bugün
- ayağa boşmalmak9
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum11
- ayakçı ve patici yazarlar derneği6
- ümit kocasakal20
- ayak sevecek kadar abaza olmak6
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı4
- seri oylayınca hoşlanıyor sanan tipler6
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları8
- baş ayakçı4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı74
- ilk buluşmada hesabı kim öder7
- sarı gelinin nenesi neden ölüyor sorunsalı3
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- kadın dediğin şakk diye masaya ayağını vuracak4
- yağmur yağarken 1 60 lık kucaklayıp koşmak4
- kuru amlı6
- nervio tarzı entry girmek20
- ayak seven dayak da sever3
- doğu akdeniz de libya mutabakatı tartışması3
- mersin7
- ayak fetişleri için ayak fotoğrafını paylaşan kız3
- from gold from dust35
- yanında lipstick taşımayan yollu erkek6
- instagram da artan erotizm sebebi2
- french kiss yapamayan erkek2
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak15
- neden sürekli gülümsüyorum4
- fast food2
- kızıl kmerler3
- beyler sakin2
- drama köprüsü ndeki hasan olmak3
- güney kore34
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar12
- vergi dairesine gidip fiş almazsak kaça olur demek2
- motorcuların trafikte terör yaratması8
- 4 tabak makarna yemek3
- adana4
- israil de erken katılım rekoru3
- kadınların 1 saatte modunun değişmesi6
- uludağ yönetimi sözlük kızlarını banlama kararı5
- kamos2
- ayaklarını bile göstermeyen bir kızı ciddiye almak2
- cadılar bayramında kabak tatlısı yapıp getiren kız4
- ismail kartal20
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor8
- ben bir ceviz ağacıyım2
- victor osimhen15
- zemzem suyunun yüzyıllardır bitmemesi7
- kimsenin sizi sevmemesi12
- üç arkadaş2
Tarkovski'nin "izini sürmeye" devam...
içinde gördüğüm her sakallıyı dedem değilse bile dostoyevski zannettiğim film. sanırsınız ki, tarkovski ve veya cast'örü (!) figüranları seçme aşamasında yerel mecmualara şöyle bir ilan vermişler:
"üstad Fyodor Mihailovic Dostoyevski'ye benzeyen, bilemedin onu andıran figüranlar aranmaktadır. Yarı-Dolgun yevmiye ve ssk+yol+yemek tarafımızca karşılanacak olup ilgilenenlerin suç ve ceza'yı anlatan birer sayfalık kompozisyonlarla şahsen başvuru yapmaları rica olunur."
yok artık. tamam her şeyi anlarım da suç ve ceza kompozisyonu ile ne gibi bir mesaj vermeye çalışıyor tarkovski ve veya cast'örü, onu bilemedim. Şımarık elitist bir tavır gibi geldi. tarkovski'nin şu sığ düşüncesini, küçük hesabını, sözüm ona entelektüel ukalalığını görüyor mu gözler? filmi anlatma şevkim de kaçtı şimdi. yine de sinema sanatına karşı boynum kıldan ince. Arap'a kızıp şaraba küsmeyelim. Film aşağı yukarı şöyle:
iadesiz taahhütsüz dinsel göndermeler, semboller, mevsimler, bozkırlar, karlar, yağmurlar, yağmurlar (yağmursuz bir tarkovski filmi, yağmursuz bir ingiltere gibidir.), atları da vururlar, kıçına kaş göz çizen soytarılar, çan çan konuşan barbar tatarlar, çan yapıcılar, can yakıcılar, çanlar kimin için çalar, hırs, kıskançlık, istila, işkence, cinayet, şehvet, tecavüz, merhamet, ortanca çağ, zalımlar, dilsizler, dinsizler, putperestler, rahipler, artistler, artistik kabızlık çekenler, kilise, ikonlar, ikoncanlar, cansız bedenler, sıkıcı bir dünya, dünya kadar sıkıcılıklar, sıkılan canlar... benim canım. ah canııım. çok sıkıldım!
tarkovski'nin Andrei rublev'inin yalnızca bir film olmadığına; konsantre bir sanat kiti mahiyetinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmeye çalışmak bir entelcanlık oynamak çabası değildir. durum böyledir. inanmak gerekir; hele filmden baya baya sıkıldığını, kimi yerlerini de çakozlayamadığını saklamayan şu en tirinin yazarınca söyleniyorsa... (ki o, an itibariyle fark etti ki, kendisinden üçüncü bir şahıs olarak bahsettiği zaman, "ulan birinci şahıstan direk üçüncü şahısa geçiyosun hani bunu ikinci şahsı? nerde o ikinci şahsiyet hıa?" diye şaşım şaşım şaşırmakta imiş.)
sonuç olarak kabul etmek lazım ki Bazı eserlerin yeri ve zamanı var. Onu layıkıyla çözebilmek için azımsanmayacak bir donanıma sahip olmak gerekir. Anlaşılan ben biraz, yok yok baya, acele ettim. 10 sene sonra filan yeniden izleyeceğim. izlerken, Sıkılganlık katsayımda bariz bir düşüş olacağını sanmıyorum. Ama daha iyi anlarım diye ümit ediyorum.
Sıradaki filmimiz bir türk sineması klasiği olan gözümüzün nuru, canımızın içi tosun paşa. Sevgili tosun, bu filmi izleyenlere...
içinde gördüğüm her sakallıyı dedem değilse bile dostoyevski zannettiğim film. sanırsınız ki, tarkovski ve veya cast'örü (!) figüranları seçme aşamasında yerel mecmualara şöyle bir ilan vermişler:
"üstad Fyodor Mihailovic Dostoyevski'ye benzeyen, bilemedin onu andıran figüranlar aranmaktadır. Yarı-Dolgun yevmiye ve ssk+yol+yemek tarafımızca karşılanacak olup ilgilenenlerin suç ve ceza'yı anlatan birer sayfalık kompozisyonlarla şahsen başvuru yapmaları rica olunur."
yok artık. tamam her şeyi anlarım da suç ve ceza kompozisyonu ile ne gibi bir mesaj vermeye çalışıyor tarkovski ve veya cast'örü, onu bilemedim. Şımarık elitist bir tavır gibi geldi. tarkovski'nin şu sığ düşüncesini, küçük hesabını, sözüm ona entelektüel ukalalığını görüyor mu gözler? filmi anlatma şevkim de kaçtı şimdi. yine de sinema sanatına karşı boynum kıldan ince. Arap'a kızıp şaraba küsmeyelim. Film aşağı yukarı şöyle:
iadesiz taahhütsüz dinsel göndermeler, semboller, mevsimler, bozkırlar, karlar, yağmurlar, yağmurlar (yağmursuz bir tarkovski filmi, yağmursuz bir ingiltere gibidir.), atları da vururlar, kıçına kaş göz çizen soytarılar, çan çan konuşan barbar tatarlar, çan yapıcılar, can yakıcılar, çanlar kimin için çalar, hırs, kıskançlık, istila, işkence, cinayet, şehvet, tecavüz, merhamet, ortanca çağ, zalımlar, dilsizler, dinsizler, putperestler, rahipler, artistler, artistik kabızlık çekenler, kilise, ikonlar, ikoncanlar, cansız bedenler, sıkıcı bir dünya, dünya kadar sıkıcılıklar, sıkılan canlar... benim canım. ah canııım. çok sıkıldım!
tarkovski'nin Andrei rublev'inin yalnızca bir film olmadığına; konsantre bir sanat kiti mahiyetinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmeye çalışmak bir entelcanlık oynamak çabası değildir. durum böyledir. inanmak gerekir; hele filmden baya baya sıkıldığını, kimi yerlerini de çakozlayamadığını saklamayan şu en tirinin yazarınca söyleniyorsa... (ki o, an itibariyle fark etti ki, kendisinden üçüncü bir şahıs olarak bahsettiği zaman, "ulan birinci şahıstan direk üçüncü şahısa geçiyosun hani bunu ikinci şahsı? nerde o ikinci şahsiyet hıa?" diye şaşım şaşım şaşırmakta imiş.)
sonuç olarak kabul etmek lazım ki Bazı eserlerin yeri ve zamanı var. Onu layıkıyla çözebilmek için azımsanmayacak bir donanıma sahip olmak gerekir. Anlaşılan ben biraz, yok yok baya, acele ettim. 10 sene sonra filan yeniden izleyeceğim. izlerken, Sıkılganlık katsayımda bariz bir düşüş olacağını sanmıyorum. Ama daha iyi anlarım diye ümit ediyorum.
Sıradaki filmimiz bir türk sineması klasiği olan gözümüzün nuru, canımızın içi tosun paşa. Sevgili tosun, bu filmi izleyenlere...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar