo'nun deyimiyle: "böcük."
sesin geldiği yöne ilerlemeye devam etti. kimse o dev cüssenin farkında değildi. hamza'nın ruhu adeta mest olmuştu. istek parça yapası vardı, duble duble rakı yudumlayası vardı. efkarlanmıştı. ellerini havaya kaldırıp "oooof offf" diye bağırınca herkes tarafından farkedildi. metin-ali-feyyaz efendi çocuklara benziyorlardı ama hamza'yı görünce aldı mı bunları bir gülme! tuttu mu bunları bir zevzeklik! babası hemen yerinden fırladı. onu görmemeleri için çocukların önünde perdeleme hareketi yaptı. işte buna içerlemişti gençler. böylesine bir canlı ile aynı evde yaşadıklarından bihaberlerdi. işin kötüsü bu, kendilerinden itinayla saklanmıştı. "heeyt babalık! portakal, orda kal. bu kadar da olmaz. bizi mi yiyosun?" dedi feyyaz. feyyaz iyi orta kesmişti, ali yapıştırdı golü: "hakkaten ha! biz ayrılıyoruz evden. para mara da vermeyiz onna görre!.!" ne diyebilirdi ki baba? ne söylemeye hakkı vardı ki? "siktirin gidin o zaman, ne diim!" sitemi çıktı dudaklarından.
çocuklar evden ayrıldı. kaldılar mı yine baş başa. aile bu kez hamza'ya karşı öfke doluydu. kiracılar gidince gelirleri azalmıştı, ekonomik darboğaz vardı. Kız kardeş bağırmaya başladı: "yeter artık yeter. defolsun gitsin evimizden. hem o hamza değil ki. ona bakmak zorunda değiliz ki. meymenetsizliği yetmiyormuş gibi, her gün sabah-öğlen-akşam çin yemeği yiye yiye iflas ettirecek bizi. ona bir oda verme baba, nolur. kalacak bi yeri olmasın. gitsin artık!" bu yıkıcı repliğin taçlanması için gerekli olan gözyaşları da geç kalmadı. bir pınar gibi akmaya başladı kızın gözbebekcağızlarından. aile hamza'yı artık gözden çıkarmıştı. onlara göre, o yaratık hamza değildi. başka bir şeydi.
genç hamza çok şeyini yitirse de gururunu koruyordu. bu laflara çok içerlemişti. ailesinin üzülmesini de istemiyordu. krizle boğuşulan şu günlerde onlara gerçekten çok büyük bi yük oluyordu, ayrıca marjinal faydası da sıfırdı. bi sike yaramıyordu Affedersiniz. nasıl bir hayattı lan bu! odasına döndü. kararını vermişti.
sabah temizlikçi kadın odaya geldi. "kalk bakalım bruce lee, kahvaltın geldi!" diye seslendi. hamza'da ses seda yoktu. "ooh mis gibi çin usulü yumurta diyorum evladım kalksana" diye ısrarladı. en ufak bir hareketlenme yoktu. iki elini şakaklarına doğru götürdü kadın. "vay başımıza gelenler, abovvv!!!" diye haykırdı.
5-6 kutu de de de de detan şişesi tam karşısında, hamza'nın yanı başındaydı.
hamza böcek olmuştu. olsundu.
ölmüştü. ölsündü.
bütün renkler, kişiler, kurum ve kuruluşlar hızla kirleniyordu.
Lakin hamza kirekördü. kirlenmezdi.
-kirekör hamza- artık bir hikaye kahramanı olmuştu. dilden dile gönülden gönüle yayılacağı günler yakındı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar