bugün
- beyazsemsiyeliyabanci32
- gammaz beni çaylak yapmaz ki gammaz beni çsy9
- haysenin1211
- gammazlama yapmamak10
- yorgun mermi23
- aziz yıldırım7
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası32
- bu köyden olsam ne olacak7
- hatırlanan en eski reklam sloganı5
- omurgasız tekerlek5
- en gey özelliğiniz15
- doktorlara saygının kalmamasının temel nedenleri7
- yapay zeka moderatörü14
- isimsiz orospu çocukları4
- gina carano13
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı8
- hangi yazarla evlenmek isterdiniz3
- tarikatçı götveren2
- arkadaşlar kavgayı bırakıp buraya bakar mısınız4
- gammaz çetesinin mağdur ettiği yazarların hakkı2
- melis sezen'in memeleri3
- aym'nin süresiz nafaka kararına isyan eden kadın4
- sevişmek istediğiniz kadın yazarlar7
- m r e r e c t o2
- diamond bosphoruss denen yazar7
- koç holding binalarına saldırı2
- sözlüğün kırbacı8
- karton toplayan çocuk4
- anın görüntüsü21
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle63
- mılli yazılım f-16 ların kabiliyetini artıracak9
- en son ne yediniz12
- katatespizartmasi15
- buddy dude17
- taciz başkan fenerbahçe şampiyon2
- gocu bak bi3
- alman pastası2
- kavgacı yazarlar2
- cennet hurilerinin özellikleri2
- geleneksel son nefes2
- kız tavlayamamak2
- mocu4
- evrenin kaprisleri2
- palavracı iblislerden olmak2
- kılıçdar'ın chp'nin oyunu yükselttiği yalanı5
- tanrının adaletini taklit etmek2
- olan adam gelecekmiş hissi2
- pitbull'un sanatçı olması2
- g35
- kimliği belirsiz melek gelmesi2
-"Sin iki kişi demektir" der Salih mirzabeyoğlu.
- SiN
Sin bir harftir. Herkese nasıl gözükür bu harf? Bilmiyorum? Bana şu tarifiyle gözükmektedir "Sin, iki kişi demektir!"
Bütün bu maceranın, her savruluşumun , sevinçlerimin, kaygılarımın, hayallerimin, olurlar ve olmazlarımın, iniş ve çıkışlarımın, gözümün önünde bir rüya gibi seyrettiğim hayatımın ve rüyalarımın, her seferinde bir rüya'dan uyanırmışçasına rast geldiğim hakikatlerin, kısacası, beni "ben" yapan ve beni "ben" den alan her şeyin ilk ve son noktasında hep "sin" var;hep'sin'de!
Nasıl ki her hareketin, davranışın altında o davranışa yol veren bir şuur vardır - ki herhangi şuursuzca yapılmış bir hareketi de buna dahil edelim- işte, benim bütün davranışlarımın, yönelişlerimin, bir şey hakkındaki görüşlerimin, bir kimse hakkındaki kanaatlerimin, yazmaya çalıştığım bir nesir'in, bir şiirin;ulaşmağa çalıştığım bir fikrin kökünde yatan hep "sin"dir !
O, benim içime öyle "sin"miştir ki, şuursuzca yaptığım bir harekette bile, ona uzak kalmışlığımla birlikte tersinden ona nisbet eder bir halde olduğuma inanırım.
Yani, öncesinde ve sonrasında, hayatımın şekilleniş çizgilerinin hakimi "sin"dir. Ne olamadıysam, ne olduysam ve ne olacaksam sin'den sonra. Bir şairin şu mısrası üzerine günlerce düşündüğümü hatırlıyorum:
"Geceler çekmeyin hüzün benimçin!"
"benim için" değil de "benimçin";
Çoğu kimse için sadece bir harf düşüklüğü, basit bir imla hatası gibi görünebilecek bu iki kelime, bana bambaşka bir şuur açıklığı verir;ama öyledir, (şopenavr)ın söylediğiyle "atfettiğiniz şeye göre ya bir deli saçması, yahut büyük bir şuurluluk hali"
"Benimçin!"
"çin" aynı zamanda "sin"dir de!
"Sin", telaffuz edilişindeki kadar ince -sırat gibi ince- ve inceliği kadar keskindir; kılınçtan daha keskin;
Elimi uzattığım her şeyde -ki Kant'ın "El dışarıya doğru uzamış bir beyindir!" deyişini hatırda tutarak söylüyorum - her fikirde, her köşe başında o'na rastlarım; bazen apaçık ve çoğu zaman gizli olmakla beraber hep onu görürüm. Bilmem ki, onu böyle gördüğüm için mi bana öyle gözükür yoksa o gerçekten öyle olduğu için mi?
Benim için ikinci şık doğru olmakla beraber onu öyle görmeden onun varlığını kavrayamayacağımı düşünüyorum.
Bu durum, bana, bir yönüyle Berkeley'in kainatı kavrayış biçimini ilham eder; artık sin' i tanıdıktan sonra tıpkı Berkeley'in düşündüğü gibi, baktığın zaman vardır, bakmadığın zaman yoktur.
Ama bu bile yarım bir tarif ediştir. Doğrusu "sin" bakmadığın zaman da varoluşuyla senin yokluğundur. Senin onu "yok" farz edişin kendi varlığını bir "yok" olarak kabul ettiğin manasına denk gelir ki, anlayacağınız "sin"in varoluşu şiddetlidir.
Onun bu şiddetli tarafı tüm kuvveti kendi kimlik macerası ve hüviyetinin ortaya çıkış serüveniyle alakalıdır.
"Sin" şairin "Gece bir hendeğe düşercesine-Birden kucağına düştüm gerçeğin" deyişindeki kadar büyük ve çileli bir şekilde gözükmese de, aslında bir rüyadan ibaret olduğunu yavaş yavaş sezebildiğim bu hayatın, görebildiğim, varabildiğim bütün kapalı ve açık şifrelerini kulağıma fısıldayan, ruhuma şekil veren ve kalbime yol gösterendir.
"Sin iki kişi demektir!"
Fatih Turplu
http://www.mukaddim.com/haber/sin
- SiN
Sin bir harftir. Herkese nasıl gözükür bu harf? Bilmiyorum? Bana şu tarifiyle gözükmektedir "Sin, iki kişi demektir!"
Bütün bu maceranın, her savruluşumun , sevinçlerimin, kaygılarımın, hayallerimin, olurlar ve olmazlarımın, iniş ve çıkışlarımın, gözümün önünde bir rüya gibi seyrettiğim hayatımın ve rüyalarımın, her seferinde bir rüya'dan uyanırmışçasına rast geldiğim hakikatlerin, kısacası, beni "ben" yapan ve beni "ben" den alan her şeyin ilk ve son noktasında hep "sin" var;hep'sin'de!
Nasıl ki her hareketin, davranışın altında o davranışa yol veren bir şuur vardır - ki herhangi şuursuzca yapılmış bir hareketi de buna dahil edelim- işte, benim bütün davranışlarımın, yönelişlerimin, bir şey hakkındaki görüşlerimin, bir kimse hakkındaki kanaatlerimin, yazmaya çalıştığım bir nesir'in, bir şiirin;ulaşmağa çalıştığım bir fikrin kökünde yatan hep "sin"dir !
O, benim içime öyle "sin"miştir ki, şuursuzca yaptığım bir harekette bile, ona uzak kalmışlığımla birlikte tersinden ona nisbet eder bir halde olduğuma inanırım.
Yani, öncesinde ve sonrasında, hayatımın şekilleniş çizgilerinin hakimi "sin"dir. Ne olamadıysam, ne olduysam ve ne olacaksam sin'den sonra. Bir şairin şu mısrası üzerine günlerce düşündüğümü hatırlıyorum:
"Geceler çekmeyin hüzün benimçin!"
"benim için" değil de "benimçin";
Çoğu kimse için sadece bir harf düşüklüğü, basit bir imla hatası gibi görünebilecek bu iki kelime, bana bambaşka bir şuur açıklığı verir;ama öyledir, (şopenavr)ın söylediğiyle "atfettiğiniz şeye göre ya bir deli saçması, yahut büyük bir şuurluluk hali"
"Benimçin!"
"çin" aynı zamanda "sin"dir de!
"Sin", telaffuz edilişindeki kadar ince -sırat gibi ince- ve inceliği kadar keskindir; kılınçtan daha keskin;
Elimi uzattığım her şeyde -ki Kant'ın "El dışarıya doğru uzamış bir beyindir!" deyişini hatırda tutarak söylüyorum - her fikirde, her köşe başında o'na rastlarım; bazen apaçık ve çoğu zaman gizli olmakla beraber hep onu görürüm. Bilmem ki, onu böyle gördüğüm için mi bana öyle gözükür yoksa o gerçekten öyle olduğu için mi?
Benim için ikinci şık doğru olmakla beraber onu öyle görmeden onun varlığını kavrayamayacağımı düşünüyorum.
Bu durum, bana, bir yönüyle Berkeley'in kainatı kavrayış biçimini ilham eder; artık sin' i tanıdıktan sonra tıpkı Berkeley'in düşündüğü gibi, baktığın zaman vardır, bakmadığın zaman yoktur.
Ama bu bile yarım bir tarif ediştir. Doğrusu "sin" bakmadığın zaman da varoluşuyla senin yokluğundur. Senin onu "yok" farz edişin kendi varlığını bir "yok" olarak kabul ettiğin manasına denk gelir ki, anlayacağınız "sin"in varoluşu şiddetlidir.
Onun bu şiddetli tarafı tüm kuvveti kendi kimlik macerası ve hüviyetinin ortaya çıkış serüveniyle alakalıdır.
"Sin" şairin "Gece bir hendeğe düşercesine-Birden kucağına düştüm gerçeğin" deyişindeki kadar büyük ve çileli bir şekilde gözükmese de, aslında bir rüyadan ibaret olduğunu yavaş yavaş sezebildiğim bu hayatın, görebildiğim, varabildiğim bütün kapalı ve açık şifrelerini kulağıma fısıldayan, ruhuma şekil veren ve kalbime yol gösterendir.
"Sin iki kişi demektir!"
Fatih Turplu
http://www.mukaddim.com/haber/sin
güncel Önemli Başlıklar
