bugün
- muğla vs uşak afyon denizli aydın kütahya manisa4
- sinem dedetaş3
- atatürk'ün vizyonunun inanılmazlığı5
- escort taş mı yesin11
- futbol18
- apo çıkarsa ulusalcılar ne yapacak3
- sırrı süreyyacı ünlülerin 29 ekim kutlaması7
- alzheimer günlüğü6
- opel vectra a3
- ısparta nokulu6
- cumhuriyet bayramı14
- müslüm gürses şarkılarındaki felsefi sözler6
- 29 ekim cumhuriyet bayramı12
- sözlük yazarlarının çayları6
- yaşasın cumhuriyet3
- halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur5
- dalaman2
- kartoncu bey birader beydir2
- gocu'nun sözlüğe vedası4
- hayat koçu ile yaşam koçu arasındaki fark7
- erzurum vs kars2
- türkiye cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır4
- yeniden de sevebiliriz akdeniz2
- ekşi sözlük toplu yazar alımı3
- muhtaç olduğun kudret3
- uefa şampiyonlar ligi5
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı13
- fenerbahçe10
- kumaş2
- liverpool fc3
- bir kıza saklama kabı hediye etmek11
- eskorta gitmenin hijyenik olmaması2
- haftanın gammazları listesi3
- koşmak yerine ağırlık kaldırmak5
- apo piçtir piç kalacak3
- kurallara neden uyduğumuz sorusu2
- münihte tavuk döner yedim2
- sözlüğün artık kapanacak hale gelmesi2
- maymuna fındık atmak2
- gece vakti orman yolunda bisiklet sürmek8
- sarı saçın yakıştığı ünlüler9
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı62
- ben sana inanıyorum2
- ezberin gereksiz olduğu yanılgısı4
- öyle bir yatmak ki yarınlar olmayacakmışcasına7
- vegan yaşam2
- akın gürlek3
- rafine zevkleri olan erkek11
- kedilerle uyumak9
- yuzırların ekşiye kaçması3
-"Sin iki kişi demektir" der Salih mirzabeyoğlu.
- SiN
Sin bir harftir. Herkese nasıl gözükür bu harf? Bilmiyorum? Bana şu tarifiyle gözükmektedir "Sin, iki kişi demektir!"
Bütün bu maceranın, her savruluşumun , sevinçlerimin, kaygılarımın, hayallerimin, olurlar ve olmazlarımın, iniş ve çıkışlarımın, gözümün önünde bir rüya gibi seyrettiğim hayatımın ve rüyalarımın, her seferinde bir rüya'dan uyanırmışçasına rast geldiğim hakikatlerin, kısacası, beni "ben" yapan ve beni "ben" den alan her şeyin ilk ve son noktasında hep "sin" var;hep'sin'de!
Nasıl ki her hareketin, davranışın altında o davranışa yol veren bir şuur vardır - ki herhangi şuursuzca yapılmış bir hareketi de buna dahil edelim- işte, benim bütün davranışlarımın, yönelişlerimin, bir şey hakkındaki görüşlerimin, bir kimse hakkındaki kanaatlerimin, yazmaya çalıştığım bir nesir'in, bir şiirin;ulaşmağa çalıştığım bir fikrin kökünde yatan hep "sin"dir !
O, benim içime öyle "sin"miştir ki, şuursuzca yaptığım bir harekette bile, ona uzak kalmışlığımla birlikte tersinden ona nisbet eder bir halde olduğuma inanırım.
Yani, öncesinde ve sonrasında, hayatımın şekilleniş çizgilerinin hakimi "sin"dir. Ne olamadıysam, ne olduysam ve ne olacaksam sin'den sonra. Bir şairin şu mısrası üzerine günlerce düşündüğümü hatırlıyorum:
"Geceler çekmeyin hüzün benimçin!"
"benim için" değil de "benimçin";
Çoğu kimse için sadece bir harf düşüklüğü, basit bir imla hatası gibi görünebilecek bu iki kelime, bana bambaşka bir şuur açıklığı verir;ama öyledir, (şopenavr)ın söylediğiyle "atfettiğiniz şeye göre ya bir deli saçması, yahut büyük bir şuurluluk hali"
"Benimçin!"
"çin" aynı zamanda "sin"dir de!
"Sin", telaffuz edilişindeki kadar ince -sırat gibi ince- ve inceliği kadar keskindir; kılınçtan daha keskin;
Elimi uzattığım her şeyde -ki Kant'ın "El dışarıya doğru uzamış bir beyindir!" deyişini hatırda tutarak söylüyorum - her fikirde, her köşe başında o'na rastlarım; bazen apaçık ve çoğu zaman gizli olmakla beraber hep onu görürüm. Bilmem ki, onu böyle gördüğüm için mi bana öyle gözükür yoksa o gerçekten öyle olduğu için mi?
Benim için ikinci şık doğru olmakla beraber onu öyle görmeden onun varlığını kavrayamayacağımı düşünüyorum.
Bu durum, bana, bir yönüyle Berkeley'in kainatı kavrayış biçimini ilham eder; artık sin' i tanıdıktan sonra tıpkı Berkeley'in düşündüğü gibi, baktığın zaman vardır, bakmadığın zaman yoktur.
Ama bu bile yarım bir tarif ediştir. Doğrusu "sin" bakmadığın zaman da varoluşuyla senin yokluğundur. Senin onu "yok" farz edişin kendi varlığını bir "yok" olarak kabul ettiğin manasına denk gelir ki, anlayacağınız "sin"in varoluşu şiddetlidir.
Onun bu şiddetli tarafı tüm kuvveti kendi kimlik macerası ve hüviyetinin ortaya çıkış serüveniyle alakalıdır.
"Sin" şairin "Gece bir hendeğe düşercesine-Birden kucağına düştüm gerçeğin" deyişindeki kadar büyük ve çileli bir şekilde gözükmese de, aslında bir rüyadan ibaret olduğunu yavaş yavaş sezebildiğim bu hayatın, görebildiğim, varabildiğim bütün kapalı ve açık şifrelerini kulağıma fısıldayan, ruhuma şekil veren ve kalbime yol gösterendir.
"Sin iki kişi demektir!"
Fatih Turplu
http://www.mukaddim.com/haber/sin
- SiN
Sin bir harftir. Herkese nasıl gözükür bu harf? Bilmiyorum? Bana şu tarifiyle gözükmektedir "Sin, iki kişi demektir!"
Bütün bu maceranın, her savruluşumun , sevinçlerimin, kaygılarımın, hayallerimin, olurlar ve olmazlarımın, iniş ve çıkışlarımın, gözümün önünde bir rüya gibi seyrettiğim hayatımın ve rüyalarımın, her seferinde bir rüya'dan uyanırmışçasına rast geldiğim hakikatlerin, kısacası, beni "ben" yapan ve beni "ben" den alan her şeyin ilk ve son noktasında hep "sin" var;hep'sin'de!
Nasıl ki her hareketin, davranışın altında o davranışa yol veren bir şuur vardır - ki herhangi şuursuzca yapılmış bir hareketi de buna dahil edelim- işte, benim bütün davranışlarımın, yönelişlerimin, bir şey hakkındaki görüşlerimin, bir kimse hakkındaki kanaatlerimin, yazmaya çalıştığım bir nesir'in, bir şiirin;ulaşmağa çalıştığım bir fikrin kökünde yatan hep "sin"dir !
O, benim içime öyle "sin"miştir ki, şuursuzca yaptığım bir harekette bile, ona uzak kalmışlığımla birlikte tersinden ona nisbet eder bir halde olduğuma inanırım.
Yani, öncesinde ve sonrasında, hayatımın şekilleniş çizgilerinin hakimi "sin"dir. Ne olamadıysam, ne olduysam ve ne olacaksam sin'den sonra. Bir şairin şu mısrası üzerine günlerce düşündüğümü hatırlıyorum:
"Geceler çekmeyin hüzün benimçin!"
"benim için" değil de "benimçin";
Çoğu kimse için sadece bir harf düşüklüğü, basit bir imla hatası gibi görünebilecek bu iki kelime, bana bambaşka bir şuur açıklığı verir;ama öyledir, (şopenavr)ın söylediğiyle "atfettiğiniz şeye göre ya bir deli saçması, yahut büyük bir şuurluluk hali"
"Benimçin!"
"çin" aynı zamanda "sin"dir de!
"Sin", telaffuz edilişindeki kadar ince -sırat gibi ince- ve inceliği kadar keskindir; kılınçtan daha keskin;
Elimi uzattığım her şeyde -ki Kant'ın "El dışarıya doğru uzamış bir beyindir!" deyişini hatırda tutarak söylüyorum - her fikirde, her köşe başında o'na rastlarım; bazen apaçık ve çoğu zaman gizli olmakla beraber hep onu görürüm. Bilmem ki, onu böyle gördüğüm için mi bana öyle gözükür yoksa o gerçekten öyle olduğu için mi?
Benim için ikinci şık doğru olmakla beraber onu öyle görmeden onun varlığını kavrayamayacağımı düşünüyorum.
Bu durum, bana, bir yönüyle Berkeley'in kainatı kavrayış biçimini ilham eder; artık sin' i tanıdıktan sonra tıpkı Berkeley'in düşündüğü gibi, baktığın zaman vardır, bakmadığın zaman yoktur.
Ama bu bile yarım bir tarif ediştir. Doğrusu "sin" bakmadığın zaman da varoluşuyla senin yokluğundur. Senin onu "yok" farz edişin kendi varlığını bir "yok" olarak kabul ettiğin manasına denk gelir ki, anlayacağınız "sin"in varoluşu şiddetlidir.
Onun bu şiddetli tarafı tüm kuvveti kendi kimlik macerası ve hüviyetinin ortaya çıkış serüveniyle alakalıdır.
"Sin" şairin "Gece bir hendeğe düşercesine-Birden kucağına düştüm gerçeğin" deyişindeki kadar büyük ve çileli bir şekilde gözükmese de, aslında bir rüyadan ibaret olduğunu yavaş yavaş sezebildiğim bu hayatın, görebildiğim, varabildiğim bütün kapalı ve açık şifrelerini kulağıma fısıldayan, ruhuma şekil veren ve kalbime yol gösterendir.
"Sin iki kişi demektir!"
Fatih Turplu
http://www.mukaddim.com/haber/sin
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar