bugün
- yürüyen bok4
- haramidere de haramilik yapmak3
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi26
- sözlüğün şizofren ve sapık dolu olduğu gerçeği14
- başlarım böyle hayata deyip akp'ye üye olmak5
- kedin mi var derdin var4
- kilolu olmak6
- caddebostan da bostan yetiştirmek2
- oral süspansiyon3
- sozluk yazarlarinin zengin olmasi2
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı17
- trabzon büyükşehir belediyesi21
- sinem dedetaş11
- allah 1 metin 2 rte 33
- zall adlı yazar4
- şaka maka 40'a yaklaşmak7
- mason greenwood11
- boyutlar arası seyahat yapmak mümkün mü2
- masklavi'yi şeriatla yönetilen ülkeye göndermek13
- kemalistler yunanistan'a defolsun8
- sözlükte entrylerini anlamadiginiz kişi15
- otobüsteki en iyi koltuk hangisidir sorunsalı16
- üsküdar da başkan vekili seçimi tartışması2
- batıl inançlar6
- çerçeve yasa7
- emret komutanım tahir yüzbaşı5
- akrabalarla ilişkiyi kes17
- trabzonspor5
- izmirli kızlar neden kıçı açık geziyor sorunsalı11
- fetönün siyasi ayağı araştırlsın önergesinin reddi8
- apo hapisten çıkınca ak partililerin tepkisi8
- abant su3
- g'i l d'e d l'i l y4
- 15 temmuz tiyatro mu7
- velvet hanım ile kahve içmek8
- kısa boylu olmak6
- bana onu sormayın domaltmak istiyorum2
- 5 ağustos 2026 fenerbahçe sturm graz maçı18
- ciddi düşünülen kızın dünya düz demesi6
- yoran insanların ortak özellikleri5
- erdogan'a suikast timi itirafı8
- türkiye ve 7 ülkeden israil'e ortak tepki5
- the whirl cold brew3
- emret komutanım albayın kızı suzi6
- renault 9 broadway12
- ebrar sitesi2
- kahveye naber lan avradını siktiklerim diye girmek2
- sözlükte umursanmayan yazar3
- ülkemde başı açık kadın görmek istemiyorum6
- sevgiliye hitap şekilleri6
birebir gördüğüm ilk celebrity.
6 yaşındaydım, cumhurbaşkanı olarak bizim lojmana gelmişti. geldiği gün babamın elinden tutmuş lojman içindeki ordu pazarı'na doğru yürüyordum. annem, babamın eline bir alışveriş listesi tutuşturmuş, bizi evden postalamıştı. yaz sıcağında yürürken yol kenarından bir demet çiçek toplamıştım. eve dönünce anneme verecektim.
elimdeki çiçeklere bakarken, babamın sesini duydum: "bak oğlum, reis-i cumhur." kafamı kaldırdım. hemen karşıdaydı. üs komutanının konağından çıkmış siyah makam arabasına biniyordu. aynı televizyondaki gibiydi işte. karşı taraftaki karacı askerlerin binalarının balkonlarında ve yol kenarında bir kaç çocuk ona el sallıyordu. onlara el salladı. sonra arabasına bindi.
karşıdan karşıya geçecektik. babam kaldırımın kenarında durdu. makam arabası hemen önümüzden geçecekti. araba yavaş yavaş bize doğru hareket etti. oturduğu tarafın camı açıktı. uzaktan göz göze geldik. bana gülümsüyordu. araba tam bizim hizamıza gelmişti ki, o sırada nedendir bilmem, elimdeki çiçekleri arabanın üzerine savuruverdim. oturduğu yerden bana bakıp hala unutamadığım gevrek bir kahkaha attı ve bana el salladı. ben de karşılık verdim. o yaşta nereden bileyim lan dayılarıma cezaevinde işkence edildiğini, idam cezası verildiğini. benim için kendisi hergün televizyona çıkan cumhurbaşkanıydı. ona bir değil, binlerce demet çiçek feda olsundu.
babamın ne tepki verdiğini görmek üzere sırıtarak ona baktım. suratında hiç bir ifade yoktu ve bana bakıyordu. anlam verememişti adamcağız. bir müddet öylece bakıştık. sonra bir kahkaha patlattı. "annene söyleyecem lan. sana topladığı çiçekleri gitti kenan evren'e verdi diyecem" dedi. "niye? kızar mı ki?" dediğimi hatırlıyorum. omuzlarını silkti, "bilmem" dedi.
"hadi gidelim" dedikten sonra, tekrar ordu pazarı'na doğru yolumuza devam ettik.
o günden sonra çok uzun bir süre, kendisi benim için hep o gün attığı gevrek kahkahası ve sevecen tavırlarıyla kaldı aklımda. sonradan kendimi, hannibal filminin sonunda hannibal lecter'la uçakta yanyana oturup muhabbet kuran, onun ikram ettiği insan etini yiyen çocuk gibi hissettim.
6 yaşındaydım, cumhurbaşkanı olarak bizim lojmana gelmişti. geldiği gün babamın elinden tutmuş lojman içindeki ordu pazarı'na doğru yürüyordum. annem, babamın eline bir alışveriş listesi tutuşturmuş, bizi evden postalamıştı. yaz sıcağında yürürken yol kenarından bir demet çiçek toplamıştım. eve dönünce anneme verecektim.
elimdeki çiçeklere bakarken, babamın sesini duydum: "bak oğlum, reis-i cumhur." kafamı kaldırdım. hemen karşıdaydı. üs komutanının konağından çıkmış siyah makam arabasına biniyordu. aynı televizyondaki gibiydi işte. karşı taraftaki karacı askerlerin binalarının balkonlarında ve yol kenarında bir kaç çocuk ona el sallıyordu. onlara el salladı. sonra arabasına bindi.
karşıdan karşıya geçecektik. babam kaldırımın kenarında durdu. makam arabası hemen önümüzden geçecekti. araba yavaş yavaş bize doğru hareket etti. oturduğu tarafın camı açıktı. uzaktan göz göze geldik. bana gülümsüyordu. araba tam bizim hizamıza gelmişti ki, o sırada nedendir bilmem, elimdeki çiçekleri arabanın üzerine savuruverdim. oturduğu yerden bana bakıp hala unutamadığım gevrek bir kahkaha attı ve bana el salladı. ben de karşılık verdim. o yaşta nereden bileyim lan dayılarıma cezaevinde işkence edildiğini, idam cezası verildiğini. benim için kendisi hergün televizyona çıkan cumhurbaşkanıydı. ona bir değil, binlerce demet çiçek feda olsundu.
babamın ne tepki verdiğini görmek üzere sırıtarak ona baktım. suratında hiç bir ifade yoktu ve bana bakıyordu. anlam verememişti adamcağız. bir müddet öylece bakıştık. sonra bir kahkaha patlattı. "annene söyleyecem lan. sana topladığı çiçekleri gitti kenan evren'e verdi diyecem" dedi. "niye? kızar mı ki?" dediğimi hatırlıyorum. omuzlarını silkti, "bilmem" dedi.
"hadi gidelim" dedikten sonra, tekrar ordu pazarı'na doğru yolumuza devam ettik.
o günden sonra çok uzun bir süre, kendisi benim için hep o gün attığı gevrek kahkahası ve sevecen tavırlarıyla kaldı aklımda. sonradan kendimi, hannibal filminin sonunda hannibal lecter'la uçakta yanyana oturup muhabbet kuran, onun ikram ettiği insan etini yiyen çocuk gibi hissettim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar