bugün
- sözlüğe elini atan erkeğin namusu26
- uyudun mu mesajı13
- dövmeli küpeli bi erkeği damat getirmek15
- boyumun 2 cm kısalması21
- sözlük yazarlarına güvenmek15
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı24
- regl ağrısı çeken sevgiliye yapılacaklar9
- dövme yaptıran erkeklerin genelde gay olması10
- küpe takan adama kız vermem diyen baba5
- tinder da açılış mesajını ab testi yapmak2
- prenses gibi büyüyen kızlar5
- fazla samimiyet9
- her şeyin mizahı yapılmalı mı14
- arabada sevişmek6
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü23
- türk erkeğinde olması gereken meziyetler18
- kiraz cicegi kolonyasi41
- kendi değerimizi biz mi belirleriz başkaları mı13
- sözlüğe bir daha gelinse alınacak nickler8
- marmara depremi için ezber bozan açıklama4
- fenerbahçe18
- otelde sevişmek8
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri13
- bugün elini paylaşan yarın neresini paylaşır7
- arda turan3
- mal mıyım sorunsalı13
- nev10
- atatürk ün döneminde hiç üniversite kurulmaması3
- küt saçlı hatun12
- iphone 18 pro max için neyinizi verirdiniz10
- gece 3 te boş bir sokakta taksi beklemek5
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı50
- anın görüntüsü26
- limon çekirdeği ile batarya şarj etmek2
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri11
- uzun saçlı küpeli dövmeli hukuk okuyan erkek5
- ismail kartal34
- teoman'ın 60 yaşına girmesi6
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı77
- chatgpt'ye kötü özelliklerimi söyle demek7
- karınız için çamaşırları elinizde yıkar mısınız8
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı9
- ilk buluşmada esnaf lokantasına gitmek14
- bilinçaltı internet ve yapay zeka etkileşimi6
- yazılımcıların flört edememesi3
- duygusal yorgunluk3
- 64 5 yaşında yks'ye hazırlanmak4
- sözlük yazarlarının saatleri8
- sözlük kızlarının meme savaşı7
- mandalina8
telefonda sesi hüzünlüydü, "hayırdır" dedim, "ayrıldık abi" dedi. bir süre bir şey demedim, ne hissettiğimi biliyordu. kız arkadaşını hiç sevmezdim, zira börülce gibi bir şeydi. bilmiş bilmiş konuşur, biz ne zaman dostumla buluşsak bir şekilde sümük gibi peşimizden gelirdi. hayır dostumla şöyle erkek erkeğe muhabbet etmeyeli epey olmuştu, ve bunun suçlusu olan börülce artık hayatımızda değildi. sevindim, ama bir yandan da içim yandı. dostuma yapılır mıydı üleyn, sığar mıydı delikanlılığa. dostum üzgündü, ben de üzgündüm. "hocu" dedim, "bırak herşeyi, gel, yarın seni feribottan alırım". "peki" dedi, "sakın arama bu akşam." dedim. ben olsam arardım heralde, ama şu anda katı davranmalıydım, bekara karı boşamak kolaydı, ve ben bekardım. "aramam." dedi, kapadık telefonu.
ertesi gün iş çıkışında, markete gittim, süpersonik bir sürü yiyecek, içecek aldım, bir kaç kız arkadaşı arayıp, durumu anlattım ve akşam bana uğramalarını söyledim, ama saat kaçtan önce gelmemeleri gerektiğini de belirttim, dostumu teselli edecektik, ve yardımları gerekiyordu. oradan feribota geçtim, arkadaşımı karşıladım. omuzları çökmüştü, buğulu bakıyordu, ki ben sadece balığın buğulamasını severdim. eve gittik, bir komedi dizisi dvd'si taktım, "izle abi bunu sen, ben sofrayı hazırlayacağım" dedim. mutfağa girdim.
çipura'ları yardım önce ikiye, içine, tereyağı, soğan ve defne yaprağı boca ettim, sonra kapatıp, zeytinyağı ve kekik'e buladım onları. 2 tane balığımız vardı, ve ayrılık acısını ızgara olanı değil buharda pişeni çözerdi, biliyordum. aliminyum folyoya sardım balıkları, balkonda ki ızgaranın üstüne bıraktım, yanlarına iki de çarliston attım. döndüm, kavun kestim dolaba koydum, tam yağlı ezine'yi dilimledim, çirozları, lakerdaları, mezeleri, kaplarından çıkarıp, şık tabaklara koydum. taze soğanları, rokayı, yıkadım, kıvırcık salatayı yaptım. tabakları özenle sofraya yerleştirdim. rakı'yı, suları, buzları hazırladım, en son bardakları da yerleştirip, dostumu masaya çağırdım.
türk sanat müziği, cem karaca ve fikret kızılok eşliğinde içmeye başladık, sıklıkla haklısın, diyordum, mümkün olduğunca klişelerden kaçmaya çalışıyordum, "sana kız mı yok" hiç demedim. üçüncü kadehte, sürekli kızın kötü yanlarından bahseden arkadaşımın sırtına dokundum, "küçük insanlar kişileri tartışır." dedim. konuşma genel olarak ilişkilerin eleştirisine döndü. bu onu biraz rahatlattı. tüm kızlar aynıydı, o kız özel biri değildi, üzülmeye değmezdi. fakat bu ikinci bunalımın kapısını açtı, yeni bir kız ne zaman çıkacaktı karşısına, o da aynı olacaksa, kızsız mı yaşanmalıydı. "rakı da zararlı ama onsuz olmaz" dedim. rolümü sevmiştim, büyük laflar eden bir kızılderili reis gibiydim, beyaz adam kızlarımızı çalmıştı.
doğru zamanda, misafirlerimiz gelmeye başladı, sağolsunlar rollerini kabul etmişlerdi, onlar bugün sadece dördüncü kadeh sonrası hissedilen çok yanlızım, bunalımını hafifleteceklerdi varlıklarıyla, iyi arkadaştılar, yardım çağrısına negatif cevap vermemişlerdi. dostum oluşan ortamdan mutluydu, kız arkadaşından ayrılmış, birden kendini dört tane kızın arasında, elinde rakısı, fikret kızılok dinlerken bulmuştu. muhtemelen "hocu ben bu kızla onca yıl neden çıktım." diye düşünüyordu. istediğim olmuştu, kıvama gelmişti.
helvalar kızartıldı, türk kahveleri, nane likörleri içildi, beraber şarkılar söylendi. ve en sonunda saat 04:00 sularında komşuların uyarısıyla balkon sefası bitirildi. göbeği şişmiş, keyifli dostum koltuğa yanladı, ve sızdı. odasının ışığını kapatırken, tıpkı çocuğunu uyurken seyreden bir baba gibi hissettim. dostum dedim kendi kendime, biz birlikte oldukça, kimse yıkamaz bizi. sanıyorum ben de sarhoş olmuştum. yoksa böyle minibüs arkası laflar pek geçmezdi kafamdan.
ertesi gün iş çıkışında, markete gittim, süpersonik bir sürü yiyecek, içecek aldım, bir kaç kız arkadaşı arayıp, durumu anlattım ve akşam bana uğramalarını söyledim, ama saat kaçtan önce gelmemeleri gerektiğini de belirttim, dostumu teselli edecektik, ve yardımları gerekiyordu. oradan feribota geçtim, arkadaşımı karşıladım. omuzları çökmüştü, buğulu bakıyordu, ki ben sadece balığın buğulamasını severdim. eve gittik, bir komedi dizisi dvd'si taktım, "izle abi bunu sen, ben sofrayı hazırlayacağım" dedim. mutfağa girdim.
çipura'ları yardım önce ikiye, içine, tereyağı, soğan ve defne yaprağı boca ettim, sonra kapatıp, zeytinyağı ve kekik'e buladım onları. 2 tane balığımız vardı, ve ayrılık acısını ızgara olanı değil buharda pişeni çözerdi, biliyordum. aliminyum folyoya sardım balıkları, balkonda ki ızgaranın üstüne bıraktım, yanlarına iki de çarliston attım. döndüm, kavun kestim dolaba koydum, tam yağlı ezine'yi dilimledim, çirozları, lakerdaları, mezeleri, kaplarından çıkarıp, şık tabaklara koydum. taze soğanları, rokayı, yıkadım, kıvırcık salatayı yaptım. tabakları özenle sofraya yerleştirdim. rakı'yı, suları, buzları hazırladım, en son bardakları da yerleştirip, dostumu masaya çağırdım.
türk sanat müziği, cem karaca ve fikret kızılok eşliğinde içmeye başladık, sıklıkla haklısın, diyordum, mümkün olduğunca klişelerden kaçmaya çalışıyordum, "sana kız mı yok" hiç demedim. üçüncü kadehte, sürekli kızın kötü yanlarından bahseden arkadaşımın sırtına dokundum, "küçük insanlar kişileri tartışır." dedim. konuşma genel olarak ilişkilerin eleştirisine döndü. bu onu biraz rahatlattı. tüm kızlar aynıydı, o kız özel biri değildi, üzülmeye değmezdi. fakat bu ikinci bunalımın kapısını açtı, yeni bir kız ne zaman çıkacaktı karşısına, o da aynı olacaksa, kızsız mı yaşanmalıydı. "rakı da zararlı ama onsuz olmaz" dedim. rolümü sevmiştim, büyük laflar eden bir kızılderili reis gibiydim, beyaz adam kızlarımızı çalmıştı.
doğru zamanda, misafirlerimiz gelmeye başladı, sağolsunlar rollerini kabul etmişlerdi, onlar bugün sadece dördüncü kadeh sonrası hissedilen çok yanlızım, bunalımını hafifleteceklerdi varlıklarıyla, iyi arkadaştılar, yardım çağrısına negatif cevap vermemişlerdi. dostum oluşan ortamdan mutluydu, kız arkadaşından ayrılmış, birden kendini dört tane kızın arasında, elinde rakısı, fikret kızılok dinlerken bulmuştu. muhtemelen "hocu ben bu kızla onca yıl neden çıktım." diye düşünüyordu. istediğim olmuştu, kıvama gelmişti.
helvalar kızartıldı, türk kahveleri, nane likörleri içildi, beraber şarkılar söylendi. ve en sonunda saat 04:00 sularında komşuların uyarısıyla balkon sefası bitirildi. göbeği şişmiş, keyifli dostum koltuğa yanladı, ve sızdı. odasının ışığını kapatırken, tıpkı çocuğunu uyurken seyreden bir baba gibi hissettim. dostum dedim kendi kendime, biz birlikte oldukça, kimse yıkamaz bizi. sanıyorum ben de sarhoş olmuştum. yoksa böyle minibüs arkası laflar pek geçmezdi kafamdan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar