bugün
- şarkıyı devam ettiriyoruz6
- kadınların 1 saatte modunun değişmesi4
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması13
- kimsenin sizi sevmemesi12
- ok atmak4
- zemzem suyunun yüzyıllardır bitmemesi4
- cadılar bayramı temalı fotoğraf çekilen kızlar4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı71
- ümit kocasakal9
- atatürkün yakışıklı olması4
- ngark2
- risaledeki sinek kelimesinin üzerine sinek konması9
- güney kore34
- sabah erken kalkma erdemi5
- victor osimhen13
- netanyahu3
- sevgiliyle araya mesafe koymak7
- metalcilere satanist muamelesi yapan piçler4
- öksürmekten uyuyamamak3
- muşlettin bey amca birader bey6
- atatürk ün hataları17
- teoman şarkılarında geçen efsane sözler3
- fenerlilerin ağlaması4
- en son ne aldınız4
- saraca tarzı entry girmek3
- çocuklarının kıyafetini öpe öpe katlayan anne2
- sınavlarda kopya çekmenin etiği3
- ismet özel imgelemi vs attila ilhan imgelemi2
- kılıçdaroğlu'nun erken seçim çıkışı6
- motorcuların trafikte terör yaratması5
- yağmur altında bisiklet sürüp müzik dinlemek4
- j. k. rowling3
- zirvede örf icabı emsal ve akranlarla oturmak4
- ilk buluşmada sevişenler6
- kolye21
- boş yolda kırmızı ışıkta beklemek5
- çok hata yaptım en güzeli sendin2
- entrysinde emoji kullanan yazar gizli eşcinseldir2
- mel bakan gibson'a sarılıp teselli etmek4
- erotik şarkılar5
- jaws filmindeki sikko balik26
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- sevgi vs aşk13
- chatgpt'nin bana yürümesi13
- sayın ismet von pforzheim efendi3
- sözlükteki galatasaraylılar5
- jamaika gülü2
- yazarların sözlükten kaçması2
- nervio tarzı entry girmek18
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek13
telefonda sesi hüzünlüydü, "hayırdır" dedim, "ayrıldık abi" dedi. bir süre bir şey demedim, ne hissettiğimi biliyordu. kız arkadaşını hiç sevmezdim, zira börülce gibi bir şeydi. bilmiş bilmiş konuşur, biz ne zaman dostumla buluşsak bir şekilde sümük gibi peşimizden gelirdi. hayır dostumla şöyle erkek erkeğe muhabbet etmeyeli epey olmuştu, ve bunun suçlusu olan börülce artık hayatımızda değildi. sevindim, ama bir yandan da içim yandı. dostuma yapılır mıydı üleyn, sığar mıydı delikanlılığa. dostum üzgündü, ben de üzgündüm. "hocu" dedim, "bırak herşeyi, gel, yarın seni feribottan alırım". "peki" dedi, "sakın arama bu akşam." dedim. ben olsam arardım heralde, ama şu anda katı davranmalıydım, bekara karı boşamak kolaydı, ve ben bekardım. "aramam." dedi, kapadık telefonu.
ertesi gün iş çıkışında, markete gittim, süpersonik bir sürü yiyecek, içecek aldım, bir kaç kız arkadaşı arayıp, durumu anlattım ve akşam bana uğramalarını söyledim, ama saat kaçtan önce gelmemeleri gerektiğini de belirttim, dostumu teselli edecektik, ve yardımları gerekiyordu. oradan feribota geçtim, arkadaşımı karşıladım. omuzları çökmüştü, buğulu bakıyordu, ki ben sadece balığın buğulamasını severdim. eve gittik, bir komedi dizisi dvd'si taktım, "izle abi bunu sen, ben sofrayı hazırlayacağım" dedim. mutfağa girdim.
çipura'ları yardım önce ikiye, içine, tereyağı, soğan ve defne yaprağı boca ettim, sonra kapatıp, zeytinyağı ve kekik'e buladım onları. 2 tane balığımız vardı, ve ayrılık acısını ızgara olanı değil buharda pişeni çözerdi, biliyordum. aliminyum folyoya sardım balıkları, balkonda ki ızgaranın üstüne bıraktım, yanlarına iki de çarliston attım. döndüm, kavun kestim dolaba koydum, tam yağlı ezine'yi dilimledim, çirozları, lakerdaları, mezeleri, kaplarından çıkarıp, şık tabaklara koydum. taze soğanları, rokayı, yıkadım, kıvırcık salatayı yaptım. tabakları özenle sofraya yerleştirdim. rakı'yı, suları, buzları hazırladım, en son bardakları da yerleştirip, dostumu masaya çağırdım.
türk sanat müziği, cem karaca ve fikret kızılok eşliğinde içmeye başladık, sıklıkla haklısın, diyordum, mümkün olduğunca klişelerden kaçmaya çalışıyordum, "sana kız mı yok" hiç demedim. üçüncü kadehte, sürekli kızın kötü yanlarından bahseden arkadaşımın sırtına dokundum, "küçük insanlar kişileri tartışır." dedim. konuşma genel olarak ilişkilerin eleştirisine döndü. bu onu biraz rahatlattı. tüm kızlar aynıydı, o kız özel biri değildi, üzülmeye değmezdi. fakat bu ikinci bunalımın kapısını açtı, yeni bir kız ne zaman çıkacaktı karşısına, o da aynı olacaksa, kızsız mı yaşanmalıydı. "rakı da zararlı ama onsuz olmaz" dedim. rolümü sevmiştim, büyük laflar eden bir kızılderili reis gibiydim, beyaz adam kızlarımızı çalmıştı.
doğru zamanda, misafirlerimiz gelmeye başladı, sağolsunlar rollerini kabul etmişlerdi, onlar bugün sadece dördüncü kadeh sonrası hissedilen çok yanlızım, bunalımını hafifleteceklerdi varlıklarıyla, iyi arkadaştılar, yardım çağrısına negatif cevap vermemişlerdi. dostum oluşan ortamdan mutluydu, kız arkadaşından ayrılmış, birden kendini dört tane kızın arasında, elinde rakısı, fikret kızılok dinlerken bulmuştu. muhtemelen "hocu ben bu kızla onca yıl neden çıktım." diye düşünüyordu. istediğim olmuştu, kıvama gelmişti.
helvalar kızartıldı, türk kahveleri, nane likörleri içildi, beraber şarkılar söylendi. ve en sonunda saat 04:00 sularında komşuların uyarısıyla balkon sefası bitirildi. göbeği şişmiş, keyifli dostum koltuğa yanladı, ve sızdı. odasının ışığını kapatırken, tıpkı çocuğunu uyurken seyreden bir baba gibi hissettim. dostum dedim kendi kendime, biz birlikte oldukça, kimse yıkamaz bizi. sanıyorum ben de sarhoş olmuştum. yoksa böyle minibüs arkası laflar pek geçmezdi kafamdan.
ertesi gün iş çıkışında, markete gittim, süpersonik bir sürü yiyecek, içecek aldım, bir kaç kız arkadaşı arayıp, durumu anlattım ve akşam bana uğramalarını söyledim, ama saat kaçtan önce gelmemeleri gerektiğini de belirttim, dostumu teselli edecektik, ve yardımları gerekiyordu. oradan feribota geçtim, arkadaşımı karşıladım. omuzları çökmüştü, buğulu bakıyordu, ki ben sadece balığın buğulamasını severdim. eve gittik, bir komedi dizisi dvd'si taktım, "izle abi bunu sen, ben sofrayı hazırlayacağım" dedim. mutfağa girdim.
çipura'ları yardım önce ikiye, içine, tereyağı, soğan ve defne yaprağı boca ettim, sonra kapatıp, zeytinyağı ve kekik'e buladım onları. 2 tane balığımız vardı, ve ayrılık acısını ızgara olanı değil buharda pişeni çözerdi, biliyordum. aliminyum folyoya sardım balıkları, balkonda ki ızgaranın üstüne bıraktım, yanlarına iki de çarliston attım. döndüm, kavun kestim dolaba koydum, tam yağlı ezine'yi dilimledim, çirozları, lakerdaları, mezeleri, kaplarından çıkarıp, şık tabaklara koydum. taze soğanları, rokayı, yıkadım, kıvırcık salatayı yaptım. tabakları özenle sofraya yerleştirdim. rakı'yı, suları, buzları hazırladım, en son bardakları da yerleştirip, dostumu masaya çağırdım.
türk sanat müziği, cem karaca ve fikret kızılok eşliğinde içmeye başladık, sıklıkla haklısın, diyordum, mümkün olduğunca klişelerden kaçmaya çalışıyordum, "sana kız mı yok" hiç demedim. üçüncü kadehte, sürekli kızın kötü yanlarından bahseden arkadaşımın sırtına dokundum, "küçük insanlar kişileri tartışır." dedim. konuşma genel olarak ilişkilerin eleştirisine döndü. bu onu biraz rahatlattı. tüm kızlar aynıydı, o kız özel biri değildi, üzülmeye değmezdi. fakat bu ikinci bunalımın kapısını açtı, yeni bir kız ne zaman çıkacaktı karşısına, o da aynı olacaksa, kızsız mı yaşanmalıydı. "rakı da zararlı ama onsuz olmaz" dedim. rolümü sevmiştim, büyük laflar eden bir kızılderili reis gibiydim, beyaz adam kızlarımızı çalmıştı.
doğru zamanda, misafirlerimiz gelmeye başladı, sağolsunlar rollerini kabul etmişlerdi, onlar bugün sadece dördüncü kadeh sonrası hissedilen çok yanlızım, bunalımını hafifleteceklerdi varlıklarıyla, iyi arkadaştılar, yardım çağrısına negatif cevap vermemişlerdi. dostum oluşan ortamdan mutluydu, kız arkadaşından ayrılmış, birden kendini dört tane kızın arasında, elinde rakısı, fikret kızılok dinlerken bulmuştu. muhtemelen "hocu ben bu kızla onca yıl neden çıktım." diye düşünüyordu. istediğim olmuştu, kıvama gelmişti.
helvalar kızartıldı, türk kahveleri, nane likörleri içildi, beraber şarkılar söylendi. ve en sonunda saat 04:00 sularında komşuların uyarısıyla balkon sefası bitirildi. göbeği şişmiş, keyifli dostum koltuğa yanladı, ve sızdı. odasının ışığını kapatırken, tıpkı çocuğunu uyurken seyreden bir baba gibi hissettim. dostum dedim kendi kendime, biz birlikte oldukça, kimse yıkamaz bizi. sanıyorum ben de sarhoş olmuştum. yoksa böyle minibüs arkası laflar pek geçmezdi kafamdan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar