bugün
- velvet51
- bir sözlük yazarını kıskanmak12
- 2026 ekonomik krizi13
- ilk buluşmada bavyera halk ezgileri söyleyen kezo6
- aleksey batrakov26
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması9
- migros'a sorulacak tek soru22
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği11
- 1 euro 56 25 tl6
- 26 ağustos malazgirt zaferi'nin 955 yıl dönümü3
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi9
- arkadaşlar veto ne demek8
- yavuz ağıralioğlu2
- sıfırladım babacığım5
- the odyssey2
- tostumu yaptım11
- şeyhine karısını kızını badelettiren şakirt3
- batrakov'un kadıköy ve tüpraş da atacağı goller2
- tıktok nasıl etkin kullanılır3
- masonik gizemler5
- ellerim bos gonlum hos16
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar3
- g i l d e d l i l y14
- osuruktan şiirler59
- kürt meslekleri6
- mustafa adıgüzel2
- mümin aynı delikten iki defa sokulmaz3
- erecto bay birader bey efendi2
- türklerin türk olamama sorunu6
- mezeler eşliğinde rakı içip söyleşmek8
- victor osimhen16
- kardeş2
- gnostik gizemler3
- arkadaşlar çok hastayım ya7
- köylüleri neden öldürmeliyiz5
- koşer ürün alan müslüman3
- bir kızın hard sevip sevmediğini nerden anlarsınız5
- now tv neden gelmedi6
- sanat2
- devşirme meslekleri3
- abraxas2
- ismail kartal18
- sözlük ne zaman bu kadar sıkıcı hale geldi6
- iktidar değişince yandaşlar nereye kaçar sorunsalı3
- kliniğe gittim klinikten geldim6
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması11
- fenerbahçe biraz sert biraz katı13
- sıçarken entry giren yazarlar2
- ota boka faşist diyen kürtçü3
- yazarlara gelen son mesaj4
perşembe günü işten çıkıp 2 bira alarak, ankara'nın 38 derece sıcağında, öğlen 13:00'da -ki gece 13:00 da olmaz zira- kaldırıma yapışmış köppekler gibi pısıp koltuğuma televizyonun başına geçtim. televizyon dediysem lcd ayol bildiğin. d-smart da var. evin kuzey bölgesindeki kapalı havuzun ışıklarını söndürmeyi unutmuşum, onu bile kalkıp kapatmaya üşendim. bildiğin uyuzum yani o gün. bi de sağa sola pire fırlatsam itten farkım kalmayacak şerefsizim. n'apılır, n'apılır dedim kendi kendime [yalnızım, selam ederim] bari galatasaray'ın maçını izleyim de arda neyim birkaç hareket yapar da gecemiz şenlenir dedim.*
maçı 90 dakika izledim. doyamadım. abartmıyorum, abartıyorsam evimdeki bilardo salonum yıkılsın, "uzatma dakikaları en az 5-6 dakika olsa keşke" diye bile düşündüm. ha galatasaray çok mu iyi oynadı? "çok" iyi oynamadı. rakip güçlü müydü? kesinlikle hayır ama sahada "takım" vardı. "adeta bir kolej havası" klişesine girmeden "bu takım olmuş" dedim. keita çıkıp yerine kewell giriyor adam "sikerler yaa maç kopmuş zaten neyşim var" diye düşünmüyor "zevk" alıyor oyundan. son dakika geliyor, 5-0 olmuş, nonda "galatasaray'ın avrupa kupalarında oynadığı müsabakalarda attığı toplam gol sayısı" istatistiğine +1 eklemek dışında hiçbir maddi, manevi değeri olmayan gol atıyor, arda yedek kulübesinden çıkıp zıplıyor.
aklıma beşiktaşımızın porto'yla yaptığı barış kupası maçı geliyor sonra. 2. yarı nihat giriyor oyuna. eller kabadayı gibi açılmış yanlara, sağa sola "emirler" yağdırıyor. ben 26 yaşında futbolcu olsam, kaptanım benden birçok yaş düşük arda bana "şunu yap, bunu yap" dese koymaz, nihat dese koyar abi. "papaz" denir bunlara, bilen bilir. sadece anadolu takımlarında kaldığını düşündüğüm "papaz" futbolcular maalesef ki beşiktaşımızda da var artık. neyse, duran top oluyor, nihat "kot ve ucu sivri kösele ayakkabı" kreasyonuyla bezenmiş mahallenin kıro delikanlısı gibi geçiyor topun başına. insan sarrafıyım ben abicim, tello'nun o an aklından geçenleri okuyabildim. ama söylemem.
yani, bir yanda "takım" olmuş bir galatasaray, diğer yanda "takım" olmayı 2003 yılında bırakmış bir beşiktaş. başında içi geçmiş, çağdışı futbol oynatma ustası mustafa denizli, kalesinde yıllardır "bir top nasıl uzaklaştırılır" öğrenememiş 2 saatli bomba, defansında sivok denen ne işe yaradığı belli olmayan ağır vasıta, orta sahasında kaybettiği toplarla beşiktaşımın yediği gol&pozisyonlar neredeyse kendi asistine eşit olan bir tello, forvetinde hiçbir işe yaramayan boş yere kontenjan dolduran bobo ve bunların tüm ve tek sorumlusu yıldırım demirören.
daha önce lock bir yerlerde yazmıştı. bizim "büyüklük" gibi bir derdimiz yok. ha, belki şampiyonluk sayımız galatasaray ve fenerbahçe kadar olsaydı, bir avrupa kupası kazansaydık, takımımızda her sene yıldızlar olsaydı böyle düşünmezdik ama sonuçta böyle düşünmüyoruz. illa ki takımda yıldız olsun istemiyorum. illa ki şampiyon olalım istemiyorum. ama böyle bir duruma düşmek de istemiyorum. bu takım yine böyle şampiyon olacaksa, olmasın. şampiyonluk sayısı benim için önemli değil çünkü.
ben, 1 ekim 2003 chelsea beşiktaş maçı'ndaki savaşan beşiktaş'ı istiyorum, ben...
sonu çok duygusal olacak, dayanamiciiim kahya, gel şu entry'yi ekle bakiim
maçı 90 dakika izledim. doyamadım. abartmıyorum, abartıyorsam evimdeki bilardo salonum yıkılsın, "uzatma dakikaları en az 5-6 dakika olsa keşke" diye bile düşündüm. ha galatasaray çok mu iyi oynadı? "çok" iyi oynamadı. rakip güçlü müydü? kesinlikle hayır ama sahada "takım" vardı. "adeta bir kolej havası" klişesine girmeden "bu takım olmuş" dedim. keita çıkıp yerine kewell giriyor adam "sikerler yaa maç kopmuş zaten neyşim var" diye düşünmüyor "zevk" alıyor oyundan. son dakika geliyor, 5-0 olmuş, nonda "galatasaray'ın avrupa kupalarında oynadığı müsabakalarda attığı toplam gol sayısı" istatistiğine +1 eklemek dışında hiçbir maddi, manevi değeri olmayan gol atıyor, arda yedek kulübesinden çıkıp zıplıyor.
aklıma beşiktaşımızın porto'yla yaptığı barış kupası maçı geliyor sonra. 2. yarı nihat giriyor oyuna. eller kabadayı gibi açılmış yanlara, sağa sola "emirler" yağdırıyor. ben 26 yaşında futbolcu olsam, kaptanım benden birçok yaş düşük arda bana "şunu yap, bunu yap" dese koymaz, nihat dese koyar abi. "papaz" denir bunlara, bilen bilir. sadece anadolu takımlarında kaldığını düşündüğüm "papaz" futbolcular maalesef ki beşiktaşımızda da var artık. neyse, duran top oluyor, nihat "kot ve ucu sivri kösele ayakkabı" kreasyonuyla bezenmiş mahallenin kıro delikanlısı gibi geçiyor topun başına. insan sarrafıyım ben abicim, tello'nun o an aklından geçenleri okuyabildim. ama söylemem.
yani, bir yanda "takım" olmuş bir galatasaray, diğer yanda "takım" olmayı 2003 yılında bırakmış bir beşiktaş. başında içi geçmiş, çağdışı futbol oynatma ustası mustafa denizli, kalesinde yıllardır "bir top nasıl uzaklaştırılır" öğrenememiş 2 saatli bomba, defansında sivok denen ne işe yaradığı belli olmayan ağır vasıta, orta sahasında kaybettiği toplarla beşiktaşımın yediği gol&pozisyonlar neredeyse kendi asistine eşit olan bir tello, forvetinde hiçbir işe yaramayan boş yere kontenjan dolduran bobo ve bunların tüm ve tek sorumlusu yıldırım demirören.
daha önce lock bir yerlerde yazmıştı. bizim "büyüklük" gibi bir derdimiz yok. ha, belki şampiyonluk sayımız galatasaray ve fenerbahçe kadar olsaydı, bir avrupa kupası kazansaydık, takımımızda her sene yıldızlar olsaydı böyle düşünmezdik ama sonuçta böyle düşünmüyoruz. illa ki takımda yıldız olsun istemiyorum. illa ki şampiyon olalım istemiyorum. ama böyle bir duruma düşmek de istemiyorum. bu takım yine böyle şampiyon olacaksa, olmasın. şampiyonluk sayısı benim için önemli değil çünkü.
ben, 1 ekim 2003 chelsea beşiktaş maçı'ndaki savaşan beşiktaş'ı istiyorum, ben...
sonu çok duygusal olacak, dayanamiciiim kahya, gel şu entry'yi ekle bakiim
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar